Header Ads Widget

test banner

İslamcılar İslam'ı Nasıl Tahrip Ediyor?

 


 

Eğer din ebedi hakikatlerin yüce alanında kalmazsa ve dünyevi meselelere müdahaleye inerse, kendi kendinin olduğu kadar herkesin de yok edicisi haline gelir.

 

-Mustafa Fâzıl Paşa, 1867

 

10 Nisan 2018 tarihindeki meclisteki haftalık konuşması sırasında, Türkiye'nin kudretli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz ile (kısık mikrofonla) yaptığı kısa bir konuşma yanlışlıkla televizyonda yayınlandı.[1]

 

İlginç bir sahneydi: Konuşmasının ortasında Erdoğan, Bakan Yılmaz'ı podyuma davet etti ve ona politik müttefiki Devlet Bahçeli'nin birkaç saat önce başka bir konuşmada bahsettiği “deizm raporu”nu sordu. Bakan bu raporun bulgularını saygıyla cumhurbaşkanına anlatmaya çalıştığında Erdoğan'ın “Hayır, böyle bir şey olamaz” dediği duyuldu.

 

Söz konusu rapor birkaç hafta önce Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı’nın yerel bir şubesi tarafından hazırlanmıştı ve Erdoğan hükümetini “deizmin gençler arasında yayılması” konusunda uyarıyordu. Bu resmi çalışma, devlet destekli dini okullarında (yani Erdoğan döneminde hızla yükselen İmam Hatip liselerinde) bile çok sayıda öğrencinin İslam'a olan inancını kaybettiğini bulmuştu. Rapora göre, “ateizme kadar gitmek yerine, bu gençlerin çoğu (yani inançlarını kaybedenler) deizmi seçiyorlardı.” Yani, Erdoğan hükümetinin yeni bir “dindar nesil” yetiştirme çabalarına rağmen, Türkiye gençliğinin önemli bir kısmın İslam’la yollarını ayırıp müphem bir Tanrı'ya inanmayı seçiyordu. 

 

Bu sosyal eğilim aslında Türkiye’de son yıllarda diğer çok sayıda insan tarafından da gözlemlendi ve sıcak bir gündem maddesi haline geldi. Basılı medyadaki yüzlerce makale ve televizyonda onlarca tartışma “Gençliğimiz neden deizme kayıyor?” sorusunun cevabını araştırdı. Nisan 2018'de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, ilk önce deist inancının yayılmasıyla ilgili raporları yalanladı ve “milletimizin herhangi bir üyesinin böyle sapkın bir kavramla (deizm) ilgilenebileceği olasılığını” reddetti[2]. Ancak beş ay sonra Erbaş'ın kurumu deizme yönelik “savaş ilan etti”.[3]

 

Türkiye'nin 'Deizm Vebası': Neden Şimdi?

 

Peki Türkiye'deki dini muhafazakârlarının tabiriyle bu “deizm vebasının” arkasındaki itici güç nedir?[4] Bazı Erdoğan yanlıları, dünya görüşlerinin temel taşı diyebileceğimiz bir kavramda buldu sorunun cevabını: Batı komplosu. Mesela televizyonlarda çok sık görünen ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu'na göre, Türkiye nihayet yeniden Müslümanlaştığı ve güçlendiği için, onu zayıflatmak isteyen “emperyalistler” tarafından deizm aziz Türk milletine “enjekte edilmişti”. Diyanet reisi Ali Erbaş’a göre, Türk gençliğinin deizme kaymasının arkasındaki gerçek güç, gençleri “onları İslam'dan uzaklaştırmak” için deizme çekmek ve daha sonra onları Hristiyan yapmak isteyen Batı'nın “misyonerleri” idi.[5]

 

Buna karşılık, diğer Türkler için, tüm deizm tartışması büyük bir komplo değil, büyük bir ironi sunuyor. Çünkü “yüzde 99’u Müslüman” olan Türkiye’de yaşanan bu eşi görülmemiş İslam'dan uzaklaşma dalgası, tam da İslamcıların politik olarak en güçlü oldukları zamanda gerçekleşiyor. 

 

Aslında, iddia edilebilir ki, ortada bir ironi de değil, aksine bariz bir nedensellik var: İslam'dan bir uzaklaşma var, çünkü İslamcılar iktidarda. AKP'nin otoriter, yozlaşmış ve haşin iktidarı, insanları sadece bu iktidardan, değil aynı zamanda siyasi söylemine malzeme ettiği İslam’dan da soğutuyor. 


Bugün birçok kişi bu çıkarımı Türkiye'de zaten yapıyor. Bunlardan biri, AKP gibi kendisi de İslamcılık köklerinden gelen, ancak yine de Erdoğan iktidarına karşı laik ana muhalefetle güçlerini birleştiren Saadet Partisi'nin lideri Temel Karamollaoğlu. Ona göre, “Ortada dini temsil ettiğini iddia edenler tarafından oluşturulmuş bir korku imparatorluğu, bir diktatörlük var… Ve bu insanları dinden uzaklaştırıyor.”[6]

 

Bir diğer eleştirmen, ABD’de yaşayan Türkiye vatandaşı bir sosyolog ve aynı zamanda dindar Müslüman bir olan Mücahit Bilici. Bilici, deizme yönelmeyi “Türk İslamcılığında dindarlık krizi”nin bir parçası olarak tanımlıyor[7]. Ona göre yüzyıllık Kemalist seküler sistemi yendikten sonra, “Türkiye'nin dindarlığı özgürce nefes almaya başladı”. Bunun sonucunda, “Türk dindarlığı sınandı ve siyasi olarak başarılı olmasına rağmen, manen başarısız oldu.” Deizmin yükselişi ise, bu dramatik başarısızlığın bir sonucu. Bilici şunu da ekliyor:

 

Şunu vurgulamalıyım ki bu sürecin, Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün devlet kanalıyla sekülerleşme projesi olan Kemalist laiklik ile çok ilgisi yok. Aksine, bu süreç organik bir sekülerleşme, tamamen sivil ve devletin emriyle değil, devlete rağmen gerçekleşiyor. Bu, yerel, yerli bir aydınlanmanın, İslamcılık-sonrası düşüncenin çiçeklenmesinin bir sonucu. İkiyüzlü gördükleri ebeveynlerinin dini iddialarından hayal kırıklığına uğramış olan genç nesil, bireyselleştirilmiş maneviyatın yolunu seçiyor ve geleneği sessizce reddediyor.

