Bylock Nedir? (2) / Bylock’un Ortaya Çıkışı - Münferit Fikir Platformu

SON

6 Ocak 2020 Pazartesi

Bylock Nedir? (2) / Bylock’un Ortaya Çıkışı



Bir önceki yazıda değinmeği unuttuğum bir husus var: Cemaat iki cep telefonu yani iki hat kullanılmasını isterdi. Evlerde kalmaya başladığınızda 1 sene sonra vazifeler (öğrenci abiliği, ev imamlığı vs.) verilmeye başlanınca ikinci bir telefon kullanmanız istenirdi. Bu ikinci telefondan evlerde kalan arkadaşları aramanız, ilk telefondan ise aileniz ve diğer arkadaşlarınızı aramanız istenirdi. Zaten ilk 1 sene her şey normal, hattınızdan tüm aramaları yapıyorsunuz. Sonra bu yönteme geçiliyor. Bir nevi iki insana bölünüyorsunuz. Gerçek isminizle gerçek telefonunuzla siz varsınız. Bir de müstear isimle, başka bir telefonla gene siz varsınız. Marvel’in filmlerinde olur, gündüz iş adamı gece süper kahraman.

Teknik olarak size bir faydası var mı? Devlet öğrenci evinde kaldığınızı zaten insani kaynaklarıyla öğrenebiliyor. Zaten ilk 1 sene aramalarınızı normal yapmışsınız, olan olmuş. Üniversitede arkadaşlarınızı sohbetlere çağırıyorsunuz, evlerde kaldığınız biliniyor. Hatta onlara hangi hattınızı vereceğiniz hep bir sorun oluyor. Şimdi ailenizi aradığınız hattı verirseniz, o hat ile o kişiyi “sohbetlere” çağırıyorsunuz. Cemaati aradığınız hattı verirseniz bu sefer hem o kişi evde kalan olarak algılanabilir, zarar görebilir diyorsunuz hem de o numara yayılır, diğer arkadaşlarınız da sizi oradan arayabilir.

Ayrıca bu ikinci hat ya kişinin üzerinedir ya ailesinin üzerinedir ya da evde kalan başka birinin üzerinedir. Böyle olunca hiçbir mantığı olmuyor.

İki hat kullanılıyorsa, ikinci hat hiç tanımadığınız birinin üzerine olmalı. Yoksa kuzeninizin üzerine olsun, tamam o evlerde kalmış gibi görünür sizin kurduğunuz mantığa göre. Evlerde yurtlarda kalan -ki senelerdir devam eden bir durum- yüzbinlerce insan nereden bulacak hiç tanımadığı birini ki üzerine hat alsın? Hem böyle tanımadığınız birinin de başını yakmış olursunuz.

Ee abiler ısrar edince, millette evde kalan arkadaşının üzerine hat çıkarıp iki hat kullanıyordu. A kişisi B üzerine hat çıkarmış, B kişisi C üzerine hat çıkarmış, C kişisi A üzerine hat çıkarmış J .

İşin içine Bylock girince başkasının üzerine hat çıkarmak zaten yapabileceğiniz en kötü davranış olur. Bunu geçmişteki bir yazımda ele almıştım.

Yani hat başkasının üzerine olsa tespit edilmiyor mu? Ülkede sonuçta suç işleyen insanlar var ve bunlar patates hat denilen hatları kullanıyorlar. Bunlar tespit edilmiyor mu?

Şöyle düşünelim iki hat var ikisi de aynı zamanda aynı baz istasyonuna girip çıkıyor, her şeyiyle aynı hareket ediyorlar. Bunun tespit edilmemesi mümkün değil. Baz kayıtları arşivlenen bir şey çünkü. Yıllar sonra bile bunlar tespit edilir.

İkinci hattı yanında taşımayıp 3-5 kişiyi arıyorsan, bu da tespit edilir. Bir hat var aradığı sadece 3 kişi. Direk şüpheli durumuna düşüyorsun.

