Bir Empati Denemesi - Münferit Fikir Platformu

SON

7 Temmuz 2019 Pazar

Bir Empati Denemesi





Münferit Fikir Platformunda (MFP) şimdiye kadar 18 yazım yayınlandı. Bunlardan sadece 3’ü “the cemaate” veya “Gülen cemaatine” dairdi.(1) Yine de zannediyorum özellikle twitter paylaşımlarımdan dolayı “anti-cemaatçi” bir görüntüm oluştu ve çoğu Gülen cemaati mensubu ve sempatizanın gözünde antipatik bir profilim oldu. Bu yazımda bana kızan veya kırılan Gülen cemaati mensup ve sempatizanlarıyla empati yapmaya çalışacağım.(2)


Bu kişilerden çok az bir kısmı beni kişisel olarak tanıyor. Öncelikle onlarla başlayayım. Bu kişiler en azından benim “mit ajanı” veya “proje” olduğumu düşünmüyorlardır (umarım.) Tanıdıklarımdan bana kırılanların ana olarak hissettikleri şey “hayal kırıklığı” olmalı. Çünkü yıllarca beni “kendilerinden biri” olarak bildiler. Şimdi, özellikle bu tabana inanılmaz zulümlerin yapıldığı zamanda, “bu cemaat eleştirilerinin zamanı mı?” veya “eleştiri yapacaksan bile yapıcı olsun” veya “tek kötü mü bu cemaat, hiç mi iyi tarafı yok?” onların akıllarından geçtiğini düşündüğüm düşünceler. Bu düşüncelere cevaplarım var, ama cevaplarımı burda vermek istemiyorum; çünkü yazının amacı empati yapmak ve onların neden bu düşüncelere sahip olduğunu anlamaya çalışmak. Empati yaptığımda onların bu düşüncelerde olmalarının ana sebebinin ortadaki durumun suçlularından birine—yani Türkiye muktedirlerine—olan kızgınlıklarının meselenin diğer tarafına bakmalarına veya en azından üzerinde durmalarına engel olduğunu görüyorum. Bir diğer mesele, bu kişiler için ben sadece “eski bir dost”um, ama etrafları hala Gülen cemaati mensubu insanlarla dolu, ve bunlar da gayet iyi karakterli insanlar. Bir kişi mi yanılıyordur, yoksa yüzlerce iyi insan birden mi? Tabii ki bu durumda ben bir çürük elma oluyorum. Canları sağolsun.

Bana kızan/darılan insanların çok büyük bir kısmı beni daha önce hiç görmemiş, ismimi de duymamış (neden duysunlar ki? :)). Dolayısıyla doğal olarak temkinli yaklaşıyorlar ve “bir proje” olma ihtimalimi sıfır görmüyorlar. Bu insanlardan büyük bir kısmı—söylediğim şeylerin en azından bir kısmına “mana olarak” katılsalar da—üslubumu çok sert buluyorlar. Bu insanların büyük kısmı MFP’deki çıkan yazıları—özellikle “the cemaatin kirli işlerinden” bahsedilen yazıları—ya yalan, ya abartılı, ya da “münferit” :) hataların anlatımı olarak görüyorlar. Belki de bir kısım kızgınların gözünde benim söylediklerim ve MFP’de çıkanlar “A Haber”in haberlerinin yumuşatılmış halinden başka bir şey değil, dolayısıyla dikkate alınmaya bile değmez. Okumasalar bile bize kızıyorlar gerçi, çünkü onların gözünde “itirafçı” veya “iftiracı” oluyoruz. Ben kendimi ve bazı MFP yazarlarını mahalle maçlarında top taştan kalenin hemen üstünden ve yakınından geçtiğinde kendi takımı aleyhinde “gol” diyen ve karşı tarafa “adamın gol dedi” argümanını veren oyunculara benzetiyorum :).