 

Tahran: 'Orta Doğu'daki en az dindar başkent'

 

Türkiye'de son on yılda yaşananlar, İran İslam Cumhuriyeti'nde son kırk yılda yaşananların yalnızca daha ılımlı bir versiyonu aslında. Orada da laik bir rejim altında yaklaşık bir asırdır marjinalize edilen İslami kesim, iktidarı devrimci bir girişimle geri aldı. İran'da 1979'da başlayan İslam Devrimi daha aşikar, ani, sert ve kanlıydı. Buna kıyasla, AKP'nin Türkiye'deki devrimi, daha üstü kapalı, kademeli, demokratik ve barışçıl oldu. Yine de denebilir ki, her iki ülkede de “İslam’ın iktidara dönüşü tecrübesi” yaşandı; ama bu dönüş hiç de istenmeyen sonuçlar üretti.

 

Durum bu şekilde. Çünkü İran'da 1979 devriminin İran toplumunu yeniden İslamlaştırma hedefi, bunun tam tersini başarmış durumda: İran'ın İslam’dan uzaklaşması. Tahran'a giden yabancı ziyaretçiler bu gerçeği günlük hayatta sıkça gözlemliyorlar. Bu ziyaretçilerden birisi, The Economist'in Ortadoğu muhabiri Nicolas Pelham. Pelham şu gözlemlerini bildirmeden önce İran istihbarat tarafından 2019 yazında haftalarca gözaltına alındı:

 

İran'ın dindarlık itibarına rağmen Tahran, Orta Doğu'daki en az dindar başkent olabilir. Din adamları haber başlıklarında çok bahsedilir ve pembe dizilerde toplum büyüklerini oynarlar. Ancak reklam panoları hariç onları asla sokakta görmedim. Çoğu Müslüman ülkenin aksine, ezan neredeyse duyulmaz. Yeni camiler inşa etmek için yaygın bir kampanya var. Ancak cuma günleri sanat galerilerine dini vazifelerini yapan insanlardan daha fazla insan akın ediyor… Alkol yasaklandı, ancak eve teslim şarap siparişi pizzadan daha hızlı geliyor…

Evlerinin getirdiği güvenlikte, kadınlar internet üzerinden sohbet ederken genellikle başörtülerini çıkarıyorlar. Karartılmış sinema salonları, dayatmacı ahlak polislerinden kurtulmak için bir nefes alacak mekân sunuyor. Kafelerde kadınlar bitkince eşarplarını çıkarabiliyor. Daha uyumsuz olanlar, bir şekilde sokaklarda başlarını açıyor, hem de on yıl hapsi göze alarak… İran kendisini bir teokrasi olarak tanımlıyor, ancak toplumun hayatında dine rastlamak zor; din kenara çekilmiş bir azınlık gibi.[8]

 

Söz konusu dindarlık eksikliği, İran devriminin yeniden İslamlaştırma gayretinin başarısızlığının sadece bir yönü. Daha şiddetli olanı, İslamiyet'ten tamamen çıkmak — yani İslam Cumhuriyeti’nin tam da ölüm cezasıyla engellemek istediği olgu: “irtidad”. Başka bir yerde yazdığım gibi, İran “mürted üretme” konusunda bir numaralı Müslüman ülke[9]. Bu Müslümanlıktan çıkanların birçoğu Hıristiyanlığı benimsiyor ve bu yüzden de İran kilisesi dünyada “en hızlı büyüyen kilise” olmuş durumda[10]. Bir araştırmaya göre, İran'dan 1960'dan 2010'a kadar İslam'dan Hristiyanlığa geçenlerin sayısı yaklaşık 100.000'i buluyor[11]. Daha yakın tarihli bir araştırma, sayıyı 250.000 ila 500.000 arasında tahmin ediyor[12]. Hristiyanlığa dönenlerin bir kısmı, yeni dinlerini gizlice yaşıyorlar. Diğerleri de hayatlarını kurtarmak için yurtdışına kaçıyorlar.

 

Bunun yanında bazı İranlılar Hristiyan değil “tanrısız” oluyorlar. Bunlardan biri, İran Devrimi'nden zar zor kurtulan, yurtdışına taşınan ve “Tanrısızlık, Dinden Kurtuluş ve İnsanın Mutluluğu” da dahil olmak üzere birçok kitabın yazarı feminist bir aktivist olan Azam Kamguian[13]. Kamguian, bir başka kitabında, 1979 sonrası İran’da, “İslam’ın birbirini takip eden üç neslin yaşamlarını, hayallerini, umutlarını ve isteklerini nasıl mahvettiğini” yazıyor.[14] Tabii ki, bunları gerçekten yapan güç İslam'ın kendisi değil, “İslam Cumhuriyeti”. Ama görünen o ki bu ikisini birbirine karıştırmak devrim sonrası İran’da çok kolay. 

 

Arap Dünyasında Seküler Bir Dalga

 

Arap dünyası hakkında ne söyleyebiliriz? Bu dünya, tabii ki, büyük ve karmaşık bir sahne; farklı siyasi tarihlere ve sistemlere sahip 22 ayrı ülkeyi ve bunların farklı mezhepsel, etnik veya kabile kompozisyonlarını barındırıyor. Ancak, Arapça konuşulan dünyada da yeni bir seküler dalganın işaretlerini görmek mümkün.

