Header Ads Widget

test banner

İslam’ın Kölelik Kurumu: Apolojetik Argümanların Fakirliği

Geçen sene yazdığım bir yazıda (Link) İslam’daki kölelik kurumunu incelemiş ve şöyle demiştim: ‘Kur’an kölelerle ilgili bir hukuk oluşturarak onların varlığını ve bu varlığı mümkün kılan kölelik kurumunu meşrulaştırmış, bu kuruma ahlaki bir otorite vermiştir’. Bu yazıda ise İslam’da kölelik kurumu olduğu argümanına karşı geliştirilen İslamcı argümanları 4 kategoride inceleyeceğim. Bu kategoriler spesifik kişilerin argümanlarından çok İngilizce ve Türkçe apolojetik literatürde geçen argümanların genel temalarıdır.

1. İslam köleliği getirmemiş, köle düzeni olan bir toplumda ortaya çıkmıştır. 

Apolojetik argümanların her biri bu besmele ile başlamaktadır. Garip olan şu ki, köleliği İslam’ın icat ettiğini zaten kimse söylememektedir. Bu argüman bir straw man’dir. Kölelik insanlık tarihinin en eski kurumlarından biridir. 11,000 yıl önce Tarım Devrimi ile birlikte kitlesel hal almıştır. İslam dahil tüm din, inanış, ahlak kodu ve yasalarda var olagelmiştir. İslam toplumları dahil dünyanın her yerinde ortadan kaldırılması, Aydınlanma ve sonrasında Batı'da ortaya çıkan özgürlükçü hareketler sayesinde son 200 yılda gerçekleşmiştir. İslam’ın sorunu, kölelik kurumuna ahlaki statü vermesi, onu meşrulaştırması ve İslam toplumlarında bugüne kadar gelen pratiğini perçinlemesidir. Nitekim bu ve aşağıdaki tüm apolojetik argümanlar, Aydınlanma değerlerinin dominant olduğu modern çağda geçmişe yönelik üretilmişlerdir. Bu apolojetik argümanları üretmek modern çağa kadar nedense hiçbir İslam aliminin aklına gelmemiştir. Tam tersine bu alimler, Batılı devletler İslam devletlerine köleliği kaldırmaları için baskı yaptıklarında, bunu “küfür” olarak niteleyip karşı çıkmışlardır.

2.İslam”daki kölelik, bildiğimiz kölelikten farklı, çok daha insani idi. 

Apolojetiklerin en yaygın argümanlarından birisi budur. Tabi ki, eğer Müslüman toplumların pratiklerine bakarsak, bu argüman incelenmeye bile gerek kalmayacak şekilde yanlıştır. İslam imparatorlukları, dönemlerinin en acımasız köle pratiklerini geliştirmiş ve uygulamışlardır. Arap köle ticareti Atlantik ticaretinden daha fazla Afrikalıyı köleleştirmiştir (12-14 milyon). Bu konuyu yazmaya gerek duymuyorum.

İslam toplumlarının bu konuda sabıkası kabarık olduğundan, apolojetikler bu argümanı savunmak için Muhammed’in kölelerle ilgili oluşturduğu hukuktan hareket etmektedir. İlk yazımda da belirttiğim gibi, Kur’an’da kölelere iyilik edilmesi ve azat edilmeleri tavsiye edilmektedir. Bunlar kısmen iyileştirici adımlardır. Ama 2 önemli sorun vardır.

Birincisi, İslam’ın kölelik düzenlemeleri, ilk-orta çağdaki birçok diğer kültürel düzenlemeyle ya benzerdir ya da bazı alanlarda daha geridedir. İslam, diğer toplumlardaki gibi savaş sonrası, doğuştan veya yağmalama sonucu köleleştirilmesini meşru görmüştür. Burada, birçok İslamcı, İslam’ın savaş harici diğer yollarla insanların köleleştirilmesini yasakladığını iddia etmektedir. Böyle bir şey yoktur. Kur’an veya Hadis’te bunu emreden hiçbir söz yoktur. Burada “yasaklandığı” düşünülen 3 diğer türden bahsedilmektedir: Doğuştan kölelik, Borçtan kaynaklı kölelik ve Yağmacılık. Doğuştan köleliğin meşru olduğunu bizzat Muhammed’in kendisi belirtmiştir (Ebu Davud 11:2126). Doğuştan kölelik zaten Muhammed’in döneminde yaygın bir şekilde pratik edilmiştir. Günümüzde bu konu pek konuşulmadığından birçok Müslüman olmadığını düşünmektedir. Borç kaynaklı köleliğin yasaklandığına veya “kötü bir şey” olduğunda dair kaynaklarda hiçbir ifade yoktur (Hep belirttiğim gibi, lütfen açıp Kur’an ve Hadisleri kendiniz okuyup bulmaya çalışınız).

Maalesef, yağmacılıkla köleleştirme de hiçbir kaynakta yasaklanmamıştır. İslam bu pratiği yasakladığı yanılsaması, İslam’a ve özellikle de Muhammed’in pratiklerine karşı Müslümanlar da olan pozitif-önyargıdan kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, Muhammed askeri/siyasal kariyeri boyunca birçok yağma-talan gerçekleştirmiştir. Ama bunlar İslamcı perspektiften “savunma harpleri” olarak algılanmaktadır. Halbuki Bedir mesela, çok açık bir yağmadır. Muhammed, tüm İslam kaynaklarının da belirttiği gibi, kendisine hiçbir şekilde savaş girişiminde bulunmamakta olan bir ticaret kervanına saldırmış, mallarına el koymuş, kervandakileri köleleştirmiştir. Yine aynı şey Beni Kurayza katliamında gerçekleşmiştir. İslam kaynaklarının bile belirttiği üzere, Muhammed’le savaşma amacı olmayan, teslim olup aman dileyen bir Yahudi kabilesinin tüm erkekleri katledilmiş, tüm kadın ve çocukları köleleştirilmiştir. Aynı şeyi Muhammed’in birçok “savaş”ı için söyleyebiliriz. Göründüğü gibi, açıkça yağma ile köleleştirilme pratiği, sırf köleleştirilenler Müslüman olmadığı için meşru görülmüştür.

