Kasaba Müslümanlığı ve Kadın - Münferit Fikir Platformu

SON

27 Temmuz 2019 Cumartesi

Kasaba Müslümanlığı ve Kadın


Faslı imam Zemzemi tarafından, "Eşler öldükten sonra 6 saat boyunca evli kalırlar, dolayısıyla erkek ölü eşi ile bu 6 saat içinde cinsel ilişki kurabilir" fetvası verilmiş, Muhammed Mursi de Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, Mısır'da, bu konuyla ilgili olarak yasa tasarısı hazırlanmasını onaylayarak "Fetva bu neden itiraz ediyorsunuz" demişti.

Sosyal Doku başkanı Nurettin Yıldız verdiği bir fetvada, 6 yaşındaki bir kız çocuğu ile evlenebilir dedi.

İlahiyatçı İhsan Şenocak, kot pantolon giyip kaşını aldıran kızların ve buna göz yuman babalarının cehenneme gideceğini söyledi.

Psikiyatrinin konusu olması gereken böyle yüzlerce olayı, din diye tartışıyoruz. Medeni ülkelerde bunun gibi bir şeyi telaffuz eden adamı alır, direk tımarhaneye koyarlar.

Müslüman ülkelerin belki de en önemli problemi olan, kadının sosyal hayattan atılması, emeğinin sömürülmesi, erkeğin bir malı gibi görülmesi ve buna itiraz edince de öldürülmesi acaba ne kadar dini. Eğer dinde böyle şeyler varsa, mesela batı ülkelerinde erkeklerle aynı haklara sahip, her türlü özgürlüğün tadını çıkaran ortalama bir kadın, neden dinini bırakıp Müslüman olsun?

Tarım döneminin alışkanlıklarını hala din zannediyoruz. O devrin şartlarına uygun olarak oluşturulan fetvalar, bugün geçerliliğini yitirmiştir. Fetva kitaplarındaki birçok fetva, döneminin ihtiyaçlarına cevap verse de bugün aynısı uygulamak zulümdür. Saatte 200 km yapan arabayı bırakıp, ulaşımı deveyle katırla yapmaya benzemektedir durum.

Resulullah(sav) zamanında camide erkeklerle birlikte kadınlar da namaz kılıyordu dediğinizde hemen şu klasik cevabı alırsınız: “Ama o zaman durum böyle zor değildi. Fitneye sebep verilmiyordu...”, kesinlikle doğru değil. O dönem çok daha problemliydi. Kızlarını diri diri toprağa gömen, onlarca kadınla evlenen bir dönemden yeni çıkılmıştı. Birçok alışkanlık daha terk edilmemişti. Daha dün mal olarak gördüğü kadınla, bugün eşitlenmiş birlikte aynı mekânda namaz kılıyordu. İç çamaşır giyme durumu olmadığı için, Peygamberimiz kadınlara, erkekler secdeden kalktıktan sonra siz kalkın diyordu. Uygun olmayan bir durum oluşmasın diye. Birçok kadın o dönemde camide itikafa giriyordu. Bugün ramazanın son on gününde, çadırını alsın, herhangi bir camiye gitsin ve itikafa girmek istediğini söylesin bir kadın. Onu orda çarmığa gererler.

Siz hiç Hz. Ömer’in, bir Kur’an ayetinde anlatılanın tam tersini yapabileceğini düşünür müsünüz? Faruk sıfatlı Hz. Ömer, Efendimize ve Kur’an’a aşk derecesinde bağlıydı. Muhteşem, adaletli, kılı kırk yaran bir Müslümandı. Kur’an’ın şu ayetini uygulamamıştır. “Müslüman bir erkek Hristiyan bir bayanla evlenebilir Fakat Müslüman bir kadın bir Hristiyan’la evlenemez.” Hz. Ömer’e göre bu ayet bir durum ayetiydi. O zamanın şartları içinde doğruydu. Müslüman kadınların sayısı azdı. Erkek Müslümanlar bekar kalmasın diye böyle denilmişti. Şimdi ise Müslüman kadınların sayısı çok fazla. O yüzden Müslüman erkekler sadece Müslüman kadınlarla evlenecek diyor. Hz. Ömer bu içtihadını Kur’an’ın başka bir ayeti ile savunmuyor. Değişen sosyolojik şartlara vurgu yapıyordu. (Başka bir durumda da Peygamberimizin yaptığının tam tersini yapıyordu). Hz. Ömer’in vurgulamak istediği, o dönem için “Maksat, Murat, Hayır” ordaydı şimdi burada.

