Header Ads Widget

test banner

Bylock Nedir? (1) / Bylock Öncesi


Giriş


Daha önce Bylock konusunda “Bylock'tan Film Senaryosu Olur Mu?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Sonra daha detaylı bir yazı daha yazmayı düşündüm. Bylock’a 1 doların seri numarası ile giriliyor haberlerinden, dizilere kadar konuyla ilgili tüm iddiaları ve bilgileri toplayacaktım. Ama sonra zor geldi, çok haber var, rapor var, mahkeme kararları var, saatler süren videolar var, kitaplar bile var. Hem yazsam kimin umurunda olacak ki? Benim bu konularda kapsamlı yazacak dermanım kalmadı. Ama kendi kendime çok konuşuyorum bu konularda bari konuştuğum şeyleri satırlara dökeyim dedim.

Bu yazıda yaşadıklarımı yazacağım. Yukarıda bahsettiğim kaynakların hepsi ulaşılabilir, duruyor. Ama benim kendi yaşadıklarım yok. Yaşadıklarımla bu kaynaklar çelişiyor mu? Kesinlikle çelişiyor. Post-truth (gerçek ötesi) bir devirde yani doğruların, hakikatlerin, olguların önemini yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz.

Ben kendi yaşadıklarımı ve bu yaşadıklarımdan yaptığım çıkarımları yazacağım. 50 yıl, 100 yıl sonra nedir bu Bylock, bir dönem 100 bin küsur insan bundan dolayı mahvolmuş, hapislere girmiş, işten atılmış, malına tedbir konmuş, pasaportu iptal edilmiş, ülkeyi terk etmek zorunda kalmış… Tam olarak nedir diye araştıran olursa baksın diye yazıyorum. Daha çok bilenler asla konuşmayacak bari ben bildiğim ve bulduklarımı yazayım, benle birlikte unutulup gitmesin bunlar. Yarın daha kapsamlı araştırmak isteyenlere kaynak olur.

Bazı çıkarımlar yapacağım, adı üstünde çıkarım asla %100 böyledir diyemem. Çıkarımlarımın mutlak savunucusu da değilim, ben de hakikati arıyorum. Üslubumdan ziyade beni bu çıkarımları yapmaya götüren karinelere bakmanızı tavsiye ederim.

Ayrıca bu yazı dizisini okuduğunuzda Bylock hakkında pek çok savcı, hâkim ve polisten daha çok bilgiye sahip olacaksınız. Ama şunu belirteyim konuya hemen girmeyeceğim.

Bylock Nedir? 

Kısaca Bylock Gülen cemaatinin kullandığı bir haberleşme uygulamasıdır.

Siz Fethullah Gülen’in “Birisi ezkaza bin tane insanın kullandığı o şeye girmiş. Onların takiplerinde hedef olanlardan da onun içinde on tane varmış. O diğer dokuz yüz doksana ilişme yok; belki bazen onlara da ilişiyorlar, sonra salıyorlar.”(Karasevdalılar ve Zamanın Ruhu” başlıklı bamteli 23.04.2017) bu sözlerine bakmayın, tamamen Yalandır. Etrafındaki insanlar mı onu manipüle etmiştir yoksa Şark kurnazlığı mı yapıyor bir fikrim yok. 

Peki ben bunu niye ifşa ediyorum ya da kabul ediyorum? Neden rakip takımın attığı tartışılan şuta arkadaşlar bu gol oldu diyorum? Baştan belirteyim Bylock kullanmak bir suç değildir. Utanılacak, gizlenecek, gizem yaratılacak, çekinilecek, korkulacak bir şey değildir. Bylock kullanmak Terör örgütü üyeliğine de delil olmaz. Bunu böyle demek varken 3 yıldır neden bir gizem yaratıldı o da ayrı bir soru…

Bylock’u ilk ne zaman yüklediğimi hatırlamıyorum, ama Mit’in tespitine göre 2014 yılında yüklemişim. Zaten raporlara ve haberlere göre bu program ilk olarak 2014 Mart’da piyasaya çıkmış. Merak etmeyin ben Gülen Cemaatinin tabanının yüklediği tarih diliminde yüklemişim, ileride bu tarih ayrımını anlatacağım. (Taban-Tavan her devasa yapıda kendiliğinden meydana gelebilir. Buna rağmen sosyolojiyi reddedip tamamen karşı çıkanlar oluyor. Gülen cemaatinde bu durum sosyolojinin ötesinde bilerek kurgulanmış arada uçurum kadar bilgi farkı olan iki kesime dönüşmüş)

Tamam da Gülen cemaati iletişim için neden farklı bir uygulama kullanıyor?