İslam’ın İlk-Orta Çağ’ın genelinden daha geriye götüren uygulaması ise Cariyelik kurumudur. Cariyelik (seks köleliği) İslam öncesi, özellikle Yahudi toplumunda var olmuş ama yönetici sınıfındaki belirli kişilerle sınırlı kalmıştır. Davut’un, mesela, birçok cariyesi olmuştur. Ama bu kavram ne o zamanki Yahudi kültüründe ne de sonraki Hristiyanlıkta İslam’daki gibi “kurumsallaşmıştır”. İslam’ın Kur’an ve Hadis literatüründeki Cariye hukuku sayesinde Orta Çağ’a geldiğimizde, Cariye-Harem kurumu-pratiği olan tüm toplumlar İslam toplumları olmuştur. Bununla ilintili olarak, başka bir yaygın İslamcı yanılgı ise, İlk-Orta Çağ’da İslam dışında hiçbir toplumun kölelerle ilgili hukuk oluşturmamış olduğu fikridir. Tabi ki bu yanlıştır. Mesela Hristiyanlığın ta ilk döneminde John ve birçok başka lider Muhammed’e benzer şekilde kölelere iyi davranmayı öğütlemiştir. Orta Çağ’a geldiğimizde ise, Kilise seks köleliğini tamamen yasaklamıştır. Tabi ki, Hristiyanlık da köleliği meşru görmüştür ama bunda da İslam’dan farklı tarafı yoktur.

İkincisi, İslam’ın form/şekilde yaptığı ufak ilerlemeler kölelik kurumunun özünde bir değişikliğe yol açmamıştır. Bunun sebebi ise basittir. Çünkü İslam, kölelere, sahiplerine karşı hiçbir “hak” vermemiş, sadece onların sahiplerine onlara iyi davranmayı tavsiye etmiş, onları sahiplerinin keyfine bırakmıştır. Mesela, Muhammed hiçbir yerde, kölelerine kötü davranan kişilere yönelik bir yaptırım geliştirmemiş, bu kişilere cehennem vadetmemiş, onları hiçbir şekilde tehdit etmemiştir. Efendisinin kendisine kötü davrandığı köleye devlet yaptırım uygulayamaz, onu elinden alamaz. O kadar ki, Nur 33’te belirtildiği gibi kendi parasını verip özgürlüğünü satın almak isteyen kölelerin bile önce sahiplerinden izin almaları gerekir. Dolayısı ile, İslam’ın kölelik üzerine getirdiği hukuk, kölelere hiçbir anlamlı iyilik sunmamıştır. Köle azat etmek veya köleye iyi davranmak, bir Müslüman’ın yapabileceği binlerce tür ‘iyilik’ten sadece biridir.

3.Kölelik İslam'ın özünde yoktur, sadece bir sosyal uygulama olarak vardır. 

Başka bir yaygın apolojetik argüman, köleliğin Kuran’da var olduğunu kabul eder, ama bunun İslam’ın ‘özü’yle ilgili değil de sosyal pratikleriyle ilgili olduğunu, dolayısıyla İslam’a eklemlenmemesi gerektiğini söyler. İslam’ın özünden kastedilen, genellikle, adalet, iyilik, eşitlik vs. gibi soyut kavramlardır. Öncelikle, İslam’ın ‘özü’ diye bir şey yoktur. İslam bir pastane veya otobüs firması değildir. İslam, Kuran ve Hadislerde ne yazıyorsa odur. Ve bu kaynakların hiçbir yerinde İslam’ın bu tür bir ‘özü’nden bahsedilmemektedir. Aynı şekilde, Muhammed veya Kur’an (aynı kişi oluyorlar) hiçbir yerde ahlaki değerler ve sosyal pratikler arasında bir ayrım yapmaz. Yani, sosyal pratikler nasıl emir-yasak-tavsiye vs. içeriyorsa, ahlaki/değerlerle ilgili emirler de aynı şekilde ele alınır. Burada maalesef Müslümanlar arasında şöyle bir yanılsama oluşmuştur: “İslam adaleti, iyiliği emrettiği için mutlak iyi olması gerekir. Bu adalet, iyilik nosyonlarının içinde kölelik var olamaz”. Bunun sebebi, insanların adalet, iyilik gibi kavramları bugünkü, Aydınlanma-sonrası değerleriyle anlamasıdır. Halbuki, Kur’an (Muhammed) köleliği adil gördüğünden, hem “adil olun” demiş, hem de köleliği meşru saymıştır. Çünkü kölelikte özsel olarak ‘kötü’ veya ‘adaletsiz’ bir durum görmemiştir. Bu garip bir durum değildir. Orta Çağ’da kölelik, sosyal düzenin doğal bir parçası olarak görülmekteydi ve adaletsizlik olarak düşünülmemekteydi. Ayrıca, adalet, iyilik gibi kavramlar ne İslam’a ne de dinlere özgüdür. İnsanlık tarihi boyunca, tüm hukuk ve inanç doktrinlerinde olagelmişlerdir.

4. İslam köleliğin tedricen (zamanla) kaldırılmasını istemiştir.

