Hayaletlerle Savaşılmaz - Münferit Fikir Platformu

SON

18 Mart 2020 Çarşamba

Hayaletlerle Savaşılmaz



Ya da hayaletlerle savaşmaya çalışırsanız her zaman kaybedersiniz. Çünkü hiç bitmeyecek bir mücadelenin içine girmişsinizdir.

Fuat Avni isimli Twitter hesabının Türkiye gündemini ve insanlarını meşgul ettiği dönemlerde Ekşi sözlükte ‘fuatavni’ gönderisinin altında yazılan ilginç bir açıklama vardı. Fuat Avni’nin FG’nin dördüncü halka tabir edilen en gizli ve en derin grubundan olduğu ve sadece FG’nin kendisinin ve ona yakın çok az kişinin bu kişileri bilebileceğinden bahsediliyordu. Daha önce duymadığım dördüncü halka kavramı o donem bana çok ilginç gelmişti. FG’nin halkalar halinde örgütlenme yaptığını ya da örgütlenme sistematiğini ‘halka’larla tabir ettiğini daha önce duymamıştım. Sanırım çoğu cemaat mensubu da duymamıştır.

Fuat Avni hakkında Ekşi sözlük’de yer alan bu açıklama daha sonra muhtemelen kaldırıldı. O kadar aramama rağmen bulamadım. Dördüncü halka kavramını kendisiyle ilgili olabilecek anahtar kelimelerle internette aradığımda da herhangi bir sonuca ulaşamadım. Kavramın ilginçliği ve FG’nin örgütlenme sistematiğine dair bu açıklamanın Ekşi sözlük’de kaldırılması oldukça garip zira bilginin doğruluğu bile şüpheliyken oradan kaldırılması dördüncü halka üzerine düşünmeyi gerekli kılıyor.

Gerekli kılıyor zira Türkiye’de özellikle (eski) cemaat mensuplarına karşı bitmeyen devlet takibi ve zulmü hükümeti kötülük ve diktatörlükle tanımlamaktan daha fazlasının hak ediyor. Bu hak ediş hükümetin bu tabirleri hak etmediğinden değil elbette. Bilakis, hiç şüphe yok ki, mevcut hükümet Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşi görülmemiş bir zulüm ve diktatörlük örneği sergiliyor. Ne var ki, eğer bu zulmün bir şekilde bitmesini istiyorsak, yapılanların en azından bir parçasının devlet sistematiği içinde yapıldığını da hesaba katmamız gerekiyor, bu takip edilen yöntemi onayladığımız anlamına gelmese bile.

Diğer bir deyişle, cemaat mensupları üzerindeki bu kadar takıntılı ve göründüğü kadarıyla sistematik devlet takibini sadece bu cemaate duyulan nefret ile açıklamak bence kolaycılık olacaktır. Hele hele ‘önde’ gelen cemaat yönetici ve sosyal medyada etkin hesapların iddia ettiğinin aksine; cemaate duyulan kıskançlık, onların deyimiyle haset ile açıklamak hepten ucuzluk olacaktır bana kalırsa. Her ne kadar çoğu kişi artık devlet kalmadığını iddia etse de bence devletin kıskançlık-hasetle hareket edeceğini iddia etmek ya da yapılan zulmü bunun üzerine inşa etmek bizim bu takıntılı takibi anlamamıza pek yardımcı olmayacaktır.

Bu olaylar başlamadan çok önceleri de cemaatin devlet içinde yapılandığı herkesin bildiği bir cemaat sırrıydı. Görünen o ki, o dönemlerde cemaat de bu sırrın konuşulmasından bir yere kadar çok rahatsız değildi. Gazeteciler FG’ye soru sorabiliyor, o da kendince cevaplar verebiliyordu. O dönemlerde hiçbirimizin aklına gelmeyen soru bu yapılanmanın olağan devlet hiyerarşisinin ne kadar dışına çıkarak hareket ettiğiydi. Bu sorunun cevabını bugün de tam olarak bilmesek de 15 Temmuz sonrası gittikçe daha fazla kişinin tecrübelerini paylaşması karanlıkta kalan bazı noktaların aydınlanmasına ve cemaatin kendi ajandasını devlet faaliyetlerinin önüne geçirdiğini, hak-hukuk gözetmeyecek derecede başına buyruk hareket edebildiğini somut bilgilerle öğrenmemize vesile oldu.

