Header Ads Widget

test banner

The Cemaat II

Bu yazı halk tabiriyle “ne İsa’ya ne Musa’ya yaranacak” bir yazı olacak; biraz sert ve ağır olacak (kusura bakmayın, bu konuda Twitter beni böyle yaptı; normal hayatta bu kadar sert değilimdir). Baştan söyleyeyim, bu yazım yargılamalarla dolu; ama ben ne savcı, ne avukat, ne de hakimim. Bunlar—gördüğüm donelerden objektif olarak aklederek ulaştığıma inandığım—kişisel görüşlerim ve sadece beni bağlar. Siz okursunuz; katılır veya katılmazsınız; tartışırız.

Bu konudaki bir önceki yazım (https://munferitmusluman.blogspot.com/2018/07/the-cemaat.html) 5 binden fazla kişi tarafından okundu. Bu yazı o yazanın devamı veya daha doğrusu o yazıyı biraz daha açacak bir yazı. Neden bu ikinci yazıyı yazma ihtiyacı duydum? Çünkü burada iki hikaye var, ve toplumumuzun çoğu hikayenin ya bir tarafına, ya da diğer tarafına odaklanıyor ve tüm resmi görüp hakkaniyetli bir değerlendirme yapamıyor. Umarım faydam dokunabilir; çünkü hak ve adaletin varlığı veya yokluğu, bu dünyayı cennet veya cehennem yapabilecek ehemmiyette.

İlk hikaye’den—aslında benim daha önem verdiğim hikayeden—başlayalım. Türkiye’de bir zulüm var. Hiç yoktan sebeplerle insanlar işlerinden oldular, yargılandılar, hapse—bazıları bebekleriyle birlikte—girdiler, işsiz bir şekilde ülkede mahsur kaldılar, herkes tarafından bir cüzzamlı muamelesi gördüler, terörist dendiler, ülkeden kaçmak isteyenlerden hayatlarını kaybedenler oldu, kaçabilenler sığınmacı olarak zor hayatlar geçiriyorlar. Bu şu andaki en büyük mesele. Bunlara maruz kalmak için tam olarak ne yaptı bu insanlar? 15 Temmuzdan önce kanunen bir suç örgütü olarak tanımlanmamış bir gruba 15 Temmuz öncesinde mensubiyet kanunen suç mudur? Sohbetlerine katılmak, çocuklarını okullarına göndermek, gazetelerine abone olmak, bankalarına para yatırmak, ve dahi Bylock programını yüklemek neyi—hangi suçu—gösterir? Kişisel olarak bir kanunsuzluk işlediği gösterilemiyorsa bu insanlara (ve onların ailelerine, akrabalarına, sevenlerine) yapılan kelimenin tam manasıyla zulüm değil midir? Bence zulümdür.

Bunu biraz daha açalım. Yazının sonraki kısmında bahsedeceğim ve açağım üzere; evet the cemaat’in bir kısmı illegal aktivitelerde bulundu. Ama yukarıda bahsettiğim mağdur insanların çok büyük bir kısmı (belki %99’u) bu illegal aktivitelere katılmayı bırakın, direk destek bile vermediler. Adil bir hukuk uygulanan bir yerde illegal aktiviteye destek verdiği “belgelerle gösterilmemiş” bir insana sadece bir gruba bağlı diye ceza vermek mümkün müdür? Bu yaşanılan kolektif ceza hangi vicdanlı insanın kabul edeceği bir şeydir?





15 Temmuz 2016’dan sonra terörist ilan edilen bu grubun mensupları, “17/25 Aralık 2013’ten sonra mensubiyetlerine son vermemişlerse bu grubun bütün suçlarına ortaktır” diye bir şey dayatıldı! Halbuki 17/25 Aralık’ta ne olmuştu? Tamam o iki operasyonun the cemaat savcı ve polisleri tarafından politik amaçlarla yapıldığını kabul ediyorum ama açıkça ortaya çıkan bir de—ne kadar şimdi bunun üstü kapatılmış olsa da—büyük yolsuzluklar, rüşvetler vardı. Bu nasıl bir milattır anlam veremiyorum! Kısacası geriye dönük suç tanımlamak ne hukuka, ne vicdana, ne insafa sığar ve şimdi yapılan tam olarak budur.

