Fethullah Gülen Bir An Önce Evlenmeli (2) - Münferit Fikir Platformu

SON

17 Ağustos 2019 Cumartesi

Fethullah Gülen Bir An Önce Evlenmeli (2)





Evlenmeli sözünü başkalarının çocukları üzerinden satranç oynamasın kendi çocuğunu yapsın manasında demiştim. Kendi çocuğuna da bunu yapamaz elbette ki, ABD’nin bu konuda güzel yasaları var.

15-18 yaş grubundaki kişiyle onun rızası olsa bile cinsel ilişkiye giremezsiniz, niye? Çünkü o çocuktur, ya ben onun rızasını aldım falan diyemezsiniz. Yoktur öyle bir rıza sizin manipüleniz vardır.

18 yaşın altında insanların onların rızasıyla zihnine girmenin cezası nedir? Maalesef zihni tecavüzün cezası yoktur. Onu ideolojinizle, dogmalarınızla, yalanlarınızla istediğiniz gibi mankurtlaştırabilirsiniz.

Ağaç yaş iken eğilir. Bir devlet için kendi milli eğitim politikası ve okulları onun istediği insan profilini üretme fabrikalarıdır. Siz istediğiniz kadar öğretilen şeylere karşı temkinli olun ve bir bit yeniği olduğunu düşünün. Mezun olduktan sonra sizi az çok istedikleri kıvama getirirler. Buna en büyük delil, düne kadar rejimi eleştiren kesimlerin, rejimi savunanlar ile %90 benzer olmasıdır. Aynı şekilde Gülen cemaati karar alıcıları ile Ulusalcılar arasında ana noktalarda (Milliyetçilik, Batı Düşmanlığı, Azınlıklara hoşgörüsüzlük, Pragmatistlik, Kürt sorunu, Devletçilik, Usul, Farklı fikri ajanlıkla suçlama vb.) farklı düşündüğünü göremezsiniz, kavgalar hep pastayı paylaşırken çıkar.

Gülen cemaati sistemine de boşuna “paralel devlet” denmiyor. Onun da aynı kendi insan profilini ürettiği fabrikaları var. O konuda da sistemi kuranlar devletleri kopyalamışlar. Gerçekten bir devlet gibi bu işi profesyonelce yapabiliyorlar. Size sahte bir tarihi öğretip, tüm geçmişi farklı ve yanlış değerlendirip, dini de çarpıtarak, sizi istedikleri kıvama getirebilirler. İnsanın ham maddesi bilgidir, insana vereceğiniz bilgiler ile onu oluşturursunuz.

Kendimizde eksikliğini duymadığımız bilgileri aramayız. O yüzden her olayı, her tarihi vakayı kendi perspektiflerinden verirler. Önceden ilmik ilmik işlerler. Tüm dünya görüşünüzü doldururlar. Beyniniz boş değildir, tamamen yalan bir tarih, yalan bir dünya görüşü, yalan bir din anlayışı ve yalan bir ideoloji ile dolmuştur. (1)

Cemaat içindeki insanların %99’unun birbirine benzemesinin nedeni, dünyadaki tüm doğruları Gülen cemaatinin savunması değil. Bunca insan en iyi ideolojiyi ve en doğru şeyleri buldukları için birbirine benzemiyorlar. Tam tersi sürekli aynı kitapları okuyorlar. Ve bu kitaplar sadece Gülen ile sınırlı değil. Mesela Abdülhamit’i mi merak ettiniz, Cemaatin yayınevleri ve kendi tarihçileri belli, gidip gene onlar tercih ediliyor. Güncel siyasi olayları mı merak ediyorsunuz, kitaptan bakmasanız bile zaten cemaatin bir gazetesi de mevcut ve tüm olayları sadece kendi bakış açısıyla verebiliyor. TV mi izleyeceksiniz, zaten kendi TV kanalı var, dizilerinde bile mesaj veriyor. Tam bir korunaklı fanus kurmuş. Sakıncalı gördüğü yazar listesi var, aforoz edilenler var. Olur da kendi ideolojilerini yıkacak birileri çıkarsa zaten onlar hemen hedefe alınıp, değersizleştiriliyor (Haliçte Yaşayan Simonlar kitabından önce Hanefi Avcı eşini aldatan biri dedikoduları, Kemalettin Özdemir kanser olmuş pişmanmış dedikoduları, Nurettin Veren çok pişmanmış ağlıyormuş acıyıp NT kırtasiyelerinde görev vermişler dedikoduları, AKP ile ilişkiler bozulmadan önce yani 2012 Mit krizi öncesi Mut'a dedikoduları, Davutoğlu'nun kendi öğrenci evlerini açmaya çalışması dedikoduları, Beşir Atalay'ın İran ajanı olması dedikoduları, Cemil Çiçek'in seküler ajan olması dedikoduları,  Ahmet Taşgetiren gibi kişilerin kalemini villalar için sattığı dedikodusu vb.). Diğer yandan dini kitapların tekrar ve tekrar okunması zaten başka kitapların okunmasını mümkün kılmıyor. Ve insanın başına gelen her şeyden dolayı “iman eksikliği” cevabı verilmesi de kişileri sürekli dini kitaplara itiyor.

