Hizmet Hareketi Yeniden Dirilebilir mi ? (3) / Gülen ve Eş’ari Zihniyeti - Münferit Fikir Platformu

SON

25 Kasım 2019 Pazartesi

Hizmet Hareketi Yeniden Dirilebilir mi ? (3) / Gülen ve Eş’ari Zihniyeti



Gülen’in eline harika bir fırsat geçmişti, yenilenme adına. Gülen ve baş yüceler; hadiselerin dilini tefsir etme gayreti ile mevcut problemleri, krizleri, tıkanmışlıkları ve geçmişe ait her türlü gayr-i meşruluğu veya eleştiriyi akl-ı selim bir heyetin rehberliğinde değerlendirmiş olsalardı, hizmet hareketi kamburundan kurtulup kemale ermeye bir adım daha yaklaşmış olacaktı. Cemaat, başını ağrıtan problemlerini avantaj olarak kullanabilecekti. Maalesef, değerlendiremediği gibi şimdilerde izlenen strateji de bundan sonrası adına kayda değer bir şey olacağı izlenimini vermemekte.  

Neden derseniz; Gülen’in ve kurmuş olduğu sistemin zihni yapısını, strateji belirleme usul ve kriterlerini sağlıklı bulmuyorum. Eğer ki hizmet hareketi günün birinde “değişim ve yenilenme sürecine” girecekse bunun ilk adımı Gülen’in problemlere karşı duruşunu belirleyen zihniyetini değiştirmekten geçiyor. 

Gelelim, Gülen’in hareket tarzını belirleyen düşünce tarzına. 

16 Temmuz itibari ile Gülen ve heyetin süreçle alakalı stratejilerine bakıldığında; ehl-i sünnet kelâmının iki büyük ekolünden biri olan ve Mutezile’nin aşırı akılcılığını “vahiy” ile susturan Eş’ari akidesine göre hareket ettiklerine ve yeni bir “Hizmet Müslümanlığı” ortaya çıkardıklarına dair bir izlenim oluştu.   

Eş’ari anlayışı ile hareketi yöneten Gülen ve heyetin (kendilerince) haklı suskunluğu karşısında maturidi anlayışına sahip tabanın (kendilerince) haklı açıklama beklentisi beraberinde ortaya mevcut bir çokseslilik çıkardı.  

Mezhebimizce, olay ve hadiselere karşı tavrımızı belirlemede aklı ve bağlı ünitelerini kullanmak, Kur’an ve sünnetten sonra gelmesine rağmen Gülen, temmuz sonrası mevcut problemleri, aklı merkezine alan maturidi anlayışı ile çözmek yerine; eş’ariliğin kaderciliğine sığınıp “kaderde varmış, hata yapmadık yolun kaderiydi vb” söylemler ile müntesiplerini bir arada tutma gayretine giriştiğini görmekteyiz.  

Eş’ari ve Maturidi anlayışının temel özelliklerini ifade ederken, Gülen ile baş yücelerin süreç içerisindeki davranış biçimlerini ve müntesiplere tavsiyelerini de göz önünde bulundurarak ifade etmeye çalışacağım. Süreç içerisinde Gülen ve heyetin birçok rahatsız edici tavrının altında yatan sebebi görmüş olacağız. 

Maturidilikte, “İnsan bir fiile yönelir fakat onu yaratan Allah’tır.” fikri var iken Eş’arilikte “Bütün fiiller Allah tarafından yaratılmıştır.” düşüncesi hakimdir. Gülen ve heyetin “bizler masumduk, hata yapmadık; başımıza gelenler yolun kaderiydi.” söylemlerinin kaynağı buraya dayanmakta. Aynı zamanda Gülen ve heyetin, hala sorumluluk almamasının altında yatan bir diğer sebebinde bu olduğunu düşünüyorum. Bu anlayış ile hareket edildiği için olsa gerek lider ve heyet üyelerinin aldıkları kararların ve neticelerinin tartışılmaya lüzumu olmadığı gibi sorgulayan ve eleştirenler de iyi niyetli değildir, lider ve ekibinin nazarında.    

