İncir Ağacını Ele Geçirmek - Münferit Fikir Platformu

SON

9 Temmuz 2019 Salı

İncir Ağacını Ele Geçirmek






Yıllar önce BBC'de yayınlanan Planet Earth adlı belgeselde bir sahne seyretmiştim. Afrika'da çok büyük bir incir ağacında yaşayan bir şempanze grubu vardı. İncir ağacı onların yiyecek ihtiyaçlarını karşılamalarını ve rahat bir hayat sürmelerini sağlıyordu. Dışarıdaysa yiyecek bulmakta zorlanan başka bir şempanze grubu vardı (150 şempanzelik büyük bir grup). Bir gün dışarıda kalan grup toplanıp incir ağacını ele geçirmek üzere bir çeşit operasyon düzenliyor. Grubun üyeleri tek sıra halinde ilerliyorlar, sessizce hareket ediyorlar, sıra dışı bir ses duyduklarında durup dinliyorlar, düşman grubun izlerini dikkatlice inceliyorlar, sonunda incir ağacına ulaştıklarında durup grubun büyüklüğünü anlamaya çalışıyorlar ve bir anda hep birlikte çığlıklar atarak saldırıya geçiyorlar. İncir ağacı üzerindeki grup her şeyden habersiz sakin sakin beslenirken neye uğradığını şaşırıyor. Kaçabilenler kendini kurtarıyor. Kaçamayanları saldıran gruptakiler öldürüyorlar ve hatta bazılarını parçalayıp yiyiyorlar. Sonuçta incir ağacı operasyonu yapan grup tarafından ele geçiriliyor.  Videosunu bu linkten seyredebilirsiniz.


İnsanlık tarihine de baktığımızda kaynakları ele geçirme kavgasının çok merkezi bir rolü olduğunu ve insanın şempanzelerden farklı olmayan bir yönü olduğunu inkar etmek mümkün değil. Aynı bu videodaki şempanzeler gibi insanlar da pek çok mücadelede ilkel bir seviyede ikiye ayırıyor tarafları "biz" ve "onlar". Ve bu ayrım içgüdüsel olduğu için çok temel ve güçlü duygulara neden oluyor.

Kendi adıma ben son bir kaç yılda yaşanan olaylara kadar insanın bu hayvani yönünü görmeyi reddettim. Öncesinde de çok basit siyah ve beyazlardan oluşan bir bakışım yoktu belki ama yine de belirli bir seviyede "bizimkiler" iyiydi, "onlar" kötüydü. Bu "biz" in ve "onların" içerisine ne koyduğunuz size kalmış (ben "biz" olarak tüm dindarları gören birisiydim, Cemaatle ilişkim onları da bu cümle içerisinde biz olarak görmekten ibaretti). Osmanlı ufak tefek hataları olsa da asıl olarak kötülük yapmazdı, tek parti dönemi kötüydü, çok büyük zulümler yapmıştı ama ona karşı mücadele eden "bizimkiler" iyiydi, "bizim" parti vesayeti yıkıyordu ve iyiydi diğerleri "kötüydü" vs. Tabi ki herhangi bir olayda bir tarafın ahlaki olarak daha üstün olması son derece doğal fakat buradaki durum bunun ötesinde "bizimkilerin" hatalarını görememe, görmek istememe, o konuları araştırmama, o konulara odaklanmama fakat "onların" hatalarına odaklanma, doğrularınıysa görmek istememe, araştırmama, oralara odaklanmama gibi bir durumu içeriyordu. Mesela Harre vakası diye bir olayın varlığını, Emevi devletine bağlı İslam ordularının Medine'ye saldırıp sahabeleri öldürdüğünü, kadınlarına, kızlarına tecavüz ettiklerini, bundan dolayı çok sayıda babası belirsiz çocuk doğduğunu ve fıkıhta bu kişilerle ilgili hükümler verilirken ayrı bir kategori olarak bunlara evladı harre dendiğini, aynı orduların Mekke'ye saldırarak mancınıklarla Kabe'yi iki defa yıktıklarını daha önce bilmiyordum. Bu bilgiler çok gizli olduklarından değil aslında bilmeyi tercih etmediğim için bilmiyordum. Veya Kanuni döneminde işlenen bir cinayeti işleyenler bulunamayınca, halk arasındaki söylentilere itibar eden padişahın o sıralar İstanbul'da odunculuk ve sebze satıcılığı gibi seyyar esnaflık yapan sekiz yüz Arnavutu hiç bir mahkeme yapılmadan cellata verdiğini de bu dönemde öğrendim. Veya Kuyucu Murad Paşa'nın Celali isyanlarını bastırırken çoluk çocuk demeden çok büyük katliamlar yaptığını vs.