Artık hepimiz biliyoruz ki bu yapılanma ‘ülkenin kendi evlatlarının, kendi ülkelerinin kurumlarına girme çabaları’ değildi sadece. Kapıların kendilerine inançlı oldukları için kapandığı kurumlara meşru yollarla girme tezi üzerine kurulu cemaat argümanı, o kurumlara girerken ve girdikten sonra yapılan hukuksuzlukların artık hemen herkes tarafından öğrenilmesiyle birlikte çoktan çöktü. Bu süreçlerde başvurulan gayri meşruluklar binde bir bile olsa meşruiyet zeminin kaybedilmesi için fazlasıyla yeterli.

Bu noktada cemaatin devlet içinde yapılanmasıyla cemaat mensuplarının kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmasını birbirinden ayırmak gerekiyor, her ne kadar bu ikisi birbiriyle kritik noktalarda kesişiyor ve görev paylaşımı yapıyor olsa da. Bunlardan birincisi aslında Paralel Devlet tabir edilen ve artık birçok cemaat mensubunun da onaylamadığı ve hatta FG’nin de belki mülaanesine dahil ettiği kısım. İkincisi ise bir önceki paragrafta FG’nin paralel yapılanması üzerinden meşruiyet devşirdiği ama belki de o yapılanmanın mahiyetinden ve çalışma sistematiğinden haberi bile olmayan cemaatin büyük çoğunluğunu oluşturan kısım. Türkiye’de sistematik izolasyona maruz kalan kısım.

Dört yıla yakın zamandır neredeyse hız kesmeden cemaat mensuplarına yönelik devam eden bu sistematik izolasyon, ötekileştirme ve şeytanlaştırma önemli oranda hükümet propagandasının sonucu. Görünen o ki bu şekilde kamuoyundan kendi tabanlarını da asacak şekilde onay alabildikleri tek icraatları bu ve belli ki kendi iktidarlarının devamı için cemaat düşmanlığını organize bir şekilde devam ettirmekten başka çareleri yok. Haliyle devam eden cemaat operasyonları ellerindeki en güçlü somut dayanaklarından bir tanesi; dört yıldır devam eden belki yüzbinlerce işten çıkarma, gözaltı, hapis ve daha nice işkenceden sonra.

Peki bu süreç ne zaman bitecek? Öncelikle toplumda cemaate karşı olan nefretin belki de kızgınlığın geçmesi için biraz daha zamana ihtiyaç olduğu belli. Elbette bu öylesine bekleyerek geçirilecek bir zaman olmamalı. Aksine, bu, cemaat mensuplarının kendilerini daha iyi ifade edebildiği, cemaatin içindeki dar bir kadronun yaptıklarının ceremesini kendilerinin çektiğini anlattıkları ve yapılan hukuksuzlukların parçası olmadıklarını paylaştıkları bir zaman süreci olmalı. Devlet takip ve tarassudunun ne zaman biteceği sorusunun cevabı için bu yazının başında ileri sürdüğüm cemaatin gizli yapılanmada ne kadar ileri gidebileceğine dair teze dönmek gerekiyor.

Cemaat içinde FG ve az sayıda bir kadronun bildiği çok gizli bir yapılanmanın varlığı ne kadar doğrudur bilmek zor. Bu derecede bir yapılanma olmasa bile adı üstünde gizli bir yapılanmanın varlığı kendi başına sonu gelmeyecek bir takip ve tarassuttu ima etmeye yeterli. Cemaatin kendisinin artık devlet kadrolarında kimse kalmadığını ifade edene kadar. Cemaatin gizli yapılanması hükümetin elinde öyle güçlü bir argüman ki, görevde olsalar da olmasalar da sonsuza kadar hala ‘kripto’ cemaat, paralel yapı elemanlarının varlığını iddia edebilirler ve bunun üzerine siyaset bina edebilirler. Eğer toplumda cemaat hakkında var olan torpil veya soru çalma gibi düşünceler bir şekilde temizlenmezse, hükümetin veya başkalarının ‘kripto’ iddiaları ve ilgili politikaları her zaman destek bulacaktır.