 

Bu işaretlerin bazıları yakın zamanda Princeton Üniversitesi ve Michigan Üniversitesi'nde bulunan bir araştırma ağı olan Arab Barometer tarafından tespit edildi. Araştırmacılar altı Arap ülkesinde (Cezayir, Mısır, Tunus, Ürdün, Irak ve Libya) yapılan anketlerde “Arapların dini partilere ve liderlere olan inancını kaybettiklerini” buldular[15]. Bu araştırmalara göre Iraklılar arasında beş yıl içinde İslâm merkezli partilere güvenmediklerini söyleyenlerin oranı yüzde 51'den 78'e yükselmiş ve yukarıda belirtilen ülkelerdeki “İslamcı partilere güven” 2013'te yüzde 35 iken 2018'de yüzde 20'ye düşmüştü. Ayrıca camilerde cemaatle namaza gidiş oranı yüzde 10'dan fazla azalmış ve kendilerini “dindar değil” olarak tanımlayan Arapların oranı 2013'te yüzde 8 iken, 2018'da bu yüzde 13'e yükselmişti. 

 

Peki neden? Bir cevap, son zamanlarda Arap dünyasında İslam adına korkunç şeyler yapılmış olması. Mesela, savaşçıların çoğunun Allah adına savaştığı Suriye, Irak ve Yemen'deki mezhepsel iç savaşlar. Bu savaşların milyonlarca kurbanı ve mağduru, “dini siyaset” ile derin hayal kırıklığı yaşadılar ve aralarından bazıları daha derin sorular sormaya başladı.

 

Bu derin soruları soran ve cevabı dinini kaybetmede cevap bulanlardan biri, Nisan 2019'da NBC News ile “Irak'ın gizli ateistlerinden” biri olarak konuşan 52 yaşındaki ressam Abu Sami[16]. Bir röportajında şöyle diyor: “Bize İslam'ın barış dini olduğunu anlatılıyordu, ama IŞİD canavar, barbar ve hatta daha ötesinde davrandı… Bu barışçıl bir din mi? Hiç de değil ve böyle bir dinin parçası olmak istemiyorum.”

 

Başka bir Iraklı, İslamcı entelektüel ve araştırmacı Ghalib el-Shahbandar da bu dinamiği görüyor ve bir mümin olarak endişeleniyor. "İslami partilerin yanlış uygulamaları nedeniyle Irak'ı bir ateizm dalgası saracak” diye uyarıyor ve ekliyor: “İnsanları İslam'dan kaçınmaya zorlayan şey İslami partiler.”[17]

 

IŞİD'in ve onun benzerlerinin vahşeti, ve Beşar Esad'ın acımasız rejimiyle parçalanan komşu ülke Suriye'de ise benzer bir eğilim var: “Suriyeli Gençler Arasında Yükselen İnançsızlık”[18]. Tüm şiddet ve kaosun ortasında Suriyeli yazar Şam el-Ali, “dinin eleştirisinin daha cesur hale geldiğini ve özellikle Avrupa'da birçok genç Suriyelinin daha önce yaşadıkları dini yaşam tarzlarını terk ettiğini” gözlemliyor. Ayrıca ekliyor: “Bireysel kapsamın ötesinde, Arap sosyal medyası, dini mitlerin yeniden düşünülmesini isteyen veya dini mitlerle alay eden din karşıtı eleştirmenler ve onların içerikleriyle dolu.”[19]

 

İslamcılık ile yaşanan bir başka acı tecrübe, Sudan. Ağırlıklı olarak Müslüman Afrika bir ülke olan Sudan, 1989'dan 2019'a kadar, albaylıktan başkanlığa geçmiş olan Ömer el-Beşir'in otokratik yönetimi altında yaşıyordu. 2019'un başlarında yapılan halk protestoları -ya da “Sudan Devrimi”- sadece el-Beşir'i iktidardan düşürmekle kalmadı, aynı zamanda akıl almaz bir yolsuzluğu ortaya çıkardı: güvenlik güçleri el-Beşir'in sadece ikametgahında 350 milyon doların üzerinde nakit buldu. İnsanlar gördüler ki, “Mütevazi geçmişi hakkında konuşarak her zaman duyguları istismar etmiş bir adam” aslında sadece “nesilleri soyan gözü doymaz yolsuzluğunu” saklıyordu[20]. Ve halk bu dersi gerçekten öğrendi. Katar'da yaşayan önemli bir Müslüman akademisyen olan Abdelwahab El-Affendi'nin devrim sonrası Sudan hakkındaki sözleri şöyle: “İslamcılık yolsuzluk, ikiyüzlülük, zulüm ve kötü inancı ifade etmeye başladı. Sudan belki de popüler anlamda ilk İslam karşıtı ülke.”[21]

 

Peki, gerçekten İslamcılık nedir?        

 

Bu noktada, burada birbiriyle bağlantılı ama aynı zamanda birbirinden farklı eğilimlerden bahsettiğimizi not etmek yararlı olabilir. İslamcılıkla hayal kırıklığı -Türkiye, İran, Sudan ve başka yerlerde- İslam'ın kendisinden kopmaya yol açabilir. Bu da ateizme, deizme veya Hristiyanlığa geçişe kadar gidebilir. Alternatif olarak bu durum, sadece daha az siyasallaştırılmış bir inancın özlemine yol açabilir. Bu ikinci ihtimal, tüm “post-İslamcı” bağlamlarda bulunmaktadır ve nihayetinde bu ihtimal İslam'ın tam olarak terk edilmesinden daha önemli bir eğilim olabilir.

 

Bununla birlikte, İslamcılığı ana akım Sünni veya Şii İslam'dan net bir şekilde ayırmak o kadar kolay değil. İslamcılar -mesela Mısır'daki Müslüman Kardeşler gibi partiler- dini daha da siyasallaştırıyor olabilirler ve değişik terörist gruplar vahşi bir şiddet boyutu ekleyerek daha da kötüleştiriyorlar tabloyu. Bununla birlikte, hepsinin ortak bir yönü var: “Şeriat düzeni” istiyorlar, ve bu düzen pek çok modern değer ile çatışıyor: Mürtedlerin ve dini reddedenlerin idam edilmesi, zina yapanların taşlanması, hırsızların ellerinin kesilmesi, değişik günahlar için insanların kırbaçlanması, kadınlara dayatılan kıyafet kuralları, erkeklerin kadınlara üstünlüğü, Müslümanların Müslüman olmayanlara üstünlüğü, ve dinden sadece ilham almakla kalmayıp aynı zamanda onun tarafından da kontrol altında tutulan kapalı bir toplum ideali.      

  

İslam hakkında reformcu görüşleri Arap dünyasında geniş ölçüde tartışılan Suriyeli entelektüel merhum Muhammed Şahrur (ölümü 2019) bu noktayı vurgulamıştı: sorun sadece Şeriatı uygulamak gibi siyasi emelleri olan İslamcılar da değil, aynı zamanda Şeriat'ın tüm arkaik yorumlarını kabul eden ana akım "geleneksel akademisyenler" yani "ulema"dadır. Müslümanları “kritik düşünce”ye davet ettiği yazılarından birinde Şahrur şöyle yazıyordu:

 

Başlangıçta İslamcılığın ulemanın sağlam geleneğinden bir sapma olarak açıklanacağını düşündük ve alimlerin, İslamcıların ve onların saldırgan hırslarını İslam'ı siyasallaştırmak ve tüm dünyayı İslamlaştırmak için kullanmalarının karşısında olmalarını bekledik. Bu onurlu alimlerden bir kınama sözü duymaktan ziyade İslamcıların uydurmalarını kabul eden açıklamalar duyduğumuzda ne kadar şaşırdık! Daha sonra ulemanın dinden çıkış, cihad ve savaş yorumlarının aslında İslamcıların tutumlarından çok farklı olmadığını fark ettik.[22]

 

Bu açıdan bakıldığında, İslam’dan duyulan hayal kırıklığı sadece (siyasi akım olan Müslüman Kardeşler gibi veya daha radikal terörist örgütler gibi) İslamcılardan değil, aynı zamanda muhafazakar din adamlarından da (Sünni, Selefi veya Şii) kaynaklanıyor. Bu muhafazakar din adamları, modern özgürlük, eşitlik ve insan hakları kavramlarına karşı çıktıkları ölçüde, bu kavramlara değer verenleri dinden itiyorlar.

 

Örneğin, son zamanlarda Müslüman Kardeşler tipinde İslamcılara şiddetle karşı çıkan, fakat aynı zamanda ülkesinde şeriatın en katı biçimini uygulayan Suudi Arabistan Krallığı'nı ele alalım. Suudi makamları “ateist düşünceye herhangi bir biçimde çağırmak ya da İslam dininin temellerini sorgulamak” fiilini terörle eşit olarak görüyor[23]. Oysa ki gazeteci Hakim Hatib’in gözlemi şu şekilde: "Suudi krallığında çok sayıda vatandaş İslam'a sırtlarını dönmüş durumda" hatta bazıları "dinsiz Suudiler" gibi web sayfalarında bunu açıkça ortaya koyuyor[24]. Bu kişileri bu duruma iten sebeplerden biri, onlara dayatılan sert İslam ve modern zamanın onlara sunduğu alternatifler. Hatib'in sözleriyle:

 

Diğer şeylerin yanı sıra, belki de öncelikle Suudileri dinlerinden vazgeçmeye iten şey ülkenin bilgi ve kitle iletişimine kolay erişimi ve bununla birlikte İslam hukukunun katı ve insanlık dışı kodeksidir[25].

 

Bu durumun hangi boyutta olduğunu bilmek çok zor (çünkü elimizde anketler yok ve çoğu insan durumunu gizlemek isteyebilir), ancak durumun ciddi boyutta olduğunu (sadece Suudi Arabistan'da değil, aynı zamanda komşu Arap monarşilerinde de bulunan) medya endişesinden anlayabiliriz: "Körfez toplumlarında gençler arasında artan ateist olma eğilimi.”[26]

 

Abdullah Hamidaddin'in "Heretik Tweetler: Suudi Arabistan Dönüşümde"[27] kitabında ifade ettiği gibi, bu süreçte İnternet ve özellikle sosyal medya, (sıklıkla belirtildiği gibi) önemli bir rol oynuyor -ancak muhafazakarların genel olarak inandığı gibi- sadece dışarıdan “Allahsız fikirlerin” taşıyıcıları olarak değil, içerideki hayal kırıklıklarının ifade edilmesine uygun alanlar oluşturduğu için. Hamidaddin kendi deneyimlerine dayanarak genç nesildeki inanç kaybının sadece sordukları sorulardan değil, aynı zamanda “otoriteye sahip din alimlerinin verdiği ve şüphe ve hayal kırıklığına yol açan cevaplar”dan kaynaklandığını söylüyor.[28]

 

Benzer hikayeler, siyaset ve yasaların nispeten ılımlı olduğu Fas'tan geliyor. Fas’ta yine de geleneksel İslam ve modern değerler arasında bir çatışma var. Bu çatışmayı İslam'dan çıkmak için bir sebep olarak kabul edenlerden birisi, Batılı bir akademisyenle konuşan eski Müslüman Muhammed. Dediğine göre onu ateist yapan şey, diğer Müslümanlarının kendini beğenmişliği:

 