Maturidi anlayışta insanın doğru ve yanlışı öğrenme ve birinden birini aklı ile tercih etme sorumluluğu var iken eş’ari anlayışın merkeziyetçi (otorite yanlısı) tutumu; bugünlerde başımıza bela olan birçok icraatın fikir aşamasında engellenmesine mâni olmuştur. Alınan kararları bir kutsallık atfederek eleştiri ve sorgulamaya kapatanların en büyük korkusu bugün kararlarımızı eleştirenler yarın bizleri de eleştirebilir endişesinden başka bir şey değildi. Örnek: Pennsylvania'dan tebliğ edilen bir görevi, yapacak olan vazifelilerin akli sebeplere dayalı haklı itirazlarına (bu şekilde değil şu tarzda yapalım önerilerine); hocamız böyle arzu etmiş veya abiler böyle uygun görmüş minvalinde cevapların arka planındaki asli sebep olan “alınan kararlar sorgulanamaz” kabulünün kaynağı, bu olsa gerek.  

Maturidi anlayışta keşif, ilham ve rüya bilgi kaynağı olarak kabul görmez iken Eş’ari düşüncede birer bilgi kaynağıdır. Süreç içerisinde Gülen ve heyetin, gerek Dr. Kudret eliyle gerekse farklı vasıtalarla tabana yaymış oldukları rüyaların (gerçek veya gerçek dışı), kaynağı da budur. Bir kişinin gördüğü rüyadan (veya hayra vesile olur ümidi ile uydurduğu rüyadan) umumun kurtulacağı anlamının tabana yayılmasındaki hikmetin kaynağı maalesef bu zihniyettir. Halen de tabandaki saf ve fanatik kitleden kopuşların önünü alma adına rüyaların kullanıldığı görüyoruz.    

Eş’ariliğin kadersel bakış açısı ve beraberinde bireyi arka plana atan düşünce sistemi, siyasi otoriteyi (yönetici kadro) suçsuz ilan ederken aynı zamanda yönetici kadroya (hatalarına rağmen) meşruluk kazandırır. Maturidilikte ise birey merkezdedir. Ferd, hür ve özgür olarak kabul edilir. Otorite veya idare; yönetilenlere hesap vermek zorundadır.  Mürit şeyhini hesaba çeker, sorgular, eleştirir. Ebu Hanife’nin, talebelerini bir konu hakkındaki itirazlarına “deliliniz nedir” diyerek muhatap almasından ve sonrasında “evet, siz haklısınız” mukabelesinde bulunmasından anlıyoruz. Günümüze bakan tarafıyla hangi müntesip Gülen’e aleni bir şekilde itirazda bulunabilir. Bırakalım itirazı, kurulu sistem sıradan bir müntesip ile liderini rahatça görüştürmeye olanak vermeyecek şekilde tasarlanmıştır. Hizmet mensupları özgürce Gülen ve ekibinin davranışları üzerine tartışmaya memur değillerdir.  

Maturidilikte, akıl insanı sorumlu kılar yani akıllı iseniz sorumluluk sahibisinizdir. Eş’arilikte ise sorumluluk akıldan dolayı değil imandan dolayı gelir. Hizmet hiyerarşisinde üst segmentlerde bulunan stratejik dehaların eleştirilmesinin, hizmet müntesiplerince münafıklık veya hainlik olarak değerlendirilmesinin bir sebebi de “Abilerimizin imanı bizden daha kavi olduğu için o makamlar kendilerine tevdi edilmiştir.” inancından ötürüdür (ilk zamanlarda böyle olabilir). Halbuki sıradan bir müntesip dahi bilir ki hiyerarşide yükselmenin yolu akli bir donanım ile değil “adamcılık” ve “tamam abi” demekten geçer. Akıl düşmanlığını, şuurdan uzak mantıksızlıklar üzerine kurgulayarak yapmak da ayrı bir maharet, neyse.   

