İslam’ın Büyük Çıkmazı: Kölelik Kurumu - Münferit Fikir Platformu

SON

22 Haziran 2019 Cumartesi

İslam’ın Büyük Çıkmazı: Kölelik Kurumu



İslam ve kölelik konusuyla ilk tanışmam 2014’un sonu, 2015’in başında olmuştu. Yabancı basında çıkan haberlerde IŞİD’in Suriye ve Irak’ta kurduğu İslam devletinde köleliği kurumsallaştırdığını, işgal ettiği köy ve kasabalardaki gayri-Müslimleri, özellikle de Yezidileri köleleştirip insan pazarlarında sattığını ya da kadınlarını cinsel istismara zorladığını okumuştum. Daha korkunç olan şey ise, IŞİD, köleliğin (ve içerdiği insan ticareti ve tecavüzün) teolojisini oluşturmuş ve yaptığının İslam’a göre meşru olduğunu ilan etmişti.


IŞİD’in köle kurumunun işleyişini görmüş mağdurların anlattıkları kan dondurucuydu. 12 yaşında Yezidi bir kız, bir İslam Devleti savaşçısının ona tecavüz etmeye başlamadan önce ve tecavüzü bitirdikten sonra Allah’a dua ettiğini söylüyordu (aynı şeyi birçok başka mağdur da anlatmıştı). İslam Devleti savaşçısı tecavüzden önce kıza, birazdan yapacağı şeyin günah olmadığını, Kur’an’ın ona bunun için izin vermekle kalmayıp büyük sevap vadettiğini, bunun bir ibadet olduğunu söylemişti. ‘Sen bir kafirsin. Sana tecavüz ederek Allah’a yaklaşacağım’ demişti İslam Devleti savaşçısı.
Bunları okurken midem bulanmış, kızmıştım. İslam’la köleliğin nasıl bir ilişkisi olabilirdi? Hem İslam köleliği kaldırmamış mıydı? Bundan adım gibi emindim. Ama ilginç bir şekilde, o güne kadar onlarca dini kitap (genelde Nursi ve Gülen) okumuş olmama rağmen, Kur’an’da kölelikle ilgili ayetlerin geçtiğinden haberim bile yoktu. Hadislere hiç girmiyorum bile.
‘İslam köleliği kaldırmıştı’. Bundan o kadar emindim ki, haberleri okuduğum o günlerde, bu konuyu hiç araştırmamıştım. Gerçeklerle yüzleşmemi birkaç yıl ertelemiştim.
***
Kur’an’daki Ahzab suresinin 50. ayetinde şöyle deniyor: “Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri … helal kılmışızdır. Bir zorluğa uğramaman için; müminlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir” (NOT: Bütün mealler Diyanet’e aittir). Nisa suresi 24. ayette şöyle yazıyor: “Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir”.
Yine Mu’minun suresi 5 ve 6. ayetlerde: “Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.” Me’aric suresi 29-30’da bu sözler neredeyse aynen tekrar edilir: “Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler”.
İlk başta bir kutsal kitapta görmeye alıştığımız ve Kur’an’ın da birçok yerde yaptığı gibi emir ve yasaklar belirtir gibi gözüken bu ayetlerde ilginç bir durum vardır: Kölelikten (bu yazıyı okuyan herkesin bildiği gibi, cariye köle kadın demektir) olağan, normal bir olguymuş gibi bahsedilmiştir.
Acele etmeyin. Biliyorum. Yazıyorum şimdi.
Kur’an’da bir sıra başka ayetlerde kölelerin o dönemki yaşam şartlarını kısmen iyileştiren veya buna teşvik eden emirler ve tavsiyeler bulunur. Mesela, Bakara 177’de mü’minlerin, kölelerin hürriyeti için kendi kazançlarından harcamalarının iyi bir amel olduğu, Nisa 36’da kölelere iyilik edilmesi gerektiği, Nisa 92’de ‘Bir mümini yanlışlıkla öldürenin, bir mümin köleyi azad etmesi’ gerektiği, Tevbe 9’da zekatların, diğer işler ve kişilerin yanında, köleler için de olduğu, Maide 89 ve Mücadele 3’te bozulan yeminin kefareti olarak köle azat etmek gerektiği, Nur 33’te ise iffetli olmak isteyen cariyelerin fuhşa zorlanmamaları gerektiği belirtilir.
***
Ama zaten mesele de bu ya: Kur’an kölelerle ilgili bir hukuk oluşturarak onların varlığını ve bu varlığı mümkün kılan kölelik kurumunu meşrulaştırmış, bu kuruma ahlaki bir otorite vermiştir. Nitekim bir şeye kısıtlama getirmek demek, onun varlığını, getirilen kısıtlama çerçevesinde, meşru görmek demektir.

‘Kur’an ve Peygamber köleleri azat etmeye teşvik eder’. Evet, şüphesiz bu doğrudur. Kurana göre kölelik meşrudur, ama sınırları vardır. Köleleri azat ederseniz Allah bazı günahlarınızı affeder, size sevap yazar. Peki Kur’an’daki bütün bu reformist ayetlerden, Kuranın aslında köleliği yasakladığı çıkarılamaz mı? Hayır, hayır ve yine de hayır.

Öncelikle yasaklamak nasıl olur, ona bakalım. Kur’an Allaha şirk koşmayı, hırsızlığı, zina etmeyi, eşcinsel ilişkileri ve alkollü içkileri içmeyi yasaklar. Bunlarda hiç tartışma yoktur. Sizce neden? Cevabı basit. Çünkü bunlar Kur’an’da kesin ifadelerle yasaklanmıştır. Bunlardan bir tanesini, içki yasağını ele alacağım ve buradan hareketle Kur’an’ın köleliği nasıl yasaklamadığını anlatmaya çalışacağım.
Bilindiği gibi, Kur’an’da alkollü içecekler üç aşamada yasaklanmıştır. İlk aşamada Bakara 219’da "Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür" demiştir. Burada bir yasak yoktur. İçki içerken fayda-zarar hesabı yapılması gerektiği belirtilmektedir. Anlaşılan daha sonra içki içenler özellikle mescitte uygunsuz durumlara sebebiyet verirler. Sonra Nisa 43 söylenir: “Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünüpken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın”. Burada da yine kesin bir yasak yoktur, ama bir sınırlama getirilmiştir.
Şimdi burada durun ve Kur’an’da bundan sonra alkolle ilgili hiçbir hükmün gelmediğini farz edin. Sizce bu iki ayete bakarak ‘Kur’an içkiyi yasaklamıştır’ veya ‘Kur’an içkinin tedricen yasaklanmasını tavsiye etmiştir’ gibi bir şey denebilir mi? Cevabını siz de ben de biliyoruz. Hayır, böyle bir şey denemez. İslam kaynaklarında içki sınırlaması sadece bu iki ayetle kalsaydı, Müslümanlar arasında içkinin durumu, aynen bu ikinci ayetten, kesin yasak getiren üçüncü ayete kadarki durumu gibi olurdu. Müslümanlardan isteyen gün boyunca dilediği şekilde içkisini içer, namaza geleceği zaman keserdi.
Nitekim alkollü içeceklere uygulanan bu türlü sınırlamaları alkol tüketiminin yüksek olduğu bütün Batılı ülkelerde bulmak mümkündür. Mesela ABD’de içki yaşı 21’dir (Türkiye’de ise 18’dir). Eyaletler arasında değişen, ama hepsinde olan içki satışının yasak olduğu saatler vardır. Alkollü içecek servisi ve satışı için ayrı ayrı sertifikalar ve izinler alınması gerekmektedir. Parklar vs. gibi birçok kamusal alanda içki içmek tamamen yasaktır. Bu yasaklar şu veya bu şekilde tüm Batılı ülkelerde vardır.
Şimdi düşünün: 500 yıl sonra Batı ülkelerinde alkol tüketiminin tarihi üzerine araştırma yapan tarihçiler, bütün bu yasakları gördükten sonra ‘Ya bu Batılı devletler da içkiyi tamamen yasaklamışlar’, veya ‘Bunlar içkiye savaş açmışlar, yasaklamak istemişler, ama bunu sonraki jenerasyonlara bırakmışlar’ derler mi? Şüphesiz bunu iddia edecek olan lisans öğrencisi o tarih dersinden FF alıp kalacaktır. Bir tarihçinin böyle bir şeyi iddia etmesi ise mümkün değildir. Bu yasaklara bakıp ‘Batılılar burada aslında alkolü yasaklamak istemişlerdir’ demek, insan aklıyla alay etmektir.
***
Peki Kur’an’da yasak nasıl olur? Bildiğiniz gibi Kur’an’da yasaklanan birçok şey vardır. Mesela alkollü içecekler şu ayetle yasaklanmıştır (Maide 90): ‘Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz’. Yine Kur’an’da zina ve hırsızlık kesin bir dille yasaklanmıştır. Öyle ki Maide 5’te “Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin” der.
Peki kölelikle ilgili ne der? Nur 33’te ‘Kölelerinizden hür olmak için bedel vermek isteyenlerin, onlarda bir iyilik görürseniz, bedel vermelerini kabul edin’ der. Yani köle efendisinin malıdır. Efendi köle üzerinde mutlak hüküm sahibidir. Kölelerin özgürlüklerini satın almaları bile ancak efendilerinin gözlerine hoş gözükerek ve onlar isterlerse gerçekleşebilir. Efendin istemezse milyon dolar versen, yine özgür olamazsın!
Bakara 221’e göre ise “İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. …. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir”. Bu ayete bakıp ‘ayet imanın önemini anlatıyor’ diye düşünebilirsiniz. Ama bir yandan da ayet size İslam kozmolojisinin çok temel bir gerçeğini haykırıyor: Dünyada bir erkek ve kadın köleler (cariyeler) vardır, bir de özgür erkek ve kadınlar vardır. İman etmeleri köleler için daha iyidir. İmanları Müslüman köle yapar, özgür erkek ve kadınlardan daha çekici hale getirir.
***
Kölelik İslam kozmolojisinin olağan, hatta olmazsa olmaz olgularından biridir. Önemli bir temel taşıdır. Kozmoloji ‘cosmos’tan gelir, kainat bilimi, kainat anlayışı demektir. Her bir dinin, ideolojinin bir kozmolojisi vardır. Mesela Marksist kozmolojide ekonomik sınıflar vardır. Alt sınıf, ezilenler, üretenler ve sömürülenler. Üst sınıf, kapitalistler, ezenler, ve sömürenler. Bütün insanlık bu iki sınıftan oluşur. Tarih, ezilen proletarya sınıfının zaferi ve Sosyalist devletin oluşumu ile son bulacaktır. Bir dinin veya ideolojinin kozmolojisi, evrenin nereden gelip nereye gittiğini, nelerden oluştuğunu, onun düzenini, başlangıcını, anlamını ve kaderini anlatır.
Kölelik müessesesi ve köleler de İslam kozmolojisinin bir parçasıdır. İslam insanları öncelikle özgür olanlar ve köleler diye iyi temel katmana ayırmıştır (Sonra özgürleri de üstte erkekler, altta kadınlar olmak üzere iyi daha ayrı katmana ayırmıştır). Rum 28’de şöyle der: ‘Allah size kendinizden bir misal vermektedir: Size verdiğimiz rızıklarda, emrinizde bulunan kölelerinizin de eşit surette hak sahibi olmalarına razı olur ve birbirinizi saydığınız gibi bu ortaklarınızı sayar mısınız?’ Saymazsınız tabi, çünkü özgürler üstte, köleler ise alt tabakadadır. (İnanmıyorsanız, Nahl 75’e de bakabilirsiniz )
Bakara 178’de ise şöyle der: ‘Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın’. Üç grup insan vardır bu kozmolojide: hür, köle ve kadın. Burada saydığım bütün diğer ayetler de bu gerçeğe işaret ederler. Kölelik Kur’an’ın yazarının evren anlayışının önemli bir öğesidir. Kölelik Kur’an’da kainattaki doğal düzenin bir parçası olarak düşünülmüştür. Yukarıdaki ve diğer başka ayetlerle de kendisine manevi bir otorite verilmiştir. Kur’an’da ve Muhammed’in sözlerinde köleliğin özsel doğruluğuna şüphe düşürecek ve dahası, köleliğin kaldırılmasının tercih edildiğini gösteren hiçbir ifade yoktur.
Hadis literatürünü de katarak düşünürsek, İslam’da köleliğin statüsü boşanma ile benzerdir (ama maalesef boşanma kadar bile kötü bir şey değildir). İslam’da boşanma meşrudur. Ama Kur’an’da birçok ayetle kurallandırılmış ve kurumsallaştırılmıştır. Belirli sınırlamalar, kısıtlamalar da vardır. Dahası, Allah’ın çok da hoşuna gitmeyen bir ameldir. Ne kadar az yaparsanız o kadar güzeldir. Boşanmak isteyenleri barıştırmak sevaptır. Muhammet bir keresinde şöyle demiştir: "Allah'ın helâl kıldığı şeyler arasında, boşanma hiç sevmediği helâldir" (İbn-i Mâce, nikâh 1). Ama netice itibariyle boşanma caizdir, meşrudur.
İslam kozmolojisinde kölelik boşanma gibidir. Meşrudur. Ama köleleri azat ederseniz sevap kazansınız. Ama tabi boşanma kölelikten daha kötüdür, çünkü boşanmayı Allah pek sevmez, ama kölelik için böyle bir şey düşünülmemiştir. Bugün bir kişi kalkıp ‘boşanma haramdır’, ‘aslında haram kılınmıştır veya ‘insanlığın gelişip boşanmayı yasaklaması uygun görülmüştür’ dese, siz ne derdiniz ona?    
***
Söz gelimi, 7. yüzyıldaki İslam devletine gitseniz, oradaki köle olgusunun bugün mesela Almanya’daki bira olgusu kadar doğal olduğunu göreceksiniz. “Asr-ı Saadet”te ortalama bir kazancı olan her müslümanın birkaç kölesi vardı. Birçok hadiste bunlar geçer. ‘Bir gün şuna (Ayşe’ye, Ömer’e, Ali’ye, Muhammed’e ve s.) gitmiştim, kapıda kölesi vardı, kölesini dövüyordu, kölesine şunu diyordu’ vs. diye başlayan onlarca hadis vardır. Bir gün Hans’ın evine gitmiştim, eşiyle birlikte bira içiyorlardı, demek kadar doğal bir şeydir bu. Şimdi bütün bunlardan sonra kalkıp hala ‘Kur’an aslında köleliği yasaklamıştır’ derseniz, Hans’a gidip de ‘Alman hükumeti aslında bira içmeyi yasaklamıştır’ demek gibi olursunuz. Komik duruma düşersiniz.

İslam’da kölelik meşru mudur? Bugün ‘İslam’da boşanma meşru mudur?’ sorusunu nasıl tartışmıyorsak, 150 yıl önce Batı’da kölelik karşıtı siyasi hareketlenmeler başlayana (ve Batılı devletler Osmanlı’ya bu konuda baskı yapana) kadar İslam dünyasında bu soruyu da kimse tartışmıyordu. Tabi ki meşrudur, daha doğrusu meşru idi (daha daha doğrusu, halen meşru da biz değilmiş gibi yapıyoruz). Zaten bugün Araplar için hala meşru. Bu konuda bir tartışma bile yok. Laik Türk Devlet İslamcılığı (çok önemli: Türk İslamcıları değil, onlar da köleliğin meşru olduğunu çok iyi bilirler), modernist Müslümanlar ve Batı’da özgürlüğün tadını almış birkaç New Age Müslüman hariç bunu kimse iddia etmiyor bile.   
Bu yazıda yer kalmadı. Gelecek yazıda İslam’da köleliğin meşru olması fikrine karşı getirilmiş İslamcı argümanları tartışacağım. O zamana kadar, bilimle kalın!