Muhammed’in inancını kaybetmesinin ana tetikleyicisi, kendilerini “tek ve otantik olan gerçeğin tek sahibi” olarak gören Müslümanlardı. İkincisi, “Müslümanlar ve yalnız Müslümanlar'ın cennete girme hakkına sahip oldukları” inancıydı. “Ya dünyanın geri kalanı?” diye sordu Muhammed kendi kendine. “Annesi Yahudi kökenli bir okul arkadaşım vardı. Cehennemdeki o sevimli kadını düşünemezdim.” Benzer şekilde, “kadınlar, kâfirler, savaşlar vb. hakkında ahlaki olmayan” hadislerden dolayı da dinden uzaklaşmıştı.[29]

 

Diğer Fas ateistleri de inançlarını kaybetmelerinin benzer nedenlerini bildiriyorlar. Eski bir Müslüman olan Abdullah için kilit sebep İslami çevrelerde karşılaştığı eşcinsellere duyulan nefret. “Tanrı günahlarından dolayı eşcinselleri nasıl kınayabilir?” diye soruyor: “Tanrı kendisi onları yarattığı halde?”[30] Başka bir eski Müslümanın dinden çıkması için ana sebep “cinsiyet eşitsizliği gibi ahlaki sorunların neden olduğu şaşkınlık.”[31]

 

İşte bu durumlardan dolayı, Kuzey Afrika'dan Güney Doğu Asya'ya kadar ümmet boyunca, İslamcılar ve muhafazakar din adamları, Müslümanları bireysel özgürlük, ifade özgürlüğü veya cinsiyet eşitliği gibi modern değerlere karşı uyarıyorlar. Malezya'da, vaizler “liberalizm ve çoğulculuğa” karşı camilerde hutbe veriliyor, eski Malezya başbakanı “insan hakları-izmini” kınıyor[32]. Suudi Arabistan'da, Eğitim Bakanlığı okullarda “liberalizm, laiklik ve Batılılaşma”ya karşı programlar başlatılıyor[33]. Türkiye'de Erdoğan iktidarını destekleyen aydınlar “liberal demokrasinin krizi” diye tanımladıkları bir şeyden bahsediyorlar[34].

 

Krizdeki İslam

 

Şu ana kadar paylaştığım alıntılar, gözlemler, raporlar ve istatistikler aslında büyük bir hikayenin bir kesiti. Büyük İslam medeniyeti büyük bir krizde. Bu batılı kulaklara büyük bir iddia gibi gelse de birçok Müslüman (bu yazıda eleştirenlerden İslamcılar ve muhafazakarlar bile) bu tespitin doğru olduğunu onaylayacaktır. İslamcılar ile ben bunun ne tür bir kriz olduğu noktasında ayrışacağızdır, o kadar.

 

İslamcılara göre bu kriz, siyasi bir krizdir. Halifeliğin kaldırılmasından bu yana “birleştirici, güçlü, iç sorunları çözüp dış güçlerle mücadele eden (ki bu genellikle Batı ve İsrail), dünyevi başarılar elde eden siyasi bir lider” yoktur ve sorun da budur. Yine onlara göre Müslüman toplumlar gayri İslami birçok düşünceyle bombardıman altında tutulmaktadırlar ve uyumaktadır. Uyanmak ve eski şanı diriltmek içinse 'yeni bir Selahattin' gerekmektedir, ki genelde burada ima edilen kendi hareketleri ve kendi liderleridir.

 

Muhafazakarlar da aslında genel olarak bu görüşe katılırlar, ama bir şey daha eklerler: ahlaki eksiklik: Müslümanların yeterince dindar olmadıklarından bu haldedirler. Önceki muttaki Müslümanların aksine, dünyevi kazançların ve zevklerin peşine düşmüşlerdir ve bütün dertlerin sebebi de budur.

 

Bir diğer deyişle hem İslamcılar, hem de muhafazakarlar, elimizdeki İslam geleneğinin mükemmel olduğunu, ancak uygulamalarda yanlış yapıldığını düşünürler. Yanlış bir uygulamadan sonra ise cevap hazırdır: “Bu gerçek İslam değil.” Ve bir sonraki uygulama gelir. Oysa acı gerçek şu: Sorun, teorinin kendisinde,  İslamcı ve muhafazakarların kusursuz gördüğü “değerlerimizde.”

 

Şunu demeye çalışıyorum. Birkaç yüz yıl öncesine kadar neredeyse kimse İslam medeniyetinin değerlerini eleştirmiyordu. Çünkü dünyanın geri kalanı, Avrupa da dahil, daha iyisini teklif edemiyordu. 30 yıl savaşlarında (1618-48) Katolikler ve Protestanlar birbirini doğrarken, Osmanlının çok inançlı topluluğu parlayan bir ışık gibi görünmekteydi. 15. yüzyılda benzer şekilde, Katolik İspanya'daki Yahudiler zulme uğrarken, birçoğu güvenlik ve özgürlük için İslam medeniyetine sığınmıştı.

 

Ancak liberal modernite ile birlikte dünya daha iyiye evrildi, en azından değerler açısından. İnsan hakları evrensel bir hak olarak kabul gördü. İnsanların başkalarına zarar vermedikçe özgürce yaşamaları gerektiği fikri içselleşti. Benzer şekilde, inancına ırkına ve cinsiyetine bakmaksızın “kanun karşısında eşitlik” gibi yeni bir adalet anlayışı ortaya çıktı.

           

Modern zamanlardan çok zaman önce doğmuş olan geleneksel dinler bu gelişmelere uyum sağlamalıydılar ve birçoğu zaten uyum sağladı. Protestanlar dinden çıkanları ve cadıları vahşi şekilde yakmaktan vazgeçtiler. Haçlı seferleri ve engizisyon mahkemeleri gibi köklü bir geçmişe sahip Katolikler, siyasi laikliğe ve inanç özgürlüğüne 20. yüzyıla kadar direndiler. Ancak 1960'taki 2. Vatikan toplantısında “İnsan onuru”nu ilan ederek büyük bir adım attılar. Yahudiler de benzer şekilde Haskalah (Yahudi Aydınlanması) ile modern toplumlara uyum sağladılar, hatta öncü oldular.

 

Ancak İslam'da o liberal dönüşüm henüz gerçekleşmedi. Günümüzde de birçok Müslüman çoğunluktaki ülkelerde ana akım yetkililer hala modernlik öncesi dünya görüşleri ve fıkıh kurallarını savunmaktadır ve bunun modernite ile olan çelişkisi gizlenemiyor. Hem “dinden çıkan öldürülür” demek, hem de “İslam barış dinidir” demek ikna edici görünmüyor. Benzer şekilde kadını nasıl dövmek gerektiğini anlatan metinler dururken, İslam’ın kadına saygılı olduğu söylemek çok bir anlam ifade etmiyor.

           

İlerlenecek Yol: İslami Modernizm

           

Dolayısıyla, yaşanan gerilim, pre-modern dünya görüşünü ve kurallarını kabul eden (ve bunu başkalarına da uygulatmak isteyen) muhafazakarlar ve İslamcılar ile, modern liberal değerleri kabul eden Müslümanlar arasında. Bu ikinci gruptaki bazıları (özellikle batıda yaşayan ve İslamcıların/muhafazakarların baskılarından uzak olabilenler) bu gerilimden kaçabilirler ancak bu gerilimi geleneksel öğretiyi ayrıntılı okurlarsa fark edeceklerdir. Notre Dame İslami ilimler profesörü Ebrahim Moosa “din hakkında bilgili modern müslümanlar’’ın nasıl şaşırabileceğinden şöyle bahsediyor:

           

Bu modern Müslümanların camide hutbe dinlerken veya ulemanın fetvasını okurken duyarlılıkları ve sağduyuları sarsılmakta ve bunlardan rahatsız olmaktadırlar. Ancak bu duydukları hakiki Sünniliğin ta kendisidir.[35]

 

Moosa'nın kendisi de modern ve yenilikçi-ilerleyici bir Müslümandır, ki böyleleri ana kaynakları (Kuran ve sünnet) tekrar okuyup orada anlatılanları sözlük manalarıyla değil, tarihsel olgularla harmanlayıp, acaba modern dünyada bize ne anlatıyor diye düşünen kişilerdir. Bu akım 19. yüzyılda doğmuştur, bu akıma dair entelektüel temeli Osmanlı’daki politik reformcular olan Yeni Osmanlılar ve Mısırlı Muhammad Abduh veya Hindistanlı Syed Ahmad Khan gibi İslami reformistler yapmıştır. Bu akım Christopher de Bellaigue tarafından doğru bir şekilde 'İslami aydınlanma' olarak tanımlanmıştır[36]. 20. yüzyılda İslami modernite laiklik ve İslamcıların arasındaki kısır döngülü kavga arasına sıkışmıştır (ve yeri gelmiş işbirlikçisi olmuştur bu güçlü taraflardan birinin). Ancak daha sonraları Fazlur Rahman Malik gibi (Kuran’ın yeni bir yorum bilimsel anlayışını öneren ve Sünnete eleştirel ve analitik bakış getiren) entelektüeller tarafından daha da derinleştirilmiştir.[37]

 

İslami modernite, Hristiyan ve Yahudilerin liberal moderniteyi benimsemeleri deneyimine benziyor: aklın ve mantığın önerdiklerinden memnun olurken dini geleneklerine de saygılı. Daniel Philpott 'islamdaki dini özgürlük' kitabında buna işaret ediyor: Katoliklerin ‘insan onur’una ulaştığı yol İslam’ın kendi ‘özgürlük tohumlar’’ını yetiştirebilmesi için bir örnek olabilir ve aslında bunlar Kuran ve Sünnette mevcut.[38]

 

Kendi iç dünyasında bu meseleler ile uğraşan bir Müslüman olarak, İslami modernizmin ümmet için ümmeti ileri götürebilecek en güvenli yol olduğuna inanıyorum. Bu yol, İslam’ın temel değerlerine sadık kalmamızı sağlayabilir, bunun birlikte modern değerleri kabul edebilir ve hatta onları inancımızla ahenk içinde yaşayabiliriz. Bu yol Anglo sakson deneyimine[39] -yani dinin, özgürlüğün ve modernitenin kavgalı değil barışçıl bir şekilde beraber var deneyime- benzer olacaktır.

 

Öte yandan, eğer İslami modernizm marjinal halde kalırsa ümmet iki uç arasında bölünmüş olarak kalacaktır: Muhafazakarların ve İslamcıların korumaya (ve hatta dayatmaya) çalıştığı eski zamanlar ve karşısında deizm, ateizm, ve değişik seküler görüşlere itilen modern bakışlı Müslümanlar. Bu deneyim, din ve özgürlüğün birbiriyle kavgalı güçler olduğu ve acı kültür savaşların yaşandığı Fransa tecrübesine benzeyecektir.

 

Şimdiye kadar, bunun bir kısmı İslam medeniyetinde yaşandı zaten. Ancak daha acı (hatta kanlı) kültür savaşlarını görebiliriz, özellikle muhafazakar ve İslamcılar dar görüşlü, toleranssız ve dayatmacı davranışlarına devam ederlerse. Muhafazakarların geleneğe olan sarsılmaz bağlılığı ve İslamcıların geleneği mecbur kılmaya çalışan otoriter çabaları hâlihazırda toplumlara zarar verdi ve bireyleri harap etti. Değişmedikleri sürece çok daha fazla tahribat göreceğiz.

