Fethullah Gülen Bir An Önce Evlenmeli (1) - Münferit Fikir Platformu

SON

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Fethullah Gülen Bir An Önce Evlenmeli (1)



Üveys (Veysel) Karani’nin hikayesini bilirsiniz. Üveys Karani annesinden izin alamadığı için Peygamber efendimizi görmeye gidemez. Yıllar geçer annesi oğlunun durumuna dayanamaz ve bir kereliğine izin verir, ama şartı vardır. Resûl-i Ekrem eğer evde değilse dönüp gelecektir, bekleyemeyecektir. Üveys Karani Medine’ye gitmiş, ancak Resûl-i Ekrem’i o gün evde bulamadığından görüşememiş ve aynı gün Yemen’e dönmek zorunda kalmıştır. Yıllar sonra peygamberimiz vefat etmeden önce vasiyetinde hırkasının ona verilmesini istemiştir. Hz. Ömer ve Hz. Ali’de hırkayı ona götürmüşlerdir.

Bu bir menkıbe, eskiden inansam da bu satırları yazarken kesinlikle inanmıyordum ama gene de sağlam bir kaynaktan sizin için teyit ettim. Daha fazla bilgi için güvenilir olduğunu düşündüğüm internet kaynağı olan İslam Ansiklopedisine bakabilirsiniz. (Link)

Bu bir menkıbe de olsa, verilmek istenen mesaj anne-babanın önemi. Belki o dönemde de insanlar, anne babalarını terk edip şeyhlerine tabi oldukları için birileri böyle bir menkıbe uydurma gereği duydu, kim bilir.

Anne baba hakkını çok gözeten onların sözünü dinleyen biri değilim. Benim ailem de bana hep cemaatten uzak durmamı söylemişti, dinlemedim. Niye? Siyer kitaplarında zaten baba ve oğlun Bedir Savaşı’nda savaştığı belirtilir. Mekke döneminde babalarıyla kavga eden birçok oğul vardır bu konuda. Anne ve baba zaten dini konularda dinlenmez diye oradan kıyas ederler. Çünkü “Allah bizi yaratırken onlara sormadı, biz de Allah yolunda giderken onlara soracak değiliz.”

Tamam oğul ebeveynlerini dinlemiyor ama oğlanın bu durumunu gören lider nasıl oluyor da bu durumu garipsemiyor? Bugün bir peygamber yok, herkes eşit seviyede insan. Uzlaştırmak mı iyi, yoksa sert çizgiler ile Allah bizi yaratırken onlara sormadı demek mi? Mesela:

Mehmet Kanter, Enes Kanter’in babası Türkiye’de yargılanıyor.  Mahkemede “Yurt dışı yasağımın kalkmasını talep ediyorum. Eğer yasağım kalkarsa her ne kadar reddetsem de gider oğlum Enes ile görüşür, onu bu bataklıktan çıkartırım. FETÖ mensupları yanına gitmiş. Hastanede çorba vermiş ve ilgilenmişler. Sonra demişler ki, ‘senin burada kimsen yok, biz sana sahip çıkarız’.” diyor (link)

Mehmet Kanter, oğlunu reddediyor, bunun üzerine Enes Kanter soy ismini Gülen olarak değiştirerek. “Hizmet için bir Enes değil bin Enes feda olsun, Hocaefendi yolunda anam, babam, kardeşlerim, tüm sülalem feda olsun” diyor(*). (link)

Mehmet Kanter bu durumdan aşırı şikayetçi, mahkemede oğlunun kurtarmak istediğini söylüyor. Hatta bir detay da veriyor, oğlunun zor anında yanına gittikleri için onu öyle oltaya getirdiklerini belirtiyor. Yalan söylüyor diyebilirsiniz. Ama ya doğru diyorsa? Bu durumda Gülen nasıl oluyor da canlı yayında bir babanın bu ifadelerine rağmen çayını içip, kalan çayı ve kuruyemişlerini Enes Kanter’e verebiliyor? (Link) Ben Mehmet Kanter olsam bu görüntüye çıldırırdım. Diğer yandan kendisi hapiste de olabilirdi ve bu görüntüleri hapiste de izliyor olabilirdi. İnsan öyle eli kolu bağlı bir durumda kafasını duvarlara çarpardı herhalde; şu an hiç değilse telefon imkânı var, her ne kadar telefonlarımızı açmıyor Enes deseler de.