-Özgürlüğün Gücü

38 yorum:

  1. Kölelik tarihseldir, geçmiş gitmiş, desek olmaz mı? Uzlaşamaz mıyız?

    YanıtlaSil
  2. Ozgurlugun Gucu22 Haziran 2019 18:30

    Yazida da belirttigim gibi, Kuran kolelikle ilgili bir hukuk belirterek kolelik kurumunu mesrulastirmistir. Hakkinda hic konusmasaydi, tarihsel deme ihtimalimiz olabilirdi. Mesela sigara icin haramdir denebiliyor, cunku Kuran 'gunde 2 paketten fazla icmeyin!' dememis.

    YanıtlaSil
  3. Bir ara şöyle düşünmüştüm...

    Şirk köle sahibi olmak musrikte köle sahibi olan kimsedir...

    La ilahe illallah sözü aslında köleliğe karşı söylenmiş ..

    Allah'tan baskasina kul köle olunamaz ve ondan başka hiç kimse köle sahibi olamaz ...

    Olursa işte Allah'a şirk koşmuş olur...

    Bu haykirisla başlamıştı İslam ...

    Ama onu değiştirdiler...

    Kolelik duzeninin destekçileri gerçek İslami boğarak gömdüler ...

    Ama bunun böyle olduğunu kabul etmek kuran dahil İslam tarihi dahil herşeyin değiştirilmiş bize apayrı şekilde gelmiş olduğunu kabul etmek demek olduğunu görmek gerekir...

    Bunu kabul edince de zaten geriye ne kalıyor murted kâfir sapik zındık deist ateist oluyorsun ...

    YanıtlaSil
  4. Merhaba!Kulak gösterilmeye yanlış yerden başlanmış!...Ya da ,nokta atış yapıldığı sanınılan adres,yanlış!İki-üç cümle terkibi öğrenenin,tamlamaları bile öğrenmeden kitap tercüme etmesi gibi bir şey olmuş...Yanlışın neresini düzelteyim ,diyor ya,bir anlatımda baştan sona her şeyin kafadan atıldığını belirtmek için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ozgurlugun Gucu23 Haziran 2019 11:29

      "Muhatabi asagilama ve stratejik muglaklik". Bana biryerden tanidik geliyor bunlar.

      Ha evet. Hatirladim. Gulen bu.

      Sil
  5. Kardeş ''Yanlışın neresini düzelteyim'' diyeceğine bir iki tanesini düzeltsen yeterdi.
    Okuduğum en derli toplu, fikrini çok güzel yazılardan birisi.
    Biz avam için güzel olan ama sizin ali zevkinizi tırmalayan bu tür yazıları affedin.
    Biz himmete muhtaç garipleri, tenezzül edip yanlış fikirlerden kurtarın ve üslup harikası bir yazıyla aydınlatın lütfen, bekleriz efendim.

    YanıtlaSil
  6. İslam'da savaşmak, kan dökmek de var birader! Kölelik insanın özgürlüğünü kaybetmesiyse, öldürülmek de canını kaybetmesidir. Hangisi daha olumsuz? Kavramları yerli yerine oturtalım.

    Kölelik açık hava hapishanesinde cezanı çekmek gibi bir şey. Çünkü kölelik esas itibariyle galip geldiğin bir topluluğa uyguladığın bir cezadır.

    Birçok İslam devleti bunu tam olarak böyle uygulamamış, fethedilen yerlerdeki toplulukları kendi tebası saymıştır. Zaten milyonları köleleştirmek imkan ve akıl dışı birşey.

    Ama mesela Osmanlı kendisiyle savaşmaya gelen Avrupalılardan esir ettiği bir kısmını köleleştirmiştir. Don Kişot yazarı ispanyol Cervantes bunlardan biridir. Kaçarak kurtulmuştur. Başka memleketlerden korsanlar marifetiyle getirilip satılanlar da olmuştur.

    Bugün böyle bir şey olur mu, nasıl olur derseniz bu hamur çok su götürür.

    Işidçilere gelince, bu haricilerin neyi düzgün ve İslam'a uygun ki bu uygulaması düzgün olsun!

    YanıtlaSil
  7. Bu çalışmamda konuyla ilgili makaleyi okuyup inceledikten sonra konu sıralamasında yazarın konu/metin dizilimini de dikkate alarak yazıyorum. O nedenle alt bölümler tamamlanacak sonra final yazımı da sunacağım.
    Giriş kısmı olarak yazı içerisinde, ana konu dışından bağlantısı kurulamayacak diğer konuların ilave edilmesi nedeniyle öncelikle saptırılan konuları açıklamak istiyorum. Tanımlamak istiyorum zira bu yazıda ve genel yazılarda ki maalesef dini kaynaklı olanları dahil EĞİTİMSİZLİK/ BİLGİSİZLİK/ CAHİLLİK/NOBRANLIK ve SAYGISIZLIK öncelikli sıraya oturuyor. Kur’an metodolojisinden haberdar olmayanlar, HİKMET’i bilemeyenler, atasözünde ifadesini bulan “ yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder…” misalidir.
    Bilmeden, araştırmadan, aklına estiği ile İslama ayar verdiğini düşünen, bilgisiz olup ama çok bildiğini söyleyen SAPTIRANLARIN yaptığı, bir delinin kuyuya taş atmasından farklı bir sonuç doğurmamaktadır.
    Yazının bütünü incelendiğinde yazar, iddiasını; KÖLELİK/CARİYELİK, İÇKİNİN TEDRİCİ YASAKLANMASI, BOŞANMA ve El Kesme cezasının konu edildiği 3 asil bir yedek konuyu, sözde Kur’an AYETLERİNİ KULLANARAK aslında TARİHSEL İÇERİKLE ilişkilendirilmek suretiyle kaos oluşturulup tek konu biçimiyle sunmuştur.
    3 Asil konuda yapılan değerlendirmelerin tümü ayetlere atıf yapılsa da Kur’an’i değil TARİHSEL SONUÇLAR/YORUMLAR’dan yola çıkarak HİLE ile saptırmaktan ALGI YÖNETİMİNDEN öte bir şey değildir.
    Bu nedenle konuyu anlaşılır kılmak ve bütünlüğü sağlamak adına yazıya dahil edilen temel konuların açıklanarak yorumlanması icap eder. Yine bu nedenle Köleliği irdelemeden önce yazı içeriğinde saptırılan kavramlardan olan İÇKİ konusunu öncelikle ele alacağım. Okuyucuların izniyle de Yazımı bölüm bölüm yayınlayacağım.

    YanıtlaSil
  8. BÖLÜM 2 İÇKİ-1

    İÇKİNİN HARAMLIĞININ KUR’AN’da 2 AYETTE AÇIKÇA BELİRTİLMEDİĞİ ve TEDRİCEN 3 AŞAMADA CAYDIRICILIĞI KONULU
    YANLIŞ BİLGİSİ/ YALAN NAKLİ KONUSUNDA


    A- İÇKİNİN HARAMLIĞININ AÇIKÇA BELİRTİLMEDİĞİ

    a-) Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de, büyük günahlardan saydığı zinayı yasaklarken hiçbir yerde “zina yapmayın” veya “zina haramdır” dememiş fakat “ZİNAYA YAKLAŞMAYIN” buyurmuştur. Bu, “zina yapmayın” demekten daha ileri bir ifade tarzıdır.

    Bilindiği gibi benzin istasyonlarında “ATEŞLE YAKLAŞMAYIN” levhaları aslıdır. Bu cümle “ATEŞLE YAKLAŞMAYIN AMA İSTASYONDA ATEŞ YAKABİLİRSİNİZ” anlamına mı gelir? Tabi ki gelmez. Ateşle yaklaşmanın yasak olduğu yerde ateş yakmak, daha büyük bir yasak olur.

    İçki de öyledir. Allah Teâlâ’nın “ondan uzak durun” demesi tıpkı “zinaya yaklaşmayın” yasağı gibidir. Hüküm bakımından ikisi de aynıdır, haramdır. Zaten buna da gerek kalmayacak bir şekilde, Bakara Suresinin 219. ayetinde içki ve kumar için “ikisinde de büyük günah vardır” buyurularak bunların büyük günahlar kapsamında olduğu bildirilmiştir. İçkinin bir taraftan büyük günah olması diğer taraftan haram olmaması mümkün değildir!

    Ayrıca ayette “Onlardan uzak durun” emri bulunduğu için sarhoşluk veren içki, uyuşturucu gibi maddelerin üretimi, alımı, satımı, taşınması ve sunulması da caiz olmaz. Çünkü “uzak durmak”, ancak o şeyle araya mesafe koymakla mümkün olur. Bundan dolayı Resûlullah’ın sarhoş edici şeylerle ilgili olarak on kişiye lanet ettiği rivayet edilmiştir:
    “Sıkana, sıktırana, içene, taşıyana, taşıtana, sunana, satana, parasını yiyene, satın alana ve satın aldırana.” (Tirmizî, Büyû, 59; Ebû Dâvûd, Eşribe, 2)

    Görüldüğü gibi bu lanet, “uzak durma” yasağını ihlal edenlerle alakalıdır.

    b-) İçki ayetinde yer alan “uzak durmak” ifadesi sadece içki veya zina için değil, bütün büyük günahlar için de kullanılmıştır. Aşağıdaki ayetlerde Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
    “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan “kaçınırsanız”, sizin diğer günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisa, 4/31)

    “Onlar (mü’minler), büyük günahlardan ve hayâsızlıktan “kaçınırlar”; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.” (Şura, 42/37)

    “Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden “kaçınanlara” gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.” (Necm, 53/32)

    Şimdi bu ifadelere bakarak zina etmek, adam öldürmek, hırsızlık yapmak, namuslu kadına zina iftirasında bulunmak vb. gibi büyük günahların da aslında yasak olmadıkları sonucunu mu çıkartacağız?!


    c- )Allah Teâlâ sarhoşluk veren maddeleri yasaklarken onun şeytan işi bir pislik/RİCS olduğunu belirtmiştir. Kur’ân’da dört ayette haram kılındığı belirtilen domuz etinin niçin haram kıldığı açıklanırken “çünkü o ricstir/pisliktir”(En’am, 6/145) buyurulmuştur.

    Demek ki bir şeyin “RİCS” olması onun haram olmasını gerektirmektedir. Zaten rics kelimesinin eşanlamlısı olan “habis/pis” kelimesi de bunu göstermektedir.

    Allah Teâlâ Nebimiz Muhammed aleyhissselam’dan bahsederken “o, habis olan şeyleri haram kılar” (A’raf, 7/157) buyurmuştur. İçki de habis olduğuna göre AYETLERİN DELALETİ İLE ONUN DA HARAM OLDUĞU KESİN bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

    Görüldüğü gibi İÇKİ, ayetlerin açık beyanları ile BÜYÜK GÜNAHLARDANDIR. Bu konuda sünnette yer alan açıklamalar Kur’ân’da bulunanları başka bir dille ifade etmektedir. Sünnetin ayetlere ilave yapması veya ondan bir şey çıkarması söz konusu değildir.

    YanıtlaSil
  9. BÖLÜM 2 İÇKİ-2 A Bölümü

    B-KUR’AN’DA İÇKİ 3 AŞAMADA CAYDIRICILIK İLE …
    Bu koskocaman bir aldatmaca, CAHİLLİK, DİKKATSİZLİK ve KUR’AN Metodolojisinden habersiz olmaktır. Kur’an’da çok açık ifade ile ve ayetlerin hepsinde ortak özellik olarak yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

    Konularına göre dikkat çekilen özellikler, incelikler içki hükmünü değil ilgili konusunun önemini ki namaz örneğinde olduğu gibi vurgulamaktadır. TEDRİCİLİK asla yoktur. Bu Kur’an’a yapılmış ve cahilliğin gerekçe gösterilerek örtemeyeceği büyük bir İFTİRADIR.

    Kur’an’ı Kerimde 4 ayette bu konuda yeterli açıklama mevcuttur.

    Bakara 2/219 “Sana HAMRI (sarhoşluk veren maddeleri) ve kumarı soruyorlar. De ki: ”İkisinde büyük ism (zararlar) ve insanlar için yararlar vardır. Ama bunlardaki ism yararlarından büyüktür.” (Hayra) neyi harcayacaklarını da soruyorlar. Deki: “Artanı!”Allah, âyetlerini size böyle açıklar ki düşünesiniz.”
    “HAMR” insanın aklını örten/düşünme melekelerini zayıflatan şeydir.
    Peygamberimiz “sarhoşluk veren her şey HAMRdır. Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır” demiştir.
    Arapçada HIMAR Başörtüsü, HAMR ise Aklı Örten Şey anlamına gelir. Yani sarhoşluk aklın örtülmesi olarak tanımlanmıştır. Yasak olanın adı şarap değil HAMR’dır. Şarap’ta aklı örttüğü için Hamr’dır ve o nedenle yasak kapsamındadır.
    Hamr’ın menfaati, sarhoşluk verici maddenin ilk üreticisinden son tüketiciye kadar büyük bir ekonomik faaliyet olmasındandır. Büyük bir zincirleme istihdamdır. Aynı şekilde kumar da büyük bir ekonomik faaliyettir. Fakat her ikisinin de “ism”i yani hayırdan uzaklaştırma, şerre yaklaştırma özelliği, ondan beklenen menfaatten daha büyüktür.
    Haramların hiçbir faydasının olmadığını savunmak çok anlamsızdır. Uzmanları tarafından yararları anlatılırken, aynı kişiye zararları sorulduğunda eğer doğru sözlü ise mutlaka zararlarının daha fazla olduğunu da söyleyecektir.
    Ayrıca Cenab-ı Hakkın haram kıldığı şeyler yüzde yüz zararlı olacak diye bir kural yoktur. Hatta aksine mutlaka tüm haramlarda insanların bir ihtiyacını karşılayıcı bir taraf bulunmaktadır.

    YanıtlaSil
  10. BÖLÜM 2 İÇKİ-2 B Bölümü
    Nahl 16/67 Ayette şöyle buyuruluyor; “Hurma ağaçlarının ürünlerinden ve üzümlerden, hem SARHOŞLUK VEREN içki hem de güzel rızık elde edersiniz. Aklını kullanan bir topluluk için bunda kesin belge vardır.”
    Bazı içkiler fermante yöntemiyle, bazıları da damıtma ile elde edilmektedir.
    Sarhoşluk veren şeyin neyden ve nasıl elde edildiği, sıvı ya da katı oluşu değil, SARHOŞ EDİCİ ÖZELLİĞİ önemlidir. YASAK/HARAM kapsamına girense bu özelliktir.
    Bu konu çok açıktır. Zira ayette geçen SARHOŞ anlamı verilen “SEKEREN” kelimesinin anlamına da kısaca bakalım.
    Müfredat R.Isfahani “Sin-Kef-R” SEKERA
    [Sarhoşluk]: İnsanla aklı arasında arız olan bir durumdur [İnsan aklının geçici olarak gitme durumudur].
    Bu, daha çok içki için kullanılır.
    Sarhoşluk, bazen kızgınlık ve aşktan dolayı da meydana gelir. Bundan dolayı şair şöyle der:
    İki sarhoşluk; aşk sarhoşluğu ve şarap sarhoşluğu.[814]
    Ölüm sekerâtı da bu anlamdadır: Ölüm sekerâtı/sarhoşluğu geldi[815].
    Sarhoşluğun kaynaklandığı ŞEYE denir: Ondan hem seker/içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz[816].
    Ayrıca suyun önünü kapatmaya denir; bu da kişi ve aklı arasında meydana gelen engel itibarıyladır. Set çekilen yere denir.
    Gözlerimiz döndürüldü[817] âyetindeki fiili, kimisine göre 'den kimisine göre de 'den gelir. Sakin bir gece. Bu ifâde, sarhoşluktan kaynaklanan sükûnetten dolayı kullanılmaktadır.