Bana kızan/darılan insanların yurt dışında olanlarının etrafı hala cemaat mensupları ile çevrili. Çevreleri, beraber vakit geçirebilecekleri, zora düştüklerinde yardımlarına gelebilecek insanlar hep cemaat mensupları. Eğer cemaatleri hakkında kötü düşünmeye başlarlarsa bütün bu çevreden en azından kalben uzaklaşmaları gerekecek ve bu hiç de kolay bir şey değil. Böyle bir şeye kalkışmak için öncelikle bütün anlatılanların doğruluğundan emin olmaları lazım ve “bilgi kirliliği”nin inanılmaz boyutlarda olduğu bu çağda emin olmak artık çok zor.

Bu insanlardan yurt içinde olup hala the cemaat değerlendirmeleriyle ilgilenmeye takati kalmış olanların çoğu yaralı, şaşkın ve kızgın. Aslında bana ve MFP’ye değil asıl kızgınlıkları; zulmü yapan muktedirlere, ve bu zulme destek veren, veya karşı çıkmayan, veya suskun kalan kalabalıklara. Bu durumun içinde sanki benim bazı paylaşımlarımın ve MFP’deki bazı yazılanların bu zulmü haklı gösterdiğini düşünüyorlar. O yüzden zaten olan kızgınlıkları bize de yansıyor. “Tabanın yanındayız” sözlerimiz onlar için bir değer ifade etmiyor. Onların—çoğu itibariyle—asıl dertleri cemaatlerinin geleceğinin ne olacağı değil, kendi geleceklerinin ne olacağı. İşlerine dönebilecekler mi? İnsanlar tekrar yüzlerine bakmaya başlayacak mı, başlasalar bile kendi psikolojileri düzelebilecek mi? Çocukları ne olacak anneleri/babaları terörist diye damgalanmışken? Pasaportlarındaki engel kalkacak mı? En yakın arkadaşları hapisten çıkabilecek mi? Böyle yaralı bir ruh haletiyle “ama bu zulümün öncesinde cemaat yöneticilerinin yaptığı büyük hatalar vardı” sözlerini duymak onların en son ihtiyacı olan şey; hele kim olduğu konusunda hiç bir fikir sahibi olmadıkları kişiler tarafından.

An itibariyle kalben hala Gülen cemaati mensubu olanların (en azından çok büyük bir bölümünün) ortak özelliği Gülen hakkında besledikleri çok büyük hüsnü zan olmalı; çünkü cemaat hakkındaki olumlu düşüncelerini ancak ortadaki bariz problemleri Gülen’den uzak tutarak koruyabilirler.(3) Bunlardan çok az bir kısmı Gülen’i yüz yüze görmüştür, ama nerdeyse hepsi sayısız saatlerce vaazlarını, sohbetlerini sesli veya görüntülü olarak dinlemiştir/izlemiştir. Bu insanların gözünde Gülen—bu sohbetlerden tanıdıkları kadarıyla—islamı anlatan; dini, peygamberi, sahabeyi sevdiren bir mübarek insan. Etraflarındaki Gülen’i seven insanların da nerdeyse hepsi iyi insanlar. Nasıl inansınlar şu veya bu kişinin söylediklerine, Gülen’in kapalı kapılar ardında şunu veya bunu yaptığına, planladığına? Nasıl emin olabilirler bundan? Hem yıllarını bu davanın doğru olduğuna, başlarındaki insanın çok mübarek bir insan olduğuna inanarak geçirmişler. Kolay mı “bir yalana inanmışım, hayatımı heba etmişim” demek, önceden mübarek gördükleri insanı problemli görmeye başlamak? Gülen hakkında hüsnü zanlarına ufak şüphe düşse bile çokları Gülen hakkında hala çok iyi düşünüyor ve dolayısıyla Gülen hakkında kötü düşünüp söyleyen benim gibilere doğal olarak kırılıp kızabiliyorlar. Bazılarının sevgileri o kadar fazla ki, Gülen’e edilen ufak bir söz onlar tarafından anne babalarına küfredilmesine benzer bir şekilde algılanıyor.

