Header Ads Widget

test banner

Hizmet Hareketi Yeniden Dirilebilir mi ? (4) / Yeniden Diriliş ve Mağduriyetlere Çözüm

Lider ve Ekibi Çözüm Adına Ne Yapmakta 

Gülen ve ekibi, yanlış stratejileri sonucu enkaz altında bıraktıkları mağdurların kurtuluşlarına vesile olacak bir çözüm üretememekle suçlanmaktalar. Peki gerçekten bir şeyler yapmıyorlar mı, yapamıyorlar mı yoksa yapmak mı istemiyorlar? 

Aslında bir şeyler yapmak istiyorlar ancak atabilecekleri her bir adımın kendilerine dokunacağını görmek herhangi bir girişimde bulunmalarına engel oluyor. 

Kendilerinin hata yapmadığına inanan lider ve ekibi problemlerin, kendilerinin gitmesi ile değil saray sahibinin gitmesiyle çözüleceği inancındalar. Bu nedenle sorunların ortadan kalkması adına saray sahibinin ölmesini, Perinçek ekibinin ona darbe yapmasını, ABD’de tutuklanması vs. beklentilerle günlerini geçirmekteler. Tabana verilen sabredin, bekleyin, az kaldı, kuru yapraklar gibi savrulacaklar, Yavuz gelecek vs. propagandalarını kullanma gerekçeleri de sorunun kendilerinden kaynaklı olmadığına inandıkları için çözümü başka mecralarda aradıklarının bir kanıtı. 

Peki Neler Yapılabilir? 

Türkiye’deki mağduriyetleri çözüme kavuşturma süreci ile hareketin arınma, yenilenme ve değişim sürecine girmesinin birbirleriyle ilişkili olduğu düşüncesindeyim. Her iki süreçten hangisine yönelik bir adım atılırsa diğer süreçte başlamış olacak kanaatindeyim. 

Bilinmesi ve kabul edilmesi gereken hizmet hareketinin büyük bir yıkıma uğraması nedeniyle girişilecek yeni bir inşa hareketinde alınacak kararların radikal olacağının farkında olunmalı. Gülen ve ekibi, mağdurların ve hizmetin geleceğini önemsiyorlar ise bu meselenin bir tarafından tutmalıdırlar. 

Önermelerimin olabilirliği ya da olmazlığı önemli değil. Önemli olan artık bu tarz konular üzerine çözüm odaklı önerilerde bulunmak ve bir tartışma süreci açmak. Umarım katkısı olur. 

Gülen ve ekibinin süreç öncesi ve sonrası izledikleri stratejileri doğru bulmayanlar aralarında örgütlenmeliler. 

Örgütlenen bu grup ile Gülen ve ekibinin buluşmasını sağlayacak bir platform kurulmalı. 

1) Platform Kurulmalı 

İşin en zor belki de süreci başlamadan bitirecek ilk adımı. Lider ve kadrosunu masaya oturmaya ikna etmek, iğne deliğinden deve geçirmek kadar imkânsız olmasa gerek. Burada görev Gülen’e yakın sağduyu sahibi insanlara, hareket tarafından alenen dışlanmamış (sağduyulu) akademisyen ve gazetecilere bir de tabana (bilhassa esnafa) düşmekte. 

Tabandaki müntesiplerin her türlü iletişim araçları ile idari kadroyu her iki süreç (yeniden diriliş ve mağdurlara çözüm) içinde kayda değer adım atmaya yönelik baskı altına almaları gerekmekte. Bilhassa mütevelli, verdiği paranın nerelere, nasıl harcandığını bilmeli. İdareyi şeffaflığa zorlamalı. 

Gülen’e yakın, kampa rahatça girebilen akl-ı selim insanların; mahallenin delisi olmayı ve münafık ilan edilmeyi göze alacak şekilde Gülen’e tabanın beklentilerini iletmesi gerekmekte. Abdullah Aymaz, Mehmet Ali Şengül vb. ihtiyarlar heyetinden nokta kadar beklentim yok. 

Kampın müdavimleri iken sürecin başlamasıyla kamp ile aralarına mesafe koyan / koyulan, bizlerin konuştuğu problemlerin daha büyüklerine vakıf oldukları halde hareketi ve liderini açıktan eleştirmeyen/eleştiremeyen akademisyenlerin tabana liderlik yapmaları gerekmekte. Birilerinin nefretini üzerimize çekmeyelim düşüncesi ile suya sabuna dokunmadan 3 yılı bitirdiler. Bir zahmet bıraksınlar artık ilahiyata ve siyasete dair meseleleri yazıp çizmeyi. 