Bana göre en tutarsız, ama nasıl oluyorsa, son dönemde en çok tekrarlanan argüman budur. Herhalde diğer argümanların bariz şekilde tutmamasından dolayı, böyle bir söylem oluşturulmak zorunda kalınmıştır. Öncelikle, Kur’an veya Hadislerde “köleliği tedricen kaldırın” veya benzeri hiçbir söz geçmemektedir. İslam’ın köle-olmayan bir düzen öngördüğüne dair de hiçbir ayet veya hadis yoktur. Tam tersine, ilk yazımda da anlattığım gibi, köleler İslam kozmolojisinde sosyal düzenin temel taşlarından birisidir. Kölelik kurumunun yok olması hiçbir şekilde tavsiye edilmemiş, öngörülmemiştir. Adalet, eşitlik gibi değerlerle bir zıtlık teşkil ettiği de düşünülmemiştir. Apolojetikler argümana temel oluşturmak için, önce İslam’ın kölelerle ilgili bahsettiğim küçük iyileştirmelerine atıf yapılmakta, sonrasında da bunun İslam’ın köleliği kaldırmaya çalıştığına delil olduğu iddia edilmektedir. Halbuki, birinci argüman hiçbir şekilde ikinciyi destekleyemez. Tam tersine, birinci argüman köleliği meşrulaştırır. Okurlarımın kendilerine şunu sormalarını rica edeceğim: Tanrı (Allah) eğer köleliği kaldırmak istese, bunu neden “kaldırdım” deyip kaldırmaz? Neden hiç olmazsa “ilerde kaldırın” anlamında bir şey demez? Bu Tanrı, 90 milyar ışık yılı genişliğinde kainatı yaratmış, her şeye gücü yetiyor, ama birkaç bin Arap’tan mı çekinmiş? Hem kölelik gibi, insanlık tarihinin en gaddar, en acılı kurumu, bu kadar önemsiz mi ki, 600 küsur sayfalık kitapta, onlarca küçük konuya değinilmesine ve birçok başka şey yasaklanmasına rağmen, yasaklanmamış? Bir şarap kadar değeri yok mu? Hem Tanrı düşündüğü şeyi söylemekten aciz mi? Neden 21. yüzyıldaki birkaç apolojetiğe ihtiyacı var kendisini anlatması için?

Muhammed: İnsan ve Arap

Kölelik tabi ki Arap toplumunda çok oturmuş bir kurum idi ve kaldırılması düşünülmedi. Ama bunu düşünmeyen Tanrı değil Muhammed idi. Tüm bu puzzle’ın aslında çok basit bir çözümü var: Muhammed o dönemin Arap toplumunda sıradan bir insan idi ve tabi ki oluşturduğu sistem de onun gibi ‘Arabi’ ve ‘insani’ bir düzen idi. Eğer çekinmiş ve kaldırmamış ise, çekinen Tanrı değil Muhammed’in kendisi idi. Çünkü bunun, zenginleri kızdırarak, toplumdaki siyasal ve ekonomik dengeleri kendi aleyhine değiştirmesinden çekindi. Kaldırmak (büyük ihtimalle) hiç aklına gelmemişse de bunun sebebi onun o dönemki Arap toplumunda sosyalleşmiş olması ve o toplumun ahlaki/sosyal kodlarını benimsemiş olmasıydı. Bu konuda maalesef İslamcılar ve bir kısım ateistler normatif saplantılarından dolayı meselenin bu insani tarafını göremiyorlar. İslamcılar (ve genel olarak Müslümanlar) Muhammed’i melekçesine mükemmel bir ahlak sahibi olarak düşündüğünden, onun Arap toplumunun kölelik vs. konularda onların normlarını benimsemiş ve kendi doktrinine (İslam) almış olmasını anlayamıyorlar. Bazı ateist ve gayri-Müslimler ise Muhammed’i şeytani düzeyde ahlaksız gördüğünden, onun mesajındaki ‘insani’ tarafı ıskalıyorlar ve mesela, onun kölelik konusunda az da olsa kendi toplumunda iyileştirmeye gittiğini kabul edemiyorlar. Halbuki Muhammed bu iyileştirmeyi tavsiye etmiştir, çünkü o da bizim gibi bir insan idi. Kendi ahlak, iyilik anlayışı var idi. Demek ki kölelere biraz iyi davranılmasını istemiş. Ama yine insan olmasından dolayı, köleliği normal görmüş, kölelik-olmayan bir dünya düşün(e)memiştir.

Gelecek yazımda bu konudan devam edeceğim.

Özgürlüğün Gücü
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

18 Yorumlar

  1. Münferit Fikir Platformu cemaate olan eleştirilerini artık doğrudan doğruya İslama yönlendirmeye başladı.

    Şaşırdık mı? Hayır.

    Eyyy Platform yetkilileri, Allah var ahiret var, kıyamet var.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bence sunu kabul etmeniz gerekiyor; isteyen istedigini hakaret/kufur/asagilama gibi durumlara girmedikten sonra aklina gelen dusunceler/okuduklari vs. cercevesinde elestirebilir ve bu gayet dogal bir durum. Illa birileri dusman/hain/murted vs. olmak zorunda degil. birakin insanlar acikca yazsin istediklerini ve siz de karsisinda ne dusundugunuzu yazin acikca, bu guzel bir sey inanin.

      Sil
    2. Eyyy Munferit :) LOL

      Dostum, yazi yukarida duruyor. Eger karsi argumanin varsa, bir yazi da sen yaz. Eminim onu da yayinlarlar. Eyyy-meyyy demekle olmuyor bu isler :)

      Sil
  2. Resulûllah Efendimiz (asm.), yirmi üç senelik tebliğ ve irşat hayatını noktalamaya yakın olduğu günlerde son haccını, veda haccını yapar ve oradan irat ettiği eşsiz hutbesinde derki;

    “Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Peygamberin evinde ne yapılacağı, kimle yatıp yatmıyacağını bile yazan Kuran, kölelik ile ilgili niye yasaklayan bişey yazmamış?

      Cariyeliği nereye koyacaksınız? İşiniz gücünüz lafontenden masallar.

