Header Ads Widget

test banner

Cemaatin Son Dilemması: Nedir Bu Zarfçılar vs. Muterizler Tartışması?



Giriş

Türkiye’de gündemin neredeyse hiçbir yerinde görünmese de, cemaat içi tartışmalar liderin ölümüyle birlikte daha da görünür hâle geldi. Aslında bu tartışma yeni değil; liderin aklî ve bedensel sağlığının ciddi biçimde bozulduğu dönemde başlamış, ölümünden sonra ise sertleşerek devam etmiştir. Bugün gelinen noktada bu iç çatışma, tarafların birbirlerini adlandırma biçimi üzerinden “zarfçılar” ve “muterizler” tartışması olarak anılmaktadır. Bu yazı, cemaatin lider sonrası dönemde yaşadığı meşruiyet krizini, bu iki kavram üzerinden ele almaktadır.
Esasında bu ayrışma, neredeyse her kapalı sosyal yapıda görülen klasik bir bölünmeye karşılık gelir: gelenekçiler ve yenilikçiler. Liderin ölümüyle birlikte ortaya çıkan bu tür hareketler olağandır. Ancak cemaatin dahili jargonunda aslında çok hâkim olan bayağılık, hakaret ve dışlayıcılık eğilimi, bu doğal ayrışmayı zehirli bir dile mahkûm etmiştir. Dostlara karşı sınırsız hoşgörü, düşmanlara karşı ise topyekûn yok etme refleksi, bu kez tarafların birbirine yönelmiş; “zarfçı” ve “muteriz” kavramları bu zihniyetin son ürünü olarak ortaya çıkmıştır.
Muterizler (Yenilikçiler)
“Muteriz” kavramı, gelenekçi kanadın öncüleri tarafından “itiraz edenler” anlamında kullanılmaktadır. Oysa burada kastedilen kelime “muarız”dır. Bu basit gibi görünen dil hatası, sadece bir kelime yanlışı değil; aynı zamanda gelenekçi kanada liderlik eden kadronun entelektüel seviyesine dair de fikir verici bir göstergedir. Bu anlayışa göre muterizler, yani itiraz edenler, liderin artık fiilen liderlik yapamaz hâle geldiği dönemde ve sonrasında yerine gelen yeni liderlik kadrosuna ve bu kadronun meşruiyetine itiraz etmektedirler.
Bu tablo, Türkiye’de ve benzeri siyasi-dini yapılarda daha önce de görülen, mali-ahlaki birçok problem barındıran bazı ibretlik miras kavgası örneklerini hatırlatmaktadır. Zamanında cemaat tarafından yürütüldüğü iddia edilen soruşturmalar sonucunda fuhuş yaptırma gibi oldukça aşağılayıcı bir suçlamayla uzun yıllar cezaevinde kalan bir tarikat damadının, tarikat lideri olan kayınpederini, bir gün kendisi, bir gün de oğlu tarafından adeta bir nesne gibi kaçırılarak meşruiyet devşirilmesi örneklerinde olduğu gibi, cemaat lideri de daha hayattayken benzer bir meşruiyet tartışmasının içine sürüklenmiştir. Ancak şu açık bir gerçektir: Mevcut cemaat liderliğinin, liderin ölümünden sonra da yönetimi sürdürmesi için, bizzat lider tarafından ya aktif biçimde desteklendiği ya da en azından bunun önüne geçecek hiçbir adımın atılmadığı görülmektedir. Bu tür yapıları yakından tanıyanlar bilir ki, bu iki durum pratikte aynı anlama gelir, yani bugünkü cemaat liderliği, bizzat merhum liderin istediği şekilde dizayn edilmiştir.
