Ben kızımı, iki kez kaybettim
İlki, kucağımda hayata gözlerini yumduğunda
İkincisi, buhranlı bir süreçte, cennete inancımı yitirdiğimde
Ben kendimi, üç kez buldum
İlki, kızımı ilk kaybımlaki boşluklar, hüzünler, sorgulamalar
Ve bunlarla kendimi, yaralı ve kafası karışık bulmam
İkincisi, kızımı ikinci kaybetmemle sonuçlanan, yoğun sorgulamaların sonucu
Tabuların, varsayımların, putların, yıkılması
Ve, tutunacak bir şey kalmaması
Üçüncüsü, her şey yıkıldıktan sonra ortaya çıkan
Kişisel olmayan, kayıtsız, tanımsız varlık
Ve bu varlığın veya hiçliğin içinde ortaya çıkan, kızım, ben ve her şey
Ben, kızımı iki kez, kendimi üç kez kaybettim
Ve sonunda buldum
Varlık ve hiçlik aynı şey
Çünkü, varlık, bir “şey” değil
Varlık, güzel şey, ne olursa olsun
Kaybetmek ve bulmak, birer yanılsama
Kayıp, gözünü kapamak; buluş, gözünü açmak
Varlık hep orada
-İsa Hafalır

3 Yorumlar
başın sağ olsun.
YanıtlaSilSizi youtube yayınlarından biraz tanıyorum.
YanıtlaSilVaroluşsal sorgulamayla yasın iç içe geçtiği bu yazınızı okurken P. B. Shelley'in bir şiirini (Alastor; or, The Spirit of Solitude) anımsadım. Şair gibi ben de ateist olduğum için ölüm karşısında doğaüstü tesellilerden yoksunum ama o şiirin ilgili bölümünü paylaşabileceğimi düşündüm:
Lakin sen çekip gittin
Tıpkı nahif bir buğu gibi; şafağın
Altın huzmeleriyle kuşattığı, —ah! Sen çekip gittin!
Cesur olan, nazik olan ve güzel olan,
Zarafetin ve dehanın çocuğu.
Vicdansız işler yapılır ve sözler söylenir dünyada; birçok solucan,
Yırtıcı hayvan ve insan yaşamaya devam eder; ve şu koca Yeryüzü
Denizden ve dağdan, şehirden ve çölden,
Alçak bir akşam duasında veya neşeli bir ilahide,
Hâlâ yükseltir o vakur sesini: —ama sen çekip gittin—
Sen artık bilemez ve sevemezsin şekillerini
Bu hayali sahnenin; ki onlar senin için
En saf hizmetkârlardı, ve onlar ki, ne yazık!
Şimdi sen yoksun. O solgun dudaklar üzerine,
Sessizliklerinde bile öylesine tatlı olan; o gözler üzerine,
Ölümün içinde uykuyu resmeden; o suret üzerine,
Henüz solucanın gazabından emin olan, bırak tek bir gözyaşı
Dökülmesin —düşüncede bile. Ne de o renkler
Solup gittiğinde ve o en tanrısal hatlar,
Duygusuz rüzgâr tarafından aşındırılıp, yalnızca
Bu basit ezginin cılız duraksamalarında yaşadığında,
Bırak o artık var olmayanın hatırasının yasını tutan
Yüce şiir, yahut resmin kederi
Veya heykel, zayıf imgelerle
Dile getirmesin kendi soğuk güçlerini. Sanat ve belagat,
Ve dünyanın tüm gösterişleri, cılız ve beyhudedir
Işıklarını gölgeye çeviren bir kayba ağlamak için.
Bu, gözyaşlarının erişemeyeceği kadar derin bir kederdir; her şey
Bir anda sökülüp alındığında; ışığı çevresindeki dünyayı süsleyen
O emsalsiz Ruh, Geride kalanlara terk ettiğinde,
Hıçkırıkları veya inlemeleri değil,
tutunan bir umudun tutkulu kargaşasını değil;
Yalnızca solgun bir çaresizliği ve soğuk bir sükûneti,
Doğanın o devasa çerçevesini, insanî şeylerin ağını,
Doğumu ve mezarı; ki bunlar artık eskisi gibi değildirler.
Çok güzelmiş. Çok teşekkür ederim.
Sil