Bu konuda ne yazık ki ülkemizde kolektif bir akıl tutulması yaşanmaktadır ve mağdurların etrafında olan—ülkenin nüfusuna göre—küçük bir grup haricinde bunun yanlış olduğu ya görülmemekte, ya görüldüğü halde göz yumulmakta, ya da yanlışlığı kabul edildiği halde korkudan ses çıkarılmamaktadır. Bu durum çok acıdır; sadece mağdurlar açısından değil, ülkemizin düştüğü durum açısından çok acıdır. O kadar az insan var ki bu durumu—the cemaat mensubu veya sempatizanı olmayıp da—cesurca dile getiren. Başta Ömer Faruk Gergerlioğlu—kendisine minnetlerimi ve dualarımı bu vesile ile ileteyim—olmak üzere bir avuç insan! Bu yüzden bu konuyu ne kadar vurgulasak az.

Buraya kadar okuduysanız ve bunlara katılıyorsanız lütfen okumaya devam edin. Çünkü ikinci hikayeme katılmayabilirsiniz. Twitter’da bir arkadaştan ödünç alacağım bir söz var: “Karşında firavunun olması içinde bulunduğun grubu Musa yapmaz” (antrparantez belirteyim, Tayyip Erdoğan’a ve muktedirlere firavun demiyorum—Gülen’in münafık, firavun, Nemrut, Yezid yakıştırmaları beni the cemaatten uzaklaştıran son darbedir—bunu sadece bir tabir olarak kullanıyorum). 

Gelelim ikinci hikayemize. Evet, o bahsettiğim mağdurların büyük kısmının “kanunen suçsuz” (etik olarak suçsuzluk ayrı mesele, oraya girmeyeceğim) olduğuna inanmakla beraber, the cemaat külli olarak ele alındığında masum mudur sorusuna cevabım: katiyen hayır! Bir önceki yazıda bahsettiğim “hizmet” ve “hususi hizmet” konusuna tekrar detaylı girmeden şunu belirteyim. The cemaat’in hizmet kısmı ağababalar tarafından—evet, Gülen’den ve büyük abilerden bahsediyorum—resmen bir vitrin olarak kullanıldı.





Kelimenin tam manasıyla “Paralel Devlet Yapılanması (PDY)” olarak işlev gören the cemaatin bir parçası, olan zulümde zulmü yapan muktedirler kadar suçludur. Çünkü the cemaatin küllen suçlandığı şeylerin nerdeyse hepsini—yapılanma, örgütlenme, usulsüzlük, şantaj, soru çalma, adam kayırma ve adam kaydırma, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne (en azından) iştirak vs—PDY işledi (antrparantez yine belirteyim; 657’ye tabi olup da abilerle gizli görüşenlerin hepsi bir bakıma PDY mensubu olarak görülebilse de bu insanların hepsi teker teker suçlu demiyorum; bunların arasında kişisel olarak bu suçları işleyenler kanuni olarak suçlu ve bu durumu belgelerle gösterilebilenler kanuni olarak ceza almalı; yine de PDY yanlıştı onun “mensuplarından birileri” bu hukuksuzlukları işledi.) The cemaatin hizmet kısmı ise bunların farkında olamadığı için—veya bir kısmı farkında olsa bile benim “aşırı hüsnü zan” dediğim bir hastalıktan dolayı araştırmadığı ve objektif düşünemediği için—kanuni olarak suçsuz olsalar da, aynı zamanda tam olarak masum değiller.

Kısacası Türkiye için PDY’den kurtulmak büyük bir hayır oldu. Tamam PDY Türkiye’de bitti. Ama the cemaat çok ağır yara almış olsa da hayatına devam ediyor. Türkiye’de olanlarının twitter’da trol hesaplarda yazıları dışında yapabilecekleri bir şey yok, ama yurt dışında the cemaat diaspora olarak yaşamaya devam ediyor ve devam edecek. The cemaat mensuplarının anlamaları gereken ana nokta şu: problem sistemin içindeki birkaç çürük elmadan kaynaklanmıyor; problem sistemin ta kendisi. Dolayısıyla ana sorumlu sistemi bu şekilde kuran Gülen’in kendisi. Tamam Gülen’den Allah razı olsun the cemaat’in hizmet kısmı içinde yetişen, dünyevi-uhrevi çok şeyler kazanan insanların kazanımları için. Ama Gülen’in aynı zamanda çok büyük (hatta en büyük) sorumluluğu var bugün yaşanılan zulümler için; bugün Türkiye’nin bu hallere düşmesindeki ana sebeplerden olan The cemaatin külli sistemini o tasarladı, o kurdu, o uyguladı!

