Tevhid, Allah’ın varlığını kabul etmekten ibaret değildir. Kur’an, Allah’ın varlığı konusunda bir tartışma açmaz; asıl mücadele, ilâhlık makamının kimde olduğu meselesidir. İlah; yaratıcı olduğu için değil, mutlak itaatin, sorgusuz teslimiyetin ve kutsallığın kendisine yöneltildiği varlıktır. Bu varlık bir insan da olabilir, bir melek de, bir yıldız, bir tabiat gücü ya da soyut bir otorite de. Kur’an’ın reddettiği şey, ilâhlığın Allah’tan başkasına tahsis edilmesidir.
Nitekim Kur’an, ilah edinmenin sadece putlarla sınırlı olmadığını açıkça ifade eder:
“Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?” (Câsiye 45:23)
Burada ilah edinilen şey bir put değil, insanın kendi arzusudur. Bu ayet, ilâhlığın; secde edilen nesneyle değil, teslim olunan otoriteyle ilgili olduğunu ortaya koyar.
Kutsal İnsan Üretmek: Şirkin En İncelmiş Hâli
Kur’an’da şirk çoğu zaman kaba putperestlik şeklinde değil, kutsal insan üretme biçiminde karşımıza çıkar. Bir kimsenin hata yapmayacağına, günah işlemeyeceğine, ilahî bilgiye doğrudan muttali olduğuna, gayb âlemiyle sürekli irtibat hâlinde bulunduğuna inanmak; o kişiyi fiilen ilah makamına yükseltmektir. Bu durum, açık bir ilahlaştırmadır.
Kur’an bu sapmayı çok net bir dille teşhis eder:
“Onlar, Allah’ı bırakıp âlimlerini ve rahiplerini rab edindiler.” (Tevbe 9:31)
Ayette geçen “rab edinmek”, ibadet etmek değil; hüküm koyma, bağlayıcılık ve masumiyet atfetme anlamındadır. Yani bir insanın sözünü Allah’ın hükmüyle eşdeğer görmek, onu rab makamına çıkarmaktır.
Peygamber Bile İlâhlık İddiasından Berîdir
Kur’an, bu noktada en çarpıcı örneği bizzat peygamber üzerinden verir. Müşrikler peygamberden mucize, olağanüstülük ve beşerüstü yetkiler talep ettiklerinde, vahyin cevabı nettir:
“De ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim.” (Kehf 18:110)
Bu ayet, peygamberin bile ilâhlık makamına yaklaştırılmasına izin verilmediğini gösterir. Mucize göstermek, gaybı bilmek, görünmeyen âlemlerle sürekli temas hâlinde olmak; ilahî yetkilerdir ve peygambere bile nispet edilmez. Peygamber, ilâhlığın değil, vahyin muhatabıdır.
Bu yüzden Resûlullah’ın şu uyarısı son derece manidardır:
“Beni, Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı yücelttikleri gibi yüceltmeyin.” (Buhârî, Enbiyâ 48)
Günümüzde Tevhidin Bozulduğu Yer
Bugün bazı dinî yapılarda, bir şahsın masum kabul edilmesi, hata yapamayacağına inanılması, yazdıklarının ve söylediklerinin mutlak hakikat sayılması; Kur’an’ın reddettiği ilahlaştırma biçimlerinden başka bir şey değildir. Bu tür inançlar, kişinin psikolojik durumu ya da niyeti ne olursa olsun, inananda itikadî bir kırılmaya yol açar. Çünkü ilâhlık, fiilen Allah’tan alınıp bir kula verilmiştir.
Kur’an bu noktada ölçüyü koyar:
“Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yusuf 12:40)
Hükmün, otoritenin ve kutsallığın Allah’tan başkasına tahsis edildiği her yerde tevhid zedelenir.
İlâhlık Yüklenen İnsan ve Dağılan Sorumluluk
Fethullah Gülen meselesi, siyasi ya da hukuki olmaktan önce itikadî bir vakadır. Bugün, bizzat cemaat mensubu olduğu hâlde çıkıp itirafçı olan, bu yapının bir terör örgütü olarak işlediğini kabul eden ve bunu alenen beyan eden on binlerce insan vardır. Bu sayı azımsanacak bir sayı değildir. Bu insanlar şunu söylüyor: “Biz yanlış yaptık.” Asıl soru şudur: Bu yanlış nerede başladı?