Tabi ki ne bizim tarihimiz bunlardan ibarettir ne de bunlar sadece bizim tarihimizde olan şeylerdir. Ama geldiğim noktada insanın hayvani yönünü inkar etmenin İslamı ve onun gönderildiği insanı anlamayı imkansız hale getirdiğini ve bunun dini ve diğer inandığım değerleri incir ağacağını ele geçirme kavgasında birer araç konumuna indirgediğini düşünüyorum (Şerif Mardin bir zaman insanın bu şeytani yönünün bizim kültürde anlaşılmayışının edebiyatta yaratıcılığı sınırladığını söylüyordu ama daha da genel olarak insanın anlaşılmasını engelliyor sanırım bu durum). Oysa bana göre din tam olarak insanın bu hayvani yönüyle mücadele etmek ve insanları şempanzelerden daha ulvi bir duruma ulaştırmak için gönderilmiştir. 

Buradan son yıllardan yaşadığımız olaylara gelirsek, tüm kesimlerin bu çerçeveden baktığında yapması gereken önemli muhasebeler olduğunu düşünüyorum ve bence kimse bu muhasebeyi yapmıyor hala. 

Kendi adıma yaptığım ve yapılması gerektiğini düşündüğüm bazı sorgulamalar şunlardır:

1. Siyasetle yani incir ağacını ele geçirme kavgasıyla ilişkisini kesmesi gerekiyor cemaatlerin. Cemaatler ve diğer dini gruplar bu ilgilerini siyaset yoluyla elde edilecek kaynakların (mesela devlette elde edilecek bir pozisyonun) hayır işlerinde kullanılması gibi düşüncelerle temellendiriyorlar. Burada sorunlu bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Benim anladığım şekliyle pek çok dindar bir gün bir çeşit asrı saadete ulaşma fikriyle yaşıyor. İyilikle kötülük mücadele edecek ve sonunda bir gün iyilik galip gelecek böylece hep birlikte huzur ve mutluluk içerisinde yaşayıp gideceğiz gibi bir bakış açısı. Bir zaman sosyalizm davası güdenlerde de olan bir bakış açısı bu aslında. Fakat yukarıda bir kaç örneğini verdiğim gibi aslında hiç bir zaman tam manasıyla böyle bir asrı saadet olmuş değil. İnsanın içerisindeki şempanze hep vardı ve hep var olmaya devam edecek. İslam ulaşılıp bitecek bir hedef değil gidilen yolun kendisidir. O nedenle hiç bir cemaatin, dini grubun daha büyük bir hayırlı hedefe ulaşmak için bugün daha küçük gayrı meşruluklar yapması meşru olamaz zira ulaşılacak daha büyük bir hedef yok, tek hedef hep devam eden ve hiç bir zaman bitmeyecek bu iyilik mücadelesinde meşruluktan ayrılmamaktır. Mücadelenin amacı gelecekteki büyük hayırlar için kullanılacak gücü ele geçirmek değil de doğru yoldan ayrılmadan mücadeleyi yürütmek olduğunda kaybetmek gücü kaybetmekle değil meşrutiyetten ayrılmakla olmaktadır. O yüzden bu yapıların iyiliği emretme ve kötülükten sakındırmayı kendilerine misyon edinmesi ve bunun dışında bir hedefle ilgilenmemeleri gerekir. Bu da gücü doğrudan kullanmamayı gerektirir. Mesela bir savcıya veya hakime adil olmayı, hiç bir etki altında kalmadan vicdanlarıyla karar vermeyi salık vermek yapılması gerekendir. Bu durumda bu kişilerin bu telkinlere rağmen verecekleri yanlış kararlarının, içlerindeki şempanzelerin sorumluluğu alınmamış sadece doğruları söylemekle yetinilmiş olur ki bu şekilde temiz alanda kalmak mümkündür. Oysa aynı savcıyı veya hakimi etki altına alarak doğrudan kararlarını belirlemek gücü doğrudan kullanmaktır, bu mevcut kabul edilen kurallara göre meşru olmadığı gibi içimizdeki şempanzenin kaçınılmaz olarak bu kararlara karıştıracağı hayvani etkilerin sorumluluğunu dini ve ahlaki olana yüklemektir, bunlarla dini ve ahlaki alanı kirletmektir. 

2. Dindarlar olarak geçmişteki kavgaların aslında özünde bir incir ağacını ele geçirme kavgası olduğunu görmemiz gerekiyor. İster iktidarda kalmak için belirli hatalara (mesela yolsuzluklara) göz yumulması olsun, ister belirli yerlerde "bizim" adamlarımız olsun diye sınav soruların verilmesi gibi haksızlıklar olsun bunların hepsi özünde kaynakların ele geçirilmesi ile ilgili kavgalardır. Dindarlar bu kavgada kendi taraflarında gördüklerini bir şekilde korudular, kolladılar (ister Ak Parti'nin yaptıklarını ister Cemaatin yaptıklarını gerçekten hiç fark etmemiş miydi dindarlar siyasi kavgalar başlayana kadar?). Bugün artık bunun bir muhasebesinin yapılması ve geçmişteki kavgaların ahlakla ilgili kısımlarıyla kaynakla ilgili kısımlarının bir birinden ayrılması gerekiyor. İslam'ın ilk dönemlerinde daha ilk halifeler dönemindeki kavgaların dahi ciddi siyasi yani kaynak paylaşımına dair boyutları var (mesela halifeliğin hanedana dönüşme korkusu nedeniyle Haşimiler tarafından desteklenen Hz. Ali'nin halifeliğine Hz. Ömer ve Hz. Ebubekir tarafından sıcak bakılmaması ama bunu engellemeye çalışırken işin sonunda Hz Osman'ın halifeliği ile gücün Ümeyyeoğullarına geçmesi veya alt sınıflardan olan ehli Suffa'nın Hz Ali'ye destek olurken daha üst sınıflardan tüccarların Hz. Ebubekir ve Hz Ömer'in yanında yer alması vs.). Cumhuriyetin ilk dönemindeki kavgaların da benzer boyutları var. Bugünkü kavgaların da temeli siyasidir. O halde bu kavgalardaki pozisyonları kutsamanın anlamı yok. Ahlaki olanla siyasi olanı bir birinden ayırmak lazım yoksa bugünkü siyasi kavgaların içerisine de kutsiyet ve dinin sokulmasından şikayet etmeye hakkımız olamaz.

3. Artık "biz" ve "onlar" kavramlarının yeniden ele alınması da bir zorunluluk haline geldi. Şempanzelerinkine benzer bir biz ve onlar anlayışı insani ve İslami değildir bana göre. Geçmişteki pek çok sorunun arkasında bu türden bir yaklaşım olduğu gibi bugünkü sorunların da arkasında bu türden bir yaklaşım vardır. Olması gereken olaylara ve mücadelelere daha bireysel ve ahlak temelli bir bakışla bakmaktır. Herhangi bir olayda, herhangi bir mücadelede o andaki konuyla sınırlı olmak üzere ahlaklı olanı savunan, ahlaklı pozisyon alan her kimse tarafı tutulması gereken de odur. Bir sonraki olayda bunu yeniden değerlendirmek gerekir. Kaynakların paylaşımı konusunda aynı tarafta olduğumuz ve çıkar ilişkisi içerisinde bulunduğumuz kişi ve gruplarla (dindaşlarımız, soydaşlarımız, sosyal sınıfımız, partidaşlarımız, cemaatdaşlarımız vs.) statik bir "biz" ilişkisi kurduğumuzda artık onların yanlışlarını görmekte veya bu grupların karşısında "onlar" olarak değerlendirdiğimiz kişi ve grupların doğrularını görmekte sorunlar yaşamamız kaçınılmaz oluyor insan doğası gereği. Statik ilişki ahlaki kurallarla aramızdaki ilişki olmalıdır zira ben Allah'ın her zaman "bizimkilerin", Müslümanların, milletimizin vs. tarafında değil her zaman ahlaklı olan tercihlerin yanında olduğuna inanıyorum. Kimse Allah tarafından seçilmiş değildir en azından buna dair objektif bir bilgimiz yok elimizde oysa Allah bize doğruyu iyiliği emretmiştir. O nedenle eğer milletimiz ahlaklı olanı yapıyorsa, dindaşlarımız iyiliğin peşindeyse, partimiz bir konuda haklıysa tabi ki onun yanında oluruz ama eğer buralarda bir çelişki varsa Allah'ın tarafında olmanın ölçüsü bizimkilerin yanından ayrılmamak değil ahlaklı olandan ayrılmamaktır.