Böyle dinamik bir Kur’an’ı anlama gayreti olmazsa ciddi sıkıntılar yaşanır. Mesela Kur’an’da kölelik hukukuyla ilgile 30-40 ayet var. Haşa bu Allah’ın muradı köleliğin olmasında mıdır demek. Tabii ki hayır. Fakat o dönem toplumunda kölelik çok normaldi ve çok insafsızcaydı. Kur’an en azında bir düzenleme, bir hukuk getirmiş. Nihai amaç kölelik kurumunun kökten yok edilmesidir. Fakat sosyolojik durum o zaman buna müsait değildi. Eğer Kur’an yorumunu “Google Translate” teki gibi bire bir alırsanız, o zaman buyurun kölelik kurumunu kurun bakalım. Onu yapan var. IŞİD. Dünyanın her tarafından nefretle lanetle anılıyor. Benzer durum çok evlilik içindir. Onlarca kadınla evleniyor. Pazardan alınan bir mal gibi, cani istemediğinde ortada bırakıyordu, öldürüyordu. Fiili durumu düzeltilmeye çalışıldı, sınır getirildi. Fakat hedeflenen amaç elbette ki tek eşli evliliktir. Çok zaruri durumlarda alimler cevaz vermiş fakat bugün o bile tartışmalı. Mesela ilk eşinin rızası şart koşulmuş. Hangi salak kadın, üzerine bir kuma getirilmesine razı olur. Tabi kadını maddi manevi baskı altına alırsan, uydurulan dinle vicdanını ezer ya da indirek tehdit edip rızasını(!) alırsan o başka.

Bütün ahlaki duruşunu kadın bedeni üzerinde tanımlayan “kıro Müslümanlığı”, kadını sosyal hayattan kovarak, Müslümanlığa ölümcül bir darbe vurdu. Bir kalemde, toplumun yarısını oluşturan kadını devre dışı bıraktı. Hem maddi hem de manevi katkısından mahrum etti insanlığı. Bugün 3-5 erkek bir kafede otursak, spordan, politikada siyasetten konuşsak, bir süre sonra kaba şakalar, küfürler gırla gider. Ortama bir kadın girdiği anda, atmosfer değişir. Mecburen daha nazik davranırsın, söylediğine dikkat edersin. Hayatın her alanı bence böyledir. Birçok sosyal işlerde kadınlar daha başarılıdır. Devlet başkanlarının çoğu kadın olsa, bu kadar rahat savaş kararı alınabilir mi sizce? Bilir ki her evlat, 9 ay karnında taşıdığı evladı gibidir. Bin bir acıyla, ızdırabla büyütülmüştür. Savaş demek binlercesinin ölmesi sakat kalması demektir. Şefkat kahramanları olan kadınlar elbette ki erkeklere göre daha merhametli, daha titiz kararlar alacaklardır.

Kadının bu hale sokulmasının elbette, bilimsel, sosyolojik ve psikolojik sebepleri var.  Birer örnekle açıklayayım: Peygamberimiz, Yahudilerin “Kadınlar uğursuzdur” tutumunu eleştirirken, konuşmanın birkaç yerinde “kadınlar uğursuzdur” sözü geçer. Konuşmanın sonunda Ebu Hureyre gelir ve peygamberimiz “Kadınlar uğursuzdur” dedi diye not alır. Hz. Ayşe hemen müdahale eder. Peygamberimiz durumu eleştirmek bu ifadeyi kullandı, onaylamak için değil der. Allahu alem Hz. Ayşe müdahale etmezse “Kadınlar uğursuzdur” lafı hadis olarak bilenecek ve bize kadar gelecek. Hadisi rivayet eden de Ebu Hureyre gibi çok büyük bir sahabe olduğu için belimiz bükülecek, bin bir takla atarak bu hadisin aslında insan yaratılışının, bilimselliğin ifadesi olduğunu anlatmaya çalışacaktık belki de.