Bylock Öncesi (2014’e Gelene Kadar) 

Bu uygulamadan önce Gülen cemaatinin yurtlarında ve öğrenci evlerinde kalanlar akılsız telefonlardan birbirini rahatça arar ama mesaj çekeceği zaman “namaz, maklube, sohbet” vb. kelimeleri kullanmamaya özen gösterirdi. Sohbetlere girerken de telefonlar salon kapısının önüne konulurdu. Bunlara ek olarak evlerde kalanlar eğer müstear isim kullanıyorsa, telefonda birbirlerine müstear isim ile hitap ederdi. Yani kendi gerçek isimlerine kayıtlı hatlarda birbirlerini müstear isimle ekler ve öyle hitap ederlerdi.

Tarikat ve Cemaat yapıları MGK’da bir dönem tehdit olduğu için kimse devlet tarafından fişlenip, yarın işe girerken sen Gülen cemaatinin evlerinde kalmışsın ya da sohbetlerine gitmişsin seni alamayız denmesiyle muhatap olmak istemiyordu. Biz yanlış bir şey yapmıyoruz bu devlet neden tarikat ve cemaatlere düşman neden böyle yapıyor diye insanlar düşünüyordu. O zamanki genç halimle bu sorulara cevap bulamıyordum. Neden üniversitelerde başörtüsü yasak anlam veremiyordum. Benim bu anlamsızlığım büyüklerim (ailem değil cemaat) tarafından devleti asıl yönetenler din düşmanıdır, yöneticiler Ecnebidir, Masondur tarzı argümanlar ile dolduruluyordu. AKP iktidarda olsa bile CHP derin devlettir. Onlar da zamanında İskilipli Atıf Hocayı asan Said Nursi’yi onlarca kez zehirleyen ve zindanlara atan kişilerdir deniyordu. Tabi o dönem CHP de başörtüsüne düşmanlık yapıyor, Abdullah Gül eşinin kapalı olmasından dolayı Cumhurbaşkanı olamıyor (sonra oldu), AKP’ye kapatma davası açılıyor, 28 Şubat 1000 yıl sürecek söylentileri dolanıyordu.

Tabi ben şu an bunların hepsine anlam verebiliyorum ve gençliğimdeki gibi düşünmüyorum. Ama o dönem Anadolu çocuklarını devlete sokmuyorlar argümanı muhafazakârlar arasında yaygındı. AKP muktedir görülmüyordu. Devlet halktan kopuk, halkın yarısının oy verdiği partiye düşman olarak görülüyordu. Müthiş bir kutuplaşma vardı hala da var. AKP seçmenine göre AKP iktidardan düşer de CHP gelirse bir devri sabık yaşanacak.

Muhafazakâr mahalledeki insanlar beni çok rahat anlayacaklardır, çünkü onlar da o gün Gülen cemaati sohbetlerine geliyor gelmeseler bile başka tarikatınkine gidiyor ve bunu gizliyorlardı. Türkiye’de hiç yaşamamış birine bu iletişimi gizleme çok saçma gelebilir, sohbete gitmek suç mu da siz mesaj atmıyorsunuz diyebilirler. Ama Türkiye’de yaşayan hiç değilse AKP’ye oy veren %50 beni çok iyi anlıyordur.

Üniversitenin daha ilk günü, bahçede müthiş bir kalabalık, insanlardan uzak durayım diye kuytu bir köşede binanın arka tarafında öyle oturup düşünüyordum. Bir grup başörtülü kız çaprazımdaki yangın merdiveni çıkışına geldi beni fark etmediler başlarını açtılar, anlam veremedim. Daha sonra binaya girerken fark ettim ki binanın önüne güvenlik koymuşlar başları kapalı olanlar güvenlik tarafından geri çevriliyordu. Yıl 2010’du. Bu manzara benim iliklerime işledi. 9 yıl geçmiş gözümü kapattığımda o kızların kuytuda başlarını açtığı o manzarayı hatırlıyorum.