    Maide 5/90-91 “Müminler! Hamr (kişiyi sarhoş edip uyuşturan şey) kumar, (kurban sunmak için) dikili taşlar ve şans oyunları şeytan işi pisliklerdir. Onlardan uzak durun ki umduğunuza kavuşasınız. Şeytanın istediği tek şey Hamr (kişiyi sarhoş edip uyuşturan şey) ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak bir de Allah’ın zikri (olan Kur’an) dan ve namazdan sizi alıkoymaktır. Artık vazgeçersiniz değil mi?”
    Ayette “yapmayın” DEĞİL “UZAK KALIN” emri vardır.
    Uzak kalmak satmayı, üretmeyi, taşımayı, bu hususta her türlü yardımı da yasak kılar.
    Peygamberimizin bir hadisinde İçki, zina ve kumar gibi haram yollardan kazanç da haramdır demesi ayette geçen uzak durun emrinin bir yansımasıdır. Günah işlerken kişiler çok neşeli fakat işler tersine döndüğünde kanlı bıçaklı olurlar. Sonuçta oluşan kötülük faydasından kat kat fazla olacaktır.
    Nisa,4/43 Allah-u Teala şöyle buyuruyor; “Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın.”
    Buna göre içki içen bir müslüman namaz kılmak isterse sarhoş olmamalıdır. Ayakta durabiliyor ve ne söylediğinin farkında oldu ise namazını kılabilir. Cenab-ı Hak hiçbir zaman kapıyı kapatmıyor. Bu ayette açık olarak vurgulanan namaz kılma sorumluluğunun önemidir. Nisa suresi 4/101-102’de savaş anında bile terkedilmeyen namazı görüyoruz.
    Ayrıca buradan anlaşılması gereken bir husus da ayetleri anlayarak namaz kılmanın gerekliliğidir.
    Kimileri hamr ile ilgili ayetlerin nesh edildiğini iddia etmektedir. Fakat aksine günümüzde de bu ayetlerin tamamı yürürlüktedir.
    Günahkarlar hep bu tarafı göz önüne çıkartarak SAVUNMA yaparlar fakat mantıklı düşünüldüğünde zararı faydasından fazla olduğu görülür. İşte tam bu noktada Allah’ın emrine uyup uymama seçimi ortaya çıkar ve yapılacak tercihlere göre İMTİHAN belirlenir.
    HAMR/İÇKİ konusunu ele aldığımız 4 ayetin hangisinde caydırıcılık TEDRİCİLİK anlamı çıkmaktadır? Çok açık biçimde haram oluşu vurgulanan HAMR konusunda ayetler arası ilişkiden/HİKMETTEN çıkartılabilecek sonuç ortadadır. HİKMET’i bilmeyen ama kendini ALLAME kabul eden narsist yaklaşımların boş lakırdıdan öte, müfterilikten öte karşılığı yoktur.

    YanıtlaSil
  11. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR 2 BOŞANMA -A
    İnsan imtihan edilebilmesi amacıyla diğer canlılardan farklı olarak Kalp (kararı etkileyen tercih merkezi), Görme (gördüğünü yorumlama), İşitme (işittiğini yorumlama) fonksiyonlarıyla yaratılmıştır. Yaratılan diğer bütün canlı cansız şeyler belirlenen kader (ölçü) üzerinden yaşarken insan, imtihana esas olan konularda kaderden bağımsız tercihlerini kullanarak yaşar (İnsan suresi 76/1-2).
    Allah Teala insanı fıtrat üzerine yarattığını (Rum suresi 30/30), fıtratına da doğru/asıl dini koyduğunu açıklar. Hatta Vabısa bin Mabed’in r.a. sorusuna karşılık Allah Resulu “İyilikten mi soracaksın…bir kişi herhangi bir konuda sana bir şey söylediğinde kalbine danış, nefsine danış Vabısa… meğer ki konuda fetva vermiş olsa bile… derken mutlaka bu duruma işaret etmiş olmalıdır.
    Alah Teala bütün aleme ölçü (kader) koyar. İmtihana esas teşkil edecek konularda da insana sınırlar belirler, o sınırların aşılması halidir imtihana konu olan.
    Kur’an, yeni bir insan tipi yaratmayı hedeflemez ve yaratmaz da. Bu kitap, insanın doğası gereği/ arzuları ve istekleri gereği normal yaşantısında oluşturduğu kazanma arzusunu ve diğer arzularını imtihana konu esaslarda sürdürülebilir, kabul edilebilir hale getirmeyi hedefler. Ölçüleri reel politiğe göre örnekleyerek oluşturur ve Nebi/Resullerini “Biz, her resulü* kendi halkının dili ile gönderdik ki onlar için her şeyi ortaya koysun. Bundan sonra Allah, sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O'dur. İbrahim 14/4” güncel yerel özellikleri yansıtarak gönderir. Bu nedenle ENTERNASYONEL karakteri vardır tabii kitabı okumayı bilene…!
    Allah Teala Şura suresinde 42/13 “"Allah Nuh'a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin kuralı (şeriat)* yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğimiz şudur: "Bu dini ayakta tutun ve birbirinizden ayrı düşmeyin." Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve O'na yöneleni doğruya yönlendirir."
    Din’in asıl kaynağının süreklilik arz ederek tek olduğunu, iç revizyon ihtiyacı görüldüğünde de Bakara 2/106 “Biz bir ayeti nesh eder veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını ya da aynısını getiririz.* Bilmez misin, her şeye bir ölçü koyan Allah'tır.” Diyerek, Tevrat’ta Zina suçuna RECM cezası verirken Kur’an’da Zina eden Kadın ve Erkeğe YÜZ CELDE vurulmasını emrederek (Nur 24/2) daha hayırlısıyla değiştirir.
    Aile, insanlığın tümünde toplumun yapı taşı olarak kabul edilir. Hayatı, yaratılışı ve imtihanı da anlamlı kılar. Ailenin sağlam olması için de aile içi ilişkilerin sağlıklı yürümesi gerekir. Aile; karı koca, anne baba, kayınpeder, kayınvalide, öz ve üvey evlat, amca, hala, dayı, teyze, gelin, damat, baldız ve kayınbiraderden oluşan geniş bir topluluktur.
    Mesela hiçbir canlının kayınbiraderi ve teyze kızı-oğlu yoktur. Kayınvalidesine hürmet de gerekmez… O nedenle aile önemlidir, insanidir ve imtihana konudur.
    Bir anlamda kişinin yapmış olduğu bir tek davranışın bir çok kişiyi, olayı ve bütün bir sistemi etkilemesi olayıdır bu. Bu nedenle Karı-Koca’dan başlayıp aileyi oluşturan fertler arasındaki ilişkileri Kur’an dikkate alır ve ölçüler belirler.

    YanıtlaSil
  12. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR 2 BOŞANMA -B

    Karı-koca hayatı, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadınla erkeğin, şahitler huzurunda yaptıkları sözleşme/nikah ile başlar. Sözleşmenin geçerli olması için tarafların buluğ çağı sonrası (Nisa suresi 4/6) nikah çağına ulaşmaları, rüştlerini ispatlamış ve zinadan uzak kalmış olmaları gerekir. “Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek evlenebilir. Bunlar (namuslu) müminlere haram kılınmıştır.” (Nur 24/3) Zinadan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler namuslu biriyle evlenebilirler.
    Bir Müslümanın müşrikle evlenmesi tavsiye edilmez. İlgili âyet şöyledir: “Allah’a inanıp güveninceye kadar, müşrik kadınlarla evlenmeyin. Allah’a inanıp güvenen esir kadın, müşrik kadından elbette daha iyidir; isterse sizi çok etkilemiş olsun. Allah’a inanıp güveninceye kadar, müşrik erkeklere kız vermeyin. Allah’a inanıp güvenen esir erkek, müşrikten elbette daha iyidir; isterse sizi çok etkilemiş olsun. Onlar sizi ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle Cennet’e ve günahlardan arınmaya çağırır. Allah âyetlerini insanlara açıklar ki akıllarını başlarına toplasınlar.” (Bakara 2/221)
    Ama Din farkı bu ayetle evliliğe engel değildir. Âyette geçen “daha iyidir” ifadesi, diğerinin kötü olduğunu göstermez. Nitekim Tevbe 31. âyette Yahudi ve Hristiyanların bir bölümünün müşrik olduğu ifade edildiği halde evlenme konusunda onların kadınlarıyla Müslüman kadınlar arasında fark gözetilmemiştir. İlgili âyet şöyledir; “Kendinizi korumuş, iffetli yaşamış ve gizli dost da tutmamışsanız, iffetli mümin kadınlar ile kendilerine sizden önce Kitap verilmiş olanların iffetli kadınları, mehirlerini verdiğinizde size helâldır. Kim bu imanı örter (bu hükümleri görmezlikten gelir) ise yaptığı boşa gider ve o, Ahirette kaybedenlere karışır. (Maide 5/5)
    Karı – koca ilişkilerinin özeti, şu ayetlerdedir: “Erkekler, kadınları koruyup kollarlar. Bu, Allah’ın her birine diğerinden fazla özellikler vermesi ve erkeklerin mallarından (onlar için) harcamaları sebebiyledir. İyi kadınlar, (Allah’a) içten boyun eğen ve Allah’ın korumasına karşılık kimse görmezken de kendilerini özenle koruyanlardır. Nüşuzundan (boşanıp gitmesinden) korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin, yatakta onlardan ayrılın ve onları rahat bırakın. Sizi gönülden kabul ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın.” (Ey Müslümanlar!) Eşlerin ayrılacaklarından korkarsanız, bir hakem erkeğin ailesinden, bir hakem de kadının ailesinden gönderin; uzlaşmak isterlerse, Allah onların aralarını bulur. Allah bilir ve işin iç yüzünden haberdardır. (Nisa 4/34-35)
    Allah Teala esir ya da hür ayırım yapmaksızın kadını MUHSANA (kale gibi korunan) kapsamında tanımlamıştır. Fıtrattan gelen KORUNMA özelliğini koruma altına alıp pozitif ayrımcılık uygulamıştır. Bu durum evlilik ve boşanma dahil her konuda bütün ayetlerde vurgulanır. “HUM” zamiri kullanılan ayetlerde Erkek-Kadın birlikte hükümler tanımlanırken “HA” zamiriyle kadınlara doğası gereği ayrıcalıklı korunma alanı açmıştır. Mesela kadına Zina isnadında bulunulmasını 4 şahit şartına bağlarken, Erkek için bu şartı koymamıştır (Konuyla ilgili İslam Fıkhın’ın Kur’an’a rağmen hüküm koymuş olması kitabın değil uygulayanların yanlışıdır.)
    Büyük bir yanılgıya burada temas etmeliyim. Bilhassa eleştirel anlatımlarda sanki Kur’an geldikten sonra yeni bir insan tipi yaratmayı arzu etmiş de geçmiş düşünce ve kabulleri yok saymış da oluşturmaya çalışılan bu yeni durumun eksik ve hatalı yönleri ortaya çıkartılarak çelişkiler dillendiriliyormuş…
    Yeniden ifade etmeliyim ki Kur’an yeni bir insan tipi yaratmıyor, zaten ölçülerini, alemin yaratılışında belirlediği canlı-cansız varlıkları ile ilişkilerini ve üzerinden uzunca bir zaman geçtikten sonra (İnsan 76/1) defaten İmtihan amacıyla kendi yarattığı, fonksiyon kattığı, zayıf noktalarını belirlediği, özelliklerini bildiği insanın, imtihanına konu sınırlarını belirliyor.

    YanıtlaSil
  13. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR 2 BOŞANMA -C

    O nedenle şehir efsanelerine dönmüş biçimde, bilinçsizce, cahillik unsuru olarak tarihselcilik rüzgarına kapılıp Muhammed s.a.v. gelmeden önce arap coğrafyasında bu vardı, şöyleydi, böyleydi de TEDRİCEN ŞUNLAR YAPILDI gibi yaklaşımlar eksiktir ve hatalıdır. Kur’an’da gerek görüldüğü durumlarda “ Ve li kulli ummetin .. Bütün ümmetlere..” kavramını kullanılırken güncel durumlarda da MARUF ve benzeri kavramları kullanılarak ana eksende nasıl kalınabileceği örneklenmiştir.
    Erkek, sadakatinin göstergesi olarak eşine mehir verir. Kur’an’da mehir kelimesi kullanılmaz. Bu ayette mehir yerine dürüstlük anlamında “sadukat’ kelimesi kullanılmıştır. Bu ifadenin kullanılması mehrin, erkeğin hanımına karşı sadakatinin işareti olduğunu gösterir. Kadın da ona sadakat gösterecek ve cinselliğini başkası ile paylaşmayacaktır.
    Mehir yerine ucur kelimesi de kullanılır. Ucur yapılan işin ödülü anlamındaki ecr’in çoğuludur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kendinizi korumuş, iffetli yaşamış ve gizli dost da tutmamışsanız, iffetli mümin kadınlar ile sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanların iffetli kadınları, ecirlerini / ödüllerini verdiğinizde size helâldır. Kim bu imanı örter (bu hükümleri görmezlikten gelir) ise yaptığı boşa gider ve o, Ahirette kaybedenlere karışır. (Mâide 5/5)
    “Bir eşi bırakıp bir başka eşle evlenmek isterseniz, birincisine yığınla mal vermiş bile olsanız ondan hiçbir şey almayın. İftira ederek ve apaçık günaha girerek mi alacaksınız? Nasıl alabilirsiniz? Sizden sağlam bir söz aldılar ve birbirinizle baş başa kaldınız .” (Nisa 4/20-21)
    “Allah’ın (eşlerden) her birine diğerinden fazla özellikler vermesi” (Nisa 4/34) sebebiyle bazı konularda erkekler, bazı konularda da kadınlar öndedir. Bu fark, onlardan birini diğerine muhtaç hale getirir.
    Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah’ın birinize diğerinden fazla olarak verdiği şeylere imrenmeyin. Erkeklere, kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. Siz, Allah’ın ikramını isteyin. Her şeyi bilen Allah’tır.” (Nisa 4/32)
    Erkek gibi kadının da tek taraflı iradesiyle eşini boşama hakkı vardır. Erkeğin kararını eşine hissettirmesi erkeğin nuşûzu, kadının hissettirmesi de kadının nüşûzudur. Nisa 34. âyet kadının nüşûzu, Nisa 128. âyet de erkeğin nüşuzu ile ilgilidir. Nisa 34. âyetin ilgili bölümü şöyledir: “Nüşuzundan korktuğunuz kadınlarınıza öğüt verin”
    Nüşuz, gideceği zaman kişinin yerinden hafifçe kalkmasıdır.
    Kadın, tek taraflı iradesi ile kocasını boşayabileceği için onun nüşuzu, eşinden ayrılma isteğidir. Erkek ayrılmak istemiyorsa yapabileceği tek şey, onun endişelerini gidererek ve gönlünü rahatlatacak sözler söylemektir.
    Kadının nüşuzu ile ilgili emir şöyledir “ (Eşlerin) Ayrılacaklarından korkarsanız, bir hakem erkeğin ailesinden, bir hakem de kadının ailesinden gönderin. (Nisa 4/35)
    Hakemlerin ailelerden seçilmesi önemlidir. Çünkü onlar her iki eşi de daha iyi tanırlar. Onlar, eşlerin ayrılmaları yönünde görüş bildirirlerse kadına iftida / ayrılma yetkisi verilir. Onu da şu âyetten öğreniyoruz: “…(Ey erkekler!) ikinizin de Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacağınızdan korkması dışında kadınlara verdiklerinizden herhangi bir şeyi geri almanız helâl olmaz. (Ey müminler!) Eşlerin, Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından siz de korkarsanız, kadının fidye verip kendini (kocasından) kurtarması her ikisi için de günah değildir. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; onları aşmayın. Allah’ın koyduğu sınırları aşanlar, yanlış yapan kimselerdir.” (Bakara 2/229)