Buna ek olarak bir de telefonun bataryasını ve içindeki hattı çıkarma olayı vardı. Bunu ne zaman yaptığımı pek hatırlamıyorum ama sanki salonun önüne telefonları bırakmadan önce bu şekilde yapıp bırakıyorduk. Hiçbir mantığı yok. Ama ilginçtir bunun da tespit edildiği söyleniyordu. Türkiye’de 80 milyonun telefon hatlarına bakıyorlar, hangisi zırt pırt hattını çıkarıyor tespit ediyorlar. Bu telefonu kapatmaktan ya da şarjının bitmesinden farklı bir şey.

Velhasıl cemaat hiçbir yer yapmasa başına bir şey gelmeyecekken güya önlem(!) niyetine yaptığı şeylerle kendini damgalatıyordu.

Birincisi biz bunu niye yaptık? İkincisi bize buna niye yaptırdılar?

İnsanları kandırmak kolaydır, hele de üniversiteye yeni başlamış kişileri çok rahat kandırırsınız. Zaten Türkiye’de muhafazakâr mahalle belli kodlarla yetiştiriliyor. Berrak bir zihinleri yok. Mesela siz de zaten bir Atatürk nefreti olur, cemaat sadece onun deccal olabileceğini ekler. Ki üniversiteden önce de cemaat insanlarla özellikle muhafazakar mahalle ile lisede dershaneler, kolejler, abiler yoluyla temas kurar. Üniversiteden önce muhafazakar biri olarak açıp STV haber zaten izlersiniz, Gülen’in kitabını okumasanız da, diğer muhafazakar insanları okumuşsunuzdur. Onların da düşünceleri üç aşağı beş yukarı aynıdır. Müslümanların bu ülkenin “zencisi” olduğu 3. sınıf insan muamelesi gördüğü, devletin sizi tehdit gördüğü algısı ve bu algıya yönelik düşünceler zaten her yerden sizi kuşatmıştır.

Diğer yandan insanlara her türlü saçma işi de yaptırabilirsiniz. İnsanlara onlara saçma gelen işleri de akıllarını bir kenara bıraktırıp yaptırabilirsiniz. Bununla ilgili deneyler vardır. Şimdi 4 video paylaşacağım:


Birinci videoda (Leadership Lessons from Dancing Guy), saçma sapan dans eden biri var. 1 kişi bunu yapınca deliye bak dersiniz. Ama o alana siz dakika 2:49’da gelen biri olsanız ne görüyorsunuz? Herkese deli mi dersiniz yoksa bu saçma hareketi benimseyip siz de mi dans edersiniz. Tam tersi dans etmemek mi garip olur? Gülen cemaatinde de bu saçma hareketler yıllardır var, siz geldiğinizde zaten 2. 3. 4. sınıfların hepsi bunu yapıyor oluyor.


İkinci videoda, Asch'in çoğunluğa uyma deneyi yapılıyor. 1 tane denek var diğer kişilerin hepsi önceden ayarlanmış. Denek açıkça gözüyle gördüğü şeyi sorguluyor ve aklını bir kenara bırakıp diğer kişilerin dediği şeyi diyor. Bu şu demek insanlar topluluğa ayak uydurur. Koca bir yurtta herkes bu hareketi yapıyorsa, bir süre sonra devlet beni mi dinleyecek ne saçma diyen siz de bu hareketi yaparsınız.


Üçüncü video National Geographic Channel kanalının Zihin oyunları programından. Kadının davranışına “sosyal öğrenme” deniyor. Bu konuda artık birçok deney ve kitap var. İnsan olarak rasyonel varlıklar değiliz. Diğer insanlar ne yapıyorsa ya dışlanmamak için ya da onlar yapıyorsa bir bildikleri vardır diye yapıyoruz.


Dördüncü video National Geographic Channel kanalının sosyal öğrenme deneyinden. İnsanlara emir verdiğinizde tepki gösterip yapmak istemediklerini ama hiç karışmazsanız önceden bu işi yapanları gördüklerinde sorgulamadan ayak uydurduklarını görüyoruz.