      Sil
    2. Çünkü kölelik sizin zannettiğiniz gibi tamamıyla kötü bir kurum değil de ondan. Çünkü asıl kötü olan efendinin kölesine zulm etmesidir. İslam da bunu yasaklamıştır.
      Köleliğin asıl nedeni savaştır. Savaş olduğu müddetçe kölelik kalkmaz. Savaş esirleri için, kölelere göre çok daha vahim şartlar oluşturulduğuna tarih defaalarca şahit olmuştur. O yüzden modern zamanın, geçmiş zamana gör daha iyi olduğunu (en azından bu açıdan) iddia etmeyin.
      Köleliğin insani açıdan kötü tarafları olabilir, fakat toplumsal açıdan da çok büyük faydaları olmuştur. Bu konuda yazılmış bir sürü bilimsel makale vardır. Bunları da gözardı etmeyin.

      Sil
  3. Hani denir ya bu kadar cahillik ancak okumakla mümkün olur diye yazarda özellikle oturmuş makale yazma zahmetine girmiş ama herkesin rahatlıkla bilgiye ulaştığı bir dönemde gerçekleri öğrenebildiği halde laf olsun torba dolsun kabilinden dine saldıran yeni yetmeler gibi olayları çarpıta çarpıta bir yazıyı kaleme almış.

    hani yazıyı hata olan kısımları düzeltelim diyecem de, yazmadaki art niyet o kadar ortadaki doğruları yazsak bile yazar anlama modunda değil itiraz modunda olduğundan amacının gerçekleri öğrenmek olmadığı ortaya çıkıyor.

    Bedirde kervana saldırı olmadığı malların mekkeye yağma olmadan ulaştığı tarihi bir vaka olduğu halde, müslümanlrı kervana saldırmış yağmalamış gibi yazıyor.

    köleliğin ne olduğunu tarif etmeden, neyden kaynaklandığını ortaya koymadan islam kaldırmaya gücü yetmedimi yada neden toptan yasaklamadı kainatı yaratan Allah gücümü yetmedi çekindimi gibi okuyanların düşüncelerini zaafa sürükleyen cümleleri kurmayı marifet bilmiş.

    Kuranda köleliğin kaldırılmasına dair ayet ve hadis yoktur cümlesi ise tam bir facia. Hele hele cennet veya cehennem ifadeleri ile bu niyet gösterilmemiş denmesine ne denir bilemiyorum.

    Ya yazar kuranı kerim diye başka bir kitabı okumuş yada kuranı okumamış başkalarının laflarını ezbere sallıyor.

    Nur suresi 3.ayet ve birçok buhari müslimde geçen hadisler örnek verilebilir bu konularla ilgili. detaylı bilgi öğrenmek isteyenler açıp okusunlar.

    Hele bir cümle varki yazıda yani ne kadar oha desek o kadar azdır.

    "zenginleri kızdırarak, toplumdaki siyasal ve ekonomik dengeleri kendi aleyhine değiştirmesinden çekindi." cümlesi.

    Peygamberimiz Allahın emilerini uygulamada hiç kimseden çekinmemiş, hatta baba oğul amca yeğen vs herkes karşılıklı savaş haline gelmiş can ortaya konmuş. yazar kalkıyor zenginleri kızdırmamak için çekindi diyor. çekinecek olsaydı köleliğe gelinceye kadar o kadar mesele varki anlatmakla bitmez.

    Neyse derdi üzüm yemek olana anlatılacak şeyler bunlar, gerisine hikaye gelir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sürekli aynı hikaye. Çok sığsınız. İnsanı, toplumları, tarihi anlamamış oluyor genelde bu türden yazıp çizen insanlar. Kölelik Sanayi Devrimi'ne kadar tüm toplumlarda şu ya da bu şekilde var olan bir kurumdu. Niye Amerika'da Kuzeyliler köleliğe karşıydı da Güneyliler değildi? Çünkü Güney tarımdan geçiniyordu köleye ihtiyacı vardı, Kuzey sanayileşmişti işçiye ihtiyacı vardı. Salt çıkar demek doğru olmaz ama şartlar değişince anlayışlar da değişiyor. Yani tersinden söylersek eğer Kuzey tarım toplumu olduğu halde köleliğe ahlaki olarak karşı çıksa o zaman daha anlamlı olurdu. Yoksa kendisinin çıkarlarıyla çatışma kalmayınca hatta belki diğer türlüsü daha çok işlerine gelince o şeyi savunmak çok da ahlaklı olmuyor.

      Sizin bu söylemler de aynı. Bol miktarda hipokrasi içeriyor. 21. yy dan 7.yya doğru dayılanmak ve ahlaki üstünlük taslamak kolay. Sizlere İslama küfrettiğiniz için değil bu sığlığınız yüzünden gıcık oluyorum. Işıdçıların başka versiyonusunuz sizler de.

      Daha 100 yıl önceki romanları bile okusan zengini geçtim azıcık hali vakti yerinde olanın yanında hizmetçisi var. Niye? Elektrik yok, elekrikli ev aletleri yok, elektrikli süpürge yok, çamaşır makinası yok, bulaşık makinası yok, buz dolabı yok, kombi yok, şofben yok, pek çok evde çeşme yok, gaz yok. Her evde tonla iş var. Yıkanacak mısın suyu dışarıdan getir, ateşi yak, suyu ısıt kazanla banyoya götür vs Çamaşırı öyle, ısıtması öyle, temizlemesi öyle. Bugün en zenginlerin evinde bile en fazla bir hizmetçi var (Murat Ülker'in bir röportajında söylüyordu mesela). Ancak çocuk için vs tutuyorlar bakıcı niye? O hala zor çünkü.

      Sonra toplum kesimlerinin gelirden aldıkları payın bir çan eğrisini çıkarsak acaba o zamanki kölelerin bugünkü alt gelir gurubundan relatif olarak ne kadar farkı var? Ben üst orta sınıftan bir insan olarak kendimi köle gibi hissediyorum pek çok zaman. Kazandığım çocuğun eğitimine, evin taksidine, yemeye içmeye gidiyor. Nispeten rahat yaşamak dışında kenara milyonlar koyuyor değilim. İş güvencem yok her an kovulabilirim. Patronun kahrını çekiyorum her gün vs. Ve ben iyi olanıyım. Asgari ücretli insanlar var ülkede ev geçindiriyor o parayla, çocuk okutuyor, kira ödüyor, üstelik o tür adamların pek çoğu da 6 ay çalışıyor 6 ay işsiz geziyor.