    YanıtlaSil
  14. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR 2 BOŞANMA -D

    KUR’AN’a GÖRE BOŞANMA
    Boşanma, ilgi yazıya konu edildiği üslupla “…İslam kozmolojisinde kölelik boşanma gibidir. Meşrudur. Ama köleleri azat ederseniz sevap kazansınız. Ama tabi boşanma kölelikten daha kötüdür, çünkü boşanmayı Allah pek sevmez,….” Ele almak zor ve inciticidir.
    Söz kişinin ziynetidir denir. Bu yaklaşım sahibi ironi yaparak sanki haşa Allah ile kafa buluyor… Karşılığı olmayan, içi boş ve anlamsız cümlesini sadece tribüne oynayarak yapıyor.
    Kur’an ve Hadis kaynaklarının hiç birinde BOŞANMA ŞARTA BAĞLANMAZ. Yani şu şu şu sebepler olursa ancak boşanırsın aksi hiçbir halde boşanamazsın gibi ZARURİ ŞARTLAR öne sürülmez. Bir tek ayet ve Hadis kaynağında her şeye rağmen o kişiyle birlikte kalmalısınız, EVLİ KALMALISINIZ demez, denemez…
    Kur’an’a göre boşanma, ŞARTA değil İSTEĞE/TERCİHE/UYUMA bağlı bir davranıştır. Doğru tercih insanı diğerlerinden farklı kılan özellikleri nedeniyle aile bağını, doğru iletişimi sürdürebilmektir. İletişimin süremeyeceğine inandığınızda ise BEN İSTEMİYORUM, HOŞLANMIYORUM dediğinizde siz bağlayan sonuçlardan başka bir şey değildir aslında.
    Aile değerli ve önemlidir ama enternasyonel doğrular yanında sizinle bütünleşen, sürdürülebilir ilişkidir asıl olan. Bu mümkün olamıyorsa da içi boş hale dönüşen evlilik müessesi biter.
    İslam BOŞANMA GEREKÇESİNE MÜDAHALE ETMEZ.
    Şayet müdahale ederse o zaman “..boşanmayı Allah pek sevmez..” diyebilirsiniz

    YanıtlaSil
  15. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR 2 BOŞANMA -E

    Dünya nizamı çiftler halinde, eşler üzerine kurulmuşsa disipline bağlı birleşmenin meşru kabul edilmesi hangi aklın sınırlarını zorlar?
    Ya da insanlığın sürmesi, üremesi, yapı taşı olabilmesi, diğerinde sükunete erebilmesi ancak aile müessesi içerisinde olur. Kur’an bunu çok önemser. İyi ve doğru olanı önemsemek, desteklemek, özendirmek hangi düşüncenin ürünü olur?
    Boşanmayı ENGEL ŞARTA bağlamayan düşünceyle ironi yapmak akıl sahibinin hüneri olmasa gerek.
    Peki Kur’an neyi düzenler? Kur’an ideal biçimde insana yakışacak bir ayrılma formatı düzenler. Ayrılmadaki insana yakışır usul ve esasları oluşturur ve bu esaslara da kitapta sadece 14 kez tekrar ettiği “HUDUDULLAH, Allah’ın Sınırları” kavramını ilave eder.
    TALAK SURESİ 65/1-3
    Ey Nebi! Kadınları boşayacağınız zaman, iddet* sürelerini gözeterek boşayın ve iddetlerini sayın. Rabb'iniz Allah'a karşı takva sahibi olun. Açıkça fahşa* yapmadıkça onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar. BUNLAR, ALLAH'IN SINIRLARIDIR. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, kesinlikle kendisine haksızlık etmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarıverir.
    Bekleme süreleri tamamlandığında onları ma'rufa* uygun olarak tutun veya ma'rufa uygun olarak onlardan ayrılın. Ve sizden adalet sahibi iki kişi tanık olsun. Tanıklığı, Allah için sağlam yapın. İşte Allah'a ve Ahiret Günü'ne inananlara verilen öğüt budur. Kim Allah için takva sahibi olursa, Allah, ona bir çıkış yolu nasip eder.
    Ve Allah, ona ummadığı yerden rızık verir. Kim Allah'a tevekkül* ederse, O, ona yeter. Kuşkusuz Allah, buyruğunu yerine getirir. Allah, her şey için bir ölçü belirlemiştir.”
    Ya da Kadının boşama hakkını kullanması İFTİDA örneğine bakalım…
    Bakara Suresi 2/229
    “O talak* iki defa olur. Her birinden sonra kadını ya iyilikle tutmak ya da güzellikle ayırmak gerekir. Allah'ın koyduğu sınırlarda duramayacağınızdan korkmanız hariç,*onlara verdiklerinizden bir şey almanız size helal olmaz.* (Ey müminler!)Eşlerin, Allah'ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından siz de korkarsanız, kadının fidye verip kendini kurtarması her ikisi için de günah olmaz.* Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır; onları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları aşanlar, yanlış yapan kimselerdir. “
    Kur’an’da boşanma usul ve esaslarına dair buraya almadığım daha çok sayıda ve konularına göre ayrıntılı ayetler mevcuttur. Müslüman olmayı talep eden hadsizlik yapmadan önce bu şartları gözden geçirmelidir.
    Kur’an’da boşanma konusu erkek için Talak, Kadın için İftida olarak Muhkem-Müteşabih ayetlerin Hikmet esasınca incelenmesiyle en küçük ayrıntının atlanmadan nasıl düzenlendiği incelenirse mevcut yazılı kayıtların ve düzenlerinde olmadığı kadar insanın değerli kılınmasıyla düzenlemeye gidildiği kolayca görülebilecektir.
    Peki tarihsel olarak durum Kur’an üzerine mi gelişmiştir denirse eğer, orada durmak gerekir. Bugün İSLAM FIKHI diye kayda alınmış eserlerde, EVLİLİK ve BOŞANMA konularında paylaşılan düşüncelerin tümü Emevi ve sonrası Abbasi dönemi başında dizayn edilen, kaynağını Roma, eski Yunan ve Kadim İran Düşüncesinden alan çeviri eserlerin KOPYASI olduğunu göreceklerdir. Bugünkü İslam Fıkhı, kendisine kaynak olarak aldığı bilgi Kur’an değil ROMA HUKUKU’dur.

    YanıtlaSil
  16. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET

    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI

    Ayet mealinde, kasıtla “FEY” kavramına “GANİMET” anlamı verilerek istenen anlama yönlendirme ile çarpıtma yapılmaktadır. Ayetin DOĞRU TÜRKÇE ANLAMI şöyle olacaktır.
    “Ey Nebi! (Şu sayılanları) özel olarak sana helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerini*, Allah'ın sana fey olarak verdiğinden hakimiyetin altında olanı*, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını* ve eğer nikahlamak istersen kendini sana* hibe eden kadını*, diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık. Müminlerin eşleri ve yönetimleri altındaki esirlerle ilgili hangi hükümleri koyduğumuzu elbette biliyoruz. Bütün bunlar sana bir sıkıntı olmasın diyedir. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.”
    (*Kendini Hibe Eden Kadın= MEHİR istemeden evlenmeyi kabul eden demektir.)
    FEY, SAVAŞMADAN elde edilen,
    GANİMET, Savaş sonucu elde edilene şeylere denir.
    Fey ile ilgili ayet şudur: "Allah'ın, o kentlerin halkından alıp Elçisine fey olarak verdiği şeyler; Allah için, elçisi ve yakınları için, yetimler, çaresizler ve yolda kalmışlar içindir. Böylece onlar, içinizden zenginler arasında dolaşan bir servet haline gelmez." (Haşr 59/7)
    Ganimetlerle ilgili ayet de şudur: "Eğer Allah'a ve inanıp güveniyor, doğru ile yanlışın ayrıldığı o gün, yani o iki ordunun çarpıştığı gün, kulumuza indirdiğimize de inanıyorsanız, bilin ki aldığınız her ganimetin beşte biri Allah'ın, elçisinin, elçinin en yakınlarının, yetimlerin, çaresizlerin ve yolcunundur. Her şeye bir ölçü koyan Allah'tır." (Enfal 8/41)
    Ganimetin 4/5'i savaşçılara verilir ama fey’de savaşçıların payı yoktur.
    Bu. ayet, Bizans'ın Mısır genel valisi.Mukavkıs tarafından Nebimize hediye edilen Mariye'nin ona helal olduğunu bildirmektedir. Bu hüküm ona özeldir, diğer müminlerin böyle bir hakkı yoktur. Savaş sonucu elde edilen esir kadınlarla nikahsız birliktelik mümkün değildir (Nur 24/32-33).
    Esirler ya fidye karşılığı veya karşılıksız serbest bırakılırlar (Muhammed 47/4) Gelenekte fey'e ganimet anlamı verilerek bir çarpıtma yapılmış ve bu ayet, cariyelerin cinselliğinden yararlanma suçuna alet edilmiştir. Bu, NE BÜYÜK BİR İFTİRADIR!
    SONUÇ : FEY kelimesinin içeriği ile oynarsanız Kur’an’ın anlatmadığı, kastetmediği manayı ona yükleyerek Allah’ın demediğini O’nun YERİNE GEÇİP siz söylemiş olursunuz. Ki bu yazıda yapılan budur. Yapılan amaca ulaşmak için KASITLI SAPTIRMA’dır

    Yazar hangi anlamı kabul etmiş “Allah'ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri”
    Arapça metin:”….. ve ma meleket yeminuke mimma efaallahu aleyke ve…”
    FEY: Ragıp el Isfahani, Müfredat’a bakmak isteyen için “FE YE ELİF” harflerinden oluşur.
    Diyanet İslam Ansiklopedisi FEY maddesinin hemen giriş kısmına da bakılmasını salık veririm.
    https://islamansiklopedisi.org.tr/fey
    Fey sözlükte masdar olarak “geri dönmek, şekil değiştirmek”, isim olarak “gölge, öğle vaktinden sonraki gölge” anlamlarına gelir. Terim olarak gayri müslimlerden alınan haraç, cizye, ticarî mal vergisi (uşûr) ve diğer bazı gelirleri ifade eder. Fey terimine, ganimet de dahil olmak üzere gayri müslimlerden alınan her türlü malı içine alacak şekilde kapsamlı bir anlam verenler olmuşsa da yaygın görüşe göre GANİMET FEYİN KAPSAMI DIŞINDADIR.
    Neymiş efendim? “GANİMET FEYİN KAPSAMI DIŞINDADIR” mış!!!

    YanıtlaSil
  17. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET

    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI 2

    Nisa suresi (4/) 24. ayette şöyle yazıyor: “Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir”.
    Kur’an’a göre, esir kadının yanında bulunduğu aile, kendi ailesi sayılır. Ailenin yetkisi, evliliği denetlemekle sınırlıdır.
    Esir kadın, evlilik kararını kendi hür iradesiyle verir ve mehri kendisi alır.
    Âyetlerin, esir ve hür ayırımı yapmadan evlilik dışı ilişkiye imkan vermediği açıktır. Bunu anlamak için alim olmaya gerek yoktur. İlgili âyetleri görmezlikten gelen Sünnî ve Şiî mezhepler, sayı sınırı olmaksızın, esir kadınların odalık olarak kullanılabileceği konusunda İTTİFAK etmişlerdir. Kendi görüşlerini Kur’an’a söyletmek için Nisâ 3, 24, Ahzap 50, Mu’minûn 5 ve 6, Mearic 70/30 ayeterini bağlamından koparmışlardır. O âyetleri tek tek görelim:
    Nisâ 4/22’den itibaren evlenilmesi yasak kadınlar sayılmış ve 24. ayette konuya şöyle devam edilmiştir:
    “Hâkimiyetiniz altında olan (savaş esirleri) dışındaki kocalı kadınları nikâhlamanız da haramdır…
    Nisa Suresi 4/22,23 ve 24. ayetler kimlerle EVLENİLEMEYECEĞİNİ anlatan ayetlerdendir. Bir diğer ifade ile YOK HÜKMÜNDE olan NİKAH konularını kapsar.
    Evli kadınlarla boşanmadan nikah olmayacağı önemlidir. Örnek zina fiili ile karşılaşılsa ve biz evliyiz cevabı verilse YOK Hükmünde kabul edilir, edilme gerekçesi bu ayetin hükmüdür.
    Mümtehine suresi 60/10. ayet
    “Ey inanıp güvenenler (Müminler)! Mümin kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihandan geçirin. Onların imanlarını en iyi Allah bilir. Eğer mümin olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri çevirmeyin. Bu kadınlar onlara helal olmazlar. Onlar da bunlara helal olmazlar. ONLARIN BUNLARA HARCADIKLARINI GERİ VERİN. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenize engel yoktur. AYRILMAK İSTEYEN KAFİR KADINLARI ENGELLEMEYİN; onlara harcadığınızı isteyin. Onlar da harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın size hükmüdür; aranızda o hükmeder. Allah bilir, doğru karar verir.”
    Bu ayet, evli iken esir düşen kadınların, kocalarından boşanmış sayılacağını VE BOŞANMA İSTEĞİ KADINDAN (İFTİDA) geldiğinden MEHRİN ödeneceğini gösterir. Burada her ne kadar savaş esiri evli kadınlarla evlenmenin hükmü açıklanmış olsa da mezhepler, ayetin bu ifadesini, esir düşmüş evli kadınla nikâhsız ilişkiye delil sayabilmişlerdir. Tefsir âlimi, Eş‘arî kelâmcısı, Şâfiî fakihi ve kadı olan Abdullah b. Ömer b. Muhammed el-Beyzâvî (ö. 685/1286), tefsirinde ayeti şöyle açıklar:
    Hâkimiyetiniz altında olanlar dışındaki kocalı kadınlar” ayetinde Allah’ın istediği şudur: Hâkimiyetiniz altında olan esir alınmış kadınlardan kâfir eşleri olanlar, onları esir alanlara helaldir. Kadının esir alınmasıyla birlikte nikâhı düşmüştür.[10]
    Caferi mezhebine mensup Tabatabâî’nin tefsirinde konu şöyle işlenmiştir:
    “Allah Teâlâ’nın “Hâkimiyetiniz altındakiler hariç” sözü, Sünnette de geçtiği gibi evli cariyenin sahibinin, kocasıyla arasına girme hakkı olduğunu gösterir. Cariyeyi çağırır, hamile olmadığını anladıktan sonra onunla ilişkiye girer, sonra kocasına iade eder.[11]”
    BURADA KİTAB’IN VE SÜNNET’İN NE BÜYÜK ÇİRKİNLİKLERE ALET EDİLDİĞİ AÇIKÇA GÖRÜLMEKTEDİR.