Bilmiyorum anlam veremiyordum. 2010 yılı öncesi cemaatin dershanelerine giderken de ben asker olmak istiyorum dediğimde artık olamazsın bu dershaneye geldin seni almazlar diyordu hocalar. Niye? Neden? Gerçek mi bunlar? Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekten dindar diye mi insanlar asıldı? Neden insanlar ahırlarda Kuran öğrenmek zorunda kaldı, bu anılar gerçek miydi? Bilmiyorum o zaman sorgulamama neden olacak bir ortam da yoktu, gözlerimin önünde zaten başörtülüler alınmıyordu, böyle bir ortamda acaba Said Nursi neden Barla’ya sürgün edildi diye araştırma gereği duymadım.

%95’i Müslüman olan bir ülkede, bu topraklardakilerin benim bildiğim 1300 yıldır taktığı başörtüsüne gene bu topraklarda izin verilmiyordu. Böyle bir olay halkta travmaya neden olur. Biri çıkıp izin vermiyorlar çünkü ülkeyi yönetenler dinsiz, ecnebi dediğinde hiçbir savunma yapamazsınız. Ve halk devleti yönetenlerden kopar, onları derin devlet ilan eder. Tarihten ve sosyolojiden uzaklaşır ve komplo teorileriyle düşünmeye başlar. Komplo teori yayanlar TV’lere çıkar ve müthiş ilgi görür ve gerçek akademisyenler dinlenmez. Sonra biri çıkar bu öfkeyi Ergenekon diye bir örgüte yönlendirir.

Ben Türkiye’yi böyle okuyorum artık en tepede yapılan bazı hatalar, aşağı inerken kartopu etkisi gösteriyor ve çok büyük sonuçları oluyor. Jitem olayları da böyledir. Devlet, bu kişilerin memurken yaptıkları mafyalığı kendi içimizde çözelim dediği için, Jitem derin devlet efsanesi yayılmış yayılmış, şimdi tüm halk komplo teorileriyle düşünüyor. Zamanında umursanmayan sorunların hepsinin 2. 3. 4… etkilerini görüyoruz.

Bu ülkede başörtüsü yasağı olmasaydı, bugün yaşananların hiçbirinin yaşanmayacağını düşünüyorum. AKP de bu sayede büyüdü, Gülen cemaati de bu sayede büyüdü. İkisi de tepki hareketi olarak büyüdü ve bugün bu tepkiye neden olanlar hala bakın gördünüz mü biz haklı çıktık diyebiliyorlar.

Hal böyle olunca siz mesajlaşırken neden o kelimeleri yazmıyordunuz siz örgüt müsünüz demeyin diye izah ediyorum. Ya da neden normal yoldan aramak yerine akıllı telefondaki uygulamalar üzerinden birbirinizi aradınız diye.

Diyebilirsiniz ki bir süre sonra başörtüsü serbest oldu, AKP de muktedir oldu, o zaman neden buna devam ettiniz? AKP muktedir oldu ama AKP ile cemaat 7 Şubat 2012’de Mit soruşturması nedeniyle birbirine girdi. Ya da 2011 yılı gibi yargıdaki koltukları paylaşırken bilemiyorum. AKP de kesinlikle Gülen cemaatinden olanları devlete almıyor diye 2013’de diyorlardı. 2013 öncesinde de AKP’den belli bakanların isimlerini verip bunlar İran ajanı, bunlar Ergenekoncu vs. denerek bu kişilerin asla o bakanlığa Gülen cemaatinden kimseyi almadıklarını söylerlerdi. Mesela Beşir Atalay - İç İşleri Bakanlığı, Cemil Çiçek - bir ara silahsız terör örgütünü ceza kanuna sokmaya çalışmış galiba, 2012’den sonra Hakan Fidan, Ahmet Davutoğlu-alternatif öğrenci evleri kurmaya başladığı iddiaları vb.

