Bediüzzaman ve Gülen Arasındaki Farklar (5) - Münferit Fikir Platformu

SON

5 Temmuz 2019 Cuma

Bediüzzaman ve Gülen Arasındaki Farklar (5)



5.Fark: Özgür Ruh ve Kölelik


Cemaatin medyasına el konulduktan sonra, hareketin bilinen birçok yazarının buluştuğu yeni platformu tr724.com'da, Zaman Gazetesinin eski yazarlarından Ahmet Dönmez de yazıyordu. 2018 yılının sonlarında, bu web portalından ayrıldıktan sonra, bomba bir haber yaptı. Cemaatin onlarca üst düzey yöneticisin ismini vermeden tasdiklediği, uzun bir süre sonra cemaatin Amerikadaki A-takımının da doğruluğunu kabul etmek zorunda kaldığı haber şuydu. Sezai kod adlı, Hocaefendinin en yakınındaki bir isim (fitne çıkmasın diye ismi verilmiyor) Tayyip Erdoğan ve Muharrem İnce arasındaki başkanlık seçiminin hemen sonuna gelen kanlı bir plan yapıyor. Sezai'nin tahminine göre Erdoğan seçimi kaybedecek ama kendisini galip ilan edecek. Muhalefet buna tepki gösterip sokağa inecek. İşte tam bu esnada, Sezai'nin hapishanelerdeki 50 elemanı milleti galeyana getirip (çoğunluğu FETÖ davasından içerde olan cemaatin garibanları) isyan çıkaracak. Yüzlerce kişinin ölmesi öngörülmüş. İçerde isyan, sokaklarda halk hareketleri… Birleşmiş Milletler müdahale etmek zorunda kalıyor. Sonunda da AK Parti devriliyor. Plan bu. Bu plan A Haber ya da Akit Gazetesinin yalanlarından bir yalan değil. Cemaate yakın vicdanlı bir gazetecinin, afaroz edilmeyi göze alarak ortaya çıkardığı bir kumpas.

Babası Hocaefendinin en yakın bir arkadaşı, kendisi de devlet bursuyla İngiltere'de doktora yapıp, dönüşte Polis Akademisinde Dekan yardımcılığına kadar yükselen, darbeden sonra da Nijerya'ya kaçıp, burdaki Cemaatin Nil üniversitesinde akademisyenlik yapan Prof. Dr. Önder Aytaç, gecen hafta katıldığı Cemaate yakın bir Youtube platformunda özetle şunları söyledi. Cemaatin içinde bir klik, bir ruhban sınıfı var. Yaklaşık 100-150 kişilik bu grup dokunulmaz. Birçok insanın hayatını kaydırmışlar. Astıkları astık, kestikleri kestik. Güç sarhoşu, istedikleri kararları alıyorlar. Mesela Nil Üniversitesine gelen 75 Akademisyeni harcamışlar. Kendi dava arkadaşlarına bu zulmü yapmışlar. Prof. Aytaç binlerce mesaj almış, bu mesajlarda milletin yaşadıkları zulmü, güç sarhoşu abilerin sadistçe eziyetlerini anlatıyorlar.

Almanya Heidelbergde Prof. olan SavaŞ Genç, ve Avustralya'da Prof. olan İhsan Yılmaz gibi, batıda yetişmiş, demokrasiyi özümsemiş, vatansever, vakti zamanında Cemaati de seven bir grup akademisyen, Türkiyenin en can yakıcı konusu olan Kürt Sorunu ile ilgili bir rapor hazırlıyorlar. Cemaatin Medyasının Kürt politikasının yanlışlığı ve kardeşçe nasıl yaşanabileceğine dair, dünyadan örneklerle bir rapor hazırlıyorlar. O günkü Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı son derece kibirli bir şekilde ''ben onların işine karışıyor muyum, işlerine baksınlar'' deyip raporu çöpe atıyor.