Gelenekçilerin “muteriz” dediği kesim, yani yenilikçiler ise bu görüşte değildir. Burada çoğu cemaat mensubunun farkında olmadığı önemli bir husus vardır: Gelenekçi olmayan herkes yenilikçi sayılmasına rağmen, yenilikçiler yeknesak bir grup değildir. Aksine, neredeyse her birinin kendine ait bir ajandası vardır. Ortak bir liderlikleri, ortak bir stratejileri yoktur ve zaten böyle bir birliktelik kurmak da istemezler. Bu da yenilikçi hareketin neden baştan itibaren zayıf ve dağınık olduğunu, hatta neden ölü doğmaya mahkûm bulunduğunu açıklar.
Zarfçılar (Gelenekçiler)
“Zarfçı” kavramı ise cemaatin, yine dışarıdan çok bilinmeyen zehirli ve dahili jargonundan çıkmış başka bir ifadedir. Bu kavram, muteriz gibi geniş bir grubu değil; gelenekçi liderliği ve bu liderliğin medya, propaganda ve algı operasyonlarını yürüten daha dar bir kesimini hedef alır. Zarfçı, zarf içinde maaş alan, bu maaş karşılığında her türlü söylemi üretmeye hazır, bankamatik cemaatçisini ifade eder. Ancak mesele sadece bu kişilerin varlığı değildir; bu kavramın bizzat yenilikçiler açısından doğurduğu sonuçtur. “Zarfçı” söylemi, yenilikçi kanadın söylem üstünlüğünü baştan kaybetmesine yol açan, dışsallaştırıcı ve kolaycı bir etiketlemedir. Çünkü gelenekçiler, blok olarak zarf ya da aylık almamaktadır. Zarfçı-menfaatçi kadro, cemaatin ana gövdesine, çok uzun yıllar önce monte edilmiş dar ve küçük bir kadrodur. Yenilikçiler, bu kavramsallaştırmayı cemaatin ana gövdesinden ayırmadıkları için, esasen tartışmayı başta kaybetmiş görünmektedirler.
Gerçekte ise, yenilikçilerin iddialarında önemli bir hakikat payı vardır. Gelenekçilerin etrafında ve özellikle sosyal medyada yoğun bir PR faaliyeti yürüten zarfçı kadrolar, bunu gönüllü olarak yapmamaktadır. Mahrem hizmete çocuk yaşta girerken ettiği yemin gereği, her konuşmada ilk sözü “ben cemaatçi değilim” demek olan; takiyeyi, çift kişilikliliği ve rol yapmayı onlarca yıldır hayatının parçası hâline getirmiş, bu yönüyle adeta şizofrenik-patolojik bir vaka niteliği taşıyan bazı şahısların; üniversite profesörü, gazeteci filan gibi unvanlar kullanmalarına rağmen gizli yollardan, tamamen cemaatin kontrolündeki basit ilkokullarda veya öğrencisiz dil okullarında, yedek öğretmenlik gibi sıradan görevlerle maaşa bağlandıklarına dair bir takım iddialar ortaya atılmıştır. Yine, gelenekçi kanadın profesyonel trol ağları aracılığıyla tehdit, şantaj, fişleme ve isim listeleri hazırlama gibi faaliyetler yürüttüğü de sıkça dile getirilmektedir. Bu trol kadroların içinde, Türkiye’deki iktidarla hala yakın ilişki içinde bulunan, itirafçılık veya FETO borsası gibi olgular sayesinde özgürlüklerine kavuşmuş ve hatta sonrasında bu olguların yürütücüleri arasında yer almış, mali kaynakları tartışmalı kişilerin bulunduğu gibi bulgular da basit medya taramalarında bulunabilmektedir.