Peki onların neden almadığı söyleniyordu? 17 Aralık olaylarına kadar Erdoğan iyi ama etrafındakiler kötü, eski derin devlet artığı adamlar deniyordu. Sonra Erdoğan iyi etrafı İran ajanı oldu. Sonra bunlar Muta tuzağına düşmüş, kasetleri var Derin devletin piyonu oldular dendi. Paranoyak bunlar gaza geliyorlar dendi. 17 Aralık’tan sonra da Erdoğan da kötü, hırsızlıklarını ortaya çıkaranları bizden sanıyor, kini var dendi. Sonrasını zaten biliyorsunuz, Twitter’da hangi argümanlar varsa Cemaatin öğrenci evlerinde ve yurtlarında da o argümanlar baskındı. İran ajanı, hırsızlıklarını ortaya çıkardık bir daha bu yaşanmasın diye hırsızları göreve getiriyor (sonradan buna dönüştü), Ergenekon ile ittifak yaptı vb.

Bugün gördüğüm 2013’e kadar bana göre hiçbir sorun yoktu. 2013-2016 yılları arasında ise işler biraz zorlaştı.

Üniversite okurken Gülen cemaatinin evlerinde ya da yurtlarında kalan bizden üst dönemlerdeki kişilerin memur olamadığı söylenirdi. Yani ben 1.sınıfa giderken 4. sınıfa giden kişilerle konuştuğumda (aynı öğrenci evinde yaşıyoruz), onlar zamanında 1. sınıfa giderken 4. sınıfa giden kişilerle hala görüştükleri için o mezun olan kişilerin memur olamadığını söylerdi. Çünkü normal yoldan aradığında bu cep telefonu trafiğinin tespit edildiğini ve senin Gülen cemaati evlerinde ya da yurtlarında kaldığın güvenlik soruşturmasında ortaya çıktığı için seni, memur yapmıyorlarmış derlerdi. Özelikle farklı üniversiteden çok kişiyle iletişimin varsa siz nerden tanıştınız diye soruyorlarmış. Gerçekten de ben yıllar sonra Bylock’tan dolayı gözaltına alındığımda polis bu telefon trafiğini (HTS kaydı, şu tarihte şu numarayı aramışsın, içerik yok.) önüme koydu. Hem Bylock hem HTS kaydı önüne konduysa tüm bu önlemleriniz ne işe yaradı diyebilirsiniz.

Hiçbir işe yaramadı… Bunun birçok nedeni var. Birincisi zaten istihbarat örgütü değildik, sıradan bir cemaattik. Cemaat içinde yozlaşmış bir kesimin istihbarat örgütü gibi davranması bize tam sirayet etmiyordu. Akıllı telefonlar ortaya çıkmadan önce zaten normal yolla 3 sene konuşmuş ve mesajlaşmıştım. Yani sonrasında akıllı telefona geçmenin ve oradaki uygulamalar ile konuşmanın ya da o uygulamalardan biri ola Bylock ile iletişim kurmanın hiçbir önemi yoktu. Olan olmuştu. Ayrıca zaten Üniversite’de Gülen cemaatinden olduğunu belli edip, insanları sohbete çağırıp, bir “abi kıyafeti” giyip (kumaş pantolon, küçük çanta, badem bıyık= böyle gezen başka kimse yok), diğer yandan iletişimde tedbir yapmanın hiçbir mantığı yoktu. Ama deve kuşunun kafasını toprağa gömünce görünmeyeceğini sanması gibi biz de öyle yapmıştık ya da yaptırılmıştık. Eğer cemaatin istihbarat teşkilatı gibi hareket eden kısmı bize tam sirayet etseydi böyle boş bir iş yapmak yerine gerçek bir teşkilat gibi hareket ederdik.

Eee o zaman neden yaptınız diyebilirsiniz. Zaten ben de bu sorunun cevabını arıyorum. Ve özellikle neden Bylock yükletildiğinin…

Tabloyu tekrar resmedeyim. Yıl 2014 öncesi Türkçe Olimpiyatlarına herkesin geldiği, herkesin Gülen’i övdüğü dönemler. Gülen cemaati evlerinde ve yurtlarında kalıyorsunuz. Yaptığınız yasa dışı hiçbir şey yok. Birbirinizi normal üzerinize kayıtlı cep telefonlarından arıyorsunuz, mesaj çekiyorsunuz. Mesajlarda sadece belli kelimeleri yazmıyorsunuz. Sohbetlere girerken de telefonu salon kapısının önüne koyuyorsun. Çünkü Gülen evlerinde kalan biri olarak fişlenmek istemiyorsunuz, devlet sizi fişlerse memur olamayacağınız size söylenmiş. Ama üniversitede kesinlikle bu durumu gizlemiyorsunuz.