      Yani koyalım yan yana bugünkü zengin, benim gibi iyi durumda olanlar, sıradan memur, asgari ücretli, işsiz vs. Bir de o günkü zengin, o günkü orta sınıf, alt sınıf ve en alttakiler. Relatif olarak bence çok da fark yok ortada. Fatih bile bugün için çok basit hastalıktan sürünerek gitti. Sadrazamların çoğu idamla tamamladı hayatını. Padişah olamayan şehzadeleri inlete inlete öldürüyorlardı. Onları da geçtim konfor da o kadar iyi değildi bugünkü kadar rahat ısınmaları bile olmuyordu muhtemelen mesela. Yani hayat üst sınıflara da zordu eskiden, köleye çok daha zordu. Aynı bugün olduğu gibi.

      Geçelim yani modern insan pozlarında 7.yy'a 15.yy'a çakmaları. Bu mantıkla tarihi anlamak mümkün değil. Tersinden bakarsak bu mantıkla bugünkü hayatımızı 1500 yıl sonraki adamların bakışıyla yargılamamız gerekir. Onlar bizim iyi saydığımızı iyi saymazsa iyi değil mi diyeceğiz.

      İyinin kötünün doğrunun yanlışın ne olduğu açıktır. İslam'ın 7.yy Arap toplumuna getirdikleri iyidir, ahlaklıdır. 21. yy da kendi kabullerini savunmak için gerçekleri çarpıtmak kötüdür, ahlaksızlıktır, eğer farkında değilsen cahilliktir, sığlıktır.

      Sil
    2. 21. Yy dan 7. Yy lı yargılamak doğru değil, fakat köleliği "ücretli ve özgür" hizmetçilik ile kıyaslamanız olmamış. Özgürlük para ile ölçülmez.

      Sil
    3. 3.ANONİM :
      2.Anonim arkadaş, 1.Anonim arkadaşa cevap yazıyor zannetmişim, fakat yazının sahibine cevap yazdığını bir iki parağraf ilerleyene kadar anlayamadım.

      Ben de katkı olması için bir iki kelam edeyim. Münferit Fikir platformunu, sözde Gülenistlerden ayrılan insanların, Gülenizmi eleştirdikleri, yaşadıklarını, cemaat içerisinde bulundukları müddetçe yaşadıkları yanlış durumları paylaştıkları bir platform olarak kurulmuş olduğu halde, islam'ı değiştirmek isteyen reformistlerin, mealcilerin, hadis inkarcılarının, felsefecilerin, mutezilecilerin cirit attığı bir gruba dönüşmüş olduğunu gözlemliyorum. Bir zamanlar cemaat içerisinde olduklarını iddia edenlerin paylaşımlarına baktığımda, Gülenistlerden daha beter bir halde, yukarıda saydığım akımların içerisinde bulunduklarını, onların fikirlerini paylaştıklarını görüyorum. Daha beter diyorum çünkü F.Gülen ve onun takipçileri en azından kendilerinin ehl-i sünnet olduklarını iddia ediyorlardı.

      Bu yazıda da, belki eski bir Gülenist olmasa da, kendisini islamın karşısında konumlandırmış bir insanın fikirlerini görüyoruz. 1. Anonim arkadaşın dediği gibi hem çarpıtma, hem tarihi gerçekler ile örtüşmeyen bilgiler ve onların üzerine kurgulanmış fikirler empoze edilmiş. Tek nedeni kötü niyet olabilecek bu durum üzerine her ne kadar 1. Anonim arkadaş "... düzeltelim diyecem de..." diyerek haklı olarak cevap vermeye değmeyeceğini ifade etmeye çalışmasına rağmen, yine de duramamış cevap yazmış boşu boşuna. Ama yine de emeğine sağlık.
      Fakat 1.Anonim arkadaşın, islamın köleliğe yaklaşımına dair açıklamalarında biraz bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm nedenlerden dolayı, pek tatmin edici veya islamın anlayışını tam yansıtıcı bir bilgi verediğini görüyorum. Fakat bu nokta da 2.Anonim arkadaşın getirdiği yaklaşımın, yani her meseleyi çağının şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiği yaklaşımının konuyu daha açıklayıcı hale getirdiğini takdir ediyorum, kendisine teşekkür ediyorum. Özellikle günümüzde köleliğin kalkmış olduğunu zannedenlere yanıt olacak biçimde, kendisini de bazen köle gibi hissetmesinden bahsettiği ve günümüz işçi sınıfını, özellikle emeği ile çalışanları geçmişteki kölelerle kıyaslayıp onlardan pek de bir farklı olmadığını ortaya koymasına yüzde yüz katılıyorum ve bu bölümdeki konuyu anlatımındaki güçlü ifadeler nedeniyle kendisini tebrik ediyorum. Fakat geçmişte, üst sınıflardaki hayatın da kolay olmadığını anlatmak için örnek olarak gösterdiği Osmanlı zamanında yaşananları ve bunları ifade biçimini de doğru bulmadığımı belirtmeden edemeyeceğim. Saygılar.

      Sil
    4. Köleliği "Ücretli ve özgür" hizmetçilikle kıyaslamıyorum modernlik sonrasını özellikle bugünü modernlik öncesiyle özelde 7.yy Arap toplum ile kıyaslıyorum. Yani eğer kıyaslamayı 7.yydaki köle ile 21.yydaki en alt sınıflar arasında yaparsan tabi ki 21. yy daha iyi sen hala bunu yapıyorsun. Fakat 7.yy daki köleyi 7.yy daki köle olmayan sıradan vatandaş ile kıyaslarsan, bugünkü asgari ücretliyi de bugünkü orta sınıflarla kıyaslarsan aradaki relatif fark çok farklı değil diyorum.