    YanıtlaSil
  18. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET

    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI 3

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınladığı Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir’de ise konu şöyle işlenmiştir:
    “Evlenme mânileri sayılırken zikredilen “muhsankadınlar”dan maksat evli kadınlardır. …“Ellerinizin altında olanlar müstesna” cümlesiyle câriyelerin kastedildiği noktasında görüş birliği vardır. Köleliğin yaygın biçimde uygulandığı eski toplumlarda varlığı kaçınılmaz olan efendinin câriyesiyle cinsel ilişkisi (istifrâş) konusu, İslâm âlimlerince – kölelik statüsünün realiteleri, nesep hükümleri ve İslâmiyet’in köleliği azaltma ve tedricen ortadan kaldırma hedefi ışığında– belirli kurallara bağlanmaya çalışılmıştır. İslâm’ın geçmişten devraldığı ve zaman içinde ortadan kaldırmayı hedeflediği kölelik sistemine ait bulunan bu hükümler tarihe intikal etmiştir.[12]”
    Bu tefsirdeki yanlışlar, olayı farklı boyuta taşımıştır. Allah Teâlâ, indirdiği SON AYETTE şöyle der:
    Bugün dininizi olgunlaştırdım, size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı uygun gördüm.(Mâide 5/3)
    EĞER KÖLELİK, “İSLÂM’IN GEÇMİŞTEN DEVRALDIĞI VE ZAMAN İÇİNDE ORTADAN KALDIRMAYI HEDEFLEDİĞİ” SİSTEMSE,
    BU KİTAPTA ANLATILAN İSLÂM, YUKARIDAKİ AYETTE ANLATILAN İSLÂM DEĞİLDİR.
    ÇÜNKÜ BU TEFSİRİ YAPANLAR, “HENÜZ OLGUNLAŞMAMIŞ VE TAMAMLANMAMIŞ BİR DİNDEN BAHSEDİYORLAR.”
    EĞER “…KÖLELİK SİSTEMİNE AİT BULUNAN BU HÜKÜMLER TARİHE İNTİKAL ETMİŞ” İSE BU YENİ DİNİN NEBÎSİNİN NE ZAMAN GELDİĞİNİ /GELECEĞİNİ DE AÇIKLAMALARI GEREKİR. ÇÜNKÜ ALLAH’IN OLGUNLAŞTIRIP TAMAMLADIĞI İSLÂM DİNİNE EKLEME VE ÇIKARMA YAPILAMAZ.

    YanıtlaSil
  19. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET

    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI 4

    YAZIDA ŞÖYLE DENİYOR”Yine Mu’minun suresi (23/) 5 ve 6. ayetlerde: “Onlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler.”
    Bu ayetle ilgili maalesef iki BÜYÜK İHANET yapılmaktadır. Yapılan, ayetin içeriğini istenilen NECİS anlama taşıyabilmek için Arapça “EV = VEYA anlamı) takla attırılarak VE anlamına dönüştürmek,
    Arapça “HUM= Onlar yani KADIN-ERKEK tümü) anlamını sadece 6. ayette ERKEKLER olarak çevirirler.
    Kısca HUM Zamirindeki hileye dikkat çekmek istiyorum. Şayet 6.ayetten ESİR’lerin NİKAHSIZ cinsel ilişkisine izin çıkıyorsa o zaman bu ayettin lafzından ESİR ERKEK’lerinde Hür kadın sahibe tarafından kullanılması gerekecektir. Lütfen aşağıdaki ayetleri dikkatle okuyalım.
    Mü’minûn 23/5 ve 6. Ayetler Mekke’de inen bu ayetler, konu bütünü birlikte şöyledir,
    1. Şu müminler kesinlikle umduklarına kavuşacaklardır.
    2. namazlarında derin bir saygıyla duranlar, (Ellezine HUM fi salatihim haşiun.)
    3. boş sözlerden yüz çevirenler, (Vellezine HUM anil lagvi mu'ridun.)
    4. zekât için çalışanlar, (Vellezine HUM liz zekati failun. )
    5. ferçlerini koruyanlar. ( Vellezine HUM li furucihim hafizun. )
    6. Sadece eşlerine VEYA hâkimiyetleri altındakilere (esir eşlerine ferçlerini açabilirler). (İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuHUM fe innehum gayru melumin.)
    7. (ferçlerini) bunlardan başkalarına açarlarsa sınırları aşmış olurlar.( Fe menibtega verae zalike fe ulaike HUMul adun.)
    8. Kendilerine emanet edilen şeyler ve üstlendikleri sorumluluklar konusunda titiz davrananlar, (Vellezine HUM li emanatihim ve ahdihim raun.)
    9. ve namazlarına özen gösterenlerdir.( Vellezine HUM ala salavatihim yuhafızun.)
    10. İşte pay sahibi olacak olanlar onlardır. (Ulaike HUMul varisun.)
    11. Cennetten pay alacaklar ve orada ölümsüzleşeceklerdir. (Ellezine yerisunel firdevs, HUM fiha halidun.)
    (Mu’minûn 23/1-11)
    Surenin başlangıcı, ilk ayetinde “Şu Mü’minler” diye giriş yapar. (2-11) arası ayetlerden görüldüğü gibi her ayet, HUM zamiri ile ONLAR yani kadın-erkek bütün müminleri kapsamaktadır. Bu nasıl bir HİLE ki 2-11 arası ayetlerde HUM zamiri Kadın-Erkek derken 6.ayette bir anda sadece ERKEK olarak sunuluyor.
    2-3-4-5 ve 7-8-9-10-11 ayetlerin hepsinde “HUM” zamiri kadın ve erkeği kapsar kabul edilirken, her nasıl oluyorsa 6.ayetteki “HUM” zamir sadece ERKEKLERİ kapsıyor oluverir.
    Ayete göre Nikah olmadan Erkek, esir kadınla birlikte olabiliyorsa kadının da nikah gerekmeden esir erkekle olması gerekmez mi? Peki öyle mi kabul ediliyor?
    Ancak yazıda , 6. ayetteki “eşlerine” ifadesini kadın ve erkek için ortak sayarken “VEYA” bağlacını “VE” ye çevirip “hâkimiyetleri altındakiler”i, cariyeler diye anlamış ve ayeti, cariyelerin sahiplerine helal olduğuna delil saymışlardır. Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir’de ayetlere şu meâl verilmiştir,
    “Onlar ki, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar haddi aşanlardır.”(Mu’minûn23/5-7)
    “Eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri” şeklinde verilen mealde “VEYA” bağlacı “VE” olarak değiştirilmeseydi ve verdikleri anlam da doğru olsaydı, meâl: “eşleri veya ellerinin altında bulunan cariyeleri” şeklinde olurdu. O ZAMAN DA BİR ERKEK YA EŞİYLE YA DA CARİYESİYLE İLİŞKİYE GİREBİLİRDİ.
    Bu, YAZARIN istediği bir hüküm değildir. YAZARIN istediği, erkeğin ikisiyle de ilişkiye girebilmesidir.

    YanıtlaSil
  20. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET

    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI 5

    “Elerinin altında bulunan cariyeler” diye meâl verilen mâmeleketeymânuhum sözü bütün esirleri de kapsar. Bu zatın dedikleri doğru sayılsa fakat meâl “cariyeler/bayanlar” diye anlaşılmasa hanımın, kölesiyle nikâhsız ilişkisini de kabul etmek gerekir ki bunun da kabul edilebilir bir yanı yoktur.
    Ayeterin, kadın-erkek tüm müminleri kapsadığı çok nettir. 6. ayette, “ev mameleketeymanuhum” kısmının erkeklere has olmasını gerektirecek hiçbir şey de yoktur.
    MÜKATEBE (esirlerle sözleşme yapmak) konulu Nisa suresinin 33 ayetinde “…..vellezine yebtegunel kitabe mimma MELEKET EYMANUKUM fe katibuhum in alimtum fihim hayren……” meleket Eymanukum kelimesine tüm taraflar SÖZLEŞME YAPILACAK KADIN ve ERKEK olarak kabul etmektedir.
    Nasıl oluyor da Mü’minun 23./6 ve Mearic 70/30 ayetlerinde sadece KADIN ESİR olarak kabul ediliyor? Bu apaçık SAPITMA ve SAPTIRMA değilse nedir?
    Me’aric suresi 29-30’da bu sözler neredeyse aynen tekrar edilir: “Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler”.
    Yukarıdaki metin anlatımı burada da geçerlidir. EV kelimesine VE anlamı verilmesi konusuna tekrar dikkat çekmek isterim. Maalesef sadece bu iki surede geçen iki ayette bu ÇARPITMA yapılır. Diğer bütün Kur’an ayetlerinde geçen EV kelimesine VEYA anlamı verilir. Çünkü kelimenin anlamı budur.
    Burada Arapça EV bağlacına VE anlamı verilmesinin tek sebebi KADINLARIN da ESİR ERKEKLER ile NİKAHSIZ cinsel ilişkiye girmesinin önüne geçmek içindir.
    Mearic Suresi 70/ 26 - 35
    26- Onlar hesap gününü içtenlikle kabul edenlerdir.
    Vellezine yusaddikune bi yevmid din.
    27- Onlar, Rablerinin* azabından dolayı içleri titreyenlerdir.
    Vellezine HUM min azabi rabbihim muşfikun.
    28- Hiç kimse Rabbinin azabından güvende olamaz.
    İnne azabe rabbihim gayru me'mun.
    29- Onlar ferçlerini* koruyanlardır*.
    Vellezine HUM li furucihim hafizun.
    30- Sadece eşlerine veya hakimiyetleri altındaki esirler karşı korumaları gerekmez*.
    İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuHUM fe innehum gayru melumin.
    31- Bunlardan başkalarına açanlar sınırları aşmış olurlar.
    Fe menibtega verae zalike fe ulaike HUMul adun.
    32- Onlar, aldıkları emanetler ve üstlendikleri sorumluluklar konusunda titiz davrananlardır.
    Vellezine HUM li emanatihim ve ahdihim raun.
    33- Onlar şahitliklerini dosdoğru yapanlardır.
    Vellezine HUM bi şehadatihim kaimun.
    34- Onlar namazlarına özen gösterenlerdir.
    Vellezine HUM ala salatihim yuhafizun.
    35- İşte bahçelerde ağırlanacak olanlar onlardır.
    Ulaike fi cennatin mukremun.

    YanıtlaSil
  21. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET
    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI 6

    İlgi yazıda konuya ilişkin özeti veren cümleyle yazar şöyle diyor “İlk başta bir kutsal kitapta görmeye alıştığımız ve Kur’an’ın da birçok yerde yaptığı gibi emir ve yasaklar belirtir gibi gözüken bu ayetlerde ilginç bir durum vardır: Kölelikten (bu yazıyı okuyan herkesin bildiği gibi, cariye köle kadın demektir) olağan, normal bir olguymuş gibi bahsedilmiştir…”
    Yazıda konu edilen Kur’an’da “Köle: Abd, rakabe “kelimesi ile zikredilirken “Esir: Meleket Eymanu” kelimesiyle zikredilmektedir.
    Ama yazar, yukarıda arz ettiğim gibi bunu da ÇOK YANLIŞ ANLAMIŞ… Her halde araştırmadan kalbine doğanla olsa gerek.
    ESİR: Savaş sonrasında teslim alınan KADIN – ERKEK kişiler için kullanılır. O nedenle “Meleket Eymanu = Sağ elinin altındakiler” kavramı kullanılmaktadır. SAĞ ELİNİN ALTINDAKİ kelime ve kavramı çok ama çok eski ve bilinen bir kavramdır. Kur’an’ı Kerim’de bu kavramı bu anlamda kullanır. Az önce yazmış olduğum MÜKATEBE konulu ayeti incelerseniz sanırım ayırt edebilirsiniz.
    Gerçi siz ve benzerlerinizden ANLAMAK İSTEMEYENLERİN (bilmeyenin) bol olduğunu görüyoruz ama olsun biz yine de sizin MÜFTERİ/YALANCILAR dan olmayıp saf masum kabul ile söylediğinizi düşünüp cevabımızı verelim.
    Ma meleket eymanu: "Sağ elinin sahip olduğu", "antlaşma yoluyla sahip olunan" anlamında bir deyimdir. El, "güç" demektir. Bu deyim; "güç yolu ile üzerinde tasarruf etme hakkına sahip olduğunuz" anlamına gelmektedir. Diğer bir anlatımla; antlaşma yoluyla sahip olunanlar, sorumluluğu üstlenilenler, bakmakla yükümlü olunanlar, meşru şekilde sahip olunanlar, üzerlerinde hak sahibi olunanlar gibi anlamlara gelmektedir.
    Bu deyimle, esas olarak kast edilen şey, bakımları ve sorumlulukları üstlenilerek sahip olunan savaş esirleri ve o günün cahiliye döneminin bakayası/kalıntısı olarak kalan cariyeler ile ancak nikah yapılarak birlikte olunabileceğidir. Kur'an; kim olursa olsun, nikah yapmaksızın ilişkiye girmeyi zina olarak tanımlamaktadır. Diğer bir ifade ile "nikahsız her birliktelik " zinadır. "Ellerinin sahip olduğu" veya "antlaşma yoluyla sahip olunan" deyimi ile ifade edilen şey, elinde nikah sözleşmesini bulundurmak, nikah sözleşmesine sahip olmak demektir.
    Yine bu deyimle vurgusu yapılan husus, ilişkide nikahın şart görülmesidir. Dikkat edilirse birlikte olunması uygun görülen kimse "hem eşi hem de sağ elinin sahip olduğu kimse" DEĞİL; öncelikle nikahlı eşi şayet o yoksa sağ elinin sahip olduğu nikahlı esir eşi.
    Lakin ikisi ile aynı anda değil; ya eşi ya da "sağ elinin sahip olduğu kimse. Zira ayette eşiniz ve sağ elinizin sahip olduğu denmiyor "ve" edatı yerine "veya" edatı kullanılarak "ya eşiniz ya da Sağ elinin sahip olduğu" deniliyor. Toplumsal gerçekliğin verili kalıntısı olan kölelik ve cariyelik olgusu, İslam'ın kabul ettiği veya ön gördüğü bir durum değildir. İslam, kölelik ve cariyeliği; cariye ve köle edinme yollarını ortadan kaldırarak kesinlikle yasaklamıştır. Aslında mevcudun tasfiye edilmesi süreci olan uygulamaları ileri sürerek cariyelik ve kölelik kalıntısını İslam'a yamamak, İslam'a atılan en büyük iftira ve hakarettir. Saltanat ideolojisi erkek egemen sapıklığın bir tezahürüdür.