Mesaj çekerken belli kelimeleri yazmadığımızı ve sohbetlerde telefonu salon kapısının önüne neden koyduğumuzun sosyolojik izahını yaptım. Peki teknik olarak ne mantığı var?

Mesajdan başlayalım. Devletin tüm mesajları takip edeceği bir teknoloji olmalı. Siz belli kelimeleri yazınca hemen sizi tespit edip, fişlemeli. Ancak böyle bir sistem varsa bu önleminiz mantıklı olabilir değil mi? Devletlerdeki teknoloji ne peki? Ancak şüpheli bir kişi hakkında mahkeme kararıyla dinlenme kararı alınır ve ancak dinlendiğinde attığı mesajlar görülür. Öbür türlü dinlenmeyen kişinin mesajları bile depolanmaz. Devletin de bir dinleme kapasitesi vardır. Hem insan olarak hem teknolojik olarak dinlemenin bir sınırı vardır. Herkesi otomatik dinle arşivle sonra bir yazılım ile belirli kelimeleri arat… Böyle bir teknoloji Türkiye’de yok. Olsa bugün ne ses kayıtları dökülürdü, haberlerde yasa dışı şu kadar (en fazla selam tevhid dosyasında iki bindi bu rakam) kişi dinlenmiş denmezdi. Polis gözaltına aldığında HTS kayıtlarının yanında attığınız mesajları da koyardı. Hatta konuşma içeriklerinizi de koyardı. Hukuki davalarda mesajlar depolanabilse BTK’dan istenir ve delil olurdu.

Velhasıl mesajlarda belli kelimeleri gizlemenin hiçbir önemi yok. Devlet Gülen cemaatini hedef alsa bile kimse üniversite öğrencilerinin cep telefonunu dinlemez. Zaten sizi dinleme kararı almışlarsa, sizi zaten önceden fişlemişlerdir. Ayrıca dinleyip bak doğru fişlemişiz bu Gülen cemaati evlerinde kalıyormuş, biz bunu devlete almayalım demezler. Fişlediyse zaten almaz, insan kıtlığı yok. Devlete başvurduğunuzda da güvenlik soruşturması yapıp geçmiş mesajlarınızı bulamazlar. HTS kaydınızı bulurlar, o konuda da zaten hiçbir önlem almıyorsunuz. Ve kimse hiçbir önlem almamasına rağmen devlet memuru da olabiliyor. Demek ki devletin de çok umurunda değil Gülenci olmanız.

Ayrıca HTS kaydı çok güvenli bir yöntem değil. Okuldaki arkadaşınızı aradınız, o Gülenci diye başınıza bela mı gelecek? Kim aynı evde kaldığı için birbirini arıyor, kim okul arkadaşı diye arıyor bunun ayrımı HTS kaydından yapılamaz. Zaten yukarıda da belirttiğim gibi, başka üniversitede okuyan sizden büyük birçok kişiyi aramak sıkıntı oluyordu. Tabi bu da olmuyormuş, çünkü kimse dikkat etmemesine rağmen memur olabiliyordu. Ayrıca tüm bunları geçtim devlet insanı kaynaklarıyla fişleme yapıyor, teknik kayıtlarla değil. İleride bu kısmı anlatacağım.

Salonun önüne cep telefonunu bırakmaya gelirsek. Salonun önüne cep telefonunu bırakıyorsunuz. Salonda Gülen’in kasetini dinliyorsunuz. Neden? Ortam dinlemesi yapılırsa Gülen’in sohbetini dinlediğimiz anlaşılmasın diye. Peki Nokia telefonlarda ortam dinlemesi yapılabiliyor mu bilmiyorum, yapılıyorsa da kapının önünden de içerdeki sesi çeker diye tahmin ediyorum. Gene aynı hikaye, sizin telefonunuzu zaten dinlemeye karar vermişlerse, sizi zaten fişlemişlerdir.

Ama devlet insanları zaten insanı kaynaklarıyla fişliyor. Dediğim gibi üniversitede zaten bilinmiyor mu cemaat evlerinde kaldığınız, siz bunu gizlemeden iletişiminizi gizlemenin ne önemi var? Talebe aile ziyareti, esnaflar, üniversite, kılık kıyafetiniz, insanları sohbete çağırma, deri toplama, kamplar, geziler, iftarlar, kandiller… Siz tamamen halka karışmışsınız ve kendinizi zaten “Hizmet Cemaati Mensubu” olarak tanıtıyorsunuz.