Buna rağmen gelenekçiler cemaatin musluklarını tutmaya devam etmektedir. Sığındıkları ülkelerde, cemaat politikaları nedeniyle kasten sosyal hayata entegre ettirilmemiş ve varlığını ancak cemaat sayesinde sürdürebilen geniş bir mahrem kesimin geçim kaynağı hâline gelen bu musluklar, gelenekçilerin liderliğinin en önemli varlık nedenidir. Bu nedenle “zarfçı” olmak, içeride ciddi bir rahatsızlık yaratmamaktadır; zira “bizim zarfçımız” mantığıyla bu durum normalleştirilmektedir. Cemaatin bir zamanlar görünmeyen-bilinmeyen karanlık tarafını oluşturan ve göstermelik unvanları-isimleri başka olsa da ağırlıklı olarak eski polis, asker, savcı veya ilahiyatçı olan bu mahrem-hususi kanadın, cemaatin liderliği üzerindeki rakipsiz tahakkümüyle sonuçlanan darbe sonrası süreç, ancak yenilikçiler tarafından dillendirilebilmekte, fakat esas kitlenin çok büyük bir kısmında bu durum herhangi bir tepki uyandırmamaktadır. Bu iki gruba tarafsız bir gözle bakıldığında, çarpıcı bir ortak nokta dikkat çeker: Liderin günahsızlığına, hatasızlığına, masumiyetine, ferasetine ve fetanetine olan iman. Bu husus tartışma konusu edilmemektedir. Tartışma, yeni liderliğin de benzeri bir ilahî konuma sahip olup olmayacağı üzerinedir. Gelenekçiler, bu imanî perspektif nedeniyle, mali güçlerini ve insan kaynaklarını kullanarak, sorgulamaktan uzak tabanlarını rahatlıkla konsolide edebilmektedir.
Sorgulamaktan uzak kalabalıklar üzerindeki cemaat liderliğinin kontrolünün gücü, cemaat tabanının siyasal ve sosyal davranışlarında açıkça görülür. Örneğin, Ortadoğu’da ve özellikle Türkiye’de, son yirmi yıl içinde oy tercihini köklü biçimde değiştiren sosyal gruplar oldukça sınırlıdır. Genel olarak bu tür değişkenlikler, eğitimsiz ve kapalı aşiret yapılarında görülür. Başka bir ifadeyle, siyasi seçimlerini CHP’den AKP’ye, AKP’den HDP’ye veya benzeri radikal şekillerde değiştirebilecek sosyal gruplar, neredeyse sadece bir takım aşiret üyesi eğitimsiz köylü sınıflardır. Bu sosyal grupların bir diğeri ise cemaat üyeleridir. Sadece son 10-15 yıl içinde, herhangi bir cemaat üyesinin oy verme davranışları incelendiğinde, en azından sosyal hayat içinde, bu kişilerin, cemaat liderliğinin mantıklı ya da mantıksız herhangi bir kararını sorgulayabildiklerini düşünmek zordur. Bu taban sayesinde, eski mahrem-yeni trol yapılar, kendilerine eleştiri yönelten herkesi, hain, MİT’çi, EP’ci, kafir, zındık, münafık, AKP’li, Ergenekon’cu vs. olarak suçlayabilmekte ve bunu yaparken, günahsız masum liderlerinin zamanında, canının istediği kişiyi Pakraduni, havuza düşmüş veya düşman olarak niteleyerek aforoz edebilme veya canının istediği kişiyi de şefaatçiliğini kullanarak cennete koyabilme yeteneğini kopyalayarak yapmaktadırlar.
Miras Davası
Bu çatışmanın en somut ve en kritik örneği ise liderin mirasının davasıdır. Türkiye’de gündem olmasa da, cemaat tarihinin tartışmasız en önemli olayı olan bu davada, liderin ailesinden aforoz edilenlerle, liderlik postuna kurulanlar arasında ciddi bir maddi ve manevi çatışma yaşanmaktadır. Bağımsız bir gazetecinin bireysel çabalarıyla tesadüfen gündeme gelen bu süreçte, miras evrakı olarak sunulan bazı belgelerin sahte ya da usulsüz olduğu iddia edilmiş, konu ABD makamlarının takdirine bırakılmıştır. Gelenekçi kanat bu meseleyi küçük ve önemsiz bir miktarda para anlaşmazlığı olarak göstermeye çabalarken, diğerleri, mevzunun ABD için bile çok yüksek sayılabilecek bir servet transferi olarak görülebileceğini iddia etmektedirler.