Ülkede kendi insanları perişanken bizim akademisyenler “iyilik yapan gayri Müslim nereye gider” sorusuna cevap arıyorlar. Yahu, nereye giderse gitsin kardeşim bana ne, bize ne. Daha büyük problemlerimiz var. Senin hizmetinin müntesiplerinin imanı gidiyor yahu, insaf! 

Başka birine bakıyorsun; Türkiye’nin iç / dış politikasına dair analizler yapıp duruyor. Yahu abiler, hizmete ait birikimlerinizin zekatını ödeseniz artık. Hizmet ve mağdurlar için inisiyatif alsanız, neyi bekliyorsunuz? 

3 yıldır çeşitli mecralarda yaptığınız ilahiyat ve siyaset merkezli yayınlar ile neyi değiştirdiniz. Sizleri, cemaat tabanından başka kimler dinliyor. 

B) Platformda Kimler Olmalı 

Gülen ve ekibinin karşısında kimler olmalı? Hizmet hareketi yerin dibine batsın, bir daha da dirilmesin; düşüncesinde olmayan, hizmet prensiplerine vukufiyeti ve temsil keyfiyeti olan, dünyanın bu birikime hali hazırda ihtiyacı olduğunu düşünen akademisyenler otursunlar aralarında karar versinler. Orası beni aşar. Ancak, herkes böylesi bir platformda kendini temsil edecek birilerinin olmasını ister. 

Ben böylesi bir platformda İhsan Yılmaz, İsa Hafalır, Önder Aytaç, Savaş Genç, Mahmut Akpınar, Halit Esendir, İsmail Sezgin ve Ahmet Kuru gibi değerli insanların olmasını çok arzu ederim. Keşke bu insanlar farklı düşündükleri hususları bir kenara atıp, ortak düşündükleri kısımlar üzerinden birleşerek bir platform kursalar ve değişim ve yenilenme adına merkezi yönetimi zorlasalar. 

Platformda sadece akademisyenler mi olmalı, tabi ki hayır. Ama ağırlık akademisyenler de olmalı kanaatindeyim. Neden derseniz; hizmet mensuplarının da muhteviyatına itimat ettiği Risale-i Nur’lardan, istikbalde ilim adamlarına çok iş düşeceğine dair çıkarımlarım var. Birkaç örnek vereyim. 

“Fen ve medeniyeti İslam’a hadim yapıp, cihana İslam medeniyetini ilan etme” 

“Nev'-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilmin eline geçecektir.” 

“Efkâr-ı âmmeye hocalık edecek yine efkâr-ı âmme-i ilmiyedir.” 

İlahiyat kökenli idarecilerin Bilkentli, Boğaziçili gençleri düşürdükleri halleri gördükten sonra diyebileceğim tek şey: “Bize uzak, kendi ilahiyatlarına yakın olsunlar” 

C) Neler Konuşulmalı 

Mazinin çocukları olan Gülen ve ekibi ile istikbale yön verebilecek kıvama ve potansiyele sahip akademisyenlerin buluşmalarının tesis edildiği bu platforma hizmet hareketinin içerisinde bulunduğu süreci netice veren yanlışlar, hatalar üzerinde konuşulmalı. Gerek süreç ile alakalı gerekse süreç öncesine dair her türlü soru işareti, konunun muhataplarına sorularak cevaplar alınmalı. Gülen mi suçlu, abiler mi suçlu ve diğer birçok soruya cevap aranarak, yanıtlar kamuoyu ile paylaşılmalı. 

Türkiye’deki mağduriyetleri giderme adına somut ne gibi adımlar atabiliriz? 

Hareketin değişim ve yenilenme sürecini nasıl başlatabiliriz? Daha birçok ilave soruya muhtaç bir başlık. 

D) Alınacak Kararlar 

Muhatapların görüşmelerinden ne kararlar çıkar bilinmez ancak benim her iki sürecinde yararına olacağını düşündüğüm ve alınmasını ümit ettiğim kararlardan bahsedeyim. 

Gülen ve ekibinin, her türlü resmi veya gayri resmi yetkilerini gönüllü olarak yeni istişare heyetine devretmeleri istenecek. Bre Gafil, Bre Hadsiz! Diyenler olabilir, saygı duyuyorum. Ancak ifade etmeliyim ki Gülen ve ekibi vazifeyi, a şahsına veya b şahsına devretsin demiyorum. Gülen, bu işi artık cemaatin şahsı manevisine bıraksın istiyorum. 

