İslam, KHK ve Mağdurlar: Problemler, Sebepleri ve Çözüm Önerileri (1) / Problemler - Münferit Fikir Platformu

SON

21 Mayıs 2019 Salı

İslam, KHK ve Mağdurlar: Problemler, Sebepleri ve Çözüm Önerileri (1) / Problemler





Bu yazıda Türkiye’nin kanayan bir yarası olan KHK mağduriyetlerinin dini ideolojiden kaynaklanan sebepleri hakkında fikirlerimi paylaşacak ve kişisel ve toplumsal olarak bu konuda neler yapılabileceğini, çözüm önerilerimi paylaşacağım. Yine ayrıca gözlem ve tecrübelerime dayanarak, toplumda meydana gelen travmanın iki ana aktörü olan Gülen ve Erdoğan’la ilgili konuşacağım. Fikirlerimi paylaşırken Erdoğan ve Gülen de dahil hiçbir kişiye veya inanca hakaret etme amacını gütmedim. Yazım pek organize olmamış olabilir, bazen konuşma dili kullandım, yazıyı edit etmeye de pek vaktim olmadı, gramer, dilbilgisi, yazım hataları olabilir, kusura bakılmasın. Fikir yazısı tarzında yazmadım daha önce. Bir de adı üstünde, fikir yazısı...Bence doğru olan, size göre yanlış olabilir.

Problem Nedir? Olaylara Uzun Süreli (Longitudinal) Bakış

OHAL ve devamında KHK’ların yayınlanması çok uzun bir süredir devam edegelen bir sürecin sonucu olarak ortaya çıktı. Bu problem kamuoyunda çoğunlukla Gülen (Cemaat)-Erdoğan (Ak parti) çekişmesi şeklinde ele alınmaktadır. Kendimce sesli düşünerek bu sorunun temel kaynağı olduğunu düşündüğüm din ve ideolojisi hakkındaki eleştirel düşüncelerimi paylaşacağım.

15 Temmuz sonrası ve (öncesinde de) uzun zaman düşünme fırsatım oldu. Cross-sectional (bazen İngilizce kelime koyuyorum çünkü Türkçe karşılığını bilmiyorum ve bu kelimeler demek istediğimi daha iyi ifade ediyor) değil, uzun süreli bakış açısıyla ve klasik tabirle sebep-sonuç ilişkisi açısından olanlara bakmaya çalıştım. Güleni çok uzun zamandır dinleyen birisi olarak zaman içerisinde birçok çelişkili tavırlarını ve söylemlerini gördüm/dinledim ancak dini varsayımlarımdan dolayı her şeyi iyiye yormaya çalıştım. Benim hatam! Benim için darbe sonrası Gülenin toplumsal barışın yeniden tesisi için hiçbir gayrette bulunmaması ve mağdur insanları yok sayan ifadeleri daha derin düşünmem için bir dönüm noktası oldu. Ahmet Şık, Hanefi Avcı gibi kendimce entelektüel olarak gördüğüm kişilerin yazdıklarını okudum, konuşmalarını dinledim. Uzun zaman her iki tarafın da (Erdoğan ve Gülen) argümanlarını okudum ve dinledim. Daha sonra bu olanların kişilerden ziyade İslam ideolojisinden kaynaklandığına karar verdim, yani dinin kendi prensiplerinden dolayı.

Birçok insan için (örneğin ateist veya deistler için) basit gelebilir ama şu ihtimali sorguladım kendimce en sonunda: Kuran beşer kelamı olabilir mi? Nursi de aynı soruyu sormuştu kendisine. Çok zorlandım, ancak Beyazıt camisinin ışıkları sönmedi benim için Nursi’ye olduğu gibi çünkü bilgiye erişim artık daha kolay eskiye göre. Biraz tarafsız önyargısız düşününce birçok çıkarım yapmak mümkün. Sorunların ana kaynağını tek cümle ile özetleyecek olursam şunu söylemek isterim: Türkiye’de barışçıl ve ayrımcılık yapmayan bir toplum ortaya çıkmasının önündeki en büyük engel İslam peygamberinin yaptığı her şeyin sorgusuz sualsiz doğru olarak kabul edilmesi ve onun fikirlerinin asırlar sonra aynıyla ya da eğip bükerek Türk toplumuna ve dünyaya empoze edilmeye çalışılmasıdır. Detaylandırmak isterim...