    YanıtlaSil
  22. Bölüm 3- Konu ÇARPITILAN KAVRAMLAR FEY/GANİMET
    FEY VE ESİR KADINLARIN ODALIK OLARAK KULLANIMI 7

    Evrensel olarak NİŞAN YÜZÜĞÜ Sağ ele NİKAH Yüzüğü SOL ele takılır. Neden?
    Evrensel olarak SAĞ ELİNİN ALTINDA olanlar KORUMANIZ kapsamında olanlardır. Müşfik davranmanız gerekenlerdir. Onlarla ASLA CİNSEL İLİŞKİNİZ de olamaz. Çünkü en yakınından KIZINIZ da MELEKET EYMANU hükmündedir.
    Sağ elinizde yüzük varsa sadece o kişiyle NİŞANLI olduğunuz anlaşılır ve yine asla cinsel ilişkiye giremezsiniz. Hatta önümüz Kurban Bayramı, geleneğe göre Nişanlı (Sağ eli Yüzüklü) Erkekler Nişanlı Kıza (meleket eymanuküm) Bayram hediyesi olarak Kurban götürürler. Çünkü evli olduklarına (Muhsana) zaten Kurban kesmek zorundadırlar. Bu suretle de ..MİŞ GİBİ YAPARLAR.
    Dünyanın en eski yazılı Hukuklarını inceleyiniz ki Roma, Eski Yunan, Sümer- Mezopotamya… bu kavramın böyle olduğunu görürsünüz.
    Yine Evrensel olarak kadın ve erkeğin cinsel manada birleşmelerinde iki yöntem kullanılır. İlki MEŞRU kabul edilendir ki NİKAH/Evlilik, diğeri gayrı meşru kabul edilendir ki Zina. Bu konuda yapılan eylemin NİKAHLI ya da ZİNA olarak kabul edilmesi tamamen İNSANSIdır. Yani sadece ve sadece İmtihan amacıyla yaratılmış insan, imtihanın konusu olarak bu birleşmesini MEŞRU biçimde sadece NİKAH’la yapabilir ya da ZİNA fiilini işler.
    Hasta ruhlu, menfaatperest, çarpıtmayı sanat bilenler KAVRAMLARIN İÇERİSİNİ BOŞALTARAK akıl oyunu ile aslında kendilerini ve niyetli olanları kandırırlar. Nikahlı ya da nikahsız cinsel ilişkinin fiziken, vücuda tesiri ve sonuçları açısından hiçbir farkı yoktur. Fark sadece ve sadece İNSAN OLABİLMEKLE alakalıdır.
    Evli insanlarda yüzüklerini SAĞ eline değil SOL ELİNE takarlar ve cinsel olarak helal yoldan sükunete ererler. Savaş Esirlerinizden evlenmek zorunda kaldıklarınız olursa eğer ki ancak belli şartlarla evlenebilirsiniz, özgürlüğüne kavuşmadılarsa eğer yani hala MELEKET EYMANUKUM olarak devam ediyorlarsa işte o zaman Mü’minun 6 ve Mearic 70/30 ayetinde olduğu gibi “Hür Nikahlı Eş VEYA Esir Nikahlı Eş ile yaptığınızdan kınanmazsınız. Kavramın ESİRLİK özelinde sürmesi evlenme ruhsatı verilmesiyle ilgilidir. Yoksa MEHİR olarak özgürlüğünü alırsa zaten hür eş statüsüne geçer. Aksi takdirde Nisa 4/24’te konu edilen evli fakat esir olmuş kadınların nikahlarının düştüğü ve EVLİ KADINLA Nikah yapamaz hükmünün bir parçası olmaz anlamının karşılığı da kalmaz

    YanıtlaSil
  23. BÖLÜM 4 - KÖLELİĞE GİRİŞ -1

    Yazar şöyle de diyor;
    “Öncelikle yasaklamak nasıl olur, ona bakalım. Kur’an Allaha şirk koşmayı, hırsızlığı, zina etmeyi, eşcinsel ilişkileri ve alkollü içkileri içmeyi yasaklar. Bunlarda hiç tartışma yoktur. Sizce neden? Cevabı basit. Çünkü bunlar Kur’an’da kesin ifadelerle yasaklanmıştır. Bunlardan bir tanesini, içki yasağını ele alacağım ve buradan hareketle Kur’an’ın köleliği nasıl yasaklamadığını anlatmaya çalışacağım.”

    Konuya giriş yapmadan, yazının bu kısmını özellikle bağımsız olarak ele aldım. Çünkü yazar burada tespitime göre EĞRİLTME/İVECA/İVEÇ yapıyor.
    Yasaklanan ifadelerin tümü anlık tercih sonucunda meydana gelecek arızi haller iken KÖLELİK bir OLGU olarak önümüze çıkar. OLGU İLE OLAY aynı terazide tartılabilir meta değildir.
    Mesleğimden hareketle basit bir örnekleme ile konuyu anlaşılır kılayım. Öğrenciliğim döneminde “Ahşap Yapılar” adı altında ders vardı. Tabi ben o dersten kısa süreli de olsa okuldan atıldım. Hak tanındı geri dönüp verdim, mühendis oldum. Ertesi yıl bu ders programdan kaldırıldı. Ahşap yapıların uygulanacağı zemin, talep konusu, malzeme, ustalık ve mühendislik de kalmamıştı. Ama var olan ahşap yapılar OLGU olarak vardı ama zemini kaybolduğu için gerçekte yoktu. İşte OLGU demekle kastedilen budur.
    İlahlık kayıtsız şartsız itaat edilen, ibadet edilen iken Allah’tan başka ilah tanıyamazsınız. Şayet Allah’ı ikinci sıraya koyarsanız kaybedenlerden olursunuz. Mesela GÜCÜ İLAH kabul edenler gibi.. İnsanın fıtratı bu isteğe yatkındır. Öğretmeni Allah olan Adem a.s. örneğinde göründüğü gibi.
    Allah bütün her şeyi dişi/erkek çift şekliyle yaratmıştır. Canlıların tümünde eşleşme doğal ihtiyaç ve zevk unsurudur. Sadece İnsan İmtihanla sorumlu tutulduğu için diğer canlılarda olmayan prensipler konulmuştur. Cinsellik CANLILIK Fonksiyonu gereği bir işlemdir, Evlilik ise İNSAN OLMAKLA ilişkili bir disiplindir.. İnsan olarak fiziken, Kadın-kadına, Erkek-Erkeğe ve Kadın-Erkeğe yapılabilecek bu eylemin sınır şartların doğru-yanlış olarak belirtilmelidir. Siz hiç iki dişi ya da erkek deve, at, eşek, köpek, tavşan..vb cinselliğine şahit oldunuz mu? Bu kabiliyet insanda vardır ve o nedenle imtihana konu sınırlandırılır.
    Yoksa canlılara bakıp canlı fonksiyonunda olmayan enternasyonel ahlaka uymayanlara verilen ceza değildir burada olan. Olay Allah’ın belirlediği KADER/ÖLÇÜDÜR.
    Aklı örten şeyler de öyle…Keyif veren maddelerdir konu edilen. Kaldı ki enternasyonel bağlamda da kabul ve sonuçları ilgi yazıda da belirtilmiştir.
    Gelelim KÖLELİĞE… Peki köleliğin yukarıda sayılanlarla örtüşecek argümanı var mıdır? Bağlantısı var mıdır? Ortak yönü var mıdır?

    YanıtlaSil
  24. BÖLÜM 4 - KÖLELİĞE GİRİŞ -2

    Aşağıda ayrıntıları tanımladığımızda görüleceği üzere SAVAŞ ESİRİ dışında bir Müslüman KÖLE EDİNEMEZ. Edinirse Müslüman olamaz. İmanın şartından başlayarak kişinin özgürlüğünü konu ettiği her ayette işleyen, bırakın insanı dışındaki canlılarla ilişkilerde dahi haddini bilmeyi imtihana bağlayan Kur’an birilerinin ALLAH’a RAĞMEN SİSTEM ÜRETİYORUZ palavrasının konu mankeni edilemez.
    Müslüman bir toplumun köle üretebilmesi seçenek, imkan ve ihtimali yoktur. 6236 ayetin hiçbirinin sonucunda KÖLELİĞE ULAŞAN altyapı/üstyapı olamaz.
    İnsan BEŞER’dir ÖRTÜNMEYE İHTİYACI ( Beşera… derinin dış kısmı anlamına gelir) olandır. Sadece insan ilave GİYSİ ve BİLGİYE ihtiyaç duyar. Kur’an’da Adem’in Yasaklanan Meyvayı yemesi sonrasında neden örtüleri düşüp da açıldı? Hiç düşündük mü? Tabiatta bilgiyi üreten geliştiren, biriktirip tecrübeye dönüştüren ve yazılı kayıt altına alabilen tek canlı insandır.
    Kölelik insani değil zulüm olan bir konu iken nasıl olur da Kur’an bu konuyu görmemiş ve yasaklamamış ve dolaylı varlığına izin vermiştir denilebilir? Kur’an’da Köle edinebileceğinize dair mesnet alabileceğiniz tek bir ayet yoktur.
    Bir köle düşünün ki efendisine şöyle hitap ediyor “KİBİRLENME EFENDİM SENDEN BÜYÜK ALLAH VAR” Ya da Firavun’un karşısında Mucize gösteren Musa’nın a.s. tavrı sonrasında gerisingeri dönen büyücülere (Taha Suresi 20/56-73) ne demeli?
    Haydi hepsini geçtim, Bir Müslümanın günde ortalama namazlarda 35-40 rekatta okuyup tekrar ettiği “İyyake na'budu ve iyyake nestain. YALNIZ SENDEN KORKAR YALNIZ SANA İTAAT EDERİM” Allah’a vaat ettiği, SÖZ VERDİĞİ bu kelimelerle dua eden kişi KÖLE OLABİLİR Mİ?, KÖLE ALABİLİR Mİ?
    Kur’an Allah’ın emirlerine uyması şartıyla her yöneticiye itaati emreder, Emr-i İlahiye ters düşen her durumda müdahale etmeyi İMAN’a bağlar. Emri Bil maruf, Nehy-i Anil Münker nedir? Köleliği bir nebze kabul eden sistemde bu kavramın karşılığı olabilir mi?
    Ali İmran suresi 3/104. ayet
    “Siz, hayra çağıran, iyiliği öğütleyip, kötülükten alıkoyan bir ümmet* olun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.( Veltekun minkum ummetun yed'une ilel hayri ve ye'murune bil ma'rufi ve yenhevne anil munker, ve ulaike humul muflihun)”
    Ali İmran 3/110
    “Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz.* Ma'rufu* öğütler, münkerden* sakındırırsınız. Ve Allah'a iman edersiniz. ……”
    Kaf suresi 50/45. ayet
    “Onların ne dediklerini en iyi Bileniz. Sen, onları zorla yola getirecek değilsin. O halde Benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an'la öğüt ver.”
    Sadece ve sadece UYARI yapma şartı bile KÖLELİĞİ mana itibarıyla YOK ETMEYE yeter.
    Kavram olarak kölelik kapsamına giren hiçbir eylem müslüman’ın meşru davranışı olamaz. O nedenle KÖLE’liğin YASAKLANMASI söz konusu edilemez.
    Ancak Kölelik bir OLGU’dur, dışındaki unsurların etkileşimiyle oluşmuştur, var olan yapı da caydırıcı veya özendirici şekil şartıyla bitirilmiştir.
    Bitmiş midir? Tarihsel uygulamaya baktığımızda HAYIR. İslam Fıkhına baktığımızda HAYIR, Dahi Müslümanların uygulamasına baktığımızda HAYIR… O zaman ben neyi söylemiş oluyorum? İnsanların Cehenneme girme hürriyetinden bahsediyorum. Yani Bakara Suresi 2/159. ayette konu edildiği gibi “İNDİRDİĞİMİZ AÇIK DELİLLERİ VE KİTAPTA İNSANLARA APAÇIK GÖSTERDİĞİMİZ DOĞRU YOLU GİZLEYENLERE HEM ALLAH HEM DE BÜTÜN LANET EDİCİLER LANET EDER.”
    İslamın/Kur’an’ın konusu OLAMAYAN/ TÜMÜYLE ZEMİNİNİ ORTADAN KALDIRDIĞI KÖLE müessesi hakkında neden yasak yok demek en kısıtlı ifadesiyle İVEÇ’tir. OLGU olarak köleliğin varlığı konusunu İSTİSMAR etmek ise AKIL OYUNU, Algı Yönetimidir ve edep dışıdır.

    YanıtlaSil
  25. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -1

    KÖLE:
    Teorik manada Köle en eski yazılı metinlerde ve toplumlarda tanımlanmış ve özellikleri, ayrıntıları dahi hukuku belirlenmiş bir olgudur. Köle alınır satılır bir mülk ve insan ile hayvan arası bir varlık olarak kategorize edilmişti. Antik Yunan düşüncesinde köleliğe dair başlıca tartışma köleliğin doğal (doğuştan) veya anlaşmalı/tercih (içine düşülmüş) bir durum olup olmadığı temelinde gelişti.Üç tür “özgür olmayan emek biçimi” çıkar: BORÇ-BAĞIMLILIĞI /KÖLELİĞi, DEVLET SERFLİĞİ, TAŞINIR MÜLK KÖLELİĞİ.
    Bu tanımlara bir de SAVAŞ ESİRLERİ’ni dahil edeceğiz ama onu müstakil bir başlık altında inceleyeceğiz.
    Borçtan ötürü yitirilen özgürlük durumunda, borçlu borcunu ödeyemediği için ve borcuna karşılık olarak alacaklıya emeğini veya emeğinin ürününü sunmak üzere kendinin veya üçüncü şahısların (mesela çocukları) vücudunu rehin verir. Borçlu uzak ve düşük bir ihtimalle de olsa borcunu ödeyeceği gün tekrar özgür bir insan olmayı ümit eder, borç-köleliği şeklinde ise, borçlu alacaklının sürekli kölesi haline gelir.
    Serflik durumunda, bilindiği üzere, serf başkasına ait toprakta ve o toprağa bağlı olarak yaşar, belirli hizmet yükümlülükleri ile çalışır.
    TAŞINIR MÜLK KÖLELİĞİNDE ise köle efendisinin kişisel mülküdür, satılabilir ve satın alınabilir, yapacağı iş belirli değildir. azat edilme şansı, kararı devlet değil efendisi vereceği için daha yüksektir. Taşınır mülk köleliği, kişinin yabancılaştırılarak ve genellikle haysiyetsizleştirilerek sürekli ve vahşi bir tahakküm altına alınmasıdır. Süreklidir, yani, efendi azat etmeyi tercih edebilse de, tanım gereği kölenin özgür kalmak için yerine getireceği bir anlaşma yoktur ve kölelik ölüme değin sürecektir. Vahşidir, çünkü kölenin bedenine şiddet uygulanabilir, kırbaçlanabilir ve işkence edilebilir…vs.
    Sanırım yazımızın konusu da 3.sırada olan “Taşınır Mülk Köleliği’ni” öngörüyor. Allah aşkına insan elini vicdanına kor ve her türlü davranışı ŞİRK MÜESSESİ olan KÖLELİK ile Kur’an ve İslam nasıl örtüştürülür?

    YanıtlaSil
  26. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -2

    SAVAŞ ESİRİ, MELEKET EYMANU, CARİYELİK
    Arapçada köleyi ifade eden ve en geniş manası içinde kullanılan kelime “abd” kelimesidir.
    Yine köle manasını ifade için kullanılan “RAKABE” kelimesi, Arapçada hem kadın hem erkek köle manasına gelmektedir ve bu kelime Kuran’da aynı manada iki söyleniş biçiminde “rakabe”( 4/92, 5/89, 58/3, 90/13. (Rakabe: Memluk olarak açıklanmış.)şeklinde dört yerde,

    “RİKAB”( 2/177, 9/60, 47/4 (Rikab, rakabe kelimesinin çoğuludur ) şeklinde ise iki yerde geçmektedir.
    Aynı manaya gelen ve fakat sadece kadın köleyi ifade eden “EME” 2/221 kelimesi de hem Arapçada hem de Kuran’da kullanılır.
    Bu kelime Kuran’da çoğul olarak “İMA” şeklinde geçmektedir. 24/32 Kuran’da bu kelimeleri iki yerde görüyoruz.
    Terkip halinde köleliği bildiren ifadeler de Kuran’da yer almaktadır.
    Bunlar “Elinizin altında sahip olduğunuz câriye, gençler” anlamına gelen “MÂ MELEKET YEMİNÜK”, 33/50
    “MÂ MELEKET EYMÂNÜKÜM MİN FETEYÂTİKÜM” gibi kadın köle (câriye) anlamındaki terkipler olup yedi yerde geçmektedir.
    4/24–25; 23/6; 24/33; 70/3, 10/55-57
    Esirleri, köle veya cariye yapmak ve cariyelerin cinselliğinden nikâhsız olarak yararlanmak Kur’ân’a aykırıdır. Bu konudaki ayetler açık olmasına rağmen anlam kayması yapılarak bir algı oluşturulmuş, esirlerin köleleştirilebileceği ve cariyelerin cinselliğinden yararlanılabileceği, Sünnî ve Şiî bütün mezheplerin ortak görüşü haline getirilmiştir.