Bu sadece tek bir örnek, böyle binlerce aile var. Hatta binlerce ailede babalar oğullarını ihbar etti (Adem Korkut’un hikayesi gibi. Trajedi, çok yazık, tasvip etmiyorum). Kimin yüzünden?.. Siz 3. bir kişi olarak oğlanın özgür iradesi diyebilirsiniz, peki Gülen bu durumda 3. bir kişi gibi özgür iradesi diyebilir mi? Ben de Hz. Muhammed gibiyim diyebilir mi? Sen din misin, senin yolun dışında dine hizmet etme yolu mu yok diye sormazlar mı?  Diğer yandan bu derece şiddetli aile içi kavgalar olurken, babalar çileden çıkarken ve siz hiçbir şey yokmuş gibi o gençlerden birine artık çayınızı veriyorsunuz. Mehmet Kanter mahkemede yalan bile söylüyor olsa bile (Daily Sabah’a röportajı da var, hiç sanmıyorum) herhalde kimse kendi oğlunun başka birinin artık çayını almasına gönlü razı olmaz. Benim çocuğum yok, kardeşim üzerinden empati yapabiliyorum sadece, delirirdim. Gülen’i sevdiğim zamanlarda bile delirirdim.

Zaten bu tarikat ve cemaatlerde bu şeyhlik, liderlik makamının ne kadar sakat ve fıtrata aykırı olduğu da buradan çıkıyor. Evleniyorsunuz, eşiniz ve çocuğunuz Gülen’e size duyduğundan daha çok saygı ve sevgi duyuyor. Siz artık çayınızı ya da giydiğiniz atleti eşinize ya da çocuğunuza teklif etseniz hakaret olarak algılanır. Ama eşiniz elin adamından bunu kabul edebiliyor. Diğer tarikatlar da aynı, belli bir partiye oy atılmasını her seçimden önce deklare ediyorlar. Bir aile düşünelim: Kadın-Erkek, artık hangisi şeyhe bağlıysa ve diğeri bağlı değilse o evde huzur kalmıyor. Siyasi fikirleri farklıdır gene evde tartışma olabilir, ama hiç değilse kendi fikirlerini savunurlar, bu örnekte söz şeyhten gelince durum çok daha vahim oluyor. Çünkü tartışılacak bir argüman yok şu parti iyidir şu nedenden diyemiyorsunuz, çünkü karşınızda şeyhim öyle demiş gibi bir argüman var. Bu tip olaylara çözüm olarak da kendi tarikatınızdan ya da cemaatinizden biriyle evlenin diyorlar.

Tarikat liderinin de zaten zekâ seviyesi Gülen kadar değilse, bunu durumu yani iki eşin de doğru yoldan sapıp birbirlerini dizginlemediği aileyi, hemen çıkarına kullanıyor. (Bakınız Badeci Şeyh, sadece Müslümanlara has bir şey de değil, Waco dizisini izlerseniz David Koresh’in de aynı olduğunu görürsünüz.)

14 yaşındaki bir Kürt çocuğu düşünelim, haberlerde bu şekilde geçmez. PKK'lı bir genç infaz edildi denir, deşerseniz 14 yaşında olduğu çıkar. Sonra PKK'ya yakın haber organları, gencecik çocukları öldürüyorsunuz diye yayın yapar. Devlet tarafının bu konuya nasıl yaklaştığına girmeyeceğim. Ama diğer tarafta bir Allah'ın kulu “14 yaşındaki çocuğa silah vererek onun ölümüne biz sebep olmadık mı?” diye düşünmez. Ya da ona nefret ve ideoloji aşılayarak buna sebep olan biz değil miyiz demez. Annesi ve babasının haberi var mıdır bu durumdan? 14 yaşındaki biri kendi kararını kendi verebilir mi? En basitinden evlenemez bile o yaşta, ama bir ideolojinin yıkılmaz savunucusu olabilir. Matematikte iki işlem yapamaz ama Marksist doktrinleri bildiğini sanır. İnsan hakları, Özerklik, Öz savunma, Kendi devletini kurma hakkı, Direniş, Ezilen kardeşliği bu tip kavramları bir profesör gibi bildiğini sanır. 