Davanın sonucu ne olursa olsun, sorgulamayan kitleleri, kültleşmiş liderliği, trol ordularını ve büyük maddi kaynakları arkasına alan mevcut liderliğin kısa vadede ciddi biçimde sarsılması beklenmemektedir. Bu tartışma, cemaatin geleceğini değil; zaten olmayan bir geleceğin nasıl yönetileceğini ilgilendirmektedir. Yine de eğer davanın bir şekilde yenilikçi kanat tarafından kazanılması söz konusu olursa, belki tabanda sorgulamaların artacağı ve en azından maddi kaygılarla yenilikçi kanadın da güç kazanacağı düşünülebilir. Fakat an itibariyle, böyle bir durumda dahi, zamanında sıklıkla kullanılmış ve yeniden devreye girecek uydurma teviller, rüyalar, yakaza alemindeki yalandan görüşmeler veya rakiplere açıktan teklif edilecek birtakım maddi motivasyonlarla, liderliğin çok fazla etkilenmeyeceği de akıllara getirilmelidir.
Sonuç Yerine
Yazıyı buraya kadar okuyanların arasındaki yenilikçiler, bu yazıda kendilerine yapılan eleştirileri ve gelenekçilerin bütün usulsüzlüklerine rağmen başarısız olacaklarına dair tahminleri, kuvvetle ihtimal beğenmeyeceklerdir. Halbuki, bu yazı, belli bir önyargıyla değil, önemli sosyolojik analizler eşliğinde yapılmış ve bu durumun nedenleri de açıkça ve somut olarak metin içinde belirtilmiştir. Yine de bunu bir başarısızlık olarak okumak mümkün değildir; yenilikçilerin değerli itirazlarını ve ardından bu yenilgilerini, cemaatin hala az da olsa kalmış olan vicdanlı ve insani tarafının can çekişmesi olarak görmek gerekir. Çünkü gelenekçilerin şu andaki göreceli kazanımları bir "Pirus zaferi" olarak ancak değerlendirilebilir. Gelenekçiler, bu mücadeleyi, trol orduları, yolsuz ve hukuksuz yöntemleri, kanun-ahlak dışı taktikleri veya haksız gelirlerinin haksız dağıtımıyla değil; bireyliğini kaybetmiş ve robotlaşmış kitlelerinin ataletiyle başarmışlardır. Dolayısıyla başarı olarak görünen/görünecek bir sonuç, aslında cemaat kitlesinin gidecek başka bir yerinin olmamasından ve kişisel iradelerinin yokluğuna alışmalarından kaynaklanmaktadır. Yani, cemaatin güya zafer kazanmış gelenekçi kanadının ömrü; bireyliğini kaybetmiş en genç gelenekçi üyenin kalan hayatıyla eşittir. Tartışmalarda yenilikçilerin cemaat üzerinde neredeyse hiçbir etki bırakamaması veya gündem oluşturamaması göstermektedir ki; cemaatin, bir sonraki nesle ya da başka bir topluluğa verecek bir değeri kalmamıştır, bu bağlamda, sosyolojik olarak yenilikçisiyle-gelenekçisiyle cemaatin beyin ölümü çoktan gerçekleşmiştir.
Bu yazıda, cemaat jargonuyla muteriz ve zarfçı olarak adlandırılan, aslında gelenekçi ve yenilikçi diye tanımlanması gereken grupları ele aldık. Bu ayrışmanın cemaatin dönüşümü açısından ne anlama geldiğini tartışmaya çalıştık. Yorumlarda bu iki kanadın güçlü ve zayıf yönlerini ve miras davasının muhtemel sonuçlarını tartışmanız, sonraki yazılar için yol gösterici olacaktır. Okuduğunuz için teşekkürler.

-Cemil Kose
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönder

0 Yorumlar