    YanıtlaSil
  27. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -3

    A- ESİRLERİN KÖLELEŞTİRİLMESİ

    Müslümanlar kendilerini değil, Allah’ın dinini hâkim kılmak için çalışırlar. Bu çalışma, düzeni sarsmaya başlayınca muhalefet şiddetli olur. Karşı taraf bunun için savaş bile açar. Eğer savaşa savaşla karşılık verilmezse sonuç çok kötü olabilir.

    Allah yolunda, sizinle savaşanlarla savaşın ama haksız saldırı yapmayın. Allah, haksız saldırı yapanları sevmez. (Bakara 2/190)

    Müslümanlar ilk savaşı Bedir’de yaptılar. Allah Teâlâ bu savaştan önce şu Ayeti indirdi

    Kâfirlerle savaştığınızda boyunlarını vurun. Onları etkisiz hale getirince sıkı güvenlik çemberine alın. Sonra onları (esirleri), fidye alarak veya karşılıksız serbest bırakın ki savaşın doğurduğu sıkıntılar kalmasın.(Muhammed 47/4)

    Esirleri serbest bırakmak düşmanı rahatlattığı gibi yeni bir savaşa gerekçe yapılmalarını da önler.

    Allah Teâlâ şöyle demiştir:
    İyilikle kötülük bir değildir. Bir şeyi en güzeliyle karşıla; bir de bakarsın, aranda düşmanlık olan kişi sıcak bir dost haline gelmiş.(Fussilet 41/34)

    Bedir savaşında Nebîmiz, düşmanı etkisiz hale getirmeden esir aldığı için Allah tarafından şu ağır eleştiriye uğramıştı,

    Enfâl 8/
    67-Hiçbir nebînin, savaş alanında düşmanı etkisiz hale getirmeden esir alma hakkı yoktur. Siz, dünya malını (hemen elde edeceğinizi) istiyorsunuz. Allah ise Ahireti (sonrasını) istiyor. Üstün olan ve doğru karar veren Allah’tır.
    68-(Rumların yenildiği gün Allah’ın yardımıyla sevineceğinizi) Allah önceden yazmasaydı, aldığınız esirlerden dolayı başınıza büyük bir felaketin gelmesi kaçınılmazdı.
    69-Aldığınız ganimeti helali hoş olarak yiyebilirsiniz. Allah’tan çekinerek korunun. Allah bağışlar, ikramı boldur.

    Nebîmiz, Muhammed Suresi 47/4. ayetine uydu ve Bedir esirlerinin bir kısmını karşılıksız, bir kısmı da fidye karşılığı serbest bıraktı.

    Hendek savaşında Müslümanlarla aynı safta iken savaş sırasında düşmanla iş birliğine giren Benî Kurayza Yahudilerini Nebîmiz, savaştan sonra etkisiz hale getirmişti.
    İlgili ayetler şöyledir Ahzap 33/26-27

    Allah, Ehl-i Kitap’tan, düşmana arka çıkanları da kalplerine korku salarak kalelerinden indirdi. Kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz. Onların yerini, yurdunu ve mallarını size verdi, henüz ayak basmadığınız yerleri de size verecektir. Allah her şeye bir ölçü koyar.

    Beni Kurayza kuşatmasında ölenler öldü, kalanlar esir alındı. Yurtları ve malları Müslümanlara kaldı. Ayette geçen, Onların yerini, yurdunu ve mallarını size verdi ifadesi, esirlerin serbest bırakıldığını gösterir. Çünkü ne savaşacak halleri ne de fidye olarak verecek malları kalmıştı.

    Hayber ve Benî Mustalik esirleri de dâhil, tüm esirlere yapılan muamele, yukarıdaki ayete göredir. Kur’ân’ın açık emri varken, Nebîmizin farklı bir davranışta bulunması mümkün olamazdı.

    YanıtlaSil
  28. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -4

    A- ESİRLERİN KÖLELEŞTİRİLMESİ

    Muhammed Suresi 4. ayet açık olduğu halde SÜNNÎ VE ŞİÎ BÜTÜN MEZHEPLER, savaşçı esirleri öldürmeyi veya KÖLE YAPMAYI, ayetin hükmü gibi göstermişlerdir.

    Cessas’ınAhkam’ul-Kur’ân’ında
    ““Ya karşılıksız ya da fidye alarak onları salıverin” Ayeti ile Allah, Nebisini ve müminleri, esirler konusunda serbest bıraktı; İSTERLERSE ONLARI ÖLDÜRÜRLER, isterlerse köleleştirirler, isterlerse fidye alırlar….


    Fahrüddin Razi Tefsiri Muhammed Suresi 47/4

    “…………Nihayet onları mecalsiz bir hale getirdiğiniz zaman, artık geriye öldürme emri kalmaz, buna cevaz (müsaade) kalır" demektir. Eğer bu edat, öldürmenin son noktasını göstermiş olsaydı, artık bu noktadan sonra öldürme caiz olmazdı. Halbuki mecalsiz hale getiren kimse, ihtiyar ve aciz bir kâfirle karşılaştığında bile, onu öldürebilir. Halbuki ayetin bu ifadesiyle, kâfirin iki eli-iki ayağı kesilip de kötürüm hale geldiğinde, müslüman onu öldürmekten nehiy murad edilmiştir.
    Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Artık bağı sıkı tutun" buyurmuştur. Bu, mendubluk ifade eden bir emirdir. [29]
    Fidyeli Veya Fidyesiz Salıverme
    "Daha sonra ise, iyilik edip salıverin, yahut fidye alın" emri ile ilaili birkaç mesele var: [30]
    Birinci Mesele
    İmmâ edatı, hasr manası ifade eder. Halbuki kâfirlerin durumları, esir edildikten sonra, sadece bu iki duruma mahsus olmayıp, öldürülmeleri, köle edilmeleri, karşılıksız salıverilmeleri ve fidye karşılığı salıverilmeleri gibi durumlar mümkün?.. Biz deriz ki: Bu, mendubluk ifade eden bir emirdir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak, bütün insanlar için mümkün olan genel bir durumdan bahsetmiştir. Müslümanların, savaşta esir aldıkları arapları köle edinmeleri caiz değildir. Çünkü onlar, Hz. Peygamber (s.a.s)'in soyundandır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, bu emirde, köle edinmekten bahsetmemiştir. Öldürme işine gelince, mecalsiz hale getirilmiş kimsede ilk göze çarpan, onun kötürüm bırakılmasıdır. Bir de Cenâb-ı Hak, öldürme işini, zaten "Boyunlarını vurun" emriyle belirtmiştir. Geriye, sadece ayette daha sonra bahsedilen bu iki husus kalmıştır... ………”

    Ömer Nasuhi Bilmen (Hukuku İslamiyye Kamusu, 3.cilt s.399)konuyu şöyle özetler:

    “Savaş sonucu alınan esirler konusunda yetkili makam şunlardan birini yapmakta serbesttir: İsterse Müslümanların yararına hareket ederek esirlerin savaşçı takımını öldürüp fesadı tümüyle ortadan kaldırır. İsterse kötülüklerini gidermek için yalnız köle ve cariye yapmakla yetinir. İsterse zimmi konumuna getirerek Müslümanların güvencesi altında hürriyet verir. İsterse onları İslam esirleri ile değiştirir.


    YanıtlaSil
  29. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -5

    B- CARİYELERİN CİNSELLİĞİNDEN YARARLANMA

    İster hür ister esir olsun, NİKAHSIZ İLİŞKİYE ASLA İZİN VERİLMEMİŞTİR.
    (Nur 24/31-32)
    “İçinizden evli olmayanlar ile erkek ve kadın esirlerinizden, durumları uygun olanları evlendirin. Yoksul iseler Allah, kendi ikramıyla onların ihtiyacını giderir. İmkânları geniş olan ve her şeyi bilen Allah’tır. (Hür olanlardan ve esirlerden) Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah tarafından ihtiyaçları karşılanıncaya kadar namuslarını korusunlar.”

    İster hür, ister esir olsun, HİÇ BİR KADIN KENDİ HÜR İRADESİ OLMADAN EVLENDİRİLEMEZ. Esir bir erkekle evlenmek isteyen kadın için özel şart yoktur ama hür kadınla evlenebilecek güce sahip olan erkek, esir kadınla evlenemez. Eğer istiyorsa onu hürriyetine kavuşturmak şartıyla evlenebilir. Bununla ilgili açıklama aşağıda gelecektir. Hürriyetine kavuşturacak kadar gücü yoksa, o zaman esir kadınla evlenebilir. İlgili ayet şöyledir

    (Nisâ 4/25)
    Mümin, iffetli ve hür kadınları nikâhlayacak kadar varlıklı olmayanlar, hâkimiyetiniz altında olan mümin kadınlarla (savaş esirleri ile) evlensinler. İmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onları (esir kadınları) ailelerinin izni ile nikâhlayın ve mehirlerini marufa (Kur’an ölçülerine) uygun olarak kendilerine verin.
    Ayete göre, esir kadının yanında bulunduğu aile, kendi ailesi sayılır. Ailenin yetkisi, evliliği denetlemekle sınırlıdır. Esir kadın, evlilik kararını kendi hür iradesiyle verir ve mehri kendisi alır.


    Nisâ 4/ 3. Ayet

    “Eğer (evlenme çağına gelmiş) o yetimlere karşı hakka uygun davranamamaktan korkarsanız, onları değil, hoşunuza giden başka kadınları, iki, üç ve dörde kadar nikâhlayın. Aralarında adaleti yerine getirememekten korkarsanız bir tek kadını veya hâkimiyetiniz altında olanı (cariyeyi) nikâhlayın. Sıkıntıya düşmemeniz için en uygun olanı budur.”

    Bu ayette söz olarak olmamasına rağmen mana olarak YETİNİN kelimesini parantez içerisinde ilave ederek Cariyenin Nikahsız da kullanılacağına hüküm verirler.

    Burada önemle hatırlatmam gereken nokta MELEKET EYMANU kelimesi SAĞ ELİNİN ALTINDAKİLER ki bu KIZI için de kullanılır, yani NİKAH hali hariç ki ayette nikaha izin veriyor, tıpkı KIZI gibi Koruma altında olduğudur. Bu kavramın EVRENSEL KABULÜ olan NİŞANLANMA konusunda ayrıntısıyla belirtmiştim.

    Maalesef Alimler bu ayeti şöyle anlamlandırırlar;
    “Birden çok eşle evlendiğinizde) “Aralarında adaleti yerine getirememekten korkarsanız bir tek kadını” nikâhlayın veya hâkimiyetiniz altında olan cariyelerle yetinin…” Celaleyn tefsiri,

    Caferilerin yaptığı tefsir de şöyledir;
    ““(Birden çok eşle evlendiğinizde) “Aralarında adaletli davranamamaktan korkarsanız bir tek kadını” nikâhlayın. “veya hâkimiyetiniz altındakiler” cariyeler… ayette cariyelerden söz edilmesi, sayısı kaça çıkarsa çıksın, sırf hâkimiyet altında oldukları için onlarla nikâhsız ilişkiye girilebileceğini ve bu ilişki ile yetinilebileceğini anlatmaktır” Tabatabai


    Ayete bu anlamı vermek mümkün değildir.Bunu şöyle açıklayabiliriz: Bir tek kadını veya hâkimiyetiniz altında olanı ayetinin gizli yüklemi, ayetin ilk cümlesinden anlaşılan “nikâhlayın” emridir. Birbirine “veya” bağlacı ile bağlı iki kelimenin iki farklı yüklemi olamaz. Ama bu âlimler, cümlenin yapısını bozarak ikinci kelimenin başına “YETİNİN” yüklemini eklemişlerdir. BUNUN, AYETİ TAHRİFTEN BAŞKA BİR ANLAMI YOKTUR.

    YanıtlaSil
  30. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -6

    Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir’de konu şöyle işlenmiştir,

    Meal: “Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o takdirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile YETİNİN.”

    Tefsir: “Mülkiyetinizde bulunan CÂRİYE İLE YETİNİN” tavsiyesi yetimlerin ve kadınların haklarına riayet gerekçesine dayanmaktadır; ancak bunda câriyelerin menfaati vardır..… Yetimlerin ve hür kadınların haklarına riayet edememekten korktuğu için SAHİP OLDUĞU CÂRİYE İLE EVLİ GİBİ YAŞAYACAK OLAN MÜMİNİN AVANTAJI, câriyenin hür kadınlara nisbetle daha az hakka sahip bulunmasıdır”

    Nisâ 22’den itibaren evlenilmesi yasak kadınlar sayılmış ve 24. ayette konuya şöyle devam edilmiştir,

    Hâkimiyetiniz altında olan (savaş esirleri) dışındaki kocalı kadınları nikâhlamanız da haramdır.

    Bu ayet, evli iken esir düşen kadınların, kocalarından boşanmış sayılacağını gösterir. Burada her ne kadar savaş esiri evli kadınlarla evlenmenin hükmü açıklanmış olsa da MEZHEPLER, ayetin bu ifadesini, esir düşmüş evli kadınla nikâhsız ilişkiye delil sayabilmişlerdir.

    Müminûn 23/5 ve 6. 7.Ayeter
    Mekke’de inen bu ayeter, öncesi ve sonrasıyla birlikte şöyledir:
    1. Şu müminler kesinlikle umduklarına kavuşacaklardır:
    ………
    5. ferçlerini koruyanlar.
    6. Sadece eşlerine veya hâkimiyetleri altındakilere (ESİR EŞLERİNE ferçlerini açabilirler).
    7. (ferçlerini) bunlardan başkalarına açarlarsa sınırları aşmış olurlar.

    İslâm’da bir kadının birden fazla eşi olamaz ama erkeğin olabilir. Eş, hür olabileceği gibi esir de olabilir. Bir ayet şöyledir,
    (Bakara 2/221)
    İman edene kadar, müşrik kadınlarla evlenmeyin. İman etmiş esir kadın, müşrik kadından elbette iyidir; isterse beğeninizi kazanmış olsun. İman edene kadar, müşrik erkeklere kız vermeyin. İman etmiş esir erkek, müşrikten elbette daha iyidir; isterse beğeninizi kazanmış olsun.

    Esir bir erkekle evlenmek isteyen kadın için özel şart yoktur ama erkek için vardır. Hür kadınla evlenebilecek güce sahip olan erkek, esir kadınla evlenemez. İlgili ayet şöyledir,
    (Nisâ 4/25)
    Mümin, iffetli ve hür kadınları nikâhlayacak kadar varlıklı olmayanlar, hâkimiyetiniz altında olan mümin kadınlarla (savaş esirleri ile) evlensinler. İmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onları (esir kadınları) ailelerinin izni ile nikâhlayın ve mehirlerini marufa (Kur’an ölçülerine) uygun olarak kendilerine verin.

    Ayete göre erkeğin eşi ya hür ya da esir olabilir; ikisi bir arada olmaz.

    Allah bize, hürler gibi esirleri evlendirmeyi de emretmiştir. İlgili ayet şöyledir

    (Nûr 24/32)İçinizden evli olmayanlar ile erkek ve kadın esirlerinizden uygun olanları evlendirin. Yoksul iseler Allah, kendi ikramıyla onların ihtiyaçlarını giderir. İmkânları geniş olan ve her şeyi bilen Allah’tır.

    Bu ayetere göre hür ile hür, esir ile esir ve esir ile hür evlenebilir. Bunları şöyle sınıflandırabiliriz.

