Uhuvvet Risalesi Üzerine Bir Eleştiri (5) / Çözüm (2) - Münferit Fikir Platformu

SON

19 Mayıs 2019 Pazar

Uhuvvet Risalesi Üzerine Bir Eleştiri (5) / Çözüm (2)





İkinci iddiam, demokrasi sistemi içinde tarikat ve cemaatler sistemi bozan birer unsurdur. Sistemde sorunlara yol açarlar. Padişahlık gibi sistemlerde sistemin devamı için müthiş faydalı olan bu yapılar, demokrasi sisteminde sistemi geriye götürürler ve totaliter rejimlere neden olabilirler.

Akla ilk gelen tarikat ve cemaatlerde liderin seçim öncesi hangi partiye oy verilmesini söylemesinden dolayı seçmen iradesinden ziyade tarikat ve cemaat liderinin iradesinin sandığa yansıyacağıdır. Bu zaten akla gelen ilk nedendir ve doğrudur. Ayrıca her zaman birbirinden bağımsız koca bir grubu idare etmektense, birbirine bağlı ve tek bir adamdan emir alan bir grubu idare etmek daha kolaydır. Zaten daha kolay olduğu için askeriyede Metehan’dan beri kullanılan 10’luk sistem ile örgütlenme bu şekildedir. Zor anlarda olabildiğince hızlı ve kolay organizasyon için bu şekilde örgütlenmişlerdir. Ama siz onların olağanüstü örgütlenmesini sivil hayata taşırsanız sıkıntılar doğar. Mesela ülke işgal edildiğinde işgal güçlerinin tek yapması gereken ülkedeki tarikat ve cemaat liderini ele geçirmektir, bu sayede binlerce insanla uğraşmazlar, başları esir alırlar ve kendi taraflarına çekerler diğer insanlar da onları takip eder. Askeriye de tek adam sistemi ile örgütlense bile, tek adam olan Genelkurmay en iyi korunandır.

Ayrıca Hoffer’e göre “Bir kapalı grubun (örneğin, bir kabile, sıkı örgütlü bir aile, bir ırk veya din grubu gibi) üyesi olan yoksullar hayal kırıklığına pek uğramazlar. Kapalı bir grubun üyesi olan kişinin “isyan noktası”, bağımsız yaşayan kişininkinden daha uzaktadır ve onu isyana sevk etmek için daha fazla sefalet yaşaması ve aşağılanması gerekir.”

Yani Hoffer bir kişi mutlu ve sağlam bağları olan bir ailede yaşıyorsa, ya da mutlu bir tarikat içindeyse, sıkıntılarını içerdeki yardımlaşma ve dayanışma azaltıyorsa bu kişilerin isyan noktalarının çok daha yüksek olduğunu söylüyor.

Peki isyan noktasının yüksek olması iyi bir şey midir yoksa kötü bir şey midir? Bir insanın normal insandan daha dayanıklı ve sabırlı olması, kaderdir gelir geçer demesi iyi midir kötü müdür?

Demokratik sistemlerde, sistem nasıl işler? İktidar ülkeyi ya iyi yönetir ya da kötü yönetir, kötü yönettiğinde bir tepki vermeniz ve sandıkta o partiyi cezalandırmanız gerekir. Yeri gelir seçimler uzak bir tarihtedir Fransa’daki Macron’a verilen tepkiler gibi insanlar protesto ile karşılık verirler. Hatırlarsanız Macron toplumun en zengin kesimlerinden alınan vergiyi azaltacak bir yasa çıkarmıştı ya da öyle bir yasaya onay vermişti. Oradan azalacak payı dengelemek için de toplumda her kesimin ödediği akaryakıt vergisini artırmaya çalıştı. Yani 3-5 insanın ödediği vergiyi kaldırmaya çalışmıştı. Burada bir gariplik var. Demokraside 3-5 insan sizin için oy değeri taşımadığı için onları önemsemezsiniz, yani onların vergilerini kaldırmaya çalışmazsınız, ancak o kişiler sizde nüfus sağladılarsa böyle bir yozlaşmış durum görülebilir, bu duruma da halkın tepki vermesi gerekir.  Demokratik sistem çünkü böyle işliyor Batı bu sistemi ilk krala tepki göstererek kurdu ve devam etmesi içinde halkın sürekli uyanık olup tepki vermesi gerekiyor. Adı üstünde milli egemenlik, gücün tamamen halkta olması, egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması… Egemenlik eğer bir şekilde gasp ediliyorsa millet uyanık olmalı, uyursa sistem tepe taklak olur. Bu durumda tekrar soruyorum isyan noktasının normalinden yukarı çekilmesi iyi midir? Mesela halk kaderdir dese, ya da akşam protestoya gidemem tarikat hocamla sohbetim var dese, tarikat hocası onlara protestoda bizim işim olmaz demese bile, normal insanlar Macron’a bir öfke duyup protesto yaparken bu kişiler bu durumdan etkilenmeyecektir. Çünkü isyan noktaları artmıştır.