The cemaat’te olan pislikleri gördükleri için the cemaat’le bağlantısı sallantıda olan bir kısım insanlar var (ve görebildiğim kadarıyla sayıları git gide artıyor). Ama onları hala the cemaat’le bağlantılı tutan—onların tabiri ile—“Hocaefendi” sevgisi. Bu insanlar kötülüklerin sorumluluğunu the cemaat içindeki kötü karakterleri ve işleri az çok bilinen Mustafa Özcan ve Barbaros Kocakurt gibi isimlerden kaynaklandığını düşünüyorlar, Tuncay Opçin gibi tipleri suçluyorlar; dolayısıyla Gülen’in suçsuz olduğunu düşünüyorlar. Evet, ama yetmez. En azından Gülen’in bu insanlara izin verdiği veya engel olamadığı için sorumlu olduğunu görmeleri gerekiyor. Aslında sistemin problemli olduğunu ve bundaki Gülen’in sorumluluğunu anlamaları ve kabul etmeleri gerekiyor.

Bu problem kabul edilmediği sürece the cemaat mensuplarının Türk halkı ile barışmaları—ileride bir barış mümkün olacaksa—söz konusu olamaz. Kanımca the cemaat için tek çıkış yolu “the cemaat’i tamir değil, yıkıp baştan yapmalarıdır.” Yaparken aynı hataya düşmemeleri, adem-i itimat içinde kimseye gereğinden fazla değer vermemeleri—yani bugünkü anlamda hocalarının ve abilelerinin olmaması—, şeffaf ve demokrat olmaları gerekmektedir. Ben the cemaat mensuplarının çoğunun iyi karakter ve iyi niyetine şahidim, o yüzden bunu yapabileceklerine inanıyorum. Kenardan onları izleyeceğim ve dua edeceğim. Çünkü benim artık hiç bir cemaatle—mensubu olma bakımından—işim olmaz, o yüzden Münferit Müslümanlar bloğunda yazan bir münferitim.

İkinci hikayem de burda bitti. Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Hakarete varmayan eleştirilerinize açığım; bir yerlerde yanılıyor olabilirim ve öyleyse bunu öğrenmek isterim.

Vesselam.
-İsa Hafalır
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

8 Yorumlar

  1. Ama Gülen ve ekibinin, kendi gizli kirli emellerini örtmek için yıllarca kandırdığı, sürekli yalan attığı, iliğine kadar sömürdüğü, kullandığı, yeri gelince de bozuk para gibi harcadığı, ölen, ölmediyse sürünen, hayatları darmadağın olan, bu hizmet denen vitrindeki mankenlerin (masum insanların) en sonuncusu da ölmeden, bu film böyle bitmez, bu hesap görülmeden kapanmaz. Bu benim görüsüm, beni bağlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hesap dünyada mı ahirette mi görülecek bilemiyorum abi ama elbet görülecek.

      Sil
  2. Fikirlerinize ve onlari ifade etme hakkiniza saygi duymakla beraber ikinci kisimda katilmadigim noktalar cogunlukta.

    1) Siz yapilanlari sifatlari itibariyle "karşında firavunun olması" seklinde kiyaslayabiliyorsunuz da Gulen niye ayni sekilde kiyaslayamiyor? Gulen elestirilemez degil, elestirilmeli. Kanaatimce pakrudini, asufte vs. mevzulari konusulmali, elestirilmeli fakat bu soylediginiz mantikli degil.

    2) Gulen'in konusmalarinda referans verdigi bu seyler cogu zaman sifatlar etrafina cizilen bir cerceve etrafinda donuyor (ego-enaniyet, mal-makam-mansip vs). Dogrudan Erdogan'a hitap etmiyor. Bunlarin hepsinin Erdogan'a mal edilmesi (1) nitelemelerin genelde Erdogan'a uymasinin, (2) olumsuz vasiflari kendimizde (veya kendi toplulugumuzda) aramak yerine baskasina yakistirma aliskanligimiz olmasinin bir sonucu oldugunu dusunuyorum.

    3) Bu problemlerin bir kismi temelde cemaata mahsus problemler degil. Turkiye muhafazakarlarinin ve hatta genel halkin problemlerini cemaate yamamak mantiksiz. Cemaat Isvec'te zuhur etmis bir hareket degil. Bu bizi bir sonraki maddeye getiriyor.