Böyle yüzlerce örnek verilebilir. Bu örnekleri vermemin sebebi, cemaatin yönetim şeklinin çıkmaz sokak olduğunu göstermek için. İtaate dayalı, sorgulamanın, eleştirinin nerdeyse günahla eş tutulduğu bir yapı. Herhangi bir problemi eleştiren ya da farklı bir çözüm teklifinde bulunan bir insan, Stanford mezunu da olsa yükselemez Cemaatte. Ama sıradan bir Anadolu üniversitesinin son derece sıradan bir mezunu, gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan biri; itaat, her denileni yapma, göz önünde bulunma, kampanyalarda daha çok para ve abone buluyorsa çok etkili, karar verici noktalara gelebilir. Diğer bir problem de abilerin her yaptığında bir "Hikmet" aranması. Cemaatte herhangi bir abinin sorgulanma, hesap verme, ya da başarısızlıktan dolayı görevinden el çektirme durumu olmaz. Çünkü yapılan her işte bir ''Hikmet'' vardır.

Mesela AK Parti aleyhinde seçim kampanyası yapılır. Neden diye sorarsınız ''Cemaatin gücünü görsünler, kiminle dans ettiklerini anlasınlar.'' Seçim sonucu Cemaat için hezimetle sonuçlanınca bu sefer de ''Eğer AK Parti seçimi kaybetseydi millet bunu cemaatten bilirdi. Dindar bir partinin devlet yönetimini kaybetmesine sebep oldunuz deyip bize düşman olurlardı'' derler. Mesela bazı polis memurlarını milletvekili adayı gösterdiler. Sorarsınız bu kadarda aleni siyasete girilir mi diye ''Bunlar meclise girerlerse dokunmazlık kazanırlar, bildikleri hayati bilgilerle cemaate çok faydalı olurlar'' derler. Hiçbiri seçilemeyince bu seferde ''Millet cemaatin siyaseten ne kadar güçsüz olduğunu gördü. Kimse bizim siyaseti ve partileri etkilediğimizi iddia edemez artık'' derler.

Darbeden önce Hocaefendi hep ''Necip Türk Milleti'' derdi. Darbeden sonra nefret objesine dönüştü. Erzurum'daki evi tuvalet yapıldı, yıllarca bin bir emekle kurulmasına vesile olduğu bütün kurumlar ya kapatıldı ya da başka cemaatlere peşkeş çekildi. ''Necip'' dediği millete bu sefer ''Sürü'' yani hayvan demeye başladı.

Erdoğan ve diğer devlet adamlarına karşı her zaman son derece saygılı bir dil kullanıyordu ve ona ''Serkar'' yani yönetici, amir, lider diye hitap ediyordu. Darbeden sonra ''Serkar'' oldu ''Serker'', (Farsça ve Kürtçe eşek başlı demek), münafık, süfyan. Cemaatte şu aralar Erdoğan ismi ''Süfyan''sız kullanılmıyor.  Bu üslub Hocaefendiye yakışıyor mu, hani üslubumuz namusumuzdu, adamın kafir, süfyan olduğunu nerden biliyorsunuz dersiniz. Ona da başka bir cevap verirler.

Cemaatin tarihinde, özür dilediğini, hata itirafında bulunup af dilediğini ya da dini tabirle tevbe ettiğini ben bilmiyorum. En iyi ifade ile ''milyonlarca mensubu olan bir hareket içinde hata yapanlar bulunabilir. Fakat bütüne bakıldığında Cemaat kusursuzdur'' derler. Bu kibirleri, dışardan insanların hapishanedeki masumlara merhamet duymasının önündeki büyük bir engel. Burnundan kıl aldırmayan, meydan okuyan, her olayı kendilerine yontan tavırları, insanların bütün merhamet duygularını yok ediyor.

