Okçular Tepesi Olayını din konusunda azıcık kulaktan dolma bilgisi olan herkes bilir. Olay Uhud Savaşı, (M.S. 625), sırasında yaşanmış çok önemli bir hadisedir. İslâm tarihindeki en iyi bilinen askeri olaylardan biridir. Ancak bu olayın asıl önemi, savaşın hemen ardından başlayan ve günümüze dek süren siyasi ve ahlaki anlam yüklemesinde yatmaktadır. Bu yazıda , Kur'an'ın bir ahlak ve disiplin dersi olarak sunduğu bu hadisenin, asırlar içinde nasıl bir mutlak itaat ve muhalefeti kriminalize etme aracı hâline geldiğini anlatmaya çalışacağım.
I.
Olayın Temel Dinamikleri ve Kur'anî Vurgusu
Okçular Tepesi, Medine yakınlarında yer alan
ve Allah Resulü’nün savaşın başında,
komutan Abdullah bin Cübeyr liderliğindeki 50 okçuyu yerleştirdiği stratejik
bir noktaydı. Emir netti: Ne olursa olsun yerlerini terk etmemek.
Herkesin bildiği üzere savaşın ilk safhasında
Müslümanların üstün gelmesi ve Mekkeli müşriklerin kaçmaya başlamasıyla
okçuların çoğu, ganimet toplama arzusuyla verilen kat’i emri hiçe sayarak tepeyi terk ettiler. Bu,
sadece bir askeri disiplin hatası değil, aynı zamanda o dönemin Arap
toplumunun yağmacılık (gaza ve ganimet) kültürünün ve ekonomik güdülerin
imandan doğan yeni ahlaki kurallarını içselleştirmede ne kadar zorladığının bir göstergesidir.
Kur'an'ın
Konuya Bakışı;
Bu olay, Âl-i İmrân Suresi 152. ayetinde
açıkça ele alınır. Kur'an, hatanın özüne, yani dünyevi hırsa odaklanır: "Nihayet
siz gevşeklik gösterip, emir hakkında çekişip isyan ettiğiniz ve sevmekte
olduğunuz (ganimeti) size gösterdikten sonra (yine de) itaatsizlik ettiniz.
Sizden kimi dünyayı istiyordu, kimi de ahireti..."
Kur'an'ın buradaki dersi, ahlaki zafiyet ve disiplin
eksikliğinin bedelidir. Ancak bu dersin vurgusu, siyasi otoriteler
tarafından zamanla değiştirilecektir. Maalesef Uhud'daki askeri felaket, sonradan
(özellikle Emeviler ve Abbasiler döneminde) liderlik otoritesini sorgulayan her
türlü eylemi gayrimeşru kılmak için bir mihenk taşı hâline gelmiştir.
Fitne
ve İtaatsizlik Eşitlemesi
Asırlardır
Din Tüccarlığı yapan “otoriteler” Okçular Tepesi Olayı'nı, bir iç savaş
(Fitne) veya kaosu önlemenin tek yolunun mutlak itaat olduğu yönünde kullandı. Okçular, doğrudan Peygamber'in emrini
sorgulayan veya ona itaat etmeyen kişiler olarak kodlandı. Bu olay sonraki
dönemlerde halifenin veya sultanın herhangi bir kararına itiraz eden herkesin,
bu "felakete yol açan okçular" ile eşdeğer tutulmasına yol açtı.
Okçular
Tepesindeki Sahabe isimlerinin gizlenmesinin ardında yatan neden;
Siyer kitaplarında ve hadislerde sadece Komutan Abdullah bin Cübeyr ve onunla kalanların
isimleri zikredilirken, tepeyi terk eden sahabelerin isimleri ya hiç verilmez ya da
"çoğu", "bir grup" gibi genel ifadelerle geçiştirilir.
Dolayısıyla, bu durum, yaklaşık 1400 yıldır İslâmî tarihindeki anlatının bir parçası olarak devam etmektedir.
Tepeyi terk eden yaklaşık 40 okçunun isminin hadis ve siyer kaynaklarında net
olarak zikredilmemesi, bu siyasi argümanı daha da güçlendirmiştir.
Çifte
Standart: Bu durum, Cemel ve Sıffin gibi, önde gelen
sahabelerin birbirini öldürdüğü ve isimlerinin herkes tarafından açıkça
bilindiği büyük siyasi fitnelerle bir çelişki oluşturur. Kaynaklar, küçük
askeri hataları örtmeyi tercih ederken, büyük siyasi trajedileri gizleyememiş,
ancak bu trajediler üzerinden de mezhepsel argümanları inşa edilmiştir.