      Öncelikle kölelikte ücret olmadığını düşünüyorsun sanırım ama minimumda adamın karnını doyuruyorlar. Modernlik öncesi için bu çok önemli bir şey. Hemen herkes ancak karnını doyuruyor. En üst sınıfların bile masallarda veya dizilerde anlatıldığı gibi şatafat içerisinde yaşadıkları doğru değil. BBC'nin The Last Kingdom diye bir dizisi var orada bence güzel gösteriyorlar durumu. Mesela adam 30 kişiyi toplamış yanına bir çiftlik evine yerleşmiş buraların kralıyım diyor bir bölümde.

      Özgürlük dediğim kavram da tamamen modern bir kavram. Malum liberte fraternite egalite Fransız ihtilalinin sloganları. Öncesinde neydi peki? Serf dediğin köylü de bir çeşit köleydi. Toprağından ayrılamaz, efendisi yerine göre öldürse bile ceza almaz vs. Diğer yerlerde çok mu farklıydı peki? Akira Kurusawa'nın filimlerini seyredin Japon köylüsü 15.yy da ne durumdaymış görün. Bir avuç prinç için bir birini öldürüyor insanlar. Hele köylü filan kimsenin umurunda değil. İnsanların %97'si doğdukları yerin 5-10km dışına çıkmamış gibi bir şey okumuştum bir yerde. Zaten çıkarsan dağ başı, adam kesse atsa bir daha kimse haber alamaz senden. Okuma yazma filan hak getire. O yüzden köyünde oturup o toplumun sana dayattığı anlayışları kabul edip aç kalmamaya ölmemeye çalışacaksın. Zaten ortalama olarak da 40 30-40 yaşına gelmeden ya bugün için basit bir enfeksiyon veya açlıktan vs ölüp gidiyorsun. Özgürlük dediğin bu yani modernlik öncesinde. Bununla kıysalayacaksın köleyi bugünkü asgari ücretliyle değil.

      Bunu anlamadan mesela Çerkezlerin kızlarını niye saraya "köle" olarak vermeyi kendilerinin istediğini anlamak mümkün değil. Yani çocuğun en azından yaşama şansı oluyor vs.

      Sil
    5. Bence kıyaslamış olsaydınız da yanlış olmazdı. Ama çok da önemli değil, yazar ortaya kışkırtıcı bir yazı atıyor sonra aradan çekiliyor, bizim gibiler de safça, bir delinin kuyuya taş atıp kırk akıllının çıkaramaması misali çırpınıp duruyoruz. Eminim yazar köşesinde çekilmiş kıs kıs gülerek bizi izliyordur.

      Sil
    6. Köleliği, zamanımınızın asgari ücretlisiyle kıyaslamanız çok mantıksız. Yazdığınız bir çok şeyin realize edilebilir bir tarafı yok. Sanki dünyadan değilde başka bir gezegenden yazıyorsunuz.

      İslamda köle olduğun zaman, kadınsa rızası dışında cinsel ilişkiye girebiliyorsun, köleyi devredebiliyor veya satabiliyorsun, sahibi ölürse köle, miras olarak çocuğuna kalıyor, zenginsen istediğin kadar köle alır ücret ödemeden istediğin kadar çalıştırırsın. Kölenin çocuğu köle olur, sahibi köleden çocuk yaparsa çocukta köle olur...Kısaca köle bir mal gibi insan yerine konulmuyor.

      Siz kalkmış asgari ücretli kıyası yapıyorsunuz. Kendinize, köleliliği islamın kaldırmamasına kılıf buluyorsunuz. Sizin bu anlayışınız insanlık onuruna yapılmış en büyük saygısızlıklardan biri. Kendinize çeki düzen verin, köleliliği normalleştirmeye çalışmayın. Sizin de çoluk çocuğunuz vardır. İnsaf önemli.

      Sil
    7. Anlamamakta ısrar ediyorsunuz zira işinize gelmiyor. Kıyaslama asgari ücretli ile köle arasında değil. Buna strwaman argument deniyor ingilizcede karşındakinin söylediğine verecek cevabın yok söylemediği bir şeyi söylüyor gibi göstererek ona cevap vermeye çalışıyorsun. Ben 7.yy ile 21. yy ı kıyaslamanızın üç kağatçılık olduğunu söylüyorum. Mesela bir iş adamı çıkıp asgari ücretlinin durumundan şikayet ediyorlar kardeşim bugünkü asgari ücretli Fatih Sultan Mehmet'ten bile daha iyi giyiniyor daha iyi besleniyor daha iyi sağlık hizmeti alıyor. Fatih domates bile yememişti nispeten genç yaşta basit hastalıklardan ölmüştü daha ne istiyorsunuz şükredin halinize filan. Adam haklı der misiniz? Demiyorsanız niye sanayi toplumu öncesi her toplumda olan bir kurumu İslamla olan kavganıza meze ediyorsunuz? (evet siz kölelikten dolayı İslama düşman değilsiniz İslama olan düşmanlığınızda köleliği kullanıyorsunuz). Bu söylem İslam'dan köleliği kaldırmış olmasını talep etmiyor İslam'dan 7. yy ı 21. yy yapmasını talep ediyor. Peki niçin 21. yy? Niye 55. yy değil mesela? Mesela bir kaç yüz yıl sonra yapay zeka çok gelişir ve artık hiç bir insan çalışmıyor olur ve insan çalıştırmak çok ahlaksız bir şey olarak görülürse bugün çalışanlarının haklarına riayet eden onlara piyasa üzerinde ücret veren ve çalışanlarının çok sevdiği ve minnettar olduğu bir patron ahlaksız mı olmuş olur? Veya patronlar adına müdürlük yapan bir yönetici ahlaksız mı olur? Bir dinin 31. yyı düşünerek 7. yy da insan çalıştırmayı yasaklamış olması mı gerekir hak din olmak için? Saçmalıktır bu söyledikleriniz. 7. yy da kölelik vardı ve o toplumun ve pek çok toplumun parçasıydı. 7. yy da hayat 21. yydan daha farklı ve zordu. Sadece köleler için değil köylüler için tüccarlar için hatta krallar için de daha zordu. 21. yy sizin babanızın malı 7.yy da İslam değildir. Artık bu üç kağatçı argümanları bırakıp gerçek argümanlarla karşı çıkın İslam'a.