Bugün Fetö diye bir terör örgütü, devletin tüm birimleri tarafından kabul edilmiş ve aynı PKK gibi muamele görüyorken, hala daha Türkiye'deki insanları yalan bir rüyaya inandırmak, hala daha Türkiye'de yapılanmaya çalışmak, yapılanamasa bile uzaktan sakın onların attığı iftiralara inanmayın bakın biz çok iyiyiz, bitmedik, hocamızı dinlemeye devam edin demek ile PKK'nın 14 yaşındaki bir gence silah vermesi arasındaki fark nedir? Gerçekten o insanları mı önceliyorsunuz, yoksa kendinizi mi? 

Filmlerde çok sevdiğim bir sahne vardır, genelde de çoğu filmde olur; erkek sevdiği kızı terk eder, çünkü kız başkasını seviyordur, onu kazanmaya çalışmaz, o kimle daha mutluysa onla olsun yeter ki mutlu olsun diye bırakır. Çünkü erkeğe kızın mutlu olması yeter, sevgisi bencillik doğurmaz.

Bizim olayımızda zaten sevgi yok, hatta tanıma bile yok "binde biri bile" tanınmıyor, ama hala daha o insanların farklı düşünmesi istenmiyor, hala daha aman kopup gitmesinler diye bakılıyor. Bu uğurda yalan da söylüyorlar, her türlü propaganda da yapılıyor. Bizi çok seviyorsanız şu Adil Öksüz ya da Bylock mevzularını açıklasanız ya deseniz SUSARLAR, ya zor durumdayız Türkçe Olimpiyatları yapmasanız da bize yardım etseniz deseniz SUSARLAR, hala niye bir organizasyon yok Yunanistan'da deseniz SUSARLAR. Ama diğer yandan yok hocaefendi şöyle iyi, şöyle rüya görüldü, Türkiye'de bittik ama Hizmetler dünyada 10 kat arttı, bu AKP şöyle kötü, şöyle gidecek, her dedikleri iftira, itirafçı olmayın ahiretinizi tehlikeye atmayın, hocamızın sohbetlerini dergi yazılarını okuyalım, soru sorma değil içe yönelme devri, kendinden kerametli twitter trolleri 15 Temmuz'u çözmüş, onların floodlarını okuyalım...

14 yaşındaki o çocuğa silah verirken o çocuğun öleceği %90’dır. Ama bu düşünülmez. Aynı şekilde cemaat hiyerarşisi hala her şeye iftira deyip, sorulardan kaçıp, algı yaparken, ya her şeyin iftira olduğuna inanan, 15 Temmuz’a tamamen tiyatro diyen tabanımızdaki bir kişinin Türkiye’de başına ne gelir diye düşünmez. Her olaya cemaatin hiyerarşisi ile aynı perspektiften bakan, uzaktan bakınca robotlaşmış izlenimi veren, 250 kişi ölmemiş bile olabilir diyen bir kişiye Türkiye’deki insanların neler yapacağını düşünmez. Yeter ki o kişi, onların bile inanmadığı uydurduğu yalanlara inansın.

Darbe öncesi 2015 yılı. Yer Güneydoğu.

Çözüm sürecinin bitmesinden sonra Güneydoğu’da olanları biliyorsunuz. Bir üst düzey PKK’lı şehre iniyor, oradaki gençleri eğitip, silahlandırıyor. Onlara da YDG-H deniyor. Bunlar 14-20 yaşlarında o ilçede yaşayan kişilerin çocukları. Bunlar hendek kazıyor, barikat kuruyor, o ilçelerde öz yönetim ilan ediyorlar, kimlik kontrol ediyorlar. Daha sonra operasyon yapılacağı açıklanıyor ve şehrin etrafına asker konuşlanıyor. Şehirdeki siviller tahliye ediliyor. Sonra çatışmalar başlıyor. Tabi bunların hepsi bir anda olmadı, hendeklerin ve barikatların kaldırılması için araya birçok insan girdi. Sonuç olarak herkes ne olacağını biliyordu hiç savaşmadan anlamayan bir kişi bile, oradaki tüm YDG-H’lıların öleceğini bilebilir. Ama ikna edilemediler, sonuç olarak hiçbir eğitim almamış, genç yaşta kafası bazı şeyler ile doldurulmuş, sorgulama yapamayacak birini ikna etmek imkansızdır. Onların sözünü dinleyeceği tek bir kişi vardı, o da Abdullah Öcalan. Lider olarak onu görüyor ve ona saygı duyuyorlardı. Ya da PKK en tepeden emir verecekti. PKK’ya da öyle bir emri verdirecek kişilerden bir tanesi gene Abdullah Öcalan’dır. Peki o ne yaptı? Teslim olun, çok yanlış konumlanmışsınız böyle bir savaşı kazanmazsınız mı dedi? Güya bir şeyler dedi, güya herkes bir şey dedi zaten. Olaylar bitince işte biz demiştik zamanında diyen çok oldu. YDG-H’lıları ikna edebilecek kesinlikle bazı isimler vardı, en başta da Öcalan, ama kılını bile kıpırdatmadı. Öcalan gerçekten PKK’ya müdahale etmek istediğinde ne kadar ikna edici olduğunu şu rapordan (link) okuyabilirsiniz. Öcalan’ın her dediğini yapmazlar, ne zaman ciddi ne zaman gayri ciddi olduğunu bilirler. Ama asla Öcalan’a rağmen büyük bir adım atamazlar. Yani Öcalan’ın %100 karşı çıktığı bir şeyi PKK’nın yapmasına imkân yoktur.