Bu kadarıyla kalsa iyi, para ve güç arttıkça etrafınıza çekeceğiniz insanlar da artıyor. Yüzlerce akademisyen, aydın, ünlü kişiyi bir anda etrafınıza toplayabiliyorsunuz (link). Türkiye’de en önde gelen kişiler sizin hocanızı övüyor, uluslararası dergilerde hocanızı en iyi entelektüeller arasına sokabiliyorsunuz. Para ve güç bitince dün entelektüel olan hocanız bugün cahil oluyor (link). Buraya link atmama gerek yok böyle binlerce kişi var, dün ehli sünnet alimi diye överken, bugün sapık ilan eden vs. Bir süre sonra fanustan bile çıksanız, fanusun içi o kadar güçlenmiş oluyor ki, elindeki güç ile çoktan fanusun dışını da fanusun içine benzetiyor. Maalesef insanların çoğu da korkak, güce tapan, paraya tapan, kendi çıkarına bakan, yalancı olduğu için bir kısmı da cahil çok rahat kandırılan olduğu için fanusun dışına çıksanız bile bir şey değişmiyor. Türkçe Olimpiyatlarına ülkenin en önde gelen insanlarının geldiği bir ortam da Gülen’i sorgulamak kimin haddine?

Ülkede dürüst hakkaniyetli insan çok az olduğu için, kimin yalancı olduğunu anlayamıyorsunuz, sürekli karanlıkta kalan nasıl aydınlığı bilmez, karanlıkta yaşadığını kabul etmez çünkü o onun normal durumudur. Önce aydınlığı görmeli ki sonra kıyaslama yapıp ben karanlıkta yaşıyormuşum desin. 

Gülen'in hatalı olduğunu görebilmeniz için önce hakkaniyetli insanları bulmanız gerekiyor, evet İslam bize öğretilen değilmiş diyebilmeniz gerekiyor. Gülen'den çok daha iyi insanlar varmış bizim inandığımız değerler çöpmüş, bizim bildiğimiz demokrasi gerçek demokrasinin yanında faşizm kalırmış diyebilmeniz gerekiyor. Ama Türkiye'deki tüm tarikatlar ve cemaatler bu konularda Gülen'den daha anti demokratik ve daha sapık ritüellere sahiptir. Onlara bakınca kendinizi aydınlıkta sanabilirsiniz.

Bizim ülkemizde de ülkenin en önde gelen aydın denilen Profesörleri bir tarikat liderini över över, siz de gidip o tarikata girersiniz, aradan zaman geçer bir bakmışsınız hepsi sövmeye başlamış, siz daha ne oluyor diye anlamaya çalışırken (vefa gereğidir), kapı çalar, gözaltına alınır ve tutuklanırsınız. Daha sonra koğuştaki TV’den dün övenlerin nasıl sövdüğünü izlersiniz. Tarikat lideri zaman içinde değişmiş midir? Tabi ki hayır dün neyse bugün de odur. Dün de Peygamberimizi gördüm Türkiye’yi bize bıraktı biz seçilmişiz gibi İslam ile zerre alakası olmayan bir cümleyi camide açıktan der, bugün de rüya gördüm bahar gelecek der. Söylemleri hep aynıdır. Ülke o kadar bataklıktır ki, 15 Temmuz’a rağmen acaba geri dönerler mi korkusundan hala daha Gülen’in dini anlayışını eleştirmeleri seneler sürer, onu eleştirirken de eldeki bulgurdan olmayalım aman ha diğer dini cemaat ve tarikatlara benzer yönlerini eleştirmeyelim, onlara benzemeyen yönlerini bulalım diye bula bula Gülen Hz. Meryem ile Efendimizi evlendirmiş derler. Bir de en baştan beri laf diyenler vardır, onlar da çoğu faşist, ultra seküler söylemlerinden dolayı ciddiye alınmıyor.

