En Zararlı ve Tehlikeli Tarikatlar: Devletçilik ve Milliyetçilik - Münferit Fikir Platformu

SON

28 Temmuz 2019 Pazar

En Zararlı ve Tehlikeli Tarikatlar: Devletçilik ve Milliyetçilik





Tarikat kelimesine biraz daha geniş bakıp yol, hareket, yöntem, anlayış manasıyla anlayalım. Devletçilik ve Milliyetçiliği ise “Atatürk İlke”lerindeki manaları ile değil de (sırasıyla) bir devleti ve bir spesifik milleti (veya ırkı) hayatın ortasına koymak şeklinde anlayalım. O zaman yazının başlığında ne demek istediğim ancak anlaşılabilir.

Bugün ortalama bir Türk’te devlete ve milliyete (çoğu itibariyle Türk’lüğe veya en azından “Türkiye”liğe) verilen değer çok problemli boyutlarda yüksektir ve bu beraberinde birçok problem getirmektedir. Bu yazımda bu durumu irdelemek istiyorum. “Allah devletimize milletimize zeval vermesin” ne kadar çok duyduğunuz bir dua değil mi? Keşke bu anlayış bu dua ile sınırlı kalsaydı; devletimizin ve milletimizin problemlerini göremeyecek derecede bir kör sevgi, hayranlık, destek, tarafgirlik halinde olmasaydı ama durum ne yazık ki öyle değil. Halkımızdan ortalama bir insandan bahsedelim, ona “Mehmet” diyelim (Mehmet Türk asıllı olsun, Kürt asıllı Mehmet’lerin eleştirisini de bir Kürt MFP yazarı yapsın) ve Mehmet’i değerlendirip eleştirelim.

Öncelikle Mehmet’in devlete verdiği önemle başlayalım. Bu konuda duyduğum en sert eleştiriyi Mücahit Bilici bir Medyascope söyleşisinde “Şöyle söyleyeyim, biraz radikal kaçabilir ama: Türklerin dini devlettir. Türkler devlete tapar” diyerek dile getirdi (kaynak: link) Evet, radikal; ama doğruluk payı çok fazla bu tespitte. Mehmet’in gözünde kendisi ve Türkiye halkı devletine hizmet etmek için vardır. Mehmet bunu batıdaki ortalama bir insana söylese o kişi Mehmet’i kafayı yemiş birisi olarak değerlendirir; çünkü onun gözünde halk devlete hizmet etmek için yoktur, devlet halka hizmet etmek için vardır. Bu birbirinin yüz seksen derece zıddı iki düşünce çok farklı sosyal dinamikler ortaya koyar. Halkın devlete hizmet için olduğu ortamda “devletlüler”e hatalarının hesabının sorulması çok zordur, çünkü onlar varlıkların kendisine adandığı devleti temsil etmektedirler. Devletin halka hizmet için olduğu ortamda ise en fazla duyulan eleştiri “sen benim oyum ve vergimle ile o pozisyondasın ve maaşını alıyorsun; bana hizmet etmek zorundasın”dır. Devletlülerden çatır çatır hesap sorulur.

Mehmet aynı zamanda milliyetçidir. Mehmet’in milliyetçiliğinde—içinde barındırdığı ırkçılık kısmına hiç bulaşmasak bile, en azından—bir “Türkiye’linin” başka ülkelerin vatandaşlarından şu veya bu bakımdan (mesela ahlak, kabiliyet, zekâ vs.) üstün olduğu düşüncesi hakimdir. Mehmet’e “ama bak ülke olarak batılı ülkelere göre geri kalmışız” deseniz o bu durumu Türk’lere hata kondurmadan ve—mesela—iç ve dış düşmanlardan bahsederek açıklar. Mehmet şu andaki durumdan zaman zaman şikayetçi olabilse bile millet olarak tarihinden, atalarından övgü ile bahseder. Çinlilere Çin seddi yaptırmış; sonra Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları ile İslam’ın sancaktarlığını yapmış, tüm dünyanın hem korktuğu hem imrendiği bir topluluk oluşturmuştur onun dedeleri. Bunları hatırlayıp, bunlardan bahsedip mutlu olur. Bu “ata ve millet” sevgisi Mehmet’in dünyayı ve kendi toplumunu objektif değerlendirip bariz ortada olan problemleri algılamasında çok büyük engel teşkil eder. Mehmet duymak istediği şeyleri—yani milletinin ne kadar güzel ve özel olduğunu—söyleyen liderlerin peşinden gider, rüyasından uyanmak istemez.

Devletine kul, milletine âşık olan Mehmet hayatı boyunca ezilse bile şikâyet etmez. Şikâyet edenleri nankör görür; çünkü “ya devlet başa ya kuzgun leşe”dir, çünkü “batı ülkelerindeki intihar oranı yüksektir” vs. Gariban ve kalender Mehmet’in oyunu ve desteğini almak kolaydır; bir elinde bayrak, bir elinde Kuran, ağzında “yüce Türk milleti” lafları olan politikacılar ve diğer liderler Mehmet’in efendisidir. İşte asıl bu yüzden Mehmet hayatı boyunca ezilir, ezildiğinin farkında bile olmadan.

Türkiye olarak kısır döngülerden çıkıp ülkemizi halkımızın gerçek manada yaşayabileceği bir yer hale getirmek istiyorsak birinci vazifemiz Mehmet’i bilinçlendirmek ve bu iki çok güçlü ve yaygın tarikatın elinden kurtarmak olmalıdır.

Vesselam,
-İsa Hafalır

Hamiş: Bu yazıyı yazıp bitirdiğimde Gökhan Bacık’ın bu konuda 3 sene önce yazdığı çok güzel bir yazısı olduğundan haberdar değildim. Ahmet Kuru’nun tweet’i ile öğrendim. Bence kesin okumalısınız: http://www.maviyorum.com/turk-ilahiyatina-giris-devlet-dinimdir-millet-mezhebimdir-gokhan-bacik/

1 yorum: