The Cemaat, Cemaatler, İdolleştirme Problemi ve Ana Akım İslam Anlayışı Hakkında - Münferit Fikir Platformu

SON

19 Mayıs 2019 Pazar

The Cemaat, Cemaatler, İdolleştirme Problemi ve Ana Akım İslam Anlayışı Hakkında





The cemaat hakkında önceki MFP yazılarımda yazdığım şeyleri tekrar etmek istemiyorum (okumak isteyenler için önceki yazılarım: 1, 2, 3). Öncelikle the cemaat’e dair TCH, TCT, mahrem hizmetler, günahlar, mağduriyetler vesaireden öte daha temel bir problemden bahsetmek istiyorum. Sonra bunu diğer cemaatlere ve ardından şu andaki hâkim ana akım İslam anlayışına genelleyeceğim. En sonunda naçizane önerilerim ile bitireceğim.

The cemaatin en temel problemlerinden biri şu: Gülen’e aşırı sevgi ve itimad; aslında sadece Gülen’e değil, tepesinde kendisinin bulunduğu hiyerarşide olan herkese hiyerarşideki pozisyonlarına göre artan yine aşırı sevgi ve itimad. Tam olarak ne demek istiyorum aşırı sevgi ve itimad derken? Bu kişilere çok özel bir yer verip onları bir nevi insan üstü görmekten bahsediyorum. Mensupları neden the cemaat’e yönelik suçlamalara inanmak istemiyorlar? Çünkü başlarında çok mübarek hocaefendileri ve yine mübarek abileri olduğu için (ve etrafındaki insanlar iyi insanlar olduğu için, ama o ayrı mesele) bu söylenilen kötü işler “yapılmış olamaz; olsa bile bireyseldir, bunların sistematik olması mümkün değil” diye düşünüyorlar. Yani kısacası kafalarında oluşturdukları hocaefendi ve büyük abi imajına bu (aslında olmuş olan) kötü işleri yakıştıramıyorlar. Bu yakıştıramama ve problemleri yadsıma şu an the cemaat tabanının normalleşmesi yolunda en büyük engel. Peki bu hocaefendi ve büyük abi imajı ne kadar doğru ne kadar gerçeği yansıtıyor? Hiç yansıtmıyor çünkü bütün insanlar etten ve kemikten. En idolleştirdiğiniz insanlar bile aslında sizin-bizim gibi insan ve 24 saat “yaptıklarına ve düşündüklerine” vakıf olabilsek bu kişilerin, gözümüzdeki imajları yerle bir olur. Daha fazla uzatmadan bu probleme idolleştirme problemi diyelim.
Peki bu idolleştirme problemi sadece the cemaat’e has mı? Diğer (İslami veya değil) cemaatlerde/gruplarda yok mu? Tabi ki var, hatta çoğu İslami cemaatte belki the cemaat’ten daha fazla var. Yakın zamanda sosyal medyada çok eleştirilen/gülünen Cübbeli Ahmet hoca’nın dişlediği hurmayı tebaasına verdiği videoyu düşünün (bu arada tebaası aynı zamanda hocasının çok iyi baktığı her halinden belli olan sakalını da okşuyor fırsattan istifade 🙂). Bu videodaki tebaanın ruh haleti ne olmalı ki dişlenmiş bir hurmayı yemekten zevk duysun? (bu arada bunun the cemaat versiyonuna burada girmek istemiyorum, bilenler bilirler) Çünkü o tebaa için Cübbeli Ahmet bir idol. Bu işte tam bir idolleştirme problemi. Bu problemin daha uç boyutlarını artık hapiste keyfini süremeyen Adnan Oktar’ın grubunda görebiliriz. Haydar Baş’ın takipçileri veya Menzil grubu veya Nur cemaatleri veya başka aklınıza gelebilecek çoğu standart İslami cemaatlerin tabanlarında bu idolleştirme problemi olduğu görebilene çok açık. Daha çok detaylandırmaya gerek yok. Seküler, siyasal ve politik gruplarda da bu idolleştirme problemi--dini cemaatlerdeki olduğu kadar çok olmasa da--var; ama o ayrı mesele.
Peki neden büyük bir problem idolleştirme? İdolleştirmeyi yapanların kendilerini aşağılamış ve komik duruma düşürmüş olmalarının haricinde bu durumun doğurduğu asıl toplumsal problem idolleştirilen liderlerin tabanlarını önünde-sonunda kullanmaya başlaması. Düşünün, sizi binlerce veya yüzbinlerce kişi “insan üstü” görüyor. Bir süre sonra siz de kendinizi özel hissetmeye başlamaz mısınız? Ben başlardım açıkçası. Özel hissettikten sonra yapılması gereken özel işler yapmak olacaktır, sizin ağzınızın içine bakan takipçileriniz için düşünür, en doğru kararları verirsiniz. Siz şöyle düşünürsünüz: “özel olduğunuz için kararlarınız doğru olacaktır,” ama aslında özel olmadığınız için kararlarınız muhtemelen yanlış olacaktır. Bu sırada kararlarınızı uygulayan tebaanızın asıl ceremeyi çekenler olması da işin asıl acı tarafı.