      Sil
    8. Gerçekte bir dinin doğru olduğunu savunmak için bu argümanı mı getiriyorsun, neye inanmak istiyorsan ona inan vicdanını tatmin ediyorsa aklına yatıyorsa rahatsan bu durumla barışıksan inan. Ne uğruna? Cidden elindeki oyuncak ayıyı vermemek için direnen çocuk gibi, Fethullahçıların Gülen'i kaybetmemek için yaptıkları teviller gibi. Bu benim ilk yorumum size, yani her tarafı delik bir çuval bu dinler, kaybetmemek için elinizden gelen argümanı koyuyorsunuz korkuyorsunuz. Zordur değişmiş elinin tersiyle atmak, itiraf etmek kendine.

      Argümanını başka yerden okumadıysan kendin düşündüysen baya cebelleşmişsin bu dinle ama tutunmuşsun gene bir yerden. İslam'ın insan yapımı olduğunu iddia etmek için köleliğe gerek yok, dolu yerden çakarsın ama bırakamaz insanlar kolay değil dalga geçerler feytullahçılarla kült diye kendileri de külttür, tarikatlara kült derler hepsi din olamamış küçük yapılar sadece.

      Sil
    9. Ateistler olarak sorununuz şudur ki tanrıya veya bir dine inanmıyorum dediğinizde default yani tarafsız bir pozisyona geçtiğinizi zannediyorsunuz. Belirli bir dine inanmaksa o defaulttan bir uzaklaşma. Böylece kendinizi üstün hissediyorsunuz. Bu kendinize söylediğiniz en öncelikli yalandır. Gerçek nedir? Gerçek insanın biyolojisinin bir şeye inandım veya inanmadım demesiyle değişmediğidir. Din antropolojideki yani insan bilimindeki tanımıyla kültür kavramı içerisine girer. Dindar olmayanın antropolojik anlamıyla kültürü yok mudur? Böyle bir iddia saçmalıktır. Sen de homo sapienssin o da homo sapiens hele de aynı ülkede doğmuş büyümüş insanlar olarak bir tek İslama küfrettin diye beyninin o bölgesine tümüyle farklı şeyler doluyor değil. Ve insanlar beyinlerinin o bölgesini matematiksel ispatını yapabildikleri şeylerle doldurmuyorlar sadece. Modern insanla 100 bin yıl önceki insan arasında fark yok bu açıdan hepsi aynı tür (İnsanlığın başından beri her toplumda dinin var olması tesadüf müdür? Değilse sizin beyninizin o bölgesini doldurduğunuz şeyler nedir acaba?). Dahası gelinen noktada psikoloji ilmi insanların ne kadar az rasyonel oldukları ve günlük hayatlarını heuristikler, ön yargılar, biaslarla doldurduklarına dair araştırmalarla dolu ki son yıllarda bu alanlar daha da gelişiyor. Yani bir insanın ateistim demesi onu tüm bu biaslardan ön yargılardan heuristiklerden kurtarmıyor ki aslında dışarıdan bakınca ateistlerin kendi pozisyonlarını din gibi savunmaları ve dindarlara karşı tutumları herhangi bir dindarınkinden farklı görünmüyor bana.

      Rasyonel yöntem İslam'da kalmak için uğraşmak değildir. İslamdan kopmak için uğraşmaktır. Ben de onu yapıyorum. İslamdan kopmak için bir neden arıyorum ama göremiyorum. Zira sizlerin pozisyonunu dindarlarınkinden daha tutarlı bulmuyorum. Dindarlara dair ne söylüyorsanız aynıları sizlerde de var. Mesela sık sık söylediğiniz gibi dinlerde şiddet var. Sizlerde yok de mi? Örneğini verince ama o sayılmaz. Niye dindar İslam o değil deyince onu kabul etmiyorsun da ateistin yaptığı katliamlara gelince o sayılmaz oluyor? Demek ki şiddetin kaynağı din filan değil. Benzerliklerinizi görebiliyor musunuz? Gerçek nedir? Gerçek yeri geldiğinde her insan aynı şekilde şiddete meyletmeye müsait. Tarihte bunun örnekleri fazlasıyla var ama siz sadece onlarınkini görüyorsunuz. Bu da başka bir bias tüm insanlarda olan. Yine de sizleri daha tutarsız buluyorum zira pseudo scince gibi iddialarınız aslında farkınız yok ama bunun farkında değilsiniz ve akıl bilim geyikleri yapıyorsunuz. Beyniniz bir maymun beyni. Şempanzeden azıcık fazla evrimleşmiş ama çok büyük iddialar içerisindesiniz. Bu kibiriniz uzaklaştırıyor beni sizlerden. Dindarlar en azından kendi içerisinde daha tutarlı. 21. yy "inançlarıyla" 7. yy ı yargılamak dışında onlara karşı söyleyebildiğiniz şeyler oldukça sınırlı. Yani bana 21. yy normlarına iman etmemi ve 7. yy ın o normlarla çelişiyor olması üzerinden İslamı reddetmemi ve sizin gibi 21. yy normlarına inanmamı istiyorsunuz. Temel argümanlarınız bunlar ama bunun farkında bile değilsiniz. Bunlarla yüzeysel insanları ikna edebilirsiniz ama bana fazla sığ geliyor duruşunuz ve bakışınız.