Kendi adıma konuşayım ne devleti ne siyaseti ne de teknik detayı bilmiyordum. Geldiğimde insanlar bunu yapıyordu. Bir bildikleri vardır dedim. Salonu girerken telefonu bırakır mısın diyen birine “lan ne olacak saçmala” demek yerine madem misafiriz buraya yeni geldik yaşımız küçük “bırakalım” dedim. Mesajlarda “sohbet” yazma dediler, “derin devlet” AKP’yi kapatmaya çalışıyor, “4 milyon kişiyi fişlediler statlara dolduracaklar” diye haberler var, boşa kendimi fişletmeyeyim dedim. Çiftlik Bank sendromu bunca kişi abes ve saçma işler yapmıyordur diye düşünüyor insan.

Ayrıca gizliliğin de bir cazibesi var. Yerli Whatsapp diye PTT Messenger’ı çıkarmışlardı. Kim kullandı? İnsanlar neden güvenip kullansın? Kalite olarak aynı bile olsa vatandaş kullanır mı güvenip? Güvenmeyenlere siz gizli yasa dışı şeyler mi konuşuyorsunuz diyeceğiz?

Gizlilik ayrıca bir tepkidir, protestodur. Devletin sizi dinlediğini düşünürseniz inadına gider Whatsapp’dan konuşursunuz. Devlet de önemli kişileri dinler bu arada. Hele cemaat mensupları 2007-2013 arasında nirvanaya ulaşmışlar. Her türlü dinleme var yetmemiş odalara böcek yerleştirmişler. Bugün bunlar itiraf edildiği için bilebiliyoruz.

Tabi bir de müstear isim olayı var. O bunlardan biraz farklı olarak meşakkatli bir iş. O konuda direk insanları ikna etmek, rasyonel bir sebep ortaya koymak gerekiyor, yoksa insanlar öyle herkes yapıyor diye yapmak istemez.

Üniversiteye kadar pek namaz kılmayan biriyseniz, dini ilk yavaş yavaş keşfettiğiniz o dönemde upuzun 15 dakika süren tesbihatlar falan size zor gelecektir. İradeniz ve imanınız zayıf denir o zaman. İradenizin güçlü olması lazım, sizi motive eden şeylerin olması lazım. Hangi sahabeme tutunursanız doğru yola erersiniz hadisi gereği bir sahabeyi örnek almamız, onun ismini seçmemiz, onun hayatını bilmemiz bize bu yolda faydalı olacaktır. Rasyonel sebebi buydu. Tabi şu noktası da var. Nick name gibi ismini ailen değil sen seçiyorsun, yeni bir isim insanı heyecanlandırıyor. Herkes size bundan sonra öyle hitap edecek. Balıklama atlamıştım ben.

Aynı bu telefon olayı gibi bu müstear isim olayı da tutmaz, insanlar birbirine gerçek ismini söyler. Zaten öğrenci evine girdikten en az 6 ay sonra bu isim olayı olur. Zaten herkes sizi gerçek isminizle tanır ve size sonradan tam olarak müstear isimle de hitap edemezler.

Cemaatin istihbarat kısmı müstear ismi gerçekten tam uygulamış mıdır bilemiyorum. Müstear ismiyle tanıdığınız birinin ki bu abiniz olacak belki senelerce görüşeceksiniz ama araba plakasını, ev adresini, mesleğini, bitirdiği üniversiteyi vs. bilemeyeceksiniz.

Öğrenci evlerinde zaten bir kişinin üniversitesi, bölümü, yaşı, memleketi, ev adresi, anne-baba telefonu, lisesi bilinir. Devletin tabiriyle “Kod” isim olsa ne olacak? Emniyet güçlerinde zaten arama motoru var yaş ve üniversiteyi girince en fazla resimlerden seçtiriyor itirafçılara.