Belirli varsayımlar var İslam inancına göre. Ana varsayımlar şunlardır: peygamber günahsızdır, hata yapmamıştır, son elçidir, kuran tanrı kelamıdır, değiştirilmemiştir, kuran mesajı tüm insanlığa hitap eder ve kuran/hadis/içtihat vb. tüm zamanların sorunlarına devadır. Bu varsayımlardan hiçbiri eleştiriye açık değildir içtihatlar hariç. Yani peygamber hatalı olabilir mi, kuran insan kelamı olabilir mi, peygamberin tanrıyla konuştuğunu söylemesi ruhsal bir probleminden ya da öyle zannetmesinden dolayı olmuş olabilir mi gibi sorular sorulamaz.

İlk olarak kafamdaki tüm soruları bu varsayımlarımı bırakarak cevaplamaya çalıştım. Başlıca sorularım şunlardı: Kuranın tanrı kelamı olduğuna dair delil nedir? Cennet cehennemin delili nedir? Nursi de diyor, darağacında idam olunmaya benzetiyor ölümü, ama sonrası için sadece tahminde bulunuyor. Allah kadir-i mutlak ise insanı başka bir bedende (insan-hayvan-bitki) tekrar neden gönderemesin(reenkarnasyon). Ölüm sonrası için söylenen her şey bir tahmin. Tanrı insanlarla konuşmayı neden bıraksın 1400 yıl önce? Neden peygamberler günahsız oluyor, adil mi? Tanrı neden insan hakları evrensel beyannamesi gibi evrensel mesajlar içeren bir metin düşünememiş? Gazaplanıyor, affediyor, atarlanıyor...Miraçta 50 rekât namaz şart koşunca neden Musa kadar merhametli ve düşünceli olamamış insanlara? Neden Allah’ın has kulları vardır? Şeytan da bir melekken nasıl sapıtmıştır? Tanrı insanın bütün duygularına egemen ise onu neden şeytanla sapıtmıştır? Bu şekilde hem sapıtıp hem de cezalandırmıştır. Kalpleri evirip çeviriyorsa inanmayan insanın suçu nedir? Adil mi bu? Eğitimle insanlar düzeltilebilir mi?  Kendisinin her şeye gücü yetiyorsa neden insanları yakmak gibi vahşice bir yolu izlesin? Tanrının kitabı neden günümüz sorunlarına cevap verememektedir. Tanrı yeterince zeki değil mi, ya da muğlak ifadelerle insanları neden çıkmaza sokmuştur? Gelecekte olacak sorunları öngörememiş midir? Ganimetlerin beşte birine Allah neden ihtiyaç duymaktadır? Peygamber neden bu kadar pay almaktadır? Neden toplumsal gelişim için para kullanılsın diye bir ibare yok? Şeffaflık vurgusu neden hiç yok Tanrının herkesin düşüncelerini okuduğu iddiası dışında? Sadece tanrıya şeffaf! Soruları çoğaltmak mümkün.

Bu düşüncelerim sonunda peygamber, din ve kuran hakkında vardığım sonuç şu oldu: Muhammet yaklaşık 1,400 yıl önce dünya üzerindeki nispeten çok küçük bir coğrafyada yaşamış ve “o coğrafyanın, o zamanki sorunlarına, kendince” çözümler üretmeye çalışmış bir insandır, hataları/zaafları olan, herkes gibi bir insan... Kuran'da aşk içeren (Zeynep’le göklerde! evlendirilme), nefret içeren (kendine taş atan Ebu Leheb’e ve karısına yüzyıllarca lanet ettiren), Fatiha suresiyle insanları dallin dallin-değil diye ayrıştıran, ve başka kitaplardan (İncil, Tevrat) alıntı yapan herhangi bir kitap.