Maturidi ekolü, sorgulama imkânı vermeyen, eleştiriye müsamahası olmayan sistemlere koşulsuz itaati uygun bulmaz. Bireyin düşünmemesini tavsiye eden her türlü anlayışa itiraz eder. Hizmet hareketinde ise maalesef tam tersiydi. İdari mekanizma “İtaat” kavramını, kendilerinin sorgulanmasının önüne geçme adına çok güzel kullandılar. Hareket içerisinde iken çoğunluğun mantıklı bulmadığı ve itiraz ettiği kararlara ne ile mukabele edildiğini bir hatırlayın isterseniz: “Hocamız böyle uygun görmüş, Abiler bu şekilde karar almışlar, Bizler denileni yapalım, bize düşen itaat etmek”. İtaat anlayışı o kadar bayağılaştı ki en sonunda “İtaat et, kurtul; İtaat et, rahat et” gibi aklı devre dışı bırakan söylemler dillere pelesenk oldu.  

Zihinlerde bir fikir oluşması adına bu kadar madde yeterli olsa gerek. Daha fazla uzatmak istemiyorum. Toparlayacak olursak: 

Maturidi ekolünün bireyi merkeze alması, cemaat içerisindeki abilik mekanizmasının otoritesini sarsması sebebiyle hareket içerisine sorgusuz, sualsiz itaat anlayışı yerleştirildi. Böylelikle cemaat hiyerarşisi içerisindeki abi otoritesi korunmaya alınmış oldu. Bilerek ya da farkında olunmadan Eş’ari anlayışına kayıldı. (Hizmetin ilk yıllarında böylesi bir tavır belki de gerekliydi. Ancak zamanla “abilik” kavramının elden geçirilmemesi, bu kavramın sorgulanamaz bir kutsallığa bürünmesine sebep oldu.) 

Maturidi ekolü akıl merkezli olması hasebiyle eleştiri, tefekkür, sorgulama, araştırma vb yöntemler bu anlayışın vazgeçilmez bilgiye ulaşma araçlarıdır. Zaten dinimizin de akıl temelli bir din olması, bu yöntemlerin var olmasını normal kılar. Ancak gelin görün ki, Gülen’in kurmuş olduğu sistemde karar alma mekanizmaları istişarede akla ve mantığa göre değil heyetin veya cemaatin menfaatine sağlayacağı yarara göre hareket etmekteydiler.   

Buradan hareketle günümüzde; fanatizmin çadır kurduğu zihinlerin, Gülen ve harekete yönelik eleştirilere verdikleri sert tepkinin altında da Gülen’in inşa ettiği sistemin bireyi değil otoriteyi, aklı değil hissiyatı, sorgulamayı değil koşulsuz itaati barındırması neden olmaktadır.  

Demem o ki Gülen’in etrafındaki tabana ait kitle; Gülen’in yıllardır bilinçaltına işlediği kavramları fıtrat olarak benimsemiş. Bu arkadaşlar maalesef birey olarak kabul edilmek yerine bir otorite altında yaşam istemekteler. Akıl temelli izahatlara kulak vermek yerine gözyaşları eşliğinde ifade edilen sözler duymak istiyorlar. Sorgulamak, araştırmak vb zihni fakültelerini kullanmak yerine başkalarının kendilerini ilgilendiren kararlar almalarını istiyorlar. Şimdilerde akıl temelli eleştiri ve sorgulama sürecini başlatanlara nahoş yakıştırmalar yapanları rahatsız eden asli sebep, fıtratlarına işleyen akıl düşmanlığından başka bir şey değil. 

Son olarak eleştiri sahiplerine ahlaksızca ithamlarda bulunan alnı secde görenler bilsinler ki Hanefi mezhebi ve maturidi ekolü der ki; Allah’ın sana verdiği akıl ile doğruyu veya yanlışı öğrenmelisin. Öğrenirken de seni doğruya götürecek olan araştırma, eleştiri ve sorgulama araçlarını kullanmalısın.  Hakikati öğrenme yolunda senden, düşünmemeni, araştırmamanı isteyen kişi ve gruplardan uzak dur, bilesin ki senden düşünmeden, sorgulamadan itaati isteyen nefislerin kaynağı Rahmani değildir. 

Allah en doğrusunu bilir.  

-Adnan Salih

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

1 yorum:

  1. Cok begendim yaziyi,zihin acici,yol gosterici,umarim bu konu ile alakali biraz daha yazi yazarsiniz..

    YanıtlaSil