Devir sürecinin hemen akabinde ise Gülen ve ekibi hizmet hareketinin (bilerek veyahut bilmeden yönlendirmeler yoluyla yapmış olduğu), kanıtlanmış her türlü hukuksuzluğunu ikrar ederek hizmet insanlarından ve kamuoyundan özür dilenecek. 

Mahrem hizmetlerin neden kurulduğu, amacından nasıl saptığı veya saptırıldığı Türk kamuoyuna açıkça ifade edilecek. 

Görevi devralan yeni heyet ilk iş olarak devletin gerekli makamları ile masaya oturacak ve hizmet hareketini hukuksuzluğa bulaştıran baş aktörlerin teslimi karşılığı ülkedeki mağdurların serbestiyetini talep edecek. Mesela Bylock’u cemaate musallat eden, hocamız kredi çekilsin istiyor diyerek binlerce insana kredi çektiren, soru çalmaya (askeri, emniyet, yargı ile alakalı sınavlarda) tevil kılıfı ile olur diyen, devlete karşı hukuksuz talimatı ilk veren vs. teslim edilecek. Teslim edilecek dediğime bakmayın, tespit edilen bu şahıslar paşa paşa gidip teslim olacaklar, olmayanlar bulundukları ülkeden sınır dışı etmek için hizmet her türlü gayreti sergileyecek. 

Akıllara gelmiştir, hareket tabanını gayri meşruluğa, hukuksuzluğa bulaştıranların tespiti nasıl olacak? 

İşin doğrusunu söylemek gerekirse elle tutulur mantıklı ve işe yarar tek yolun itirafçılık olduğunu düşünüyorum. Altını çizelim, iftiracılık değil itirafçılık yoluyla halledilecek. Herkesin itirafçı olduğu bir yapıda zincirleme şeklinde, hukuksuz talimatı veren ilk kişiye ulaşılmış ve bu kişi tespit edilmiş olacak. Böylelikle asıl cezayı çekmesi gerekene ulaşılmış olacak. Ayrıca hukuksuz talimatları Gülen mi vermiş, abiler Gülen’den habersiz mi vermişler, bu tarz sorularda cevap bulunmuş olacak. Bir gün herkes itirafçı olacak ve herkes itirafçı olmadan bu süreç bitmeyecek, düşüncesindeyim. 

İtirafçılığı teşvik ediyor gibi bir anlam çıkabilir, haklısınız. Ancak kastım şu an için itirafçı olunsun, asla değildir (şahsi düşüncem). Bu konuda ileri geri konuşup kendime yeni imtihan sahaları açmaya hiç niyetim yok. Rabbim kimseyi o ikilem içerisinde bırakmasın. Yukarıda yazdıklarım gerçekleşirse itirafçılık bir çözüm olabilir. 

Özetlemek gerekirse Gülen ve ekibinin ayrıca bu ekibe bağlı bütün alt unsurların görevden el çektirilmeden hizmet hareketinin yeniden dirileceğine ihtimal veremiyorum. 

Aynı şekilde, Türkiye hapishanelerinde yatan, tek suçları abilerinin dediklerini büyük bir saflıkla yapmak olan arkadaşlarımızın kurtuluşu için daha mantıklı bir çözüm göremiyorum. 

Saray sahibi gidince her şey düzelecek diyenleri samimi bulmuyorum. Zulüm bu adam eliyle oluyor olsa da zulmün arkasında, zulme rıza gösteren bir devlet iradesi bulunmakta. 

Adnan Salih 
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

10 Yorumlar

  1. Bir çoğuna katılıyorum, tebrikler..

    YanıtlayınSil
  2. Cezaevinde bulunanların kurtulması için tek çare herkesin bildiği gerçekleri anlatması. Yanı itirafçı olması.

    YanıtlayınSil
  3. Fethullah gülen de gitsin, hesap versin diyemiyorsanız bence yazıyı bu kadar uzatmaya gerek yoktu

    YanıtlayınSil
  4. Fetö2'yi mi kuruyorsunuz? Ne kafasız adamlarsınız. Birey olun artık, birey.
    Mahrem yapı amacından sapmış mıymış? Devletin mahremini kayıtsız kuyutsuz bir yapının elemanıyla paylaşma işinin amacı baştan bellidir zaten. Aptala yatmayın. Hukuk aptalları korumaz.