Ayrıca İslam Tarihi hakkında malumatu olanlar
çok iyi bilir ki Huneyn Savaşı'na
katılmayanların (Tebük Seferi de buna dahildir) açıkça zikredilmesi bize
dayatılan bu çelişkiyi çok net olarak ispat eder. Okçular Tepesi'nde isimler
gizlenirken, Tebük Seferi'nden geri kalanların (özellikle meşhur üç sahabenin: Kâ'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve
Murâre b. er-Râbi') isimleri açıkça zikredilmiştir. Hatta Allah Rasülü
bu sahabeler haklarında ilahi hükmün gelmesini beklemeye karar verir ve
diğer Müslümanlara, bu üç sahabeyle ilişkilerini kesmelerini ve boykot
etmelerini emretmiştir. Bir yanda,
bulundukları yerleri terk ettikleri için ölümlere ve neredeyse savaşın
kaybedilmesine sebep olan sahabeler, öte yanda sadece sefere tembellik
ettikleri ailelerini düşündükleri için katılmayan sahabeler. Tebük Seferi'ne katılmayanların isimlerinin
açıkça belirtilmesinin en büyük nedeni, Münafıkların (ikiyüzlülerin) bu süreçte
kendilerini açığa vurmasıdır. Bu olay ayrıca bilinenin aksine Münafıkların
isimlerinin o dönemde herkes tarafından bilindiğinin bir ispatıdır.
Kaldı ki Okçular tepesini terk eden Sahabeler
o dönemde herkes tarafından bilinen bir gerçekti. Sonradan siyasi oyunlar ile
bu isimlerin unutturulması yoluna gidildi. Şöyle bir mantık önermesi yapayım,
Siz O savaştasınız ve hepi topu 300 -500 henüz yeni müslüman olmuş
insanlarsınız, birbirinizi de gayet iyi tanıyorsunuz. Okçular tepesine de
yerleştirilenlerin kim olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Peki bunda saklanacak ne var?!
II.
Günümüz Söyleminde Okçular Tepesi Metaforu
Bu argüman, halen daha günümüz İslâmî cemaat
tarikatler ile ve siyasal islamın dilinde bir silah
gibi kullanılmaya devam
etmektedir.
Günümüzün din tüccarları ile siyasi
otoriteleri, kendi kararlarına yönelik her türlü eleştiriyi, "Okçular
Tepesi" metaforuyla millî birliğe veya ümmet davasına ihanet olarak sunar.
Bir liderin eleştirilmesi, doğrudan "düşmana kapı açmak" ve
"fitne çıkarmak" ile eşdeğer tutulur. Hata yapanların isimlerinin gizlenmesi,
yalnışların üstünün örtülmesi için en çok kullanılan argümanlardan biri
“Okçular Tepesi”dir.
Birileri Yanlış yapanları sorgulamaya veya
onları ortaya çıkarma teşebbüsünde bulunurlarsa;
- Bak Peygamberimiz bile Okçular
tepesindekilerin ismini kimseye söylemedi!, Savunmasıyla “kutsal” üzerinden
yanlışları örtme, yanlış yapanları korumayı devreye sokarlar.
Sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla
birlikte, "itaatsizlik" kavramı dijital alana taşınmıştır.
Cemaat, tarikat ve parti içi sorunları sosyal
medyada ifşa edenler veya eleştirenler, birliği bozanları! Okçular olarak etiketlenir. Liderler,
takipçilerine yönelik yaptığı disiplin çağrılarını, Uhud'da yaşanan felaketi
hatırlatarak meşrulaştırır. Okçular Tepesi, metaforu İslâmî ahlakî kurallara rağmen, eski Arap
kültürünün yağmacı reflekslerin ne kadar
dirençli olduğunun tarihi bir kanıtıdır.
Sonuç
Okçular Tepesi Olayı, Kur'an'ın rehberliğinde
bir ahlaki zafiyet ve disiplin dersi olarak kalması gerekirken, asırlar içinde
siyasi otoriteler tarafından mutlak itaat kültürünü yerleştiren ve muhalefeti
susturmayı hedefleyen bir argümana dönüştürülmüştür. Bu durum, İslam
düşüncesindeki büyük paradokslardan biridir: İlahi bir uyarı, beşeri
iktidarların, din otoritelerinin sağlamlaştırılması için bir kalkan olarak
kullanılmıştır. Bu metaforun günümüzde hâlâ güçlü bir şekilde kullanılıyor
olması, otoritenin, eleştiriye karşı savunma mekanizmalarının ne kadar dirençli
olduğunun en açık göstergesidir.
-Abdullah Denikul

0 Yorumlar