      Sil
  4. Hindistan'da inek eti yemek marifet değildir.

    Putları yıkmak somut eyleme dönüştüğü yerde savaş çıkar.

    Düşünme ve sorgulama çatışmadan uzak olmalı. Çatışmanın olduğu yerde yeşeremez.

    Ateist kendini hala din ile tanımlayan kişidir. Yok dediğin bir şeye göre kendini tanımlama ve ona göre pozisyon alma öz benliğe aşağılayıcıdır. Bir şeye karşı olmak ile o şeyi yok kabul etmek farklıdır. Karşıtlık taraf seçmedir.

    Kandırıldığını anlamak aydınlanma değildir. 0 noktasıdır. Diğerlerini o noktaya çekmeye vakit kaybetmek yolun başında kalmaktır. Yanlış bilgileri temizlemek nötr hale gelmektir, bu bir kazanım değildir.

    YanıtlayınSil
  5. islam açık bir şekilde kuran ve hadis değil ne yazık ki. öncelikle bunu düzeltmek isterim. bunu da anlatmaya gerek yok zira aradan geçen bin küsür yılda insanların bu konulardaki eylemleri ve farklılaşmaları hatta yaşadığımız ülkedeki din ve islam algısının bu noktaya gelmiş olması bile kuran ile sünnetten fersah fersah ötede olduğumuzu ve bunu da farklı insanların "kuran ile sünnette olmayan" fikirlerinin sağladığını da sanırım tartışmaya gerek yok. bahsettiğiniz kuran ve sünnetten oluşan islam anlayışını savunanlara sanırım selefiler deniyor. televizyonlarda şurada burada sorulan sorulara ya da yaşam içerisindeki problemlere ve ya çıkmazlara verilen islami cevapların ekseriyeti yorumu yapanın kendi kişisel görüşünden ibarettir.

    müslüman ülkelerdeki kölelik kavramıyla hristiyan ülkelerdeki kölelik kavramının aynı olmadığını düşünüyorum. bunu araplar muhteşem batılılar çok kötü anlamında da söylemiyorum, basit bir şekilde farklı pratikleri vardı. hikaye edilen ya da tarihçiler tarafından yazıya geçirilen ve ya kroniklerden okuyup edindiğimiz köle pratikleri ve hatta yakın yüzyıldaki batılıların aşikar olan davranışlarını da işin içine katarsak "arapların muhteşem iyi insanlar olmasıyla alakası olmayan" bir farklılık olduğunu görürüz. köleler evet arap hayatının içerisindedir hatta çok içerisindedir ancak hristiyan batıda bunun böyle olmadığı da çok açık zira köle batıda "dışarlıklıdır" . en azından ordu komutanı olan bir köle hatırlamıyorum haçlıların ordularında ve ya bir hristiyan ordusunda.

    sorularınızı ve bu konudaki sorgulamanızı açıkçası anlıyorum. bu biraz islama bakış açısıyla ilgili. eğer dini ve islamı sabit değişmeyen bir olgu olarak görürseniz bunlar sadece soracağınız bir yığın sorunun bir kısmını oluşturuyor. kuranın olaylara yaklaşımı her zaman yasaklayıp cehennemle tehdit etme şeklinde olmamıştır. şarap örneği vermişsiniz. kuranda şarabı açık açık alenen yasaklamıyor yine. üç ayetin hiç birinde içerseniz cehenneme gidersiniz de demiyor. ancak öyle üç ayet söylüyor ki bunları okuduktan sonra "içmemeniz gerekiyor" sonucunu rahatlıkla çıkarabiliyorsunuz. hoş içenler orada alenen yasaklanmıyor diyorlar. kuranda yer alan ifadeler evet peygamberin cümleleri yani herkesin anlayabileceği ortak bir kutsal dilde yazılmamış ifadeler dolayısıyla da onun olaylara yaklaşımını ve onun bakış açısıyla yorumunu içeriyorlar. yani ilham ve vahiy nasıl gelirse gelsin sonuçta olay peygamberin kelimelerinde bitiyor.

    kölelerle ilgili ifadeleri köleliğin onun dikkatinden kaçmayacak kadar gayri insani bir durum olduğunu gösteriyor bu konuda yanıldığınızı düşünüyorum. yani köleliğin olduğu bir toplumda doğmuş birisi olarak bunu kanıksamış ve normal görüyor değil. sonuçta kuran'da dahi geçen bir durum söz konusuysa olayın ciddiyetinin ve uygulamanın yanlışlığının farkında olduğu çok açık. ancak müdahalenin boyutu nedir ? öncelikle kuran kimleri cehennem azabıyla tehdit ediyor açıkça ? saçını açanlar ? şarap içenler ? hatta direk yaradana inanmayanlar ? peygamberin yıllarını yönetici bir sınıfa açtığı savaşla harcadığı ve yanında olanların hepsi olmasa da ekseriyetinin gariban sınıfından olduğu düşünülürse, zenginlerden korkup çekinip yapmak istediği bir şeyi yapmaktan vazgeçtiğini mantıklı bulmuyorum. sonuçta ortada galip bir komutan var. atatürk bile daha çok muhalifin ve daha kaotik bir ortamın içerisinde yaptığı devrimde daha radikal kararlar alabilmişken peygamberin muzaffer bir komutan olarak pek de rakibi yoktu. burada ben peygamberin yaklaşımının önemli olduğunu düşünüyorum ancak başarılı oldu mu ? tartışılır. şarap konusu da öyle. 3 ayette çok açık bir şekilde içilmemesi tavsiye edilen şarabı o dönem sahabelerden emirlere padişahlardan vezirlere herkes içmeye devam etti. ama böyle olması gerekiyor aziz dostum böyle olması gerekiyor. ne diyor ünlü şair bruce dickinson'un da söylediği gibi: "The evil that men do lives on and on"

    YanıtlayınSil