 

-Mustafa Akyol

 

Yazının orijinali:

https://www.hudson.org/research/16131-how-islamists-are-ruining-islam


Çeviri YYK üyelerimiz Enes Gökçe, Ahmet Çağlar ve İsa Hafalır tarafından yapılmıştır.

 

 



[1] “Deizm Admonition from Erdogan to Minister Yilmaz,” Sozcu, April 10, 2018, https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/erdogan-konusuyor-155-2341574/.

[2] “Statement on Deism by Director of Religious Affairs Erbas,” Hurriyet, April 12, 2018, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/diyanet-isleri-baskani-erbastan-deizm-aciklamasi-40803317.

[3] “The Directorate Declared War on Deism,” Hurriyet, Sep 22, 2018, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/diyanet-deizme-savas-acti-40964168.

[4] Mustafa Acar, “The Deism Plague,” Istiklal, Sep 7, 2019, https://www.istiklal.com.tr/kose-yazisi/deizm-salgini/38218.

[5] “Deism is a Trap of the Missionaries,” Diyanet Haber, Nov 1, 2018, https://www.diyanethaber.com.tr/gundem/prof-dr-ali-erbas-deizm-misyonerlerin-bir-tuzagidir-h2163.html.

[6] “Karamollaoglu: Deism is Rising Due to the Government,” Gazete Duvar, July 23, 2019, https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2019/07/23/karamollaoglu-deizmin-yukselme-nedeni-iktidar/.

[7] Mucahit Bilici, “The Crisis of Religiosity in Turkish Islamism,” Middle East Report, vol. 288, Fall 2018, pp. 43-45, https://www.academia.edu/37968958/The_Crisis_of_Religiosity_in_Turkish_Islamism.

[8] Nicholas Pelham, “Trapped in Iran,” The Economist 1843, Feb/March 2020,https://www.1843magazine.com/features/trapped-in-iran.

[9] Mustafa Akyol, “How Islamism Drives Muslims to Convert,” The New York Times, March 25, 2018, https://www.nytimes.com/2018/03/25/opinion/islam-conversion.html.

[10] “Iran has world’s ‘fastest-growing church,’ despite no buildings - and it's mostly led by women,” Fox News, Sep 27, 2019, https://www.foxnews.com/faith-values/worlds-fastest-growing-church-women-documentary-film.

[11] Duane Alexander Miller, “Believers in Christ from a Muslim Background: A Global Census,” Interdisciplinary Journal of  Research on Religion, Volume 11, Article 10, 2015,https://www.academia.edu/16338087/Believers_in_Christ_from_a_Muslim_Background_A_Global_Census.

[12] “Iran: Christian Converts and House Churches (1) – Prevalence And Conditions For Religious Practice,” Landinfo, Nov 27, 2017, https://landinfo.no/wp-content/uploads/2018/04/Iran-Christian-converts-and-house-churches-1-prevalence-and-conditions-for-religious-practice.pdf.

[14] Azam Kamguian, “Leaving Islam and Living Islam,” in Leaving Islam: Apostates Speak Out (ed. Ibn Warraq), Prometheus Books, 2009, p. 217,  https://www.amazon.com/Leaving-Islam-Apostates-Speak-Out/dp/1591020689.

[15] “Arabs are Losing Faith in Religious Parties and Leaders”, The Economist, December 5, 2019 https://www.arabbarometer.org/2019/12/arabs-are-losing-faith-in-religious-parties-and-leaders/.

[16] “Iraq's atheists go underground as Sunni, Shiite hard-liners dominate,” NBC News, Apr 5, 2019, https://www.nbcnews.com/news/world/iraq-s-atheists-go-underground-sunni-shiite-hard-liners-dominate-n983076.

[18] Sham al-Ali, “On Rising Apostasy Among Syrian Youths,” Al-Jumhuriya, August 22, 2017, https://www.aljumhuriya.net/en/al-jumhuriya-fellowship/on-rising-apostasy.

[19] Ibid.

[20] Olumide Oyekunle, “Over $350m Cash Found In Omar Al-Bashir's Apartment,” April 20th, 2019, https://www.africanexponent.com/post/10082-millions-of-dollars-found-in-al-bashirs-house.

[21] Abdelwahab El-Affendi, “Sudan protests: How did we get here?” Al Jazeera.com, Dec 28, 2018, https://www.aljazeera.com/indepth/opinion/sudan-protests-181227154036544.html.

[22] Andreas Christmann, The Qur'an, Morality and Critical Reason: The Essential Muhammad Shahrur, BRILL, 2000, p. 329.

[23] “Saudi Arabia: New Terrorism Regulations Assault Rights,” Human Rights Watch, March 20, 2014, https://www.hrw.org/news/2014/03/20/saudi-arabia-new-terrorism-regulations-assault-rights.

[24] Hakim Khatib, “Atheism in Saudi Arabia: God's own country,” Qantara.de, July 3, 2017,https://en.qantara.de/content/atheism-in-saudi-arabia-gods-own-country.

[25] Ibid.

[26] “Is Gulf youth increasingly drawn to atheism?,” The National, August 19, 2012, https://www.thenational.ae/is-gulf-youth-increasingly-drawn-to-atheism-1.360041.

[27] Abdullah Hamidaddin, Tweeted Heresies: Saudi Islam in Transformation, Oxford University Press, 2019.

[28] From the book review by Madawi Al-Rasheed, “‘Being Young, Male and Saudi’ by Mark Thompson and ‘Tweeted Heresies’ by Abdullah Hamidaddin,” https://blogs.lse.ac.uk/mec/2020/03/02/book-review-being-young-male-and-saudi-by-mark-thompson-and-tweeted-heresies-by-abdullah-hamidaddin/. 