Özellikle orta çağda hemen hemen bütün din mensupları kadını daha düşük derecede görüyorlar. Fakat bu din değil, gelenektir, alışkanlıklardır. Mesela aydınlanmanın en önemli bir öncüsü Jean-Jacques Rousseau “kadının tek vazifesi erkeğini mutlu etmektir. O yüzden süslenmeyi bilsin yeter” der. Temiz bir kaynak suyuna fabrika artıkları karıştığı zaman, bir süre sonra o su artık berraklığını kaybettiği gibi, din zannettiğimiz birçok şey de aslında o fabrika artığı gibi olan gelenek ve göreneklerdir.

Yukarıdaki Hz. Ömer’in meselesini alimler bilmiyor mu? Benim gibi sıradan biri bile biliyorsa, onlar hayli hayli biliyordur. Peki niye anlatmıyorlar ya da bu olayı kendilerine rehber edinerek, modern içtihatlarda bulunmuyorlar. Kanaatimce bunun üç sebebi vardır:

1-Bediüzzamanın enfes ifadesiyle, nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte dar delikler bile kapatılır. Yeni kapılar açmak akıl karı değildir. Öyle de zihinlerin, kalplerin, ruhların bozulduğu, bu devirde hem fetva, içtihad yapacak ehil insan azdır hem de bu yarardan çok zarar verebilir.
Bu halis niyeti anlamak ve takdir etmek gerek.

2- Müslümanlığın kabul etsek de etmesek de bir ruhban sınıfı var. İslam’ın gülen yüzünün, bilgiye, merhamete, şefkate dayalı yönünün vurgulanması, onların otoritesini sarsar. Dolayısıyla ekmek paralarından olurlar. Mesela yukarıdaki örnekte bahsettiğim İhsan Şenocak. Ülkemizde dünya kadar hırsızlık, arsızlık, milletin malını çalma, hapishanelerde işkenceler oluyor. Bu zatın bu konularla ilgili tek bir kelime dediğini duyduk mu? Oysaki Peygamberimiz “devlet hazinesinden tek bir ceket çalan cehennemdeki yerini hazırlasın” buyurmuştu. Onun yerine ne yapıyor hoca? Tatlı sularda yüzüyor. Hem otoritesini devam ettiriyor hem de iktidar sahipleriyle karşı karşıya gelmiyor. Bu bütün hocalar, cemaatler ve tarikatlar için geçerli. 10 yıldır iktidarı ölümüne savunan Cemaatin, birdenbire ölümüne muhalefete geçmesi de ilkesel değil çıkarsaldır.

3- Şunu kabul edelim ki yaşadığımız Müslümanlık “Kıro Müslümanlığıdır”. İstisnaların başımızın üzerinde yeri var. Fakat Müslümanların çoğunda vaktinde yaşanmamış cinsellik problemi var. Bütün ahlakın konusu kadın bedeni olabilir mi? Sakalına, oturaklı laflarına bakıp bir şey zannettiğimiz cemaat liderlerinin çoğunun kadın zaafı var. Burada örnek verip kimseyi üzmek istemem. Ama durum maalesef bu.

Bence kadınlar kendilerini korkmadan şu soruyu sormalılar. “ALLAH NİYE VAR?”. “ALLAH KUL, KULA KÖLE OLMASIN DİYE VAR”. Kadın niye erkeğe kul olsun. Kadınlar, kendilerine maddi ve manevi kulluk dayatan erkeklere boyun eğmemeliler. Evlenmek nasıl İslam’ın bir kurumuysa, boşanmak da öyle. Biz Katolik miyiz ki ölene kadar bir tirana katlanalım.

-Nuri Turan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder