The cemaat hakkında önceki MFP yazılarımda yazdığım şeyleri tekrar etmek istemiyorum (okumak isteyenler için önceki yazılarım: 123). Öncelikle the cemaat’e dair TCH, TCT, mahrem hizmetler, günahlar, mağduriyetler vesaireden öte daha temel bir problemden bahsetmek istiyorum. Sonra bunu diğer cemaatlere ve ardından şu andaki hâkim ana akım İslam anlayışına genelleyeceğim. En sonunda naçizane önerilerim ile bitireceğim. 

The cemaatin en temel problemlerinden biri şu: Gülen’e aşırı sevgi ve itimad; aslında sadece Gülen’e değil, tepesinde kendisinin bulunduğu hiyerarşide olan herkese hiyerarşideki pozisyonlarına göre artan yine aşırı sevgi ve itimad. Tam olarak ne demek istiyorum aşırı sevgi ve itimad derken? Bu kişilere çok özel bir yer verip onları bir nevi insan üstü görmekten bahsediyorum. Mensupları neden the cemaat’e yönelik suçlamalara inanmak istemiyorlar? Çünkü başlarında çok mübarek hocaefendileri ve yine mübarek abileri olduğu için (ve etrafındaki insanlar iyi insanlar olduğu için, ama o ayrı mesele) bu söylenilen kötü işler “yapılmış olamaz; olsa bile bireyseldir, bunların sistematik olması mümkün değil” diye düşünüyorlar. Yani kısacası kafalarında oluşturdukları hocaefendi ve büyük abi imajına bu (aslında olmuş olan) kötü işleri yakıştıramıyorlar. Bu yakıştıramama ve problemleri yadsıma şu an the cemaat tabanının normalleşmesi yolunda en büyük engel. Peki bu hocaefendi ve büyük abi imajı ne kadar doğru ne kadar gerçeği yansıtıyor? Hiç yansıtmıyor çünkü bütün insanlar etten ve kemikten. En idolleştirdiğiniz insanlar bile aslında sizin-bizim gibi insan ve 24 saat “yaptıklarına ve düşündüklerine” vakıf olabilsek bu kişilerin, gözümüzdeki imajları yerle bir olur. Daha fazla uzatmadan bu probleme idolleştirme problemi diyelim. 

Peki bu idolleştirme problemi sadece the cemaat’e has mı? Diğer (İslami veya değil) cemaatlerde/gruplarda yok mu? Tabi ki var, hatta çoğu İslami cemaatte belki the cemaat’ten daha fazla var. Yakın zamanda sosyal medyada çok eleştirilen/gülünen Cübbeli Ahmet hoca’nın dişlediği hurmayı tebaasına verdiği videoyu düşünün (bu arada tebaası aynı zamanda hocasının çok iyi baktığı her halinden belli olan sakalını da okşuyor fırsattan istifade 🙂). Bu videodaki tebaanın ruh haleti ne olmalı ki dişlenmiş bir hurmayı yemekten zevk duysun? (bu arada bunun the cemaat versiyonuna burada girmek istemiyorum, bilenler bilirler) Çünkü o tebaa için Cübbeli Ahmet bir idol. Bu işte tam bir idolleştirme problemi. Bu problemin daha uç boyutlarını artık hapiste keyfini süremeyen Adnan Oktar’ın grubunda görebiliriz. Haydar Baş’ın takipçileri veya Menzil grubu veya Nur cemaatleri veya başka aklınıza gelebilecek çoğu standart İslami cemaatlerin tabanlarında bu idolleştirme problemi olduğu görebilene çok açık. Daha çok detaylandırmaya gerek yok. Seküler, siyasal ve politik gruplarda da bu idolleştirme problemi--dini cemaatlerdeki olduğu kadar çok olmasa da--var; ama o ayrı mesele. 

Peki neden büyük bir problem idolleştirme? İdolleştirmeyi yapanların kendilerini aşağılamış ve komik duruma düşürmüş olmalarının haricinde bu durumun doğurduğu asıl toplumsal problem idolleştirilen liderlerin tabanlarını önünde-sonunda kullanmaya başlaması. Düşünün, sizi binlerce veya yüzbinlerce kişi “insan üstü” görüyor. Bir süre sonra siz de kendinizi özel hissetmeye başlamaz mısınız? Ben başlardım açıkçası. Özel hissettikten sonra yapılması gereken özel işler yapmak olacaktır, sizin ağzınızın içine bakan takipçileriniz için düşünür, en doğru kararları verirsiniz. Siz şöyle düşünürsünüz: “özel olduğunuz için kararlarınız doğru olacaktır,” ama aslında özel olmadığınız için kararlarınız muhtemelen yanlış olacaktır. Bu sırada kararlarınızı uygulayan tebaanızın asıl ceremeyi çekenler olması da işin asıl acı tarafı. 