Ülkemizdeki solcular neden tarikat ve cemaat yapılarından nefret ederler? Açık söyleyeyim bunun cevabını ben de bilmiyorum tipik bir Türk solu hastalığı olabilir. Ama mantıklı bir solcu şu sebep ile karşı çıkmalıdır. Solcu demokratik sistemin nasıl işlediğini çözdüğü için protestoya karşı değildir. Tam tersi hakkını hemen protesto ile arar. Ama tarikat ve cemaat yapıları hem milletin isyan noktasını yukarı çekerler hem de protestoyu eleştirirler. Bunlarından biri olan Gülen cemaati de uzun bir süredir hem protesto yapanları hem protestoyu hakir görmüş ve eleştirmiştir. 28 Şubat’ta bile destek vermemiştir bu tip faaliyetlere. İlginç bir şekilde 2013 yılında sonra protesto yapmaya başlamışlardır. Mesela bir solcu 12 Eylül hareketini protesto ederken, büyük ihtimal Gülen o hareketi övecektir. Çünkü bu yapılar genelde ayıya dayı diyerek etliye sütlüye karışmadan varlığını devam ettirme yolunu seçmişlerdir. Mesela X kişisi solcu olsa her hukuksuzluğa karşı protesto yolunu tercih edecekken, Gülen cemaatine girerek senelerce 30-40 yıl ayıya dayı diyerek devlet memuru olur ve eleştirdiği devletin devamını sağlar, eleştirdiği polisler gibi haksızca operasyonlar yapar, eleştirdiği savcılar gibi haksızca tutuklamalar yapar ve sistemin devamını sağlar. Solcular inim inim inlerken X kişisi 20 sene sonra şu makama gelince adaleti sağlayacağım mantığıyla o gün o solculara yardım etmediği için ve 20 sene sonra da o makama gelse de ihraç olduğu için her şey biter, ihraç olmasa bile 40 senedir susan biri zaten omurgayı çoktan kırar. Ayıya dayı diyerek bir sistemi değiştirme imkânı yoktur, tam tersi sistemin en iyi elemanı olursunuz ve sistemler zaten kötü kişiler tarafından değil günü kurtaran kişiler tarafından devam ettirilir. Bu açıdan sol hareketler X kişisini eleştirdiği sistemin elemanı yaptığı için tarikat ve cemaatleri zararlı görebilirler. X kişisinin çarpık sistemi değiştirmek için bu işe girip çarpıklığı devam ettirene dönüşmesi benim görüşümdür. Bu genelde olan bir şeydir her insan için geçerli değildir. Ama sistemlerin bu şekilde ayakta kaldıklarını düşünüyorum.

Hoffer “Büyük sanayi merkezlerinin köy ve küçük kasabalarda yaşayan halka iş sağlaması sonucunda aile bağları gerilmiş ve kopmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in çılgınca emirleriyle halkın toptan sürgün edilmesi ve bir kısmının yok edilmesi Avrupa’nın büyük bir kısmında milyonlarca ailenin parçalanmasına ve dağılmasına sebep olmuştur.” diyerek Batıda aile bağlarının feci bir şekilde koptuğunu belirtmektedir. Aile bağlarının kopması sonucu Batının isyan noktasının daha da azaldığını ve bu sayede ikinci dünya savaşı sonrası sağlam bir demokrasi kültürünün oluştuğunu düşünüyorum. Peki değer mi? Değmez. Aile bağları kopmasın varsın demokrasi kültürü oturmasın. Aile bağlarının bir grup aidiyeti kadar isyan eşiğini yükseltmediğini düşünüyorum. Ayrıca zaten güçlü aile bağları varsa cemaat ve tarikat bağları o kadar güçlü olamaz. Çift bağ mümkün değildir. Aile bağları kopmadan ya da zayıflamadan bir kişinin cemaat ve tarikat ya da herhangi bir grup ile bağı geliştirmesi mümkün değildir. Gülen cemaati de aile bağlarını kopararak bu kadar güçlü cemaat aidiyeti geliştirmiştir. Aile bağlarını benim şahsi görüşüm tatillerin 3’te 2’sini kitap okuma kampı bahanesiyle cemaat fanusunun içinden kişileri asla çıkarmayarak koparmışlardır. Maaş alan kişilere de memur tarifesi yılda kısıt bir izin vererek o bağları koparmışlardır. Bu konuda diğer zararlı örgütler gibi her örgütün ilk aile bağını yıkmaya çalıştığı, özellikle kültlerin asla aile bağını kabul etmeyeceği Hoffer’ın da belirtiği bir olgudur. Cemaat kült değildir diyenler eğer bu aile bağlarının neden bu kadar zayıf olduğunu izah edebilirlerse neden cemaatteki kişilerin 2013 yılında sonra hiçbir akrabasını AKP aleyhine ikna edemediğini, akrabalarının da onları Gülen aleyhine uyarmasına rağmen neden hiç akrabalarına kulak asmadıklarını izah edebilirlerse iyi olur. 15 Temmuz’dan sonra zaten bazı ailelerde durum kopma noktasına geldiği için çift taraflı bir sorun mevcut.