Mahkemede müstear ismimim olması soruna neden olmuştu. Çünkü dışardan bakınca (aslında Türkiye’de kimse o kadar dışardan bakamaz da) gizlilik var tam terör örgütü gibi kod isim almışsınız diyor. Beni teşhis eden itirafçı, gerçek adımı, yaşımı, üniversitemi, bölümümü, ev adresimi, ailemi her şeyi biliyor. Telefon numaramı da biliyor, hatırlamasa da HTS kaydı var. Teşhisi bile 1 saniye sürmüştür tahminim. Böyle kod isim mi olur. Bu gerçekliği de devlet de halk da biliyor. Abi evlerinde müstear isim olur, 40 yıldır böyle ve biliniyor. Ona rağmen sanki Norveç’te yaşıyormuş gibi kod isim hmm…

Halimiz Maskeli Beşler’deki gibi… ama soygun yapmıyorduk. Dakika 1:12


Peki bize buna niye yaptırdılar?

Diyebilirsiniz ki, bu kadar üst düzey polisi, askeri, mitçisi, savcısı olan bir cemaat nasıl bunu düşünemiyor? Bu adamlar Türkiye’de ilk dinleme sistemlerini kuran TİB’i bile kuran kişiler değil mi? Siz dedelerin köyde kuran okuduğu tahşiye cemaati değilsiniz ki küçük bir devlet olan Gülen cemaatisiniz.

Bu soruyu onlara sormak lazım sen TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının)’in kurucususun Gülen cemaati evlerinde böyle saçmalıkların olduğunu bilmiyor muydun diye. Tahminim o da “bana da saçma geliyordu ama abiler yapıyordu bir bildikleri vardır dedim” diyecektir. “Teknik olarak böyle şeyler saçma ama hocamızın kalp gözü açık olduğu için o demişse vardır bir hikmeti…”

Gülen cemaatini şu an bile yönetenlerin kim olduğunu bilmediğim için, o derece kapalı bir yapı olduğu için, bu kararları ilk kim aldı niye uygulandı niye sorgulanmadı hiçbir fikrim yok.

Tahminim, istihbarat teşkilatı gibi hareket eden kısım gerçekten işe yarar teknik ve önlemler alıyordu. Mesela Adil Öksüz çok daha teknik keşfedilmemiş birçok önlem almıştır. Olur da bu tarz kişiler sürülür azledilirse mesela Gülen cemaatinin ev ve yurtlarından sorumlu kişi görevine azledilebilir. Yani görev değişikliği yapabilirler. Öyle olunca o eski yaptığı alışkanlıkları aktarmış olabilir. Bu adamların alışkanlıkları zaten hiç bitmiyor. Aşağıdaki tweetlere göre Batı’da da hala kullanıyorlar. Yasadışılık ve tedbir ruhlarına işlemiş olabilir. (Link 1, Link 2)



Onlar neden yaptı bilemiyorum. Ama onlara şöyle bir faydası oluyor.

Cemaat insanları paranoyaklaştırmayı sever. Devlet size düşman, derin bir devlet var sizi istemiyor mesajını sadece sözle değil de size yaptırdıkları uygulama ile de çok iyi işlemiş oluyorlar. Safları sıklaştırıyor, tabanını kemikleştiriyorlar. Yani sana bir fanus çiziyor. O fanusta tamamen alternatif bir tarih ve dünya algısı var. Ve bunu kendin yaptığın hareketlerle de beynine işliyorsun. 15 Temmuz’u biz yapmadık o size düşman derin devlet yaptı dediklerinde, çok rahat birçok kişi kabul ediyor çünkü yıllarca kendi hareketleriyle o derin devlete inandırılmışlar.

Bugün mahkemelerde kod isim olarak geçen ve üyelikte aleyhinize delil olan müstear isim olayında ise: sizin eski karakterinizi tamamen yok ederken, sizi kendi kalıplarına sokarlarken aynı zamanda size yeni bir isim de veriyorlar. Yeni isimle yeni bir defter açıyorsunuz. Artık ailesinin çocuğu kendi hayalleri olan birey X yok; cemaatin, hayatını davasına vakfetmiş dava adamı Y’si var.