    4) Yakin tarih Turkiye sartlarinda seffaflik ve guvenlik birbiriyle celisen iki durum. 2012-2013'te vakiflasma, resmilesme, seffaflasma gundemi vardi (bulundugum yerde) ama gec kalindi. Bu kadar gec kalinmasi ve basarisiz olunmasi sahsi kanaatimce biraz madde 3'e takildi (zihinler musait degildi), biraz da guvenlik endisesine. Bu tezati gunumuzden orneklemek gerekirse, su anda bir yandan "cemaat vakiflarina uye yaptilar millet tutuklaniyor simdi" elestirisi (sizin spesifik olarak bu elestiriyi yapip yapmadiginizi bilmiyorum) yapilirken diger taraftan "cemaat seffaf degildi" elestirisi yapiliyor. Dolayisiyla mevzu hangi acidan baktiginiza gore degisiyor. Bugun bile bu mevzunun net bir cozumu yok zannediyorum. Dolayisiyla (1) Elestiri yaparken Turkiye realiteleri gozden kacirilmamali. (2) Elestirilerde hindsight'in farkinda olmali. (3) Hatadan ders almak adina prensipler cikartilmali.

    5) Buradan sonrasi biraz sert olacak kusura bakmayin. "Gulen cemaati tasarladi dolayisiyla yaptigi herseyden sorumludur" nasil bir mantiktir Allah askina?! Gulen'i elestireyim derken onu cemaat icerisinde olup biten herseyden haberdar olan mantiksiz bir konuma yerlestirdiginizin farkinda misiniz? Dahasi... Birseyler yapmazsaniz hata yapmazsiniz. Yapani yaptiginin istemli-istemsiz ongorulebilir-ongorulemez farketmeksizin butun sonuclarindan sorumlu tutarsaniz varilacak nokta budur.

    Ozetlemek gerekirse... Iyi niyetli oldugunuzu zannediyorum, ancak... One surdugunuz argumanlari zayif buluyorum. Sebep-sonuc zincirlerinde eksiklikler ve mantiksizliklar buluyorum. Bunlarda bir problem yok denilebilir. Soyle ki... Dusunceler ifade edilir, tartisilir; sonunda anlasmaya varilir veya varilmaz. Fakat ote yandan... Kullandiginiz dili yapici bulmuyorum. Bu derece iddiali konusmanizi yanlis buluyorum. Bunlarin insanlari reaksiyona sevk edecek yanlis hareketler oldugu kanaatindeyim.

    Vesselam.

    YanıtlayınSil
  3. ''Turkiye muhafazakarlarinin ve hatta genel halkin problemlerini''de içine alan birtakım sorunları cemaatin kullanarak kendine yaşam alanı açtığını ve bunun üzerine bir sistem kurduğunu gözden kaçırıyor olabilir misiniz acaba?! Cemaat içi referanslarınız ile olanları mantıklı (!),makul bir çizgiye taşıma çalışmasını anlamak zor oldu açıkçası!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek istediğinizi tam anlamadım. Cemaat Türkiye'nin problemlerinden etkileniyor dolayısıyla hiçbir şeyi eleştirilmemeli demişim gibi algılamış olabilir misiniz söylediklerimi acaba? Türkiye'deki toplumsal altyapıdan kaynaklanan sorunları cemaate veya doğrudan Gülen'e mal etmek hatalı bir bakış açısı demekten farklı birşey çünkü bu. Biraz daha açmamda fayda var belki ne demeye çalıştığımı.

      Cemaatin ciddi bir problemi -naçizane- toplumun genelini ilgilendiren konularda prensiplerin belli olmamasıydı. Ergenekon-Balyoz davalarından Barış Süreci'ne, AKP'ye 2011 seçimlerinde verilen destekten, dershanelerin kapatılması konusuna, 15 Temmuz'a giden süreçten sonrasına kadar kadar çok şey söylenebilir ve söyleniyor bunun üzerine, konuyu dağıtmamak adına detaylara girmiyorum. Kanaatim bu prensipsizlik başka etkenlerle beraber birbiriyle tutarsız makyavelist politikaları doğurdu.

      Şu an yapılan eleştirileri okurken şahsen aradığım şey bu prensiplerin tespit edilmesi çabası. Şartların iyi tespit edildiği, kapsamın sınırlandığı, sebeplerin ortaya konduğu, farklı seçeneklerin incelendiği ve somut sonuca bağlandığı eleştiriler. Genelleme kolaylığına kaçmadan -en azından bir ölçüde- yanlışlanabilir eleştiriler. Dolayısıyla bu yazıda eleştirdiğim noktaların sebebi yanlış çıkarımlardan doğru sonuçlara ulaşılamayacağını düşünmem.