Sonra birileri çıkar 5 senedir didik didik ettiler ne bir suç ne de hocamızın kitaplarında yanlış bir ifade bulabildiler der. Ve gerçekten bunu diyen buna inanmasa bile çoğu insan buna inanır. O yüzden bu siteyi önemli buluyorum, neden eleştiriyorsunuz sırası mı diyenlere, bu insanlar onca şeye rağmen hiç suç da yok, hiç yanlış bir şey de yok diyorlar ve yarın da diyecekler her şey bittiğinde çünkü zaten suçları yapanlar da onlar, Twitter’da suç bulamadılar derler kendi aralarında “gene olsa gene yaparım” derler (link).

Tüm her şey biter olan saf tabana olur. Peki bugün ne oluyor?

Kapalı toplumlardaki insanlar kolay kolay hayal kırıklığı yaşamaz. Bir aşiret, bir aile, bir tarikat bağı olan insanların dayanma seviyesi daha yüksektir. Böyle kapalı bir toplumu, dışardan yapılan bir müdahale ile de değiştirmek zordur. Böyle bir topluma ne bir ideoloji ne de bir din sokmanız zordur. İngiltere bir ülkeyi sömürgeleştirirken asla mevcut olan kapalı toplumları, mesela aşiret ya da cemaat bağlarını yıkmaz. Çünkü yıkarsa toplumun genel memnuniyetsizliği daha da artacaktır ve insanlar isyan edecektir. Aynı şekilde Bolşevikler başta aile bağlarını yıkıp yerine Komünizm ideolojisini vermeye çalışmışlar, başarılı olduktan sonra da aile bağlarını tamir etmişlerdir. Çünkü devlet kurulduktan sonra onlara isyan edecek gençler değil, ailelerine bağlı itaatkâr insanlar lazımdır.

Bu açıdan 15 Temmuz’dan sonra çoğu insanın ailesi darmaduman olmuşken, bu insanların zaten mevcut duruma dayanma güçleri artık hiç kalmamışken, bu insanlar gerçekleri söyleyenlerden ziyade onlara umut aşılayan kişileri takip edecektir ve bu insanların huzurlu ve refahı yerinde olan insanlara nazaran bir cemaate bağlanma ihtimalleri çok daha yüksektir. Yani normalde cemaat üyesi biri kendi çocuğunu 2010 yılında ısrar etse de cemaate sokamazken, bugün kendi istemese bile o çocuk cemaate girebilir. Çünkü 2010’da huzurludur, bir kariyer planı vardır, siyaset ve din gibi konular hoşuna gitmez, ayrıca ailesi gibi sığınacak bir limanı hala vardır. Ama bugün ailesi hapisteyse, dağılmışsa, o kişi artık ne mutludur ne bir gelecek planı vardır ne de sığınacak bir limanı kalmıştır. PKK’dan IŞİD’e tüm örgütler zaten böyle hayal kırıklığına uğramış, acısı olan, dayanacak limanı kalmamış gençleri hedefler; çünkü o gençlerin kırılması gereken bir bağı kalmamıştır sadece yeni bir bağ ile kendi örgütünüze bağlayabilirsiniz. 

Gülen ve hiyerarşisi de maalesef bu kişilerden hala elini çekmemekte, özellikle ailesi tarafından dışlanmış ya da ailesini kaybetmiş veya iletişimi zorlaşmış kişileri yalanlarıyla kandırmaya devam etmekte, onlara yardım ediyormuş gibi gözüküp Türkiye’de herkes size terörist diyor sığınacağınız tek liman biziz görüntüsü vermektedir.