[29] Alessandro Balduzzi, “Atheism in the Arab-Islamic world (with a focus on Morocco),” Master Thesis submitted to Naples Eastern University, 2016, pp. 126-127,https://www.academia.edu/32873876/_Atheism_in_the_Arab Islamic_world_with_a_focus_on_Morocco_.

[30] Ibid. p. 34.

[31] Ibid. p. 145

[32] “Liberal thinking is deviant teaching, says Malaysia's Islamic authority,” Malay Mail, Oct 24, 2014. https://www.malaymail.com/news/malaysia/2014/10/24/liberal-thinking-is-deviant-teaching-says-malaysias-islamic-authority/769625.

[33] Hakim Khatib, “Atheism in Saudi Arabia: God's own country,” Qantara.de, July 3, 2017, https://en.qantara.de/content/atheism-in-saudi-arabia-gods-own-country.

[34] See, Ali Aslan “The Crisis of Liberal Democracy,” Seta.org, Nov 20, 2016.

[35] Ebrahim Moosa, “The Sunni Orthodoxy,” Critical Muslim, Vol. 10, August 2014, p. 30.

[36] Christopher de Bellaigue, The Islamic Enlightenment: The Struggle Between Faith and Reason: 1798 to Modern Times, Liveright Publishing, 2017.

[37] See: Safet Bektovic, “Towards a neo-modernist Islam: Fazlur Rahman and the rethinking of Islamic tradition and modernity,” Studia Theologica - Nordic Journal of Theology, 70:2, 2016, 160-178

[38] Daniel Philpott, Religious Freedom in Islam: The Fate of a Universal Human Right in the Muslim World Today, Oxford University Press, March 1, 2019. https://www.amazon.com/Religious-Freedom-Islam-Universal-Muslim/dp/0190908181.

[39] See: Walter Russel Mead, “Faith and Progress,” The American Interest, Vol 3, Number 1, 2007. https://www.the-american-interest.com/2007/09/01/faith-progress/. 

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

5 Yorumlar

  1. Mustafayi da hic sevmem ama yazdiklari cok dogru,napicaz bilemedim;)

    YanıtlayınSil
  2. Modern dunyamızın tek dizeliğine ve monotonluk dayatmasına hâlâ cevap araya tek akımdır İslamcılık.
    Tabii olarak hakim ve müesses düzenler karşısında,başarısız olması için yapılan tüm zorbalıklara rağmen gelişecektir. Geleneğin külünü değil, kıvılcımını cağımıza taşımaya devan edecektir.

    YanıtlayınSil
  3. İslamda modernleşme maalesef mümkün değil. Tevrat ve incilden farklı olarak kuran direk Allahın sözleridir.

    Ne kadar yorumlarsanız yorumlayın, kuranı ve hadisleri kendisi inceleyen bir insan birçok konunun yoruma kapalı olduğunu ve yorumların aslında kendini kandırmak olduğunu görecektir.

    Siyasal islam yoktur, islamın kendisi siyasettir, Allah kanun koyucu olarak bizzat konuşur, siyaseti, yasamayı ve toplum hayatını düzenler. Nasıl yürütüleceğini de emir ve tarif eder.

    En dürüst müslümanlar hep selefiler ve bugün radikal dediğimiz kesimler olmuştur. Siyasal islamcılar, gelenekçiler veya modernistler ya yalan söylüyorlar, ya da insanları aptal yerine koyan yorumlar yapıyorlar.

    En demokrat ılımlı görünen, hatta bu yüzden dini sulandırmakla suçlanan Gülenciler bile nihai olarak (iman ve hayat devresinden sonra) geleneksel şeriatı hedefler. Tedbir adı altında her türlü yalan ve takiyyeye başvururlar. Demokrasi gibi kavramları kullanır ama içini boşaltır kesinlikle inanmazlar.

    Ellerinde değil çünkü kuran ve sünnet izin vermez. Kuran ve sünneti de modern değerlere, demokrasi ve insan haklarına uygun şekilde yorumlamak, (Dücane Cündioğlunun bilim ve din konusunda söylediği gibi) ya cehalet ya da ilmi ahlaksızlık ile mümkündür.

    Bu yüzden, internet çağının getirdiği bilgiye ulaşım kolaylığı islamın tüm büyüsünü zayıflatmaya, dinden uzaklaşmaları artırmaya devam edecektir.

    Kuranın bizzat kendisi orta yolu imkan dışı kılmaktadır. Tarihselci ve modern yorumlar halk içinde gelecekte daha fazla taraftar bulabilir, fakat ilmi mahfillerde islam (ya hep ya hiç) karekteri sebebiyle itibarını yitirecektir.

    YanıtlayınSil
  4. Arkadaşlar,

    Çözüm basit: bulunduğunuz ülkede bir gayri müslimin hidayetine vesile olun.Gerisi teferruat.

    YanıtlayınSil
  5. Yazı çok doğru bir konuya değinmiş. İslamcıların yaptığı faaliyet nedeniyle maalesef toplum itikadını kaybetmeye başladı ve bu durum devam ediyor. Fakat bunun nedeni olarak öne sürdüğü gerekçeler çok önemli ve sorunlu olan bir temele dayanmakta: İslamcıların iktidara geldikten sonraki uygulamaların islamın ahkamına ve akidesine (yazarın düşüncesine göre gelenekçi islam)uygun faaliyetler olduğu... Bu faaliyetlerin neticesinde özellikle gençlerin islamdan uzaklaşmalarının engellenmesi için öne sürdüğü çözüm de haliyle islami modernizm olmuş, büyük bir gaflet göstererek.

    Halbuki, islami camiayı yakından takip edebilmiş olsa, gerçekten islamın ahkamını ve islam akidesini savunanların, islamcıları siyasal faaliyetlerinden dolayı, özellikle islamın ahkamına uymadıkları ve islam akidesine aykırı tutumları nedeniyle nasıl reddettiklerini görebilirdi.

    YanıtlayınSil