Peki bu idolleştirme sadece dini cemaatlerin bir yanlış uygulaması sonucunda mı ortaya çıkıyor? Bu sorunun cevabı ne yazık ki hayır. Bu aslında Türkiye’de (ve aslında dünyada da) ana akım İslam anlayışının getirdiği bir problem. Bu Hz. Muhammed (as) ve onun sahabelerinin idolleştirilmesi ile başlıyor. Aslında Hz. Peygamber dahil olmak üzere sahabeler de etten kemikten birer insan görülmüş olsaydı, naçizane görüşüme göre, daha sağlıklı bir İslam anlayışı ortaya çıkacaktı. Benim kendi adıma Hz. Peygamber’i idolleştirme problemim çocukken Türkiye gazetesinin verdiği “Sevgili Peygamberim” kasetleriyle ve sonrasında okuduğum siyer kitapları (mesela Salih Suruç’un “Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı” ve Fethullah Gülen’in “Sonsuz Nur”u) ile başladı. Bu algıdan Lesley Hazleton’ın “The First Muslim” ve “After the Prophet” kitaplarını ve Prof. Mehmet Azimli’nin “Siyeri Farklı Okumak” kitabını okumam ve ardından başka okumalarım/dinlemelerim ile kurtuldum.
Sonrasında Hz. Peygamber gözümde iddia edilen “mucize”leri ile değil, getirdiği dönüşümle büyük bir insan oldu; sahabeler gözümde iddia edilen “mükemmel insanlıkları” ile değil, hataları-sevapları ile dini yaşamaya çalışmaları sayesinde büyük oldu. Artık Hz. Osman’ın öldürülmesini, Cemel vakasını, Sıffin savaşını, Kerbela’yı münafıkların müminlerin arasını bozması şeklinde değil, sahabelerin kendi aralarındaki farklı fikir ve güç çekişmeleri şeklinde manalandırdım ve bu şekli kafama çok daha iyi oturdu. İkisinin de değerli sahabeler ve iyi insanlar olması Hz. Ali ve Hz. Aişe’nin neden birbirlerinden hoşlanmamaların mümkün olmamasına sebep olsundu? Onlar da etten kemikten insanlardı ve birbirlerinden (vuku bulan değişik tarihi olaylardan ötürü; bunu bana sormayın, kendiniz araştırın) gayet tabii hoşlanmayabilirlerdi!
Hz. Peygamber ve sahabeler ile bitmiyor bu idolleştirme tabii ki, sonra tabiin, tebe-i tabiin, evliyalar, asviyalar, müceddidler, alimler ve bilumum dini cemaat liderlerine aynı şekilde aksettiriliyor. Onların hepsi büyük insanlar! Onları eleştirebilmek için onlar kadar dini ilimlere vakıf olmamız lazım; olsak bile yetmez çünkü onlar (bunu nereden biliyorsak?!) Allah’ın sevgili kulları! Aslında bizim “rahmetullahi aleyh” veya “kuddise sırruhu” demeden isimlerini ağzımıza bile almayı büyük günah gördüğümüz din büyüklerinin birbirleri için ne kötü sözler söylediğine bakmamız ne kadar komik bir durumda olduğumuzu aşikâr edecek; ama okumuyoruz, bilmiyoruz.
Ana akım İslam anlayışının benim gözümde daha birçok başka problemi var, ve bunlar başka yazıların konusu. Bu yazının konusu ise ana akım İslam anlayışının en önemli problemlerinden birisi: idolleştirme. Bu olduğu sürece insanlar sorgulamamaya ve akıllarını kiraya vermeye devam edecekler. Bu olduğu sürece insanlar İslam hakkında yeni bir şeyler ortaya koyamayacaklar, modern dünyaya uygun olamayacak İslam. Bu olduğu sürece insanlar kandırılacaklar ve kullanılacaklar. Bu problemden kurtulmamız lazım.
Peki nasıl kurtulabiliriz bu problemden? Samanyolu lisesinde okurken hemen bir üstteki abilerin bile hafif idolleştirilmesine maruz kaldığımız zamanlarda bir futbol maçı sırasında bir arkadaşın ettiği lafı hiç unutmuyorum: “saldırın, sert girin arkadaşlar; maçta abi mabi yok” 🙂 İşte öyle, aslında sadece maçta değil, hayatta da abi mabi yok; hatasız veya hatası az hocalar, imamlar, şeyhler yok. Herkes etten ve kemikten, bizim gibi insanlar. Herkes hatası ve sevabıyla var. O yüzden hiç kimseyi eleştirmeye çekinmeyelim. Aklımızı kullanalım. Bir söze çıktığı kişiden dolayı itimad etmeyelim. Aklımıza yatmıyorsa almayalım. “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” uydurma hadisinin tam aksine, tüm şeyhleri reddedelim. Şeyhleri reddedelim derken onların hiçbir dediğine inanmayalım demek istemiyorum. Bütün şeyhleri, aslında bütün insanları, dinleyelim. Onlardan en iyilerini alalım. Bu hayat bir başkasına güvenip yaşamak için çok değerli. Bütün idolleştirmelerden kurtulup kendi yolumuzu kendimiz çizelim. Ben idollerimi birer put gibi kırıp kendi yaşamımı kendim belirlemeye niyet ettim. Bilmiyorum (çünkü artık hiçbir şeyden emin değilim) iyi mi ettim; ama bu yeni anlayışım eskisine göre beni bu dünyanın hem materyal hem spiritüel tarafıyla daha barışık eyledi. Siz elbette ki ne yapacağınıza kendiniz karar verirsiniz. Benim tek yapabileceğim kendi fikirlerimi açıkça yazmak. Hepimizin sonu hayr olsun.