Yukarıda az çok benim neslimin yaşadıklarını size aktardım. Ama güç sarhoşu olanlar, takıntılı olanlar, eski koltuklarına dönmek isteyenler her zaman olacaktır ki, VAR ve bu kişiler yalanlarına ve tecavüz çarklarına devam edeceklerdir.

Evet tecavüz…

Biz tecavüze uğradık… Ruhumuzu paramparça edip bizi canlı birer ceset olarak bıraktılar.

Güven duygumuzu istismar ettiler… En sevdiğimiz insanlar aracılığıyla, hayran olduğumuz abimiz ablamız vasıtasıyla bizi kandırdılar. En iyi insanları bile kendi oyunlarında figüran yaptılar. Şimdi kimseye güvenemez olduk. Ne yaşayanlara ne ölülere…

En sevdiğimiz insan bizi arkadan hançerlerdi, en güvendiklerimiz bizi piyon gibi kullandı, en sevdiğimiz tarafından terk edildik. İçimizde kalan son sevgi parçacıkları da buharlaşıp gitti…

Din duygumuzu istismar ettiler… Dokunulmaması gereken en hassas noktayla oynadılar, en kutsal totemimize dokundular, bizi Allah diyerek kandırdılar. Şimdi hiçbir şeye inanamaz olduk, huzurla ettiğimiz duamızı bile elimizden aldılar…

Hayatımızı istismar ettiler… En güzel yıllarımızı, gençliğimizi kendi çıkarları, kendi iktidar savaşları için kullandılar. Yıllarımızı, günlerimizi çaldılar bizden.

Yüzleşmek istiyorum tecavüzcümle, muhatap bile almıyorlar, yüzüme bile bakmıyorlar, soğukkanlı bir şekilde hayatlarına devam ediyorlar.

Umutlarımızı çaldılar, hayata, insanlığa, ülkeme dair hiçbir umudum kalmadı. 

Evet tecavüze uğradık ve kendi sessizliğimizle bile baş başa kalamıyoruz.

Çekilemiyoruz köşemize sırtımıza bir battaniye alıp, sıcak çayımızdan bir iki yudum alırken gözlerimizle uzaklara dalıp acımızı düşünmemize bile fırsat vermiyorlar. Tüm bu tükenmişliğimizle, bitmişliğimizle ayağa kalkıp eski dostlarımızı ve genç nesli O tecavüzcülerden, O istismarcılardan kurtarmamız gerekiyor. Çekilip bir dağ başına ya da bir hapishane hücresine kendi hayatımıza bakamıyoruz. Hala daha kullanmak istiyorlar, defalarca tecavüz etmek istiyorlar ruhumuza. Bir ümit tekrar bunları oltaya getirebilir miyiz diye yalanlarına devam ediyorlar.

Hiç enerjim kalmadı, bırakın tecavüz edilmiş biri gibi kendi sessizliğime gömüleyim, kendi rolüme bürünebileyim, her şeyi kaybetmiş yorgun bir savaşçı gibi hiçliğimle baş başa kalabileyim.

Biz bize kaldık, dostlarımızla aramıza artık girmeyin, elimizde kalan tek şey hizmet içindeki dostluklarımız onu da iftiracılar itirafçılar münafıklar dönekler fitneciler hainler diye bölmeyin.

Birilerinin bizi istismar ettiğini söyleyince dostumun bana imanımı kaybetmiş gibi bakmasını kaldıramıyorum. İnsanları kandırmayı bırakın artık, şu dini kullanarak olayları siyah beyaz Musa- Firavun mücadelesi gibi göstermeyin.

İçerde ya da dışarda huzur istiyorum, genç neslin benim gittiğim yanlış yoldan gitmesini istemiyorum, elimizden bir şey gelmezken gençlerin aynı tuzaklara düşmesini istemiyorum.