    YanıtlayınSil
  5. Yazıyı yazan pembe alemlerde nostalji yapmış. Yaşanan gerçekleri görmezden gelmiş. FETÖ Türkiye'de her ne kadar siyasi alanda bazı kripto temsilcileri ve destekçileri olsa da özellikle millet nazarında % 98 bitmiştir. Yurt dışında ise CIAnın izin verdiği ölçüde yaşayacaktır. Yazıyı yazan arkadaş FETÖnün Gülen ve dar dairedeki kadrosu tarafından yönetildiğini zannediyor. FETÖ CIAnın 160 küsur ülkede organize ettiği bir istihbarat ağı. Bunu HOCIA - DARBELERİN EFENDİSİ kitabımda belgeleriyle ortaya koydum.
    FETÖ isimli örgüt 1960lı yılların ortalarında Yeşil Kuşak Projesi çerçevesinde Ilımlı İslam anlayışını halkı Müslüman ülkelere kabul ettirmek için yapılandırılmış bir istihbarat örgütüdür. Yaşar Tunagür, Fuat Doğu, Ruzi Nazar, Kasım Gülek vb. ekibin organizasyonudur. Bu milletin dindar kesimlerini kullanıp, yine dindar işadamlarının paralarıyla bizim en zeki çocuklarımızı devşirerek CIA emelleri doğrultusunda kotarılmıştır. 15 Temmuz'da bu çerçevede kotarılan bir darbe girişimidir. FETÖ bu girişimde taşeron görevi üstlenmiştir. Ancak bu işin organizesini Gülen'in mollalarına bırakan CIA hayatının hatasını yapmış ve başarısız olmuştur.
    Yapılacak iş, vatanını, milletini, dinini seven herkesin CIA destekli bu uluslar arası istihbarat örgütünden kurtulmaya çalışmasıdır. FETÖnün üst kesimi (hiyanet) 15 temmuz öncesi sistemli biçimde yurt dışına çıkarılmış ve götürdükleri paralarla yurt dışında rahat bir hayat sürmektedir. İbadet denilen alt kesimi ise maalesef Türkiye'de devletin eline FETÖ tarafından yem olarak kullanılmıştır. FETÖnün Türkiye'de kalan ticaret kesimi ise devlet içinde çöreklenmiş çeteler tarafından (Fetö borsası) söğüşlenmektedir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu hususlarla alakalı yazdığım stihbarat Ağındaki Köstebek HOCIA kitabının giriş yazısı için aşağıdaki linki ziyaret edebirsiniz. İsteyene kitabın PDFsini de gönderebilirim
      http://yenidunyagundemi.com/kose-yazilari/istihbarat-agindaki-kostebekhocia-461.html

      Sil
    2. Selim bey, CIA tarafından Gülen grubunun kullanıldığını, hatta CIA tarafından örgütlendiğini söylüyorsunuz. Kitabınız piyasada ise alıp okumak istiyorum. Fakat Gülen dahil hiçbir insan bir çıkarı olmadan hayatını CIA için harcamaz.

      Gülen grubunun ideallerine gerçekten inandığını düşünüyorum. Bu ideallerini gerçekleştirmek için (eğer CIA ile ortaklığa girdilerse) Allahın CIA i kendilerine yardımcı kıldığını, pratikte bir menfaat ortaklığı olarak baktıklarını sanıyorum.

      Gülen'in aslında Hz İsa olduğuna inanan bir derin bir çekirdek var, sanırım biliyorsunuzdur. Hatta anlaşıldığı kadarıyla Gülenin kendisi de Hz İsa olduğuna inanıyor, planlarını, ruhani olarak Amerikayı ele geçirme, Deccali öldürme, Çini yenme üzerine kuruyor.

      Büyük istihbarat örgütleri yabancı bir ülkede kendileri ''bir kukla'' organize etmezler, etseler de yürütemezler, bunun yerine, hazır mayalanmış bazı oluşumları inançları ve grupları kullanırlar. Bu gruplar büyük istihbarat örgütlerini kullandıklarını, güçlenince onlara ihtiyaçları kalmayacağını düşünürler, genelde tersi olur. CIA gibi örgütler küçük örgütleri kullanır atarlar.

      Gülen grubunun imanında ve inancında samimi olduğunu, fakat veli kültü ve Mesihiyet gibi bir ilizyona tutulduklarını düşünüyorum. Türkiye ve dünya çapında bir islam ve şeriat hedefleri var. Hem kendilerini hem binlerce masumu mahvettiler.

      Kitabınız piyasada yoksa iflayev@yahoo.com adresine dilerseniz gönderebilirsiniz, piyasada ise zaten kendim alırım.

      Sil
  6. kitabın pdf linkini buradan yayınlayın isteyen indirip okusun daha iyi olmaz mı

    YanıtlayınSil