İslam ülkeleri yüzyıllarca bu ideolojiyi takip etmiş, gaye-i hayal haline getirmiştir. Bu ideoloji inanca dayanmaktadır. Elinle, dilinle, ya da nefretle kötülükleri (neye göre kötü, belli değil) değiştirmeyi amaçlamaktadır. Fetih kültürü vardır. Siyasal İslam, siyasal olmayan İslam diye bir ayırım yoktur. İslam ilk baştan beri siyasaldır. Bu açıdan bakılınca Erdoğan ve Gülen doğru temsil ediyorlar İslam’ı.

İnanç ne demektir? Benim tanımıma göre aklını bir kenara bırakıp düşünmeden kabul etmektir. Cübbeli Ahmet gibi paket programı kabul edip tüm bilimleri/kitapları yok sayıp zombi gibi yaşamaktır. Kadınları hatta insanların çoğunu kişiliksizleştirip sakalını okşatmaktır. Kadınları diri diri toprağa gömülmekten 4 eşten biri ya da sınırsız cariyelerden biri olma payesiyle(!) şereflendiren(!!) ve medeniyeti o kadar ilerletebilmiş tarihi bir kabile kitabıdır. Sevgili Safinaz’ın yaşadıklarının temelinde bu yatmaktadır.

İslam’ı ve inancı aklın süzgecinden geçirip yerini doğru olarak tespit etmek gerekir. Tanrı olabilir. Ancak kuran tanrı kelamı olmayabilir. Vahyi kabul ettiğiniz an rüyasında insanları goril görenlere ilahi paye vermeye başlarsınız ki toplumdaki kaosun elementlerinden biri olur. Tanrı varsa (buna dair delil kesin değil bence) insanı da yarattığı için kuran, dolaylı olarak, tanrı kelamıdır denebilir ama direk tanrı kelamı olduğuna dair bir delil yoktur (…..aklı gözüne inmiştir ezberini biliyorum, tekrarlamayın). Peygamberleri bulundukları toplumlara katkıda bulunmaya çalışmış düşünürler olarak kabul edip doğrularından faydalanmak ve yanlışlarını tekrarlamamak insanları huzura kavuşturacaktır.

Sonuç olarak din binlerce felsefeden bir felsefedir sadece. İslam peygamberi de insani zaafları olan zamanının bir düşünürüdür ve yazdıkları veya söylediklerinin doğruluğu veya geçerliliği eleştiriye açıktır. Bunun aksini iddia etmek tanrıyı psikopat, aklı kıt, vahşi bir varlık olarak kabul etmeyi ima eder. Bence yaratıcı, var ise ne aptal ne psikopat ne de acımasızdır. Bu sıfatlar insanlarda vardır. İnsanların temelde tanrıyı inkâr etme gibi bir amaçlarının olduğunu düşünmüyorum. Dincilerin amacı insanların inanmaları olsaydı en azından Türkiye bu durumda olmazdı. Din sadece ve sadece bir baskı aracı olarak kullanıldı ve kullanılmakta. Bu tespit yeni değil ama Türkiye konteksti içerisindeki yorum yeni benim için. Narkozlanmış paket yaşam tarzı. Düşünmeye gerek yok…Cübbeli Ahmet doğruyu söylüyor kendince; Münker nekir ingilizce soru sormayacak😊 Şu ikilem arasında kalıyor insan: Ya beyni ve aklı yok sayacaksın ve sorgusuz sualsiz inanacaksın, ya da aklını başına alıp dini binlerce felsefi düşünceden biri olarak yerini tespit edip medenileşmeye yeni kitaplar ve fikirlerle devam edeceksin. Herkesin seçimine saygı duyulmalı. Yakın zamandaki kuran/peygamber takipçileri ne yapmış ne demiş onların hayatına çok genel olarak kuşbakışı bakalım.