- Ahmet                                                            Twitter: @a_wolfenstein


-->
Not: Önceki yazım için "iftira" atıyorsun yorumları geldi. Yazıya tekrar baktım, uzunca olayları linkler ile vermişim, en sonuna da bu olaylardan yaptığım çıkarımı yani fikrimi paylaşmışım. Düşünüyorum nasıl "iftira" olabilir? Keşke şu süreçte ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, nefret suçu gibi kavramlarla ilgili okunma yapılsa, trol ordularına kaynak aktarılacağına, bir think tank kuruluşu bu konuda akademik araştırmalar yapabilir ve yurtdışındaki cemaat mensuplarını bu konuda bilinçlendirebilirdi. Aksi halde Türkiye'de ifade özgürlüğü yok, basın özgürlüğü yok derken bazıları kendi içlerinde nasıl bir şeytan yattığını göstermiş oluyorlar. O yüzden kimse onların iki yüzlü mücadelesine destek vermiyor, vermeyecek de. İki tane mağduriyet var tweeti atmaktansa, böyle iki yüzlülerin ayıklamasını sağlamak hak mücadelesi açısından daha önemlidir. Aklı olan zaten mücadelesine bağımsız devam ediyor (Bülent Keneş, Ahmet Dönmez vb.). 15 Temmuz'a bulaşmış kilikler ile omuz omuza bir hak mücadelesi mümkün değildir.  Bir güruh maalesef 17-25 Aralıktan beri şimdi mağduriyetleri dile getirme zamanı, AKP'yi eleştirelim sonra cemaatin hatalarına bakarız diyordu. Bunu Türkiye'de CHP,MHP, HDP gibi kesimlere diyorlardı. Hiç biri saf olmadığı için bu tuzağa düşmedi. Şimdi biz sizle AKP'yi eleştireceğiz, sizin geçmişinizi görmezden geleceğiz, AKP olur da kaybederse ne olacak? Siz gene ilk fırsatta bizim boğazımı sıkacaksınız dediler ve %100 haklıydılar. Çok zor değildi o kesimlerin istediği özeleştiriyi yapıp AKP'yi de eleştirmek, maalesef niyetler kötü olunca onu yapmak yerine Türkiye'de AKP dışında kalan tüm kesimleri antidemokratik ilan ettiler. Bir kere çıkıp özür dileseler belki o kesimler destek verecekti. Mesela Ahmet  Şık vb. Ama 1 kere bile özür dilemediler o isimden de asıl dilemesi gerekenler (Ekrem Dumanlı) Niye? Hala egoları vardı güçlüydüler bürokrasi onlardaydı.  15 Temmuz oldu, öncesinin bin katı mağduriyetler yaşanıyor. Gene aynı şekilde mağduriyetlere odaklanalım deniliyor. Çok mu zor 1 kere özür dile de, diğer kesimler de odaklansın şu mağduriyetlere, sürekli o kesimlere antidemokratik faşist demek yerine biz size zulm ettik geçmişte özür dileriz demek çok mu zor? Ya da benim gibi insanlara Bylock'un olayı şudur, Mor Beyin, Sendika şudur, 15 Temmuz'da da bu oldu, Adil Öksüz de şudur demek çok mu zor. Diyin ve kapatalım çenemizi biz de mağduriyetlere odaklanalım, çok mu zor bunlar da ısrarla aynı laf tekrarlanıyor "aman mağduriyetlere bakalım sadece" diye. Zaten mağduriyetlere bakıyorum. 4 yıldır bir şeyler çiziliyor, hamile kadınlar içerde, intiharlar var bu Türk halkı niye umursamıyor diye düşündüğümde bulabildiğim cevaplardan biri, içimizdeki iki yüzlüler ve pislikler, bunlar temizlenmeden bizim sözümüzün tesiri yok. Ben Gülen'i sevmek zorunda değilim ki, tam tersi sevmediğimi açıktan beyan edip mağduriyetleri savunmak daha dürüst geliyor. Ve bazı mağduriyetleri savunan kişiler Gülen'i sevmediklerini belirtince de siz onlara saldırıyorsanız ortada başka bir durum vardır.(Gergerlioğlu, Abdurrahim Karslı, Veli Saçılık, Cenk Yiğiter vb.)  Ayrıca "Gülen de kandırıldı, yaşlı biri cemaat içindeki çeteye bir şey yapamıyor, 15 Temmuz'da onu da o çete oyuna getirdi, çeteye odaklanalım" tarzı yaklaşımları saygıyla karşılıyorum. Yalnız suçluluk ve kültlük ayrı şeyler.