    A- Erkek hür – Kadın hür olabilir. Nûr 24/32
    B- Erkek hür – Kadın esir olabilir. Nisâ4/25
    C- Kadın hür – Erkek esir olabilir. Bakara 2/221
    D- Erkek esir – Kadın esir olabilir. Nûr24/32

    Bütün bunlar, hür veya esir olan bir müminin edep yerlerini, ancak hür veya esir olan eşinin yanında açabileceğini gösterir. Mu’minûn 5 ve 6, Mearic 70/ 29-30 ayetlerle diğer ayetler arasındaki benzerlik açıktır.

    Görüldüğü gibi hür eş ile esir eş, daima farklı değerlendirmiştir. Ayette, eşlerin veya hâkimiyet altındakilerin birbirine “veya” bağlacı ile bağlanması bundandır.

    YanıtlaSil
  31. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -7

    Ahzap 33/50. Ayet (AYETİN DOĞRU ANLAMI)
    “Ey Nebi! (Şu sayılanları) özel olarak sana helal kıldık: Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana FEY olarak verdiğinden hâkimiyetin altında olanı, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını ve eğer nikâhlamak istersen kendini sana[15]hibe eden kadını. Bunları diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık. Müminlerin eşleri ve yönetimleri altındaki esirlerle ilgili hangi hükümleri koyduğumuzu elbette biliyoruz. Bütün bunlar sana bir sıkıntı olmasın diyedir. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.”

    Kur’ân Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir’de ayete verilen meâl şöyledir
    AYETİN YANLIŞ ANLAMI
    “Ey Nebi! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana GANİMET olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kildik. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Nebiye bağışlayan, Nebi’nin de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

    Bu ayete verilen yanlış meâl ve oluşturulmaya çalışılan algı da cariyelerin cinselliğinden yararlanma gayesine yöneliktir. Ayetteki hükümlerin tamamının Nebîmize has olmasına rağmen çok küçük bir bölümü ona has gösterilmiştir.

    Ayette: Ey Nebi! ile başlayan bölüm: …diğer müminlere değil, sadece sana helal kıldık sözü ile bitmektedir. Çünkü oradaki şartlar müminlerle ilgili değildir. Onların evlilikleri dört kadınla sınırlıdır, bu ayet, Nebîmiz için böyle bir sınırlama olmadığını bildirmektedir.

    Onun yeni bir eş ile evlenmesi şu ayet ile yasaklanmıştır,

    Bundan sonra güzelliği çok hoşuna gitse bile artık bir kadınla evlenmen ve bir eşini bırakıp başkasını alman sana helal değildir (Ahzap 33/52)
    Ayrıca müminlerin evliliklerinin geçerli olması için mehri ödemiş olmaları gerekmez (Bkz. Bakara 236).

    Onların; amca, hala, dayı ve teyzekızlarıyla evlenmeleri için birlikte hicret etmiş olmaları şartı da yoktur. Bundan dolayı ayetin devamı şöyledir “Müminlerin eşleri ve yönetimleri altındaki esirlerle ilgili hangi hükümleri koyduğumuzu elbette biliyoruz. Bütün bunlar sana bir sıkıntı olmasın diyedir.”

    Bu sebeple ayetin küçük bir bölümünü Nebîmize has gösteren şu meâl kabul edilemez.

    “…Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Nebiye bağışlayan, Nebi’nin de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helal kıldık.)”

    Bir mümin erkek, bir kadınla mehirsiz olarak evlense evlilik geçerli olur ama Nebîmize verilen ruhsat ona verilmediği için eşine denk bir kadının mehri kadar mehir vermesi gerekir. Böyle bir kişi, ilişkiye girmeden eşini boşasa bile ona maruf ölçülerde bazı mallar vermek zorundadır (Bkz. Bakara 236). Bu da önemli bir farktır.

    Asıl büyük yanlış cariyelerle ilgili olarak yapılmış ve ayetin ilgili bölümüne şu meâl verilmiştir:
    “Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları …sana helal kıldık.”
    Buradaki yanlışın sebebi, ayetteki FEY’ kelimesinin GANİMET diye tercüme edilmesidir.

    YanıtlaSil
  32. BÖLÜM 4 : KONU: KÖLE -8

    FEY - GANİMET ayrımını üst kısımda paylaşmıştık.

    Mariye
    Nebîmizin nikâhladığı eşleri arasında cariye yoktur. FEY Olarak verilen ve savaş esiri olmayan Mariye, Ahzap 50. ayet ile helal kılındığı için Nebîmiz onunla evli gibi yaşamıştır.

    Cüveyriye
    Cüveyriye (ö. 56/676), Huzâa kabilesinin Benî Mustalik kolunun reisi Hâris b. EbûDırâr’ın kızıdır. Nebîmiz, Hendek Savaşı öncesinde MustalikoğullarınınMüslümanlara karşı savaş hazırlıklarının olduğunu öğrenince onlara baskın yaptı, onları yendi ve çok sayıda esir aldı. Kocası bu savaşta ölen ve henüz yirmi yaşında bulunan Cüveyriye, esirler arasındaydı. Sâbit b. Kays b. Şemmâs’ın veya amcaoğlunun payına düşmüştü. Hürriyetine kavuşmak için ödeyeceği fidye miktarını belirledikten sonra Nebîmizin yanına gitti, kendini tanıttı ve fidyesinin ödenmesi için yardımcı olmasını istedi. Nebîmiz fidyesini ödeyip onu hürriyete kavuşturduktan sonra evlilik teklif etti. Cüveyriye’ye dayanan bir başka rivayete göre babası, esir düşen kızını kurtarmak için Medine’ye geldi ve fidyesini ödedikten sonra onu Nebîmizle evlendirdi. Cüveyriye’ninNebîmizle evlendiğini duyan Müslümanlar, Mustalikoğulları’ndan alınan bütün esirleri serbest bıraktılar. Bu evlilik, aradaki düşmanlığı giderdi ve Müslüman olmalarına sebep oldu.

    Reyhâne
    Reyhâne bint Şem‘ûn b. Zeyd (ö. 10/632) Yahudi Benî Nadîr kabilesindendi. Benî Kurayzalı Hakem (Abdülhakem) adında bir kişiyle evliydi. Nebîmizle yaptıkları antlaşmayı Hendek savaşında bozan Benî Kurayza yahudileri, savaşın hemen arkasından kuşatılarak etkisiz hale getirildi. İlgili ayet şöyledir:
    Allah, Ehl-i Kitap’tan, düşmana arka çıkanları da kalplerine korku salarak kalelerinden indirdi. Kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz. Onların yerini, yurdunu ve mallarını size verdi, henüz ayak basmadığınız yerleri de size verecektir. Allah her şeye bir ölçü koyar.(Ahzap 33/26-27)
    Ayette geçen, Onların yerini, yurdunu ve mallarını size verdi ifadesi, esirlerin serbest bırakıldığını gösterir. Çünkü ne savaşacak halleri ne de fidye olarak verecek malları kalmıştı.[19]
    Reyhâne de esirler arasındaydı, bu savaşta kocası öldürülmüştü. Savaş esiri evli kadınlarla evlenilebileceğini daha önce görmüştük (bkz. Nisâ 24). Nebîmiz ona, bir ay kadar sonra Müslüman olması şartıyla evlilik teklif etti, o da kabul etti. Onu, nikahlamadan önce hürriyetine kavuşturduğu için diğer eşlerine verdiği gibi ona da 12 ukıyye gümüş mehir vererek 5. yılın Zilhiccesinde (Mayıs 627) kendisiyle evlendi.[20]
    Eşi ölen kadın, dört ay ongün iddet bekledikten sonra evlenebilir. Reyhane esir düştüğü için Nisa 24. âyet, onun böyle bir yükümlüğünün olmadığının da delilidir.

    Safiyye
    Safiyye, Benî Nadîr’in reisi Huyey b. Ahtab’ın kızıdır. Hayber savaşında kocası öldü kendi de esir alındı. Benî Kurayza ve Benî Nadîr’in hanımefendisi olduğu için Nebîmizden başkasına verilmesi uygun görülmedi. Nebîmiz de Müslüman olursa kendisiyle evleneceğini, yoksa serbest bırakıp ailesine göndereceğini söyledi. Safiyye İslâm’ı kabul etti. Nebîmiz de hürriyet bedelini mehir sayarak onunla evlendi.

    YanıtlaSil
  33. Dün Fetullah'ın zırvalarını sorgulayamayıp kuzu gibi dinleyenler bugün Allah'ın ayetlerini sorguluyor! Orta yolunuz yok mu la sizin? Ya ifrat ya tefrit!
    Köleliğe gelince, savaş esirini kesmeyip beslersen adı köle olur. Herhalde minnettar da kalır kelleyi kurtardığı için.
    Ha, bugün bile savaş çıksa çok insancıl Batılı ülkelerin savaş esirlerini çalışma kamplarında zorla çalıştırdığını görürsünüz. Garanti. Çalıştırmadı mı Almanlar silah fabrikalarında, Ruslar dondurucu soğukta, Batı Avrupalılar mayın temizliğinde? Çıkmadı mı ölüm oranları yüzde 80'e, 90'a, 100'e?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Savaş bitiyor, De Gaulle Fransa'da çalıştırmak üzere galiplerden 1 milyon 750 bin Alman "savaş esiri" istiyor. Kaç kişi vermişler bilmem ama.

      Sil
  34. Kur'an'ı ve İslam'ı yorumlama konusunda son derece ciddi sorunlar olduğu doğru. Elbette kendini İslam'ın sınırları içinde görmeye devam etmek isteyenler için kölelik vb. hararetli ve netameli konularda sürekli savunmaya geçme durumu anlaşılır bir şey. Öte yandan bu tartışmalı konularla ilgili sorulan sorulara verilen cevapların da bir tür savunma dürtüsünden beslendiğini de kabul etmek lazım. Bununla birlikte yine bu tartışmalar üzerinden İslam'ı suçlama imasında bulunmak da benzeri bir güdüye dayanabiliyor çoğu kere.

    Tabi burada sorun İslam'ı nasıl anlamamız gerektiği. Gerçek İslam bu değil tarzı kaçamaklara gerek yok elbette. Öte yandan anaakım diyebileceğimiz yorumlar varken siz istediğiniz kadar mantıklı ve anlamlı şeyler söylemeye çalışın, çok fazla önemi kalmıyor. Sonuçta her sosyal kurum gibi din de müntesipleri, önderleri ve bilginleri ile yeniden yorumlanıyor, yeniden üretiliyor ve yaşanıyor.

    Bununla birlikte ister kölelik olsun isterse benzer tartışmalı konular olsun, ortada ciddi bir yaklaşım ve metot sorunu olduğunu düşünüyorum. Bu sorun, klasik İslam ve Kur'an evrenseldir, o nedenle de çözümleri evrensel olmalıdır varsayımından kaynaklanıyor. Esasen düz metin olarak Kur'an ve ilk haliyle İslam evrensel değil, çok çok büyük ölçüde yerlidir ve sadece nazil olduğu zaman ve topluluk ile ilişkilidir. Böyle bir yorum son derece provokatif gibi gelebilir; ama istediğiniz düzenlemeye bakın, durumun böyle olduğunu görürsünüz. Peki Kur'an ve İslam'ın evrensel bir tarafı yok mudur? Her ahlaki yaklaşım ve felsefe gibi, temel ilkeleri evrenseldir. Örneğin hırsızın elinin kesilmesi evrensel değil son derece yerel ve tarihsel bir hükümdür; evrensel olan ise hukukun ayrımsız uygulanması ve herkesin hukuk önünde eşit tutulmasıdır. Kölelik ile ilgili hükümler de o zamana ve o topluluğa mahsus olmak durumundadır; evrensel olan ise kölelerin, o dönem için var olan hukuklarının korunması ve keyfilikten uzak kalınmasıdır. Kölelik ekonomik ve sosyal koşulların dayattığı bir kurum olarak ortaya çıkmış ve öyle kabul görmüştür; bu koşullar ortadan kalktığında İslam'ın buna söyleyecek bir şeyi olamaz, yoktur da. Uzun uzadıya yazmak istemiyorum, umarım meramımı anlatabilmişimdir. Kur'an ve İslam bir bütün olarak evrensel değildir, evrensel olan, yer yer açık bir şekilde yer yer de zımnen dile getirilen bazı temel prensiplerdir şeklinde özetleyebileceğim yaklaşımı ibadetlerden toplumsal ilişkilere, siyasetten hukuka teşmil etmek mümkündür. İbadetler ile ilgili bir örnek olarak orucu vereyim. Oruç için belirlenen referanslar Arabistan yarımadası için anlamlıdır zira bu referanslar sene boyunca oruç süresinin çok fazla değişmeyeceği ve yaklaşık günün yarısını teşkil edeceği anlamına gelir. Gelin de bu referansları kutuplara ya da gece gündüz farkının mevsimlere göre büyük değişkenlik gösterdiği yerlere uygulayın. Orucun anlam ve amacına aykırı sonuçlar elde etmiş olursunuz. Kışın çok kısa süren günlerde diyelim ki 8-10 saatlik açlık pek oruç olarak görülmeyebileceği gibi aynı yerde yaz mevsiminde 18-20 saat aç kalmanın da anlamı yoktur. Son olarak şunu ekleyeyim: bunlar kafamdan uydurduğum şeyler değil, bu tür çabalar ve yorumlar yapılıyor; ama dediğim gibi, sonuçta anaakım yorum kendiliğinden ve doğal bir biçimde ortaya çıkıyor, bu türden yorumlar da sapıklık ya da dinsizlik olarak değerlendiriliyor.

    YanıtlaSil

  35. içki konusu açıldığında nedense hep gözden kaçırılan bir ayet var, nahl 67. allah burada sarhoşluk veren içkileri gayet güzel bir şekilde övüyor ve üstelik bu nimetin hakkını vermeleri için de insanları aklını kullanmaya davet ediyor. asıl çelişki şu ki: içki eğer kötü ise her zaman kötüdür ve övmezsin. hele daha sonra yaskalmayaı planlıyorsan hiç övmezsin. allah isen hele hiç hiç hiç övmememen gerekir. önce övüp sonra kötülemek bence bir allaha yakışan hal değildir. bunun içkinin yasaklanma gerekçesinin ortaya çıkıp çıkmamasıyla da bir alakası yoktur. sadece bu ayet bile kuranın insan ürünü bir kitap olduğuna en açık delildir.

    kölelikle ilgili yukarıda yapılan ayet ve kavram kıvırtmacalı tevil tarzının bin yıldır nasıl bir kavram kargaşasına yol açtığı da herkesin malumudur. bu kadar yanlış anlaşılan bir kitapla bugün bir toplum inşa etmek mümkün değildir. hiçbir zaman da olmamıştır bana kalırsa.


    nahl 67: Hurma ağaçlarının ve üzüm asmalarının ürünlerinden hem içki hem de güzel besinler elde edersiniz. Bunda da aklını kullanan bir topluluk için açık ­delil vardır.

    YanıtlaSil
  36. Cazci arkadaş caz yapma. senin yazdığın manadan örnek veriyorum. cümlenin neresinde içki övülüyor. Allah diyorki bu ayette üzümden içki yapmak yerine diğer besinler şekillerde kullanın. Bu gün birçok şekilde üzümü tüketiyoruz. kapiş.

    hem okuduğunu anlamıyorsun. hemde burada yorum yazıyorsun. Haşa Allahı sorguluyorsun.
    kendini bu kadar küçük düşürme. laf olsun diye konuşulmaz. Ha inanmıyorsan inanma, kendi bileceğin şey bizim için çok ta tın. bizi ilgilendirmez.

    bugünkü sıkıntı kuranda değil, kendini birşey bilmediği halde ehil görüp yanlış yorumlayıp uygulayanlarda. yoksa kuran çok doğru ve eksiksiz. görmek isteyene anlamak isteyene. amalarla fakatlarla lakinlerle yorum yapılmaz.

    YanıtlaSil