Aslına bakılırsa FG ve cemaatin diğer önde gelenlerinin, öncelikle gazeteciler olmak üzere, bu konulardaki sessizliği böyle bir gizli yapılanmanın olmasa bile içerdi hala gizledikleri elemanlarının olabileceği tezini güçlendiriyor diyebiliriz. Erdoğan hükümetinin uzun bir süre devlet yönetiminde kalsa bile sonsuza kadar orada olamayacağını bildikleri için içerideki cemaat mensupları sayesinde yeni başlayacak başka bir hükümet sürecinde de sıfırdan yapılanma başlatmak zorunda kalmayacaklarını planlamış olabilirler. Bunun da ötesinde, o yeni süreçte kurulan hükümet düzeninin, bürokrasideki yapılanmaları sayesinde, planlayıcıları arasında olacaklarını bile düşünüyor olabilirler. (Bu senaryonun ilerletilmiş bir versiyonu son dönemde yazılan Damat isimli kitabın anlattıkları ve tezleri göz önüne alınarak değerlendirilebilir.)

Cemaatin kamuda yapılanma ve gizlilik stratejisini göz önüne aldığımızda böyle bir senaryo ne kadar akla aykırı? Sizce FG ve ekibi yılların emeğini, enerjisini, parasını harcayarak kurdukları bu sistemi bir çırpıda yıkılacak şekilde kurmuş olabilirler mi? Ya da bir kriz anına hazırlık olarak herhangi bir sigorta sistemi düşünmemiş olabilirler mi? Eldeki her şey gitse bile geriye bir şeyler kalmalı ki tekrar başlaması kolay olsun ya da geri dönüş süreci hızlı olsun diyecekleri bir hazırlık yapmamış olmaları, olmamalarına göre daha makul bir senaryo mu?

Kendi başlarına çok da önemli sorular değil aslında bunlar! Aslına bakılırsa bu yazının okurları bu soruların cevaplarının önerebileceğinden çok daha fazlasını biliyordur diye düşünüyorum. Bence önemli olan bu ve benzeri soruların cevaplarının ülkemizdeki anti-demokratik politikaların sürdürülmesinde, cemaat mensuplarının terörist olarak topluma kabul ettirilmesi özelinde, aykırı denebilecek bütün seslerin susturulmasında ve yıllardır süren bu zulmün devam ettirilmesinde ne kadar belirleyici olacakları.

Devletimize, belki daha doğrusu hükümetlerimize, bu yeni ‘hayaleti ürettiği ve sonrasında da bu hayaleti kovalama mücadelesinde ellerini güçlendirdiği için cemaat sözcüleri ve yönetim kadrosuna (kim olduklarını kimse bilmese de) teşekkür borcumuz olsa gerek. Öyle ya, ‘milliyetçilik’, ‘dincilik’, ‘devletçilik’ ya da ‘vatan elden gidiyor’, ‘dış güçler’ hayaletlerinden kurtulamıyorken tek ihtiyacımız bir başka hayaletti. Artık kendi canımızdan olana kadar onlarla mücadeleye devam ederiz. Nasılsa onlara bir şey olacağı yok!

-Selim İzleyici                                                   Twitter: @SelimIzler

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------
  

3 yorum:

  1. Fetö nefretini Amerika nefretinden ayrı görmek mümkün değil. İnsanlar bu yapıdan ne soru çaldığı için nefret ediyor ne de darbe yapmaya kalktığı için. Bu ülkede fırsatını bulan herkes kendi adamlarını haksız yere devlete sokar (mesela Moğultay'ın solcuları değil ülkücüleri mi alacaktım tabiri) en azından kendi tabanları nefret etmez onlardan. Demokrasi de ezici çoğunluğun derdi değil ve bugün bile kendi işlerine gelecek bir darbeye her kesim destek verir.

    Fetöye nefretin iki nedeni var. Birincisi tüm kesimler tarafından Amerika'nın uzantısı olarak görülüyor bu yapı ve onunla ilişkili herkes ve Türkiye Amerika korkusu ve nefretinin en yüksek olduğu ülkelerden birisi dünyada.