(1) Gülen ve cemaati içinde bulunduğu toplumdan soyutlanamayacağı için, bazı hatalar Türkiye’de yaşamaktan, bazı hatalar 1000 yıldır İslam’ı tam anlayamamaktan, bazı hatalar Osmanlı’dan, bazı hatalar sistemden, bazıları siyasal İslam’dan vs. kaynaklanabiliyor. Öyle olunca Gülen’in masum olduğu hataların hep sistemden kaynaklandığını söylüyorlar. Mesela, Nuri Turan’ın Yaşlıların İslam’ı yazısında Gülen’in Zeitonline gazetesindeki Almanca röportajından bir kesit var. Röportajda Gülen kısaca geçmişte komplo teorileriyle kafayı bozduğunu ve olaylara aşırı cahilce baktığını söylüyor. Türkiye’deki çoğu grup belki bu şekildedir. Öyle olunca Gülen de toplumun çocuğu vs. denebiliyor. Ama sürekli kendisine müceddid denilirken sessiz kalan o, rüyalar anlatan o, rüyalarda gelecekten haber veren o ama daha kendi tarihini düzgün okuyamıyor. Kendi tarihini düzgün okuyamayan, dünyayı düzgün okuyamayan bir kişi var ve bunu kabul ediyor ama o kişi ve grubu seçilmişler oluyor. Röportaj Türkçeye de çevrilmemiş. Çevrilse çünkü Gülen hala hata yapmaz diyenler bocalayacak, bu konuyu Gülen’in etrafında kötü bir mabeyni hümayun olmasına delil gösterenler de olacaktır. Benim yorumum ise Alman gazetesine kült olmadığını göstermek için böyle bir açıklama yaparak tribünlere oynamak istedi ve Türkçeye de çevrilmemesini kendi belirtti.

Ahmet Kurucan’ın keşke Gülen’in kitaplarına o sözleri ne zaman ve niye söylediğine dair tarih konsa diye bir önerisi var. (Link Vpn’siz girilmez) Niye? Çünkü o da biliyor ki Gülen’in görüşleri sürekli değişiyor. (Konuyla ilgili kitap önerisi "Altın Nesil"in Peşinde, Yavuz Çobanoğlu) Normalde böyle bir durumda Müceddidliğin sorgulanması gerekir. Onun yerine Kurucan tarih atılsaydı da bu düzen gene devam etseydi diyor, çünkü ona göre hatalar Gülen’den de kaynaklı değil. Onun tasvir ettiği Gülen profili müthiş bir demokrat ve bir melek. Ama gel gör ki Hizmet din değildir, din de hizmet değildir diyen tek kişi bu cemaate kendisi. Onun dışındaki herkes mehdi ile müceddid arasında bir yere yerleştiriyor Gülen’i. Açık açık Hızır makamındadır, dediği hiçbir şey sorgulanamaz diyenler varken (Hem Zaman gazetesinde hem Sızıntı da dendi) Kurucan hiçbir ses çıkarmıyor ve ona göre bunu asla kabul etmeyeceğini söyleyen Gülen de hiçbir ses çıkarmıyor. İlginç bir şekilde kimse ses çıkarmıyor çünkü herkese normal geliyor bu sözler ama Kurucan bizden Gülen’in buna karşı olduğuna inanmamızı bekliyor. Binlerce insan Gülen gibi çarpık bir dünya okumasına ve tarih okumasına sahip, bize Gülen’in fikri değişti ama demeye getiriyorlar suç onda değil demeye getiriyorlar. Arkadan gelen binlerce insan ne olacak? Gökhan Bacık’ın dediği gibi Selefileştik. Çözüm öneriniz ne? Sökük artık dikiş tutmuyor.

1 yorum:

  1. Feto Gülen ve avaneleri, ki bunlar Fetö yü oluşturuyor, dünyanın en alçak insanlarıdırlar ve artık düşün gariban gurebanın yakasından. FETO GÜLEN: megaloman ve psikiyatrik hastadır,yalancıdır, ikiyüzlüdür, sahtekardır, darbecidir, 250 insanın katilidir, bu süreçte ölen diğer garibanların da katilidir, korkaktır ki korkaklar ikiyüzlü olur. Off ne desem içim rahat etmez ve az kalır.

    YanıtlaSil