Tüm bu olaylara rağmen Öcalan’ı kimse sorgulamadı. Tamam Öcalan’ı lider ve kahraman görebilirsiniz, onun fikirlerini benimseyebilirsiniz, bu konuda yanlışsınız denilince kabul etmeyebilirsiniz. Ama kendi örgütüne ihanet eden, onları piyon gören biri her zaman ciğeri beş para etmezdir. Cizre’de kendi çocuğu olsa aynı emri verir miydi? Ya da Akıncıdan çıkan sivillerin aileleri Türkiye’de olsa acaba Akıncıdan çıkar mıydı o kişiler?

Gülen’in de, Öcalan’ın da çocuğu yok; yaptıklarıyla ve fikirleriyle eleştirince her zaman bir cevap veren, karşı savunmaya giren çıkıyor. Kendi akademisyenleri bile var, Prof. unvanlı insanlar bir anda karşınıza dikiliyor. “Akademik olarak çürüttük bunları” diyorlar.

Ama işte bu iki kişi kendi örgütünü umursamayan, başkalarının çocukları üzerinden satranç oynar gibi karar veren kişiler. Bu evrensel bir ahlaksızlık, bunu diyebilmek için hiçbir bilgiye, ilme sahip olmak gerekmiyor. Sadece şartlanmadan bakabilen bir beyin ya da vicdan gerekiyor.

Bir alıntıyla bitireyim “Filler tepinir çimler ezilir. Ölecek bir sürü yoksul Anadolu çocuğu vardır.” (İ. Sezek)

---Devam Edecek---
- Ahmet                                                      Twitter: @a_wolfenstein

Buraya uzun bir dipnot düşeyim. Belki bir yazı kadar uzun olacak.

 Bu yaşananlar her türlü Gülen ve çevresinin nasıl kült bir cemaat kurduğuna delil olarak gösterilecektir. Yurtdışında da marka değerini büyük oranda zayıflatmıştır. Batılılara ama bizim sahabeler de böyle diyordu diye bir savunma ile çıkamazsınız. Sizin dininiz de en büyük kült zaten derler (aynı şekilde İncil’i eleştiren Batılılar da, Hz. İsa’ya atfedilen “Babayı ve anayı benden çok seven bana layık değildir; oğlunu veya kızını benden çok seven bana layık değildir” sözleri üzerinden eleştiriyor), onu demeseler bile biraz daha insaflı iseler o bir Peygamberdi biz ondan sonra bir Peygamber gelmeyeceğini biliyorduk İslam dini bunu demiyor mu derler. Siz de ama “bilmediğiniz şeyler var” Allah dostları var, Mehdiler, Müceddidler, Gavslar, Kutuplar, Depremleri durduranlar, Havada 3 takla atanlar, 40lar meclisi üyeleri, var da var dersiniz. Öyle mi tamam derler gülerek ayrılırlar. Onlar gülecek diye de bu fikirlerinizi saklamak ve bunu İrşad stratejisi görmek de iki yüzlülüktür. Gülen Risaleleri Suudi Arabistan’a gönderirken de ebced hesaplarıyla ilgili kısımları sansürleyip gönderin diyordu. Zaten ateistlerin çoğu Cübbeli gerçek İslam’ı anlatıyor, diğerleri takkiye yapıyor, fikirlerini demiyorlar dediği bir ortamda siz yok İrşad stratejisi, yok bebeğe nasıl başta et yedirmiyoruz aynen öyle de muhatabımıza direk bunları dersek hazmedemez gibi düşüncelere girerseniz bu takkiyedir. Soru çalma yazılarımda da belirttim, cemaate giren kişiye ancak 4-5 sene geçtikten sonra bu tip SIRlar(!) belki ifade ediliyor, bu da bir İrşad stratejisiymiş. Aynı şekilde 15 Temmuz ile ilgili açıklanmayan şeyler için de Gülen’in şimdi cemaatimiz hazmedemez, İrşad stratejisi gereği zamana oynayalım diye düşündüğünü varsayıyorum. Benim ilmim tabi ki onu eleştirmeye yetmez (!), o susuyorsa bir bildiği tabi ki vardır sonuç olarak o İrşad Ekseni kitabının yazarı! Allah inancı olmayan birine ilmihal bilgisi tabi ki anlatmayacaksınız, her şeyin bir sıralaması vardır, ama şimdi zamanı değil diye dilsiz şeytan olmak ya da bazı gerçekleri gizlemek iki yüzlülüktür.  