4. Bununla doğrudan ilgili olarak insanların hepsi Allah'ın kuludur. Allah'ın insanların büyük bir kısmını iyi davransalar dahi sadece cehenneme atmak için yarattığını ve nominal olarak Müslüman olanlarıysa kelimei şehadet getirdikten sonra ne kadar kötülük yaparlarsa yapsınlar cennetine garanti sokacağını düşünmek bence Allah'ın adil sıfatıyla çelişir. Ben herkesin imtihanının farklı farklı olduğuna inanıyorum. Müslümanların sorumluluklarıyla diğerlerinin sorumlulukları (aslında her insanın kendisine verilen şartlar içerisindeki sorumlulukları veya imtihanı) farklıdır benim anladığım şekliyle. Bu bağlamda "biz" ve "onlar" kavramlarını Müslüman olmayanlara uygularken de yine bu ahlaki bakışla değerlendirmek gerektiğini ve gayri müslimlerin sadece kötülüklerini görmeyi, iyiliklerini görmezden gelmeyi, Müslümanlarınsa sadece iyiliklerini görmeyi ve kötülüklerini görmezden gelmeyi doğru bulmuyorum. Müslümanların yaşamakta oldukları fetret durumundan bu bakışla çıkamayacaklarını ve bizler kadar Allah'ın kulu ve İslam mesajının muhatabı olan diğer insanlara söyleyecek bir sözünün olamayacağını düşünüyorum. Özellikle hukuk ve ahlak konusunda çok ciddi sorgulamalar yapmış, çok önemli düşünceler ortaya koymuş pek çok filozof ve düşünür var Batı dünyasında. Bu insanlar bu düşünceleri bize tuzak kurmak için üretmiş değiller. Samimi olarak kendileri bu konuları dert edindikleri için üzerinde düşünmüş ve üretmişler. O halde Müslümanların da İslam'da her şeyin en güzeli var diyerek tüm bu çabaları ve ürünleri yok saymak yerine bu düşüncelerden faydalanmaları gerekmektedir. 

Kısaca tüm yaşananlardan sonra entelektüel boyutları olan bir dindarlığın bu sorgulamaları yapmadan ayakta kalabileceğini düşünmüyorum. Amerika'daki evanjelikler gibi bu sorgulamaları yapmadan, hatta yeri geldiğinde akıl ve mantığı tümüyle devre dışı bırakarak kendi doğrularına sorgulamadan iman eden gruplar mutlaka olacaktır, fakat dindarlar henüz iktidarla sınanmamışken ahlaki üstünlüklerine samimiyetle inanan İslamcıların bu sorgulamaları yapmadan ve ahlaki tutarlılığı olan söylemler üretmeden var olabilme ihtimalleri kaldığına inanmıyorum. Gelinen noktada eski söylemleri aynen tekrarlamaya devam eden hoca efendilerin ve cemaatlerin itibarlarında ve inandırıcılıklarında yaşanan ciddi erozyonun temelinde de yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçeklikle bu söylemlerdeki idealler arasındaki büyük uçurum olduğunu düşünüyorum.

Selamlar,

-Ahmet Şeker

18 yorum:

  1. Harika bir yazi katilmamak imkansiz ..bu sorgulamanin zaman gecirilmeden yapilmasini dilerim. Ama biraz zor sanki.. Dogru yolda olmak en iyisi..

    YanıtlaSil
  2. One of the best.i loved it.

    YanıtlaSil
  3. çok güzel bir yazı. hedef, istikamet, dava sadece emri bil maruf neyhi anil münker olmalı.