      İsa bey yazısında devlet kurumlarında çalışan cemaat mensuplarının hatalarıyla alakalı bir yandan kendisine katıldığım fakat bence fazla genel kalan prensipler sunarken öte yandan "yine de PDY yanlıştı" diyor fakat aynı şartlar için ne bir prensip ne bir alternatif önermiyor. Şunu sormak lazım burada, kliklerin cirit attığı, fişlemelerin ve toplu kıyımların yaygın olduğu, ekipçiliğin, adam kayırmanın vs. ayyuka çıktığı bir devlet sisteminde mevcudiyetinizi nasıl muhafaza edersiniz? Mesela bu amaç için hiçbir çaba göstermemek bir çözüm müdür? Değilse böyle bir çabanın sınırları nelerdir?

      Bu soruları İsa beyin yanıtlamasını beklemiyorum zaten, kolay cevapları yok çünkü. Ama cevapla(ya)mayacağı bu soruların cevapları sanki çok basitmiş gibi hareket etmesini ve bunun üzerinden sert üsluplu eleştiriler yapmasını da yadırgıyorum.

      Bu soruları da içine alabilecek birçok sorunun cevabını arama amacına matuf, Gökhan Bacık sosyal bilimler yönüyle ve yakın zamanda Ali Bulaç fıkıh yönüyle İslami yaklaşımların bu tip toplumsal problemlere sunduğu önerilerin sonuç üretmedeki sıkıntılarını ele alan yazılar yazdılar mesela. Ahmet Dönmez'in fact'leri araştırmak maksadıyla yaptığı salt gazeteciliği de bu çerçevede ele alınabilir.

      Şimdi anlatabilmişimdir umarım "Turkiye muhafazakarlarinin ve hatta genel halkin problemleri"nden neyi kastettiğimi. Yazdığım bu tarz problemlerden sadece biri. Gülen bu konuların üzerine gidecek nesiller yetişmesine önayak olmuştur. Bu sistem bugüne uygun değildir ve değişmesi gerekmektedir, kabul. İtirazım bu sistemi kurduğu için Gülen'in zulümlerden "aynı zamanda çok büyük (hatta en büyük)" sorumlu olduğunu iddia edilmesinde. İzah ettiğim sebeplerden dolayı bu yorumu aşırı ve yüzeysel buldum.

      Not: Bilgisayar mühendisiyim. Yazdığım konularda özel bir uzmanlığım yoktur.

      Sil
    2. Hala anlayamadığım kısımlar var maalesef. Prensiplerin oluşturulması kısmı oldukça ilginç ve dikkate değer. Cevap için teşekkürler. Bol şans!

      Sil
  4. Sevgili Adaşım,
    Yazilarini hem burdan hem twitter'dan okudum. Samimi olduguna suphem yok. Gercekleri içinde biri olarak yazman, kalbinizin kir tutmadiginin gostergesi. Cemaatin icinde olan insanlara acıkcasi kaba kuvvet uygulandı. (Gulen cemaatine hic girmedim, ailem suleymanci, ben hic bir cemaate mensup degilim). Tayyip Erdogan'i son 6 aya kadar gercekten severdim ve sevdigim icin cok fazla ithama maruz kaldım. Bu elestirileri insaALLAH cemaatin diger kalanlari da okur. Malesef biz 3 dogru soyleyen insanlara kurtarici gozuyle bakıyoruz... Insan zihni dogruları gordukce, soru sormaya bırakıyor ve aklını teslim ediyor, bu cemaat yapılarının asıl sebebi. Her musibet ve belada hayır vardır. Cemaat bu BELA'yi hak ettigi icin dua etmeli cunku diger cemaatler bu belayı bile hak edecek bir olusumda degil. Belada insan kendine gelir ne olur diye sorar. Diger cemaatler malesef baslarına bunlar geleMEdigi icin bu konuları sorgulayamayacaklar.
    Kisisel sorum su, merak ettim ve ben cemaatin icinde olsam bu soruya cvp veremezdim diye dusunuyorum. Cemaatimin lideri 15 sene ABD'de kalmasinin cvbini ben veremem. Biri sorsa muslumanliga hayri olmayan bir ulkede 15-20 sene kalmanin cvbi nedir? Siz 2013 oncesi bunun cevabini kendi icinizde nasil veriyordunuz? Dusman kabul edilebilecek bir ulkede sadece tedavi oldugunu dusunmek biraz safca olmaz miydi?
    İllegal islerin oldugunu 2013 oncesi fark etmediniz mi? Savas hiledir hadisinin bu kadar yanlıs kullanacagını fark etmediniz mi?
    InsaALLAH bu belalar diger iman etmeye calisan ama aklını kullamayan cemaat mensuplarına bir uyarı olur ve ahiretlerini kurtarırlar.

    YanıtlayınSil