Risalede derki: ''Eğer savaş kazanılırsa ganimet ordunun bütün askerlerine dağıtılır. Eğer yenilgi olursa tek suçlu komutandır.'' Yıllarca Cemaatte bunun tam tersi oldu. Dünyanın dört bir yanında karın tokluğuna, sırf Allah rızası için çalışanların emeğiyle dünya kadar iş yapıldı. Ganimet hep Hocaefendiye verildi. Onun dahiliği, müceddidliği, ileri görüşlüğü, dünyanın en mübarek hakiki ve tek lideri olması sayesindeydi. Fakat ne zaman hezimet başladı o zamanda suçlu ''Onu anlamayan bizlerdik.'' Onun dediği doğru anlaşılsaydı bunlar yaşanmazdı. O ki kalabalıklar içinde yapayalnız bir adam. Anlaşılmıyor, bugünün en az 50 yıl ilerisinde. İnsanlardan kopmuş, öyle bir manevi dereceye yükselmiş ki, yanına gelen günahkarları ya eşek, ya yılan suretinde görüyor. Bunlar size komik gelebilir ama hala Cemaatin çok yaygın konuştuğu konular. Cemaatte yetişen ortalama birine Hoacefendinin herhalde bin tane kerameti anlatılmıştır. Böyle böyle ruhi esaret başlıyor, iradeler felç ediliyor. Hocaefendinin hata yapması diye bir şey yoktur. Göreceksiniz eninde sonunda o haklı çıkacak. Bizi hiç yanıltmadı o... Akıl, mantık, istişare, kardeşlik hareketi olan Nur hareketi böyle böyle rasyonaliteden uzak bir mezhep olma yoluna girdi. Bilim, metodik çalışma devre dışı bırakıldı. ''Keramet ve Rüya üretim merkezi'' ile her gün biri ya Peygamberi ya Halifeleri ya Osmanlı Padişahlarını rüyasında görüyor, ''dayanın sizlerleyiz'' diyor.  Millete bu gazı verenlerin çoğu da Batı ülkelerinde güvenli limanlarda hayat sürüyorlar.  Prof. Dr. Aytaç'ın dediğine göre, mesela Afganistan imamı da millete böyle gaz verip, kendi Kanada'ya kaçmış. Ordan Afganistanı idare ediyor. Güç, makam, insanlara hükmetme şehvetinden vazgeçmiyor.

İslam Tarihinin altın dönemi Endülüste şöyle bir olay yaşanır. Bir ara ''Tıbbı Nebeviye'' adı altında uydurma hadisler çoğalınca İbni Rüşd der ki ''Peygamberimiz bize şeriatı öğretmek için geldi, tıbbı değil.'' Efendimize karşı çok saygılı, alim ve aynı zamanda filozof olan İbni Rüşdün amacı, insanların Efendimizin ismini suistimal etmesine engel olmaktı. Bugün Hocaefendi her konuda konuşuyor, ama her konuda. Astronomiden, ekonomiye, evrimden çocuk terbiyesine ordan tarihe… Kimse demiyor ''sen din alimi misin yoksa fizikçi mi, kimyacı mı, tarihçi mi...'' O konuşunca, söylediği şeyler yanlış da olsa, onun sözünün üzerine söz söylenemiyor, söylense de kabul görmüyor. Mesele Kuantum Fiziği konusunda söylediği çok yanlış bir söz, Türk kökenli bir Amerikalı profesör tarafından düzeltilince, abi söyle diyor ''Hocam bugün için yanlış görünse de, göreceksin bilim birgün Hocaefendinin dediğine gelecek.'' Hocaefendinin uzmanlık alanı olmayan konularda söylediği her söz, insanların önüne bir set bir duvar örüyor. Cemaatte o kadar güçlü ve etkili ki, onun sözünün üzerine söz olamıyor.

Yönetimle ilgi diğer sıkıntılı bir nokta şeffaf olmaması. Hocaefendinin A-takımının nerdeyse yarısı kendisini yarı yolda bıraktı. (Nurettin Veren, Kemal Özdemir, Ahmet Keleş, Latif Erdoğan...) Cemaate göre bunlar hep ajandı. Öyle bir sistem dizayn edilmiş ki, kim samimi, kim dost kim ajan anlamak mümkün değil. En yakin arkadaşları bile ajansa, içerde hayati noktalarda hala bir sürü ajan olmadığını nerden bileceğiz? Türkiye'deki darbeye bulaşma ya da akim kalan ''Sezai'' olayı gibi bir olayın mesela Almanya da düzenlenmeyeceğinden nasıl emin olacağız. Böyle bir olay bir Batı ülkesinde cereyan ederse, binlerce insan tekrar mağdur olmayacak mı?