Gülen cemaati mensup ve sempatizanlarına dair empati çabalarımın sonucunda yazabildiklerim bunlar. Eminim kaçırdığım çok noktalar olmuştur. Bu konuda atladığım veya yanıldığım meseleleri (medeni bir şekilde :)) benimle paylaşmak isteyen olursa dm’m açık. Teşekkürler okuduğunuz için.

Selamlar, sevgiler,

-İsa Hafalır

(1) Defalarca ifade ettiğim üzere benim asıl meselem ana akım islam anlayışı ile, “the cemaat” bunun sadece bir parçası, ama bu yazının konusu ana akım islam anlayışı değil.

(2) Letonya Muhtarı gibi tiplerin takipçileri ve bana açıktan veya dm ile beddua eden, hakaret eden, küfür eden insanlarla değil, yüz yüze insan gibi konuşabileceğim mantıklı mensuplar ve sempatizanlarla empati yapacağım.

(3) O yüzden—belki bu dediğim onları tekrar kızdıracak ama—söylemeden edemeyeceğim, “the cemaat” veya “Gülen cemaati” yerine aslında an itibariyle “Gülenistler” demek daha uygun bir tanım olur. Ben yine de—bu bir empati denemesi yazısı olduğundan—yumuşak ifade ile Gülen cemaati demeye devam edeceğim.

4 yorum:

  1. Munferitte ki karikaturleri kim yapiyor?

    YanıtlaSil
  2. zor durum isa bey,
    bende ibadet kesimi denen tabandaki mağdurların durumunu görüyor,üzülüyor,twitterda falan ses vermeye çalışıyorum.ama bazen hocalarına feto gülen vb dediğimizde yukarıda yazdığınız gibi üzülüp tepki gösteriyorlar,tartışma çıkıyor,mağdur adamlara cevap olarak kötü söz söylüyor sonrada üzülüyoruz.ne yapacağımızı onca olana rağmen o herife kötü söz söylemeden nasıl konuşabileceğimizi bilemiyorum.
    neyse inşallah masumlar bütün haklarını alsınlarda sonra acımadan her lafı sokarız,biiznillah:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selahattin Demistasin tweetini okumanizi tavsiye ederim. Kendisine kumpas kuranlar arasinda (soyledigine gore) cemaat mensubu olmaktan suclu bulunan bir savci var.
      Ama Demirtas tweetinde kesinlikle FETO felan gibi hakaet sayilan kelimeleri kullanmiyor.
      Bu savci simdi Cemaatten icerde diyor.

      bende bu cemaatle yillarca icli disli oldum, gonullu olarak hayirli islerine katkida bulunmayi arkadas ortamlarina katildim. Ne zaman bu yanlislari ogrenince asabim bozuldu ve FETO kelimesini cok kullandim. Ama Demirtasin uslubu beni cok etkiledi. Adam resme cemaat yani benim kizdigim "FETO" magduru. ama o kelimeyi kullanmamis.

      Sil
  3. 15 temmuz gecesi trt haberde bildiri okunurken,mısırda olanlar gözümün önünden film şeridi gibi geçti.evimin duvarlarına son bir defa bakıp,bir daha dönemeyeceğimi düşünerek dışarı fırladım.bu vb nedenlerle feto gülene karşı sılho kadar naif olamayacağım.haa FET'in arkasına hiçbir zaman Ö koymadım ama O harfini hep koyacağım galiba.son olarak 30 tane twite baktım,orada beni ilgilendiren birtek 21-22 yasin börü ile arkadaşları ve sırf sakalı var diye o gece işid denerek linç edilen insanlarla ilgili olanlardır.hapis gerekiyormuydu bilmiyorum ama sokak çağrısı yapıldı ve o felaket yaşandı.Allaha emanet.

    YanıtlaSil