Sonuç olarak bunlar kurgu ya da değil ama cemaati kült gösteriyorlar. Bana göre zaten bu yapı bir kült ve bu tip olayların olmasını da normal buluyorum. Kült ya da kesin inançlı kelimesini de anlamayan çok kişi var. Yukarıda linkini attığım “bademci şeyh” olayı bu işin zirvesidir, Gülen cemaati gibi yapılar da o dağın (kültlük) eteklerinde. Ama aklı mantığı yerinde olan herkes o tip dağlardan uzak durur. İlla dini bir yapı olmak da gerekmiyor, Hitler’in partisinin gençlik kolları da aynen bu şekildedir, Komünist devrim yapıp sokaklarda zenginleri kılıçtan geçiren komünistler de. Kemalizm’i artık bir din olarak benimsemiş başörtüsü ve türban farklı şeyler diye bilimsel yazı yazdığını sananlar da. Milliyetçiliği bir din olarak kabul edip, diğer milletleri ırkı farklı olduğu için kılıçtan geçiren devletler de.

Ayrıca Enes Kanter’in “Rabbim benim ömrümden alsın her saniyesini Yiğit hocama versin. Hizmet yolunda Cennetim feda olsun. Biz bu Hizmeti sokakta bulmadık ki birkaç Pakrudin dönme yüzünden bırakalım. Kazanma kuşağında kaybedenlerden olmayalım.” böyle sözleri de var linkte baktıysanız.

Ben artık bu görüşlere karşı bir şey yazıp çizmekten yoruldum. Neden sürekli bir “feda” kültürü var, herkes yaşasa daha iyi olmaz mı? Askerlikte bile vatan için feda olacağız, canımız feda sloganları vs. beni çok yoruyor artık. İnsani görmüyorum. Yaşayalım yaşatalım sevgi dolu olalım, birileri için ölürüz demek doğru değil, ölürsen öldürürsün de. Ama işte sahabeler de demiş vs. beni ilgilendirmiyor, hadis ise uydurma hadis der geçerim ya da onlar da yanlış yaptı derim. Peygamberimizin vefatı sonrası millet birbirine giriyor, orada hata yaptıklarını kabul ediyoruz sonuçta. Aklım ve vicdanımı ama işte sahabeler de demiş sözüyle baskılayamam. Bunlar parti sloganları her seçimde de atarlar. “Rabbim benim ömrümden alsın ….. versin” bu da bir parti sloganı hiç hoş ifadeler değil. Zaten partiler de kült yapılar, bir kült cemaat mensubunun onlar gibi şeyler söylemesi garip gelmiyor. “Hizmet yolunda Cennetim feda olsun” bu sözün ne kadar tehlikeli olduğunu ve Risalelerde geçen şefkat tokadı mevzusuyla izah edilemeyeceğini şu tweetlerim de anlatmıştım. Bizzat ben bu cemaat için ahiretimi feda ederim diyen kişileri daha önce de gördüm, o yüzden soru da çalıyorlardı, bu düşünce hizmet için her türlü günahı işlerim ahiretimi de yakarım diyebiliyor ve bunu fedakârlık görüyor. Bu sözün devamında böyle mantıksal çıkarımlar da bulunmak çok basit, çok tehlikeli bir söz.