Hoffer daha sonra Batıya sömürgecilik konusunda tavsiye veriyor. Bu görüşlerini sömürgeciliği destekliyor manasında görmemek gerekir.

Hoffer: “Sömürgede egemen gücü oluşturan yabancıların politikası, yerli halk arasında cemaat birliğini desteklemek ve aralarındaki kardeşlik duygusunu ve eşitliği teşvik etmek olmalıdır. Çünkü hükmedilen halk kendi kapalı bütünlüğüne ne kadar çok karışır ve onun içinde benliğini ne kadar çok eritirse, kişisel yetersizlik duygularının acısı da o kadar hafiflemiş olur ve böylece, sefaleti hayal kırıklığına ve isyana çeviren gidişat, daha kaynağında önlenmiş olur.” diyor.

Hoffer işgal güçlerinin asla yerel bağlara dokunmaması gerektiğini söylüyor. Zaten yerel bağlar yıkılırsa bunun isyan noktasını aşağıya çekeceğini belirtmiştik. Aynı şekilde dış bir düşman geldiğinde de tarikat ve cemaatlerden oluşan bir devlet onlar için daha iyidir. Hem tek bir kişiyi kontrol etmek daha iyi olduğu için hem de halkın isyan eşiği çok daha yukarıda tutmak mümkün olduğu için. Halk benliğini bir cemaatte eritirse, kişisel yetersizlik duygularının acısı yani dünyada kendi başına bir birey olmanın yükü hafiflemiş olur diyerek neden isyan eşiğinin de azaldığını izah ediyor.

Hoffer daha sonra “ Böl ve yönet diye bilinen siyasi oyun, yönetilen halk arasındaki çeşitli birlik şekillerinin hepsini zayıflatmak amacına yöneldiği zaman, beklenen sonucu vermez. Etkili bir bölme, birbiriyle rekabet eden ve birbirine kuşku ile bakan kapalı toplulukların (etnik, dini veya ekonomik toplulukların) sayısını artırmak yoluyla yapılabilir.” diyerek senelerdir ülkemizdeki sistemi çok güzel izah etmiş. Olabildiğince dengeli birbirine eşit güçte gruplar kurmak. Tüm grupları yıkarsanız, hani olur da birlik olmasınlar bana isyan ederler diye aslında kendi sonunuzu hazırlarsınız. Her türlü örgütlenmeye karşı olursanız dış güç de olsanız iç güç de olsanız o devlet idare edilemez. Örgütlere izin vereceksiniz ama hiçbiri sivrilmeyecek. Gülen cemaatinin de 40 yıldır niyeti belliyken niye bu zamana kadar izin verildiğini, hatta diğer tüm grupların az çok niyeti ve işlediği suçlar belliyken niye izin verildiğini anlatan güzel bir teori.  Tabi bizim ülkede bu sistemi dış güçler kurmamış, devletin 100 yıllık kendi iç sistemi bu şekilde, halk birbiriyle uğraşırsa kimse devleti sorgulamaz kimse niye Batı ülkeleri gibi etin kilosunun 5 TL niye olmadığını sorgulamaz. Hep bir karışıklık vardır, devletin merkezine en yakın grup görülen Kemalistler bile bir gruptur ve etin fiyatını sorgulamak yerine diğer grupları suçlar, herkes birbirini suçlar. Bu sadece iktidar partileriyle ilgili bir konu değildir, 1923’ten beri devletin benimsediği düşünülen bir politikadır. Gülen cemaatine sorsanız derin devleti Ergenekoncular idare eder, ama onlar da alevilerdir. Peki aleviler niye Sivas’ta ve Maraş’ta öldürülmüştür? Neden alevilerin hiçbir olayında güvenlik güçleri olayı önlemeye çalışmaz. Süleyman Demirel, Kenan Evren’e kaç kere müdahale et, bir şey yap demesine rağmen Evren sıkıyönetim ilan edilene kadar bir şey yapmayacağını belirterek ayak diremiştir. Bu olayı bizzat Demirel anlatır. Dedikleri gibi halkın karnını doyurursanız daha fazla hak diye isyan ederler. Devleti de kötü düşünmemek lazım, etin kilosunu bir anda 5 TL yapmak o kadar kolay değildir, yapana kadar çoktan ülkede isyanlar patlak verir. Ya da yolsuzluk yapıyorlardır, alttaki rütbesizleri bu şekilde kandırıyor da olabilirler.

Hoffer daha sonra “Hıristiyanlığın doğduğu ve yayıldığı çağ çok sayıda insanın yerlerinden ve yurtlarından edildiği bir çağdır. Kapalı şehir devletleri bu çağda geniş bir imparatorluğun içine alınmıştı... Ve eski sosyal ve siyasi gruplar zayıflatılmış veya ortadan kaldırılmıştı” diyerek Hıristiyanlığın hızlı bir şekilde yayılmasını o dönemki bağların zayıflığına bağlıyor.

Hoffer “19. yüzyılın ikinci yansındaki milliyetçi ve sosyalist hareketlerin doğuşunda da görülmektedir; şöyle ki, “Ulaşım imkânlarının ve şehirleşmenin olağanüstü artması, pek çok sayıda insanın ata toprağından ve yerel bağlardan kopmasına yardım etmiştir.” diyerek dini olmayan kitle hareketlerinin de zayıf bağları iyi değerlendirdiklerini belirtmiştir.

Sonuç olarak cemaat ve tarikatların en baştan amaçsız bir şekilde kurulmaları ya da varlıklarını devam ettirmeleri uhuvveti bozan bir unsurdur, en başta neden ortaya çıktıklarını açıklayamadıkları sürece de gömleğin iliklenen ilk yanlış düşmesi gibi her şey sorunlu gidecektir. Günümüzdeki çoğu  tarikat ve cemaat de zaten ilk ortaya çıkmalarını seçilmiş olmalarına bağlayarak işleri iyice kızıştırmakta ve uhuvveti de sağlıklı bir zeminde tartışmayı da imkansız hale getirmektedir.

-Ahmet

4 yorum:

  1. yazınız güzel teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Tarikat ve cemaat yapilarinin ortaya cikmasinin nedeni, grouplar halinde yasama icgudusudur.

    YanıtlaSil
  3. Fetonun bir sahtekar olduğu henüz hayatta olduğu sürede anlaşıldığı için ölümünden sonra (zaten olmayan) fikirlerinin yaşama şansı yok.Ancak Said Nursi için aynı durum söz konusu değil maalesef.. kendisi hala bir çok grupça takip ediliyor.ikisinin ortak noktası ise düşüncelerini karmaşık yollardan ve kendince örneklemelerden yola çıkarak kurdukları mantık hatalarını örtbas etmeleri..hiç bir şekilde tefsir olarak değerlendirilemeyecek olan risalelere takipçilerinin hala tefsir gözü ile bakmasının sebebi de sanırım bu. Buanlamda yazılarınızı değerli değerli buluyorum..

    YanıtlaSil
  4. Gülen Hoffer'in kitabını okuyup kitle hareketi oluştumayı başarmış.Önce aileden kopar, sonra aileyi içerden seçtir, ayrılanı cehenneme gönder,şefkat tokatı yemekle korkut.Devamlı bir gizem pompala.Devamlı gelecekten güzel haberler ver.Normal bir zeka değil Güleninki. dediğinin tam zıddını yapan bu asrın en tehlikeli dinci faşistlerindendir o.İnsan hayatı uydurduğu davasına feda edilebilir.Uydurduğu davasına uyacak asr-ı saadet hikayeleriyle kandırır milleti.İşler iyide gitse kötüde gitse Asr-ı saadetten bir hikaye vardır.İyi zamanda Allah seçilmiş olmasalar o gücü onlara nasip edermi ,kötü zamanda yıkılıp yakılırken sahabe'de ne acılar çekmiş,içerisi dışarısından iyi.Yusuf oldunuz siz. Ama asla tabanın çektiği zahmetin zerresine giremez kendisi.Dar kadrosu ve kendisi Amerika' dan emirler verip burda samimiyetine inanan insanların yakılıp yıkılması pahasına onlar adına risk alabilir..

    YanıtlaSil