    YanıtlaSil
  4. Harika bir yazı, fakat sizin idealize ettiğnizin aksine islam tam da incir ağacını ele geçirme ideali üzerine kurulmuş bir dindir.
    İslam hep iyidir karşısındaki hep kötü. Küfür, zulüm (adına ne dersen de) sona erinceye yok edilinceye ve tüm incir ağaçları müslümanların oluncaya kadar "Savaş-cihad" devam edecektir. Bugünün dünyasında islamı yayma çabaları aynen bunun devamıdır. Siyasi ve askeri güç kazanınca sıcak müdahele ve yaptırımlar emin olun kaçınılmaz olacaktır.
    Sahabe döneminden bahsediyorsunuz ama asıl Peygamberimizin dönemi "incir ağacını" ele geçirmenin gerektiğinde en sert ve korkutucu, gerektiğinde pragmatik örnekleriyle doludur.
    Siz hala hayalinizdeki barışçı islama tutunuyosunuz ama islam tarihinde hiçbir zaman barışçı olmamıştır, barış konjektüreldir, ya "incir agacı" ele geçtikten sonra yeni bir incir ağacına kadardır, ya da ağacı ele geçşrmek için bir taktiktir.
    İslam bölücüdür, dünyayı iyi müslümanlar ve kötü ötekiler diye böler. İyiler kazanıncaya kadar "cihat" devam edecektir. Gücü yokken diliyle barışçı, gücü varken eliyle savaşçı, emri bil maruf nehyi anil münker devam edecektir.
    Bu da tam olarak incir ağacı kavgasıdır ve hiç bitmeyecek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. münafıklık yapmadan yazamıyor musun? utanmadan "peygamberimiz" demiş. bu kafayla senin peygamberin değil o!

      islam gücü ele geçirinceye kadar barışçı, daha sonra savaşçı imiş! sen de çocukken ananın eteğine yapışmıyor muydun? herkes gücü nispetinde sorumludur? herşeyin cürmü ağırlığı kadardır!

      bir kere kafana şunu sok. islam hiçbir zaman güç kullanmayı yadsımaz. hatta iyilerin kuvvetli olması gerektiğini, müslümanların güçlü ordulara sahip olması gerektiğini emreder. "Bize "Allah katından yardımcı yok mu diye feryat eden güçsüzler için neden savaşmıyorsunuz" der.

      Ama aynı zamanda barış isteyene barışla mukabele edin, yaptığınız anlaşmalara sadık kalın da bir emirdir. peygamberimiz hiçbir anlaşmasını bozmamıştır. ama medinedeki yahudiler medine vesikasına, mekkeli müşrikler hudeybiye anlaşmasına ihanet ettikleri için hak ettikleri muameleye tabi tutulmuştur.

      şimdi git ötede oyna.

      Sil
    2. Üslubunuz uygun değil, öfkeli. Sadece fikrimi söyledim. İslam tarihini farklı kaynaklardan okuyan herkesin kafasında bazı sorular oluşuyor. Dinde zorlama yoktur söylemiyle başlayıp mekke fethinden sonra bütün araplara müslüman olmayı mecbur kılarsanız, onlara ehli kitaba verilen cizye hakkını bile vermez ya islam ya ölüm derseniz, çelişkili söylem ve uygulamaları "dün dündür bugün bugündür" anlayışıyla "neshettim" deyip meşrulaştırırsanız, miras olarak savaş, ötekileştirme ve müslüman olmayana nefret bırakırsanız, asrı saadet bile kan gölüne dönüşmüşse, insanın aklında sorular oluşuyor ve islama barış dini diyemiyor.
      Ayrıca ben de bu kültürün insanıyım ve sevabıyla günahıyla benim peygamberim.
      Size farklı kaynakları değil bizzat orjinal kaynakları, Taberi tarihini, İbni ishakı, kütübü sitteyi yorumsuz okumanızı tavsiye ederim.
      Okuduktan sonra hala islam barış dinidir diyebilecek misiniz görelim.
      Saygılar.

      Sil
    3. İçeriden yazıyormuş gibi yapsan da değilsin. İkiyüzlülüğü bırak.
      Ayrıca ortaya bühtanlar saçıp milleti yanlış bilgilendiriyorsun. Bu art niyettir.

      Hz. Muhammed'in Gassanlı, Necranlı, Eyleli vs. Arap hristiyanlarla yaptığı cizye anlaşmaları var. Necranlı hristyianlarla cizye anlaşması Hz. Ebubekir döneminde yenilenmiştir. Daha sonra Hz. Ömer zamanında tefecilik yaptıkları için önemli bir kısmı Küfe tarafına sürülmüştür.