Tabi bu faydaları göz önüne alınarak mı bunlar insanlara empoze edilmiştir yoksa Cemaatin istihbarat kısmından mı bunlar diğer kısımlara sirayet etmiştir bilmiyorum.

Bylock’un Ortaya Çıkışı

Akıllı telefonlar yaygınlaştığında, 2013-2014 yılı itibariyle Tango, Line, Viber, Kakao gibi o dönemde hangisi popülerse o programı kullandığımı hatırlıyorum. Şu an haberlerde olan dışı Tango görünümlü ama içi özel yazılmış piyasada olmayan programları kast etmiyorum. Orijinal, Google marketten indirilen milyonlarca insanın kullandığı programları kullandım. O dönem akıllı telefonlar yeni yeni yaygınlaşıyordu ve insanlar da normal mesajlaşmayı terk etmişti. Neden Whatsapp kullanmıyordum hatırlamıyorum belki Whatsapp o zaman o kadar popüler olmamıştır ve arama özelliği ilk ortaya çıktığında yoktu. Bu programlarda arama özelliği de vardı. Hem arayıp hem mesaj çekebiliyordum.

Gülen cemaatinin evlerinde ve yurtlarında kalan herkes yavaş yavaş bu programları yüklüyor oradan birbirimizle bu şekilde konuşuyorduk. Tabi o zamanlar 4,5G(LTE) yoktu, internet alt yapısı iyi değildi. Bu programlarla konuşmak çok zor oluyordu ses asla gitmiyordu. Niye bu kadar farklı program kullandınız derseniz sebebi buydu. Line çekmiyor, Viber’i deniyorduk.

Eski usul, neden mesajlaşıp konuşmuyordunuz ne değişti sanki diyebilirsiniz. Bir gün bu şekilde konuşmak güvenli, artık ne mesajlaşmak ne telefonla konuşmak güvenli değil demişlerdi. Ne değişmişti hatırlamıyorum belki Mit tırları olayı olmuştu, belki hiçbir şey olmamıştı.

Bir gün Bylock diye bir program var, en iyisi buymuş demişlerdi ve ben hemen Google Market’in arama kısmına Bylock yazıp aratıp ilk çıkan programı yüklemiştim. Tahminim 500 bin ya da 50 bin indirme gözüküyordu o zaman, hatırlamıyorum. Line, Tango, Viber gibi bir şey sanmıştım, cemaatten birilerinin yazdığı bir uygulama olduğunu söylememişlerdi. O dönem her hafta başka bir program için “bu program daha iyiymiş” derlerdi bir de o programı denerdik.

Tabi Bylock dandik bir şey çıktı, ben tekrar diğer programlara döndüm. Diğeriyle de konuşmak mümkün değildi sadece mesaj yazabiliyorduk, mesaja bakmayan olursa normal yoldan arıyordum. Yani dört dörtlük bir gizlilik yoktu. Saçma bir durum vardı, bir yandan devlet bizi fişler korkusuyla akıllı uygulamalar vasıtasıyla mesajlaşıyorduk diğer yandan mesaja bakmayan olursa direk normal yoldan arıyordum. O zaman yanlış bir şey yapmıyorum, devlet zamanla değişir nasıl başörtüsü serbest oldu, iyiye doğru bir gidiş var biz mezun olana kadar daha iyi olur diyordum. Çok da gizliliğe önem vermiyordum o yüzden.

Bylock çok dandik olduğu için ben diğer programlara dönmüştüm. Bir süre sonra devlet bu uygulamaları da satın alıyor, hackliyor vs. tek güvenlisi Bylock onu kullanın dendi. Niye güvenli peki? Çünkü onu cemaatten birileri yazmış. Ama biz dandik diye kullanmamışız. Ha Kakao, Line ile mesaj atmışsın ha normal mesaj atmışsın fark etmiyormuş.

Tabi öyle olunca yüklemeyenler de Bylock’u yüklemeye başladı. Ama dandik bir program konuşması da mümkün değil. Ancak mesaj atabiliyorsun, mesaj attığında karşı tarafa bildirim gelmesi için onun da uygulamayı açması gerekiyor, uygulama arka planda çalışmıyor... Bu uygulama kullanmak mümkün değildi. Anlık mesajlaşma uygulamasından ziyade mail uygulaması gibiydi.

Öyle olunca bir süre sonra Bylock kullanmayan Hizmete ihanet ediyordur dendi. Yani kast ettiği şu: siz bu uygulamayı kullanmazsanız kendinizi ve aradığınız ya da mesaj çektiğiniz diğer arkadaşınızı fişletirsiniz ve ikiniz de memur olamazsınız. Ee siz olamayınca bu devlet nasıl düzelecek, sizin yerinize dinsizi, ecnebisi (diyaloglara bakmayın ecnebi düşmanlığı vardır) girecek siz programda konuşmak zor daha hızlı iletişim kurayım diye normal yoldan arıyorsunuz 5 dakika sabredemiyorsunuz böyle yaparak İslam davasına ihanet edersiniz. İslam’ın tekrar ahir zamanda şehbal açmasını engelliyorsunuz, çünkü bu bahar Türkiye’den gelecek ve ilk kez ülkede başörtüsü serbest olmuşken, siz tembellik yapıp kendinizi fişletiyorsunuz deniyordu.

Siz zaten normal yoldan birbirinizi arıyordunuz neden bu iş bu kadar ciddileşti derseniz. 2013’ten sonra ülkenin Başbakanı ve Bakanlar Kurulu sizi doğrudan hedef alınca işler ciddileşti. Farazi gerçeklikle alakası olmayan bir fişlenirsek devlet memuru olamayız durumu yoktu, ciddi ciddi fişlenirsen memur olamıyordun ya da çok zorlaşıyordu.

Bylock programı evde ve yurtta kalan herkese yayıldı. Kimse asla diğer uygulamalardan ve normal yoldan ne mesaj çekiyor ne de arıyordu. Ve de kendisinin asla bu şekilde aranmasını istemiyordu. Öyle olunca evde kalan 1. sınıf anahtarını unuttu kapıda kaldı diyelim. Arkadaşını arayıp ne zaman gelirsin demesi için Bylock yüklemesi gerekiyor, kendisi saçma bulsa da bunu yapmak zorundaydı. Arkadaşı öbür türlü fişleneceğine inanmışsa, kendisini normal yoldan arayan kişiye sen benim memur olmamı istemiyor musun niye böyle yapıyorsun diye çıkışabiliyordu.

Üniversitede evlerde ve yurtlarda kalanların ekseriyetinin bu şekilde yüklediğini biliyorum. 2014 Ağustos-Eylül gibi ortaya çıktı bu program. Program 2016 Şubat’a kadar devam ettiği söyleniyor. Tam bitiş tarihini bilmiyorum. Herkes farklı bir tarihte güvenli değil diye silmiş.

Ekseriyet o dönem üniversite okuyan 1991-1997 doğumlular yüklemiştir bu programı. Ama onla da kalmamış, cemaatin lise yurtlarında kalan 2014 yılı itibariyle 16 yaşında olan darbe günü 18 yaşında olan 1998’liler falan da yüklemiş. Suçun işlendiği tarihte 18’den küçük. Tabi meslekteki insanlara, öğretmenlere, esnaflara, ev hanımlarına herkese yüklemişler. Sadece o dönem üniversite okuyanlara değil.

Velhasıl Bylock yayıldı, diğer uygulamalar silindi. Bylock telefon rehberini otomatik senkronize etmiyor, ekleyeceğiniz kişinin kullanıcı ismi gerekiyor. Zaten Whatsapp hariç çoğu iletişim uygulaması da böyledir, rehberinizi otomatik senkronize etmez. Mail ile giriş yaparsınız, telefon numarası ile değil sonra iletişime geçeceğiniz kişinin mailini yazarsınız. Bylock’a bir özellik daha eklemişler: mesajlar 3 gün sonra siliniyor, bunun dışında bugün en yaygın kullanılan uygulamalarla aynı. Skype ile aynı mesela.