-İsa Hafalır

15 yorum:

  1. Gerçek dünyaya hoş geldiniz diyeceğim ama muhtemelen benden daha önce uyanmış birisiniz. İdolleştirme bir hayal dünyasında yaşamı da beraberinde getiriyor. Rüya ve gerçekler her çatıştığında yeni bir tevil ile kendini kandırmaktan insan bir süre sonra yoruluyor. İnsan öncelikle aklına ve vicdanına tabi olmalı başka hiçbir abiye veya üstada şeyhe değil. İnanıyorum ki her ne vicdana ve akla terstir, Allahın dininine de terstir. Aksini söyleyen abi de olsa üstad da olsa itaat edilmez.

    YanıtlaSil
  2. Super bir yazi.

    Ama bence bu uyanisin onunde sosyolojik faktorler engel olarak duruyor.
    Gulenin insanlari bir ideal etrafinda toplama teknigi aslinda cok basit ama efektif bir metod.

    Bakin Gulen her vaazinda son derece siradan insanlara, siz kudsilersiniz, siz su sunuz, Efendimizin kardeslerisiniz diye hitap edip onlara aslinda gercekte olmayan bir makami hediye ediyor. Yanlis anlasilmak istemem, efendimizin belki kardeslerim dedigi bir insan toplulugu vardir. Ama bunu Gulenin insanlara tayin etmesi cok absurt bir olay. Insanlara ayni ortacag kilisesinin yaptigi gibi su kisa dunyada cektikleri azap, veya sabir karsiligi cenneti satiyor.

    Bir cemaat mensubu, esini, isini, memleketini, yasami, ana babasi ile olan iliskisini fedakarane sekillendirdiginde, yaptigi fedakarlikla cenneti satin aliyor.

    Mal alip kandirilanlar bilir. Aldiginiz malin aslinda o kadar etmedigini veya kandirildiginizi anladiginiz zaman ne kadar kotu bir duruma dusersiniz. Cemaat icinde yetisen bugun 30-50 arasi insanlarin hayatlarinde bu fedakarliklar var. Tabi herkesin farkli olcude...

    Simdi bunlardan bazilari kandirildik, aklimi basima alayim devam edeyim diyor. sizin bu yazdiklariniz gibi.
    Ama buyuk bir kismi, muthis bir sarsinti gecirmektense, zulumu bile cekse, zulum cekmek o kominitenin normu haline geldiginden ayni yoluna devam ediyor. Soyle dusunun kendisini sekillendiren kendisini tanimlayan bir inanc sistemini reddetmesi lazim, gecmis 20-30 senesinde inandigini reddetmesi lazim. be bosuna mi sunu yaptim, annemi kirdim, aileme karsi geldim, istemedigimle evlendim, istemedigim isi yaptim diyecek. cok zor.

    Gulenin soylediklerindeki carpikliklar, kandirmalar acik ve net oldugu halde, onlari tevil edip. Soyledigi guzel seyleri habire tekrarlayarak ne guzel hocam var, bu zulumle onun hasrolma isinide garantiledim, dunya kisa diyip geciyor.

    Stock markette bazi takintili yatirimcilarin batan bir hisse senedine daha cok yatirmasi sendromu gibi iyice sariliyorlar.

    Ben bunun icinde Cemaatin empoze ettigi yanlis bir inanc sistemi olduguna inaniyorum. yani insan hakiki olarak Allah'a inansa boyle dediginiz idollestirmeye gitmez. ama maalesef cemaat sistemi hakiki inanc yerine kendine ait hurafe sistemini empoze ediyor.

    Bunun empoze edilen inanc sisteminin temel ogeleri sunlar.
    1- kiyametin tum alametleri cikti iddiasi
    2-said nursinin (cok sacma ve buyuk hata olarak yaptigi) dunyaya omur bicmesi, ve kiyametin tarihini sallamasi
    3- sirketi maneviye muhabbeti, yani gunahlar ferdi sevaplar toplu. (bu konu hakkinda ciddi yazi yazilmasi lazim. Bu cemaatteki pis isleri yapan yada bilerek hata isleyen insanlarin neden ustu ortuldugunun en temel nedeni)
    4- Mehdi/mesih atamalari
    5- ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorum hocam. Bence bir yazı çıkartırsınız buradan ☺️

      Sil
  3. Şöyle düşünmekte fayda var bu liderleri.Beraber okusaydık benmi daha başarılı olurdum o mu? Benden farklı ne biliyor ?

    Gülen in en büyük numarası ikna ve edebiyat kabiliyetidir.Hep aynı şeyi anlatır aslında.Okadar içten anlatırki adam dünyaları biliyor sanırsın..

    Gülen in 2.numarası Said NUrsi ye haşa yanılmaz yarı peygamber insan atfı yaptırması.Onun gelecekten verdiği ve çokta saçma olan şeyleri şöyle dedi böyle dedi tevilleri ile kendine yontmasıdır. Mesela 5.şua. RTE yi Süfyan kabul ettirmek için kitaplar yazdırır.Her sohbetini oraya bağlar , abilere bağlattırır. Bunun sebebi süfyanı askerler devirecektiri Said nursinin 5. şua sı ile tabana kabul ettirmesidir. emin olun o gece cemaatçi askerler son dakikaya kadar süfyanı derdest edeceklerine inanıyorlardı.Gülen bunu aylarca yıllarca işledi. Said NUrsi yi yanılmaz etmez göstererek beyinlere askerlerin süfyanı devireceğini işledi.Askerler için 5.Şua da vaad haber verilen şey oluyordu . Süfyanı o kutlu askerler derdest ediyorlardı. Bütün dünya tankıyla topuyla karşılarına çıksa bu olacaktı. Said Nursi haber vermişti bunu ve olacaktı. Aldıkları narkozdan uyandıklarında geride 8.000 küsür masum asker, kaç bin askeri okul öğrencisini kandırdıklarıyla, 251 insanın kanına girdikleriyle yüzleşmek zorunda kaldılar.Hipnoz edenin bir amacı vardır ve uyandığınızda dünyanızın yanında ahiretinizi de kaybetmiş olabilirsiniz.Hipnoz halinde hakkına girdikleriniz, karartığınız binlerce yüzbinlerce hayatta cabası..