      Beni Tağlib gibi bazı Hristiyan kabileleri çocuklarını vaftiz etmeme şartıyla cizye ödemekten kurtulmuşlardır. Onlarınki de böyle bir anlaşmadır. Ama hiçbir hristiyan Arap kabilesi zorla müslüman yapılmamıştır.

      Sil
    4. Ehli kitap olmayan tüm araplar zorla müslüman yapılmıştır. Ölüm, kölelik veya müslüman olma dışında seçenek verilmemiştir.

      Bu kural ehli kitap olmayan birçok toplum için emevi abbasi döneminde de uygulanmış zorla müslüman yapılmıştır.

      4 mezhepten sadece hanefiler ehli kitap olmayanlardan da cizye alınabileceğini söylemiştir, ama ötekilere göre ya müslğman olur ya ölürler. Arap müşriklerin islamdan başka seçeneği olmadığını hanefiler de kabul eder çünkü peygamberimizin uygulaması bu yöndedir.

      Ehli kştaba gelince, Hz Ebu bekir ve Ömer devrinde tüm yahudi hristiyan kabileleri arap yarımadsı dışına çıkarılmıştır. Bahsettiğiniz tüm kabileler sürülmüştür. Bunun peygamberimizin ölmeden önce isteği olduğunu Hz Ebu bekir ve ömer söylemektedir.

      Cizye yani ceza (kuranın ifadesiyle alçak bir şekilde) alınan ehli kitaba ise Hz Ömerin uygulamadıyla muamele şöyledir: Ceza olarak alçaklıkları hep hatırlatılır, yeni kilise vs. yapamazlar hatta yıkılan kısımları bile onaramazlar, yüksek sesle dua edemezler, haç vb sembollerini gösteremezler. Fıkıh kitapların da şu tür bir ifade bile vardır (ve genel yaklaşımı gösterir): Kafir cizye vermek için ayakta gelir, müslüman oturduğu yerden sakalını tutar alçak kafir gibi sözlerle aşağılayarak alır. Bu kafirliğinin karşılığı cezadır. Cizye kelimesi de ordan gelir.
      Osmanluda da kafirlerin aşağılanması, şehirde ata binememeleri, müslümandan yüksek ev yapamamaları, ayaktaki müslünana yer verme zorunluğu gibi uygulamalar devam etmiştir.

      İslam tarihini yeniden okuyunca çok şaşıracaksınız. Doğru yanlış demeden önce gerçeklerin ne olduğunu görmek gerekir. Bilinen birçok şey rafine edilerek verilmiş birçok gerçek saklanmıştır. Kuran meali okumayı bile İhsan Şenocak'ın atom bombası vermek gibi tehlikeli gördüğünü mealin bile birçok cemaat tarafında saklandığını gerçeklerin duyulmadının istenmediğini bilmek gerekiyor.

      Temel kaynakları yorumsuz okuyan birçok insanı dibden soğuması bşr gerçektir. İmam hatipler bunun göstergesidir.

      Öfke ve düşmanlıkla susturma yerine müslüman dünya kaynaklarıyla yüzleşmelidir, önce okumalıdır tabii ki

      Sil
    5. Beni Tağlib gibi hristiyanların çocukları vaftiz etmemeleri bir nesil sonra dinden vaz geçmeleri demektir ve öyle olmuştur, cizye sadece mğslüman olma şartıyla kalkmıştır. Genel bir baskı vardır ve inkar edile ez.

      Sil
    6. O dediğin kaynakları kendin okusaydın böyle boş boş konuşmazdın. Getirdiğin bazı örnekler önyargılı birkaç eserden başka birşey okumadığını gösteriyor. Evet müşrik putperestlere zımmilik verilemez, mürtedlere de verilemez. Ama Raşid halifeler devrinde mecusiler ve Kuzey Afrika'da berberilerle zimmet anlaşması yapılmıştır. Cizye alınmıştır.

      Müslüman topraklarında yaşayan gayri müslimlere farklı bir statüde yaklaşılması gayet doğal. Ama sakalını tutup hakaret kısmı hikaye. Cımbızlama.