Peki bu idolleştirme sadece dini cemaatlerin bir yanlış uygulaması sonucunda mı ortaya çıkıyor? Bu sorunun cevabı ne yazık ki hayır. Bu aslında Türkiye’de (ve aslında dünyada da) ana akım İslam anlayışının getirdiği bir problem. Bu Hz. Muhammed (as) ve onun sahabelerinin idolleştirilmesi ile başlıyor. Aslında Hz. Peygamber dahil olmak üzere sahabeler de etten kemikten birer insan görülmüş olsaydı, naçizane görüşüme göre, daha sağlıklı bir İslam anlayışı ortaya çıkacaktı. Benim kendi adıma Hz. Peygamber’i idolleştirme problemim çocukken Türkiye gazetesinin verdiği “Sevgili Peygamberim” kasetleriyle ve sonrasında okuduğum siyer kitapları (mesela Salih Suruç’un “Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı” ve Fethullah Gülen’in “Sonsuz Nur”u) ile başladı. Bu algıdan Lesley Hazleton’ın “The First Muslim” ve “After the Prophet” kitaplarını ve Prof. Mehmet Azimli’nin “Siyeri Farklı Okumak” kitabını okumam ve ardından başka okumalarım/dinlemelerim ile kurtuldum. 

Sonrasında Hz. Peygamber gözümde iddia edilen “mucize”leri ile değil, getirdiği dönüşümle büyük bir insan oldu; sahabeler gözümde iddia edilen “mükemmel insanlıkları” ile değil, hataları-sevapları ile dini yaşamaya çalışmaları sayesinde büyük oldu. Artık Hz. Osman’ın öldürülmesini, Cemel vakasını, Sıffin savaşını, Kerbela’yı münafıkların müminlerin arasını bozması şeklinde değil, sahabelerin kendi aralarındaki farklı fikir ve güç çekişmeleri şeklinde manalandırdım ve bu şekli kafama çok daha iyi oturdu. İkisinin de değerli sahabeler ve iyi insanlar olması Hz. Ali ve Hz. Aişe’nin neden birbirlerinden hoşlanmamaların mümkün olmamasına sebep olsundu? Onlar da etten kemikten insanlardı ve birbirlerinden (vuku bulan değişik tarihi olaylardan ötürü; bunu bana sormayın, kendiniz araştırın) gayet tabii hoşlanmayabilirlerdi! 

Hz. Peygamber ve sahabeler ile bitmiyor bu idolleştirme tabii ki, sonra tabiin, tebe-i tabiin, evliyalar, asviyalar, müceddidler, alimler ve bilumum dini cemaat liderlerine aynı şekilde aksettiriliyor. Onların hepsi büyük insanlar! Onları eleştirebilmek için onlar kadar dini ilimlere vakıf olmamız lazım; olsak bile yetmez çünkü onlar (bunu nereden biliyorsak?!) Allah’ın sevgili kulları! Aslında bizim “rahmetullahi aleyh” veya “kuddise sırruhu” demeden isimlerini ağzımıza bile almayı büyük günah gördüğümüz din büyüklerinin birbirleri için ne kötü sözler söylediğine bakmamız ne kadar komik bir durumda olduğumuzu aşikâr edecek; ama okumuyoruz, bilmiyoruz. 

Ana akım İslam anlayışının benim gözümde daha birçok başka problemi var, ve bunlar başka yazıların konusu. Bu yazının konusu ise ana akım İslam anlayışının en önemli problemlerinden birisi: idolleştirme. Bu olduğu sürece insanlar sorgulamamaya ve akıllarını kiraya vermeye devam edecekler. Bu olduğu sürece insanlar İslam hakkında yeni bir şeyler ortaya koyamayacaklar, modern dünyaya uygun olamayacak İslam. Bu olduğu sürece insanlar kandırılacaklar ve kullanılacaklar. Bu problemden kurtulmamız lazım. 

Peki nasıl kurtulabiliriz bu problemden? Samanyolu lisesinde okurken hemen bir üstteki abilerin bile hafif idolleştirilmesine maruz kaldığımız zamanlarda bir futbol maçı sırasında bir arkadaşın ettiği lafı hiç unutmuyorum: “saldırın, sert girin arkadaşlar; maçta abi mabi yok” 🙂 İşte öyle, aslında sadece maçta değil, hayatta da abi mabi yok; hatasız veya hatası az hocalar, imamlar, şeyhler yok. Herkes etten ve kemikten, bizim gibi insanlar. Herkes hatası ve sevabıyla var. O yüzden hiç kimseyi eleştirmeye çekinmeyelim. Aklımızı kullanalım. Bir söze çıktığı kişiden dolayı itimad etmeyelim. Aklımıza yatmıyorsa almayalım. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” uydurma hadisinin tam aksine, tüm şeyhleri reddedelim. Şeyhleri reddedelim derken onların hiçbir dediğine inanmayalım demek istemiyorum. Bütün şeyhleri, aslında bütün insanları, dinleyelim. Onlardan en iyilerini alalım. Bu hayat bir başkasına güvenip yaşamak için çok değerli. Bütün idolleştirmelerden kurtulup kendi yolumuzu kendimiz çizelim. Ben idollerimi birer put gibi kırıp kendi yaşamımı kendim belirlemeye niyet ettim. Bilmiyorum (çünkü artık hiçbir şeyden emin değilim) iyi mi ettim; ama bu yeni anlayışım eskisine göre beni bu dünyanın hem materyal hem spiritüel tarafıyla daha barışık eyledi. Siz elbette ki ne yapacağınıza kendiniz karar verirsiniz. Benim tek yapabileceğim kendi fikirlerimi açıkça yazmak. Hepimizin sonu hayr olsun. 

İsa Hafalır