    Hepimizde akıl var ve başka akılları moda mod takibe hipnozlanmaya gerek yok. Ondaki akıldan tecrübeden yararlan ama asla hipnozlanma ve full itaat etme..

    YanıtlaSil
  4. İfrat ve tefrit!
    İlk aklıma gelen bu oldu.
    Korkarım bu tür yazılardan.
    İkna edici-susturucu fakat kalbin kalbin tam mutmain olmadığı yazılar.

    YanıtlaSil
  5. İsa Bey, takip edebildiğim kadarıyla bu sitede The Cemaatin CİA ve Mossad gibi yabancı istihbaratlarla ilişkisine dair bir yazıya rastlamadım.
    Tabiki zor bir alan, ispatı hemen hemen imkansız.
    Şöyle düşünelim: bu kadar büyük, kapalı devre ve yaygın bir örgütün istihbarat örgütlerinin dikkatini çekmemesi düşünülemez.
    Gerçi locaefendinin ikameti dolayısıyla bir takım bilgiler duyuldu ama onlar tevil edilebilir şeyler (herhalde)
    Yazıyı okuyanların bu konuda bilgilerine ve yorumlarına ihtiyacımız var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "The Cemaatin CİA ve Mossad gibi yabancı istihbaratlarla ilişkisine dair bir yazıya rastlamadım"

      Eger yoksa boyle bir iliski, rastlamazsin arkadasim... Insanlar yillardir hizmetin icinde bulunmuslar, burada samimiyetle elestirilerini yapiyorlar. Tamamen sahsi gozlemler, gorusler..

      Hadi diyelim istihbarat iliskisi var. Buraya yazi yazan insanlar, sana bu tur bi iliskinin sirlarini verebilecek durumda gorunuyorlar mi? Ne desin Isa Hafalir, "Samanyolu'nda okurken ajanlar gelir giderdi, bize sohbet yapardi" mi desin?

      Sil
  6. Haklisiniz ama bu biraz da kacinilmaz degil mi? Tamamen dinin disinda dusunelim, sizin alaniniz iktisatla ilgili bir konuda bir lafi steglitz veya daron acemoglu vs gibi birisi soyledigi zaman bu soze otomatikman daha fazla itimat eder ve onem atfederiz, oyle degil mi? Ben bir tarihci olarak bazen hobsbawm in ya da inalcik in adini vermeyi delil olarak yeterli gorururum. Yani basarili ve ilim sahibi kisiler her alanda ekstra bir kredi sahibi olurlar, bu anormal degil. Ha bunun olcusu var, o olcuyu kaciranlar var o baska bir konu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Problem bu akademik insanlar genel olarak surekli elestri altinda tezlerini surekli yenileyen, surekli test eden insanlar. cemaat liderleri ise sorgulanmayan kutsanmis gibi davranan insanlar.

      Sil
    2. guzel bir tespit, haklisiniz.

      Sil
    3. Güzel soru, güzel cevap 😊

      Sil
  7. Bir olayın, nesnenin ya da mekanın gerçek boyutunu anlamak için ondan uzaklaşmak gerek. Tabii ki anlamak isteyen için. Bundan ötürü mesafe önemlidir. Bugün içinde bulunduğu topluluğun ya da şeyhinin hatasını göre bilmesi için mesafeyi açması gerek aksi taktirde göremez yalnıCa empoze edilenler yetinip ki hatalar empoze edilmez hep kusursuzluk tahayyülüyle yoluna devam eder!

    YanıtlaSil