      İslam tarihini biliyoruz (bilmediğimizi mi sanıyorsun??) senin bugünkü kafayla yaptığın değerlendirmelerin hiçbir anlamı yok. Orta çağda Avrupa'ya uğrayıver bir de ne göreceksin!

      Bugünkü sahte medeniyetin çok fazla etkisinde kalmışsın. Bu gavurlar sana ideal olarak verdikleri hiçbir şeyi kendisi uygulamaz ama böyle mal gibi kendi medeniyetini sorgulatırlar!

      Sil
    7. Çok öfkelisiniz ve "mal" gibi ifadelerle hakaret ediyorsunuz.
      Yazdıklarımın hepsi doğru ve hem tarihçiler hem mezhep imamları tarafından bilinip hüküm çıkarılan konulardır.

      Öfkenizin sebebi (sanırım) şiddetin baskının ve dindeki çelişkinin açık olarak tarafınızdan da görülmesi ve kabulünün zor olması.

      Kuranda çok açık ayetlerde önceleri "dinde zorlama yoktur"" sen onların başında zorba değilsin, zorlayacak değilsin" gibi ifadeler varken, mekke fethinden sonra önceki söylediklerinin hepsiyle çelişerek "onları gördüğünüz yerde öldürün" gibi ayet ve uygulamalarla bütün arap yarımadasını dinde zorlamış, ölüm tehdidiyle müslümanlaştırmıştır.

      Bir avuç hristiyan kabile dışında herkes kılıç tehdidiyle mecburen müslüman olmuştur. Zorla yapıldığı için Peygamber ölür ölmez, medine ve özel imtiyaz alan mekke dışında bütün arap yarımadası isyan etmiştir.

      Zorla müslüman yapılan insanların ilk fırsatta isyan etmesi doğaldır. Ridde savaşı denen bu savaşlarda korkutma yöntemi olarak o kadar sert davranılmıştır ki Halit bin velid müslüman olmayanları ibret olsun diye ateş çukurlarında yakmıştır. Onbinlerce insan ölmüştür.

      Kuran kendisiyle çelişmiştir. Kuran der ki "bu kitap Allahtan başkasından olsaydı içinde birçok tutarsızlık çelişkiler olurdu". Hem dinde zorlama olamayacağını deklere edip hem de insanları müslüman olmuyor diye öldürmek nasıl izah edilir? Bunlar bir avuç insan değil tüm arap yarımadasıdır. Daha sonraki dönemlerde müşrik sayılan bazı toplumlarla cizye anlaşması yapıldıysa da bir çoğu zorlanmış mecbur bırakılmıştır.

      Avrupanın daha kötü olması bunları haklı mı çıkarır? Alemlere rahmet olan bir dinin bu kadar sert, şiddetli ve kendisi dışındakilere nefret dolu olması nasıl bir şeydir?

      Bu arada cizye basit birşey değildir, o kadar ağırdır ki kurtulmak için birçok toplum müslüman olmuş gibi davranmıştır. Örneğin Hayberde cizye miktarı yıllık üretimlerinin yarısıdır. Kıkta bir veya onda bir zekat ile karşılaştırılırsa ağırlığı anlaşılır. Devlet başkanının insafına göre bu miktar değişir.

      Dini yüzünde insanlara maddi ve manevi baskı hep olmuştur.

      Hakaret etmenize gerek yok. İslami kaynaklarda olandan başka birşey yazmadım. Bunların gerçek ve kabul edilmesinin zor olması psikolojik olarak sizde öfkeye sebep olmaktadır.

      Sil
    8. Evet işte böyle münafıklığı bırak, müslüman olmadığını itiraf et. Ondan sonra da çöplüğüne dön. İslam tarihini gayet iyi biliyor ve olduğu gibi kabul ediyoruz. Ridde savaşlarında mürtedlere karşı en şiddetli muamele uygulanmıştır ve haketmişlerdir. Nokta.

      Sil
  5. Söyledikleriniz çok güzel, keşke islam söylediklerinize izin verse, fakat islam bunlara izin vermiyor.

    Dini yeniden "çağın idrakine" göre yorumlama çabaları taktire şayan, ama yorumcular bile bir süre sonra bunun sahte bir islam yaratacağının farkına varıyor. Kendini kandırmadan dinin özüne sadık kalıp din adına mücadele ettiğinde "incir fethinin" bu dinde kaçınılmaz olduğunu görüyorsun.