    İkinci olaraksa Türkiye'de bir kaç mahalle var. Sekülerler, dindarlar, milliyetçi Kürtler. Bu mahallelerden birindeki diğerindekilere yiyecek ekmek içecek su verilmese zerre kadar rahatsız olmaz. Nitekim bunlar yaşandı Türkiye'de. Fetönün sorunu kendisini dindar mahalleden ayrı bir yapı gibi gördü ve o mahallenin lideri olan Erdoğan ile kavgaya girdi, mahalledekiler Erdoğan'ın yanında yer aldığındaysa mahalleyle de kavgaya girdi. Erdoğan'ın kandırıldık demesinin bunların soru çaldığını bilmiyordum meğersem soru çalıyorlarmış gibi bir şeyle alakası yok. Bunlara bizim mahalleden diye sahip çıktık meğersem değillermiş bizi arkadan vurdular demekti kandırılma meselesi. Sonuç olarak fetöcüler yalnız kaldı, son olarak ellerindeki son kozu oynayarak darbeye giriştiler sanki taban olmadan darbe yapsalar bile ülkeyi yönetebilirlermiş gibi. Kaybettiklerindeyse kendilerine sahip çıkabilecek tek mahalle onlardan nefret ediyordu zira o mahallenin iktidarına karşı darbe yapmaya kalktılar. Diğer mahalleler zaten nefret ediyordu onlardan. Sonuçta herkesin Amerika'nın uzantısı olarak gördüğü ve nefret ettiği bir yapı haline geldi.

    Kısaca yazının temel argümanlarının tümüyle yanlış olduğunu düşünüyorum. Türk halkının darbeye teşebbüs veya soru çalmadan dolayı bir yapıdan nefret ediyor olsaydı Türkiye'nin demokrasi, yolsuzluk ve ahlak karnesi bugünkünden çok farklı olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru tesbit. Halkın soru çalma hırsızlık ahlaksızlığı taktığı yok. Hatta helal olsun bile derler. Önemli olan kendi kabile ve çıkarları. The cemaate olan nefret kendi kabile mahallesini küçümsemesi, kadrolaşmayı ve ganimet paylaşımını eşi görülmemiş şekilde dar alanda yapması. Ganimet cihat başkasının malına makamına çökme anlayışı malesef virüs gibi sap sol tüm halkın kültürü.
      Bu toplum adam olmaz. Fırsatı olan kaçsın.

      Sil
  2. Ya hu ben şu "başkasının malına çökme" ağlamalarına kızıyorum. Hükümet, Fetöye bu konuda yetişemez. Milletin ortak malı olan kamu arazilerini güçlerini kullanıp yıllarca ele geçirdiler. İhalelerde takipçilik, adliyelerde iş bitiricilik, hatta kendinden olan polislere binlerce ödül bile dağıtıp bunları toplayarak utanmadan cemaate irad bile kaydettiler, kısacası devletin her yerine çöktüler.Devleti resmen haraca bağladılar hatta inek sağar gibi sağdılar denilebilir. Olaki gün gelir devlet bunları geri alabilir diyerek cematin tüm mallarını kişilere veya cemaat adına bunları kullanan özel şirketlere devrettiler. Aslında devlet büyük oranda kendinin olanı geri almıştır. Hem sizler darbede başarılı olsaydınız; sizler diyorum çünķü çoğunuzun darbeden haberi vardı ve en uzak duranınız bile içten içe darbenin başarılı olamasını temenni ediyordu,Osman Özsoy haysiyetsizi değil miydi darbeden bir ay önce profesör yerine şimdi bir albay olsaydım diyen yine o değil miydi akpartilileri kastederek bunların mallarına bir gecede çökülür diyen. Kusura bakmayın baskasına bir laf söylerken önce kendi yaptıklarınıza bakın. Hırsızın daha haklısı diye bir şey yoktur. Şuna eminim ki cemaatin içinde yetişen herkesin boğazından haram lokma mutlaka geçmiştir. Sadece ya farkında değildiler ya da bu paraların kaynağını sormamak, sorgulamamak daha sıkıntısız bir durum gibi gelmiş olabilir.

    YanıtlaSil