Yanlış, bir insanın ilâhlık makamına yaklaştırıldığı yerde başladı. Gülen’in; peygamberlerle, ölmüş evliyalarla, gayb âlemiyle sürekli irtibat hâlinde olduğuna; şeytanı Kâbe’de hidayete davet ettiğine; masum olduğuna, hata yapamayacağına inanıldığı noktada tevhid fiilen terk edildi. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Gülen’in kendi anlattıkları, kendi psikolojisini ve kendi dini sorumluluğunu bağlar. Hatta aklî ehliyeti tartışmalı kabul edilirse, itikadî sorumluluğunun sınırlı olduğu bile söylenebilir. Ancak bu anlatılara inanıp onları hakikat kabul eden, hayatını buna göre şekillendiren insanlar için durum tamamen farklıdır.
Çünkü Kur’an’a göre sorumluluk, inanana aittir.
________________________________________
İlah Edinen İnsan, Her Şeyi Mubah Görür
Bir insan Allah’tan başkasını ilah edindiği anda, ahlak da çöker, hukuk da çöker, vicdan da çöker. Çünkü artık ölçü Allah değil, “ilah” kabul edilen şahıstır. O şahıs hata yapmaz; hata yapanlar başkalarıdır. O masumdur; suç işleyenler, davaya hizmet etmeyenlerdir. Bu zihniyetle hareket eden bir insan için tecavüz de mümkündür, hırsızlık da mümkündür, adam öldürmek de mümkündür. Çünkü kendisini ilâhî bir davanın askeri olarak görür ve kendini de masum sayar.
Bu sadece “ilah edinilen” kişiyi değil, ona tabi olanı da bozar. Bir insana ilah gibi bağlanan kişi, zamanla kendini de küçük bir ilah hâline getirir. Artık sorgulanamazdır. Artık “haklıdır”. Artık herkes yanlıştadır, kendisi doğrudur. Bu, Kur’an’ın en açık şekilde uyardığı sapmadır.
“Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Câsiye 45:23)
Burada ilah edinilen şey bir put değildir; kişinin kendi haklılık duygusudur.
________________________________________
Tevhid Neden Hayatîdir?
Tevhid bu yüzden hayati bir ilkedir. Çünkü tevhid sadece “Allah birdir” demek değildir; ilah olabilecek her şeyi Allah’tan başka her yerden söküp atmaktır. İnsanları, liderleri, şeyhleri, cemaatleri, davaları, kutsallık iddiasından arındırmaktır. Tevhid, insanı insana kul olmaktan kurtarır.
Kur’an bu noktada çok net bir ilke koyar:
“Allah’ın izni olmadan hiç kimse iman edemez; aklını kullanmayanların üzerine pislik atar.” (Yunus 10:100)
Bu ayet, sorumluluğu tamamen bireyin üzerine bırakır. “Ben kandırıldım” demek, “Bana böyle öğretildi” demek, Kur’an açısından bir mazeret değildir. Çünkü aklı kullanmak, sorgulamak ve ilâhlığı yalnızca Allah’a tahsis etmek, her müminin şahsî yükümlülüğüdür.
Sonuç Yerine
İslam, putları kırmak için gelmiştir; ama en zor kırılan put, kutsallaştırılmış insandır. Tevhid, tam da bu yüzden İslam’ın merkezindedir. Çünkü insanı hem başkasının ilahı olmaktan kurtarır, hem de başkasını ilah edinmekten.
Bugün yaşanan felaketlerin çoğu, tevhidin terk edilmesinin doğal sonucudur. İlâhlığın Allah’tan alınıp bir kula verildiği her yerde, din çöker; geriye sadece itaate zorlanan kalabalıklar kalır.
Tevhid, soyut bir inanç maddesi değil, insanı hem başkasının ilahı olmaktan hem de başkasını ilah edinmekten kurtaran ahlâkî ve itikadî bir emniyet kemeridir. Allah’tan başkasına ilâhlık atfedildiği anda, din çöker; akıl askıya alınır, vicdan susturulur, her türlü zulüm meşrulaştırılır. Kur’an’ın ısrarla hatırlattığı şey şudur: İlâh yalnızca Allah’tır ve bu ilke terk edildiğinde, geriye ne din kalır ne insan. Tevhid bu yüzden vardır; insanın hem kendini hem başkasını tanrılaştırmasını engellemek için.
-Hakikat Radio

0 Yorumlar