    Bunu çok iyi bilip bugün konjektürel olarak barışçı olup "takiyye yapan, karda yürüyüp izini belli etmeyen" birçok müslüman var.

    Takiyyeci değil iseniz hayal kırıklığı yaşama olasılığınızı yüksek görüyorum.

    YanıtlaSil
  6. Bu yazida savundugum sey biz ve onlar gibi tutumlar almamak degil. Eger everything goes gibi tum degerlere kayitsiz kalinan bir tutumu benimsemiyorsak zaman zaman biz ve onlar gibi tutumlar almak kacinilmazdir. Onemli olan nokta bu tutumlari sempanzeler gibi gruba sadakat temelinde ve incir agacini ele gecirmek icin degil ahlaka gore belirlemektir. Benim acimdan by definition Islam ahlakli olani, iyiyi dogruyu ogutler.

    Hayalimdeki barisci Islam ve oraya tutunma kismina gelince burada ateizm vs. tartismalarina girmeyecegim fakat belki bir gun o konuda da bir yazi yazarim.

    YanıtlaSil
  7. '' Alemlere rahmet olan bir dinin bu kadar sert, şiddetli ve kendisi dışındakilere nefret dolu olması nasıl bir şeydir..? ''

    ADI MEHMET diye GÖRÜNEN MÜNAFIK , SENİNLE POLEMİĞE GİRMENİN HİÇ BİR ANLAMI YOK...!!! ALLAHIN SÖZLERİNDE ÇELİŞKİ BULDUĞUNU SANAN AHMAK SÖZ GAYET NET VE AÇIKTIR... ZORLA MÜSLÜMAN YAPMAK SÖZ KONUSU OL DEĞİLDİR AMA İSLAMDEVLETİNİN SAĞLAYACAĞI BARIŞ HUZUR VE EMNİYETİN DE BİR BEDELİ VARDIR ARTIK O KADARI İÇİN KUSURA BAKMAYCAN...!!

    Sadece bir anlık öfke ile yazdım...Aslında Allah cc sana cevabını vermiş... YIKILACAĞIN YERE KADAR YOLUN VAR...

    وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪يناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ﴿٨٥

    Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.

    A'Lİ İMRAN 85

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lütfen hakaret etmeyin, islami kaynaklarda olandan başka birşey yazmadım. Zorlama konusu çok nettir, fıkhi hükümler tarihi bilgiler ve hadislerle sabittir.

      Kimseye hakaret etmeden verdiğim bilgiler ve delil göstererek yaptığım yorumlara karşı, tarihi ve islami kaynakları inkar eden, "ahmak" gibi hakaret ve öfke dolu, müsamahasız tavrınız çok şey anlatıyor.
      Birkaç hadis kitabı ve islam tarihi karıştırırsanız zorlama konusunun çok net olduğunu görürsünüz.

      Lütfen bu konuyu uzatmayalım.
      Saygılar.

      Sil
    2. Valla münafığa hakaret etmek sadaka vermek kadar sevaptır diye umuyorum...Onun için saygı ya da hoşgörü bekleme çünkü sen bir münafıksın ve hakkın da budur...!!! Eğer zorlamaya devam edersen daha da sunturlu cevaplar veririm...!!! Allah'tan korkmaz kuldan utanmaz , müslümanlar Endülüs'e 750 yıl hakim oldular 100 yılda koca İspanya'da bir tek müslüman ve yahudi kalmadı. Osmanlı Balkanları 500 yıl yönetti sırp da bulgar da hırvat da yahudi de rum da yunan da ortodoks da katolik de hepsi yerli yerinde duruyor sen ne masalı anlatıyorsun..?

      Sil
  8. Bahtiyar:
    Bir Fethullahçı arkadaş(ev imamıydı) cami için toplanan kurban derilerini bir şekilde ele geçirdiğini ballandıra ballandıra anlatmıştı , bunun yanlış bir iş olduğunu söylediğimde kendilerinin daha hayırlı bir iş yaptığını tek başına caminin birşey ifade etmediğini, kendilerinin cemaat yetiştirdiğinden falan bahsetmişti kendince. Yani insan kendi cemaatini tek doğru adres olarak görürse yanlışlarına kendince fetva bulmakta zorlanmaz.

    YanıtlaSil