Cemaat yönetim mimarisinin en insanlık dışı bir elementi de ''Abilik Müessesi.'' Abilere dünya kadar yetki verilmesi ve bu abilerin yaptıkları hiçbir işten sorumlu tutulmaması. Üst düzey bir abinin sahip olduğu yetki, 4 Halife döneminde, halifelerin sahip olduğu yetkiden daha fazladır. Hz. Ömer'e camide herkesin önünde, ''doğru yoldan ayrılırsan seni bu eğri kılıcımızla düzeltiriz'' diyordu bir cemaat. Bu sözün bir benzerini herhangi bir abiye karşı kullanırsanız, ya sürgün edilirsiniz, ya can sıkmayacak pasif bir göreve atanırsınız, ya da öyle bir mimlenir mobbinge uğrarsınız ki, ayrılmak zorunda kalırsınız.

Cemaat 4000'den fazla okulunu yüzlerce dershanesini, üniversitesini, bankasını, şirketlerini kaybetti. Siz sorumluluk alıp da görevini bırakan tek bir insan duydunuz mu? İşler kötüleştiği için bırakıp kaçanları kast etmiyorum. Öyle sadist, aşağılık kompleksini, altındaki garibanları ya da ekonomik bağımlı durumunda olan elemanlarından ezerek tatmin etmeye çalışan tiranları görünce ''Allah'ın rızası bu mu'' demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Peki ne yapıyor bu abiler? Hemen hepsi üniversite mezunudurlar ama ya mesleksiz ya da mesleklerini neredeyse unutmuş, kalifiye sayılmayacak insanlardır. Benim çevremde gördüklerimin çoğu, geç saatlere kadar ''istişare'' yaparlar. Yemekli, etli-kuzulu olur genelde bu muhabbetler. Kebaplar, çiğ köfteler, tatlılar eşliğinde geç saate kadar sürer. Biz saat 5:00'te kalkıp işe giderken, onların 9:00, 10:00'a kadar yattıkları olur. Senede birkaç gezi yaparlar. Arkadaşlara rehberlik ediyoruz, Cemaate ısındırıyoruz deyip, Afrika gezisi, Orta Asya gezisi, mutlaka bir Türkiye gezisi ve bazen de Amerika gezisi. Bir yılda 4 gezi yapan abi biliyorum. İnsanlar 11 ay çalışıp 1 ay ancak izin yapabilirken, bu abiler bir eli yağda bir eli balda hayatlarına devam ederler. Maaşları, gezi masrafları insanların verdiği burs ve himmetlerden karşılanır. Resmi görevleri yoktur. Son kararları onlar verir ama resmi belgelerin altında imzaları yoktur. Yurt dışında, o ülkenin dilini iyi bilen samimi birini kurumun resmi başkanı yaparlar ama perde arkasında tüm kararları verir ya da verdirirler. Eli ayağı tutan bu insanların çok azı çalışarak nafakasını kazanır. Bu kadar acı, ızdırap, dava deyip, bu kadar az sıkıntı çeken insan topluluğu az bulunur.
  
Oysa Bediüzzaman ısrarla bu hareketin tarikat ve benzeri bir yapılanma olmadığını söyler. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Herkes hak ve sorumluluklar bakımından eşittir. Herkesin söz hakkı vardır. Başkaları üzerinde tahakküm kuramaz. Efendi-köle ilişkisi yoktur. Bu ne vicdani ne de insanidir.