Böyle bakınca, sizin zaten Cemaat mensubu olduğunuz çok belli, mesajları gizliyorsanız ve telefonu da salonlara sokmuyorsanız, demek ki gizli yasa dışı işler yapıyorsunuzdur. Ancak o zaman mantıklı oluyor. Yani fişlenmemek için değil, yaptığı yasadışı iş engellenmesin diye alınan önlemler.

Peki yasadışı iş mi yapıyorduk? Hayır. Üniversite öğrenci evlerini herkes bilir, isteyen girer çıkar, ne yasadışı iş olabilir? Olsa da mesajı gizliyorsun da telefonda gene konuşuyorsun zaten.

Ee o zaman tüm bu saçmalıklar niye? Bylock saçmalığına geçmeden, Bylock öncesi de ortada bir saçmalık ve abes bir iş var. Birincisi biz bunu niye yaptık? İkincisi bize buna niye yaptırdılar? Bir sonraki yazıda ele alacağım.

Ahmet

Twitter: @a_wolfenstein
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

4 Yorumlar

  1. Güzel bir yazı dizisi olmuş.tebrikler. bir tavsiyede bulunmak istiyorum size, aynı şeyleri sürekli tekrar etmişsiniz. Böyle olunca ,konudan uzaklasiliyor vede kafa karışıklığı oluyor.daha net vede sonuç odaklı olarak mesele anlatılırsa daha faydalı olur gibi..Birde yaşadığınız veya şahit olduğunuz olaylardan bahsedermisiniz. Teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  2. Sümüklü feto kuklasını yönetenler, tayyip için CIAmaat'ı bile harcadı(tayyip USA'ya lazım, bakmayın cilveleştiklerine). Feto denilen evanjelik papazını kullanarak, bylock ve bank asya ile herkezi kayıt altına aldırarak bir kaos ortamının tohumları ekildi. Gizli hardisklerde kayıtlı olan örgüt elemanları devletin ulaşabileceği veri depolama alanlarına kayıt yaptırıldı.
    Zarlar hileli hala anlamadınız mı. Gezi olaylarından bu yana tavşan kaç tazı tut yapılıyor. Vatandaşa canbaza bak canbaza yaparak, hak ihlallerine sebep olan kanunlar geçiriliyor. Devlet hukuk devleti olmaktan çıkarılıyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynen; fetullah, bank asyaya para yatırın dediğinde, insanları deşifre ederek örgütü tasfiye ediyor sanmıştım bende.

      Sil
  3. sırf şu soruyu sormak için burdayım. yazıyı da okumadım. ama okuyacam söz.
    "Aziz Milletimiz" bizi mayın eşşeği olarak mı görüyordu?
    açıklama:
    mayınlı alan: yıllarca irticadan atılanların olduğu askeriye polis gibi yerler.
    Aziz Milletimiz: senin çocuğun girmezse benim çocuğum girmezse buralar hep dinsizlere kalacak. tabi siz gidin girin asker olun polis olun bunda bişey yok ki(!)
    mayın eşşekleri: iyilik ve doğruluk yolunda kendini ispatlama hırsından gözü dönmüş nefsini hiç düşünmemiş bizler.
    müslümanlık iyidir doğrudur dedi aziz milletimiz. müslümanlık dininin ileri gelen din adamlarından malum emekli devlet vaizi de iyidir dediler. dinsizler bizim anamızın bacımızın başörtüsüne el uzatıyor dediler. sonra noldu?
    BİZ MAYIN TARLASINA GİRİP PATLADIK ŞİMDİ AZİZ MİLLETİMİZ AKIN AKIN KARŞIYA GEÇİYOR. TÜM DEVLET KADROLARINA GİRİYORLAR. BİZİ HATIRLAYAN BİLE YOK! NİYE? ÇÜNKÜ BİZ BU MİLLETİN MAYIN EŞŞEKLERİYDİK. PATLADIK GİTTİK KİMSE EŞŞEKLERİ DÜŞÜNMEZ. EVET SEVGİLİ DOSTLAR BİZİM AZİZ MİLLETİMİZİN GÖZÜNDEKİ DEĞERİMİZ BUYDU.

    YanıtlayınSil