Pakrudin kelimesine zaten girmek istemiyorum. Bizzat Gülen “İnsanların soyunun sopunun araştırılmasını ve bu yolla bazı insanların suçlanmasını ırkçılık sayarım. Kendi düşünce dünyamıza ve inanç değerlerimize aykırı bulduğum böyle bir konuyu bize yakın insanların yapacağına da ihtimal vermem.” bu ifadeleri diyor (link), ama en çok Pakrudin diyen de kendisi. Linkte Ekrem Dumanlı’nın Tr724’deki yazısına bakabilir ve bu durumu nasıl açıkladığını görebilirsiniz (VPN’siz giremezsiniz.) Sonuç olarak ne dese kendisini o sözlere göre update eden bir takipçi kitlesi mevcut, öncesinin sorgulaması yapılmıyor galiba biz yanlış anlaşımız hocamızı denip geçiliyor. 

Artık çay videosu paylaşıldığında keşke gizli kalsaydı diyen kişiler olmuştu. Bu tarz şeylerin tarikat ve cemaatlerde hep olduğunu ama çoğu insanın anlayamayacağını gizli olması gerektiğini belirtenler… Diğer yandan video Türkiye’de baya haber oldu ve izlemeyen kalmadı. Videoyu izleyen Türk halkının tepkisi “ya bunlar böyle manyak iğrenç pislik insanlar… vs.” şeklinde olduğunu düşünürsek, ki benim gördüklerimin tepkisi o şekildeydi. Yani Gülen’in yaptığı bir hareket koca bir topluluğu “sapık ve iğrenç” olarak damgalamaya yetti. Ve işin kötü yanı da şu: adalette değişim insanların size empati yapıp acılarınızı anlaması, mağduriyetinizi görmesi ile oluyor, sizi “sapık ve iğrenç” olarak düşündüklerinde hiçbir şey değişmiyor. Bir yandan kültlüğü gösteren bir videonun ifşa olmasına sevinsem de diğer yandan Türkiye’dekilerin durumunu daha da kötüye götürdüğü için üzücü.

Cemaat tasfiye olunmalı diye çok dediler, diyenlerle dalga geçtiler burası şirket mi diye, Müceddid Gülen istifa mı edecek ancak ölünce vazifesi biter dediler (link). Ama görülüyor ki yurtdışındakiler her geçen gün yaptıkları davranışlarla Türkiye’dekilerin işlerini zorlaştırıyor.

6 yorum:

  1. Ne kadar akilli bir insansiniz.Keskin bir zekaniz,harika bir gozlem yeteneginiz var.Cemaatin ve Turkiyenin bir suru problemi var kesinlikle yazdiklariniza katiliyorum...liderlerin hayatin icinde olmamalarinin sikintisini takip edenler cekiyor...
    Yazmaya devam Ahmet Bey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keskin zekâ ha? İtirafçı refleksi olmasın o?

      Sil
  2. Bir insanın yaşadıklarına kimse itiraz edemez. Kendi kendine dersler de çıkarabilir. Ancak yukarıda yazanlar için lise düzeyinde bir kompozisyon düzeyinde denebilir ancak. Ben çok çocukça ve basit buldum açıkçası. Bir yazının içinde FETÖ geçmesi bile o yazıyı ciddiye almamak için yeterli bi sebep. Üstelik hiç iyiniyet de barındırıyor. Neyse... Herkes dilediğini yazar, okur; dilediğine de inanır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana da "fetö" kelimesi geçince rahatsız olmanız aşırı bir tepki olarak geliyor, Türkiye'nin %99'ı o tepkiyi vermiyor. Marjinalleştiğinizi düşünüyorum o yüzden.

      Uzun uzadıya iyi niyetle argümanlarımı açıkladığım çok yazı yazdım zaten. Bu onlardan biri zaten değil ve 2 kısımdan oluşur bu birinci kısım.

      Ne kadar mantıklı rasyonel gerçekleri de ortaya koysan insanlar inanmak istediğine inanıyor. Bu yazı da onu yapmaya çalışmadım biraz kuyruğa bastım içimdeki öfkeyi yansıttım sadece. Bunca şey olup biterken hala sakince Gülen'i eleştirmek mümkün değil.

      -Ahmet

      Sil
    2. Sizi twitter dan biliyorum bana da tehditler savurmuştunuz "Yurt dışındaysan sakin oy kullanmaya Türkiye ye gelme sonun kötü olacak" vs. söylemlerle

      Demek akıl dışı iftiralarınızı burada devam ettiriyorsunuz.

      Sil
  3. resimdeki gebersede şenlik yapsak

    YanıtlaSil