3 gün sonra niye siliniyor mesajlar, gizli bir şey mi yazıyorsunuz diyebilirsiniz. Ama programı en başta kullanan kesim yazıyormuş onlar eklemişler bu özelliği, ileride o kesimi anlatacağım.

Neyse bir gün bu Bylock açılmamaya başladı, meğerse Türkiye IP’lerine bunu yasaklamışlar. Herkes mecbur VPN kullansın diye, daha güvenli olacakmış. Neyse bir de ücretsiz VPN programı indirdim. Ama dedim ya arka planda çalışmıyor program, sürekli açık kalması için de VPN’in de sürekli açık kalması lazım, öyle olunca şarj yetmiyor 2 saat sonra bitiyor. Zaten VPN açınca konuşmak imkânsız net 3G’den çok daha da yavaş oluyor.

Bu duruma insanlar sabretti sabretti, hain olmayalım, kimseyi fişlemeyelim diye ama bir süre sonra iş iletişimsizliğe gitti, kimse kimseyi aramıyordu. Kapıda kalıyorsun bekliyorsun. Markete gidiyorsun aklına ne gelirse onu alıyorsun, evdeki biriyle iletişime geçmek imkânsız. Sohbetin saatini unutuyorsun, üniversitede sınıfta bir arkadaşını bulup ona soruyorsun. Sohbet iptal oluyor gidince öğreniyorsun…

Tabi bu böyle devam etmedi, millet tekrar mesaj için Kakao, Line gibi programlara döndü aramayı da normal yoldan yaptı.

İlerde biri bana bu adamı neden aradın derse, bu benim üniversiteden arkadaşım ne var bunda diyecektim. 3-4 yaş büyük farklı üniversitelerde okuyan abileri de aramıyordum.

-Ahmet                                                                      Twitter: @a_wolfenstein
-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------


8 yorum:

  1. Muhterem.surekli aynı şeyleri tekrar ediyorsun,çorba yaptın kafamızı.hülasa ne diyorsun ,sadede gel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yo, gayet iyi gidiyor bence. Bylock neden delil olabilir bunu anlıyoruz. Wolfenstein tersini düşünse de! Bylock varsa FETÖ ile alakan garanti gibi. Morbeyn vs hariç.

      Sil
    2. Ahmet'in yazi sekli boyle. evet bazen cok tekrar var ama detaylar muhtesem....

      Sil
  2. Alakan varsa teröristin diyorsun yani. Peki yurdunda kalmış öğrenci bile terörist oluyorsa o yurtların 15 Temmuz'a kadar resmi olarak MEB bağlı faaliyetine izin verenler hiç değilse üye olmamakla birlikte terör örgütüne yardımdan yargılanmalı değil mi? Siz de buna bir cevap verin bakalım.

    YanıtlaSil
  3. Önemli şeyler yazıyor bence. İlgiyle takip ediyorum.

    Bir de şu linkteki kısa filmi izleyin lütfen. Kült hareketler üzerine ilgi çekici bir yabancı film.

    https://www.youtube.com/watch?v=lzwUZq2A_W0&feature=youtu.be

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. videoyu gördüm beğendim.
      Dikkat edilirse dinlerin bundan hiçbir farkı yok.
      Sadece daha eskiler, ve yaygın, yorumlarla zenginleşmiş.
      temelde aynı.

      Sil
    2. Hiç bir şeyin bundan farkı yok zira insan böyle dinler de insanlara gelmiş. Şirketlerdeki projeler, seküler ideolojiler (Marxism, Atatürkçülük vs.). Dinlere çamur atarak insanlıktan kaçmak mümkün değil.

      Sil
  4. Velhasıl cemaat hiçbir şey yapmasa başına bir şey gelmeyecekken güya önlem(!) niyetine yaptığı şeylerle kendini damgalatıyordu.
    Güzel tespit ve bunu abiler kasıtlı yaptılar sanki. kasıtlı değilse süzme aptallarmış bunu öngöremeyecek kadar.

    YanıtlaSil