Cami imamı olan bir talebesi Bediüzzaman'a gelip, imam maaşı almasının caiz olup olmadığını sorar. Bediüzzaman ''geçimini sağlayacak hiçbir gelir kaynağın yok mu'' diye sorar. Talebesi ''hayır'' diye cevap verir. Bunun üzerine talebesine kehren izin verir. Cami imamı, memur olduğu halde, başka hiçbir gelir kaynağı olmamasına rağmen prensip budur. Cemaatte fedakarlık yaptığını iddia eden abiler, gitsinler 8 saat günlük çalışsınlar. Geri kalan zamanlarından birkaç saatini Allah yolunda harcarlarsa, buna fedakarlık diyebiliriz. Aksi durumda, maaşını alan bir diyanet imamından pek bir farkı yoktur.

Bediüzzamanın kurduğu ''Hizmet''te, biri ayrılırsa Hain, Ajan ya Satılmış damgası yemez. Mesela ''Lahikalarda'' ayrılan bir talebesinin geri dönüşüne çok sevindiğini, mutluluktan adeta uçtuğu söyler. Talebesi bir dönem problem yaşamış ayrılmıştır. Ne kimse kendisine hain demiş, ne nefsine yenik düşen zavallı, ne de devletin ajanı. Zaten gönüllülük esasına dayanan bir harekette böyle ifadelerin kullanılması bile başlı başlına bir problem.

Benim kanaatim, cemaatin tekrar müstakim yola girmesi çok zor. Eğer karar vericilerin biraz vicdani kaldıysa, cemaati fesh etsinler. Bu kölelik düzenine son versinler. Onlar için DAVA değil İNSAN önemliyse, çok az da olsa bir kesim tarafından da hayırla yad edinmek istiyorlarsa, artık ellerini çeksinler bu işten. Kolay olmayacak elbette. Hayatı bir cemaatte gecen insanların tekrar özgür bir ruh, ayaklarının üzerinde durması, düşe kalka Allah'ı bulması zaman alabilecek ama sonuç her halükarda şimdikinden daha güzel olacak.
-Nuri Turan

5 yorum:

  1. BEDİÜZZAMAN İLE FETO GÜLEN'I KIYAS ETME GAFLETİNE DÜŞMÜŞSÜNÜZ MAALESEF. BEDİÜZZAMAN NERDE FETO GÜLEN NERDE. FETO GÜLEN: İKİ YÜZLÜ (HATTA İKİ YÜZLÜ DEĞİL SAYISIZ İNSANI OLMAYAN YÜZÜ VAR), MEGALOMAN, PSİKİYATRİK HASTA, KORKAK, YALAN ÜZERİNE İŞ GÖRÜR, UTANMADAN YÜZÜ KIZARMADAN YALAN ATAR,BAŞKALARININ BAŞARISINI KENDİNE MAL ETMEKTEN UTANMAZ ARSIZ BİRİ, İYİ TİYATROCU İYİ ROL YAPAR, RİSALEDE BUNLAR SÜFYANIN ALAMETİ OLARAK BELİRTİLİYOR), CANİ, YÜZLERCE İNSANIN KATİLİ, ZALİM ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ağzına sağlık bendende o kadar resmini görmek bile tiksindiriyor

      Sil
    2. Ne farklari var? Hatta nursinin insanimiza verdigi zarar ,gulenden fazladir. Iki delinin kuyuya attigi tasla ugrasiyor millet hala. Bediuzzamaniniz batsin.

      Sil
  2. Ikisini de bilirim. Bir farjlari yok. Hatta "bediuzzaman" I su anda nurcularadeta peygamber olarak gorurler. Soylesen hasa derler tabi ama peygamber ve kuran 1 konusuluyorsa said nursi ve risale 100 konusulur. Peygambervari ozellikler addederler. Yok yazmamis yazdirilmis falan. Secilmislik vs. hemen hepsi aynidir. Said nursi cemaati ayni give ulassa be ayni tehditlere Maruz kalsa o da ayni sekilde hareket ederdi bence

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senceynen olmuyor, o kadar zulme uğramasına rağmen Bediuzzman isyan etmiyor, zaten amacı güç devşirmek değil imanını kurtarmak, bunu anlayabilecek kapasitede değildiniz çünkü hâla zehirlisiniz
      Allah hidayet versin

      Sil