Said Nursi ve Benzerleri

Said Nursi’nin kitaplarını okudum. Çok zeki bir insan, ancak o da dini anlamada yetersiz olduğunu, şüpheleri olduğunu itiraf etmiştir. Mesela Mesnevi-i Nuriye adlı kitabın başlarında şöyle demiştir: “Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikat-ül hakaike karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünki aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi; tedavi lâzımdı. Sonra hem kalben, hem aklen hakikata giden bazı büyük ehl-i hakikatın arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı cazibedar bir hâssası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. İmam-ı Rabbanî de ona gaybî bir tarzda "Tevhid-i kıble et!" demiş; yani "Yalnız bir üstadın arkasından git!" O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki: “Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur." diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti.

-->
Kendisi bu şükuk ve şübehatının neler olduğunu, akıl ve fikrinin hikmet-i felsefiyece neden yaraladığını pek açıklamamıştır. Bu tartışmayı İslam ideolojisinin yoruma kapalı olmasından dolayı ve bu yapıldığı taktirde yaratıcının eleştiricisi ölmeyi hakeden kafir veya zındık pozisyonuna düşmemek için yapmadığını veya yapamadığını düşünüyorum. İnsan saygı duyduğu veya korktuğu kişilerin yaptığı her şeyi suç da olsa iyiye yorabilir. Tanrıya saygı duyan Nursi de her şeyi iyiye yorma gayretine gitmiştir. Adam öldüren birine “dünya nüfusu zaten çok kalabalıktı, oksijen tüketimini azalttın, o yüzden iyi yaptın” demek gibi. En mantıksız eylem/söylem bile bu yolla meşru gösterilebilir. Bu yüzden din (bütün ilahi dinler) potansiyel olarak ayrıştırma ve linç kültürünün (terör tanımlaması hafif kalır) en büyük meşrulaştırıcısıdır.    

Said Nursi’yi takip ederek kuranı esas kabul eden Edip Yüksel’in de çok iyi bir eleştirel yeteneğe sahip olsa da 19’a gereksiz takıldığını düşünüyorum. Kuran’ın 50 çevirisi de yapılsa, hadisleri tamamen temizleseniz de bu Kuran’da geçen şiddete ve ayrımcılığa teşvik eden söylemlerin diğer radikal insanlar tarafından istimalini/suistimalini engelleyemezsiniz. “Ben eleştirel bakıyorum, çok orijinal fikirlerim var” demek güzel ama yetmez. İnsanları bağımsız düşünmeye sevk edip narkozun etkisinden kurtarmak lazım. Barış dini söylemi Edip hocanın ve benim gibi birçok insanın hayalindeki temenniden ibaret imiş. Yine Ahmet Kuru Hoca İslam’da reformun gerekliliğine inanıyor ama bizzat kuranı sorgulamıyor. İnsanlar neden İslam’da reforma ihtiyaç duymaktadır? Reform istemek aslında dini ve tanrıyı sorgulamak demek değil midir? Yoruma kapalı olmasına ek olarak İslam ideolojisinin sorunlardan bir diğeri de şudur: İslam’ın mesajları arasında birçok çelişkili husus vardır ve yüzyıllardan beridir din adamları içtihat vs. yoluyla bu çelişkilere cevaplar aramakta ve bunlara tam olarak bir çözüm bulan da yoktur. Belki de böyle bir çözüm aramaya gerek yoktur. Zaman israfı...

Gülen ve Erdoğan

AKP-Cemaat arasında meydana gelen olaylara sebep-sonuç ilişkisi açısından bakacak olursak olayların her iki tarafın da dini kurallara dayalı, Osmanlı padişahlığına benzer, tek kişiye dayalı yönetim şekli arzusundan doğduğunu düşünüyorum. Daha da geriye gidersek İslamiyet’in doğuşuna kadar, İslam peygamberinin de hayatının sonraki safhalarında aynı arzuyu taşıdığını görmekteyiz (belki de baştan beri güç sahibi olmak istiyordu). Her iki taraf da dini argümanlar kullanarak birbiriyle savaşmış, bu savaşı Erdoğan kazanmıştır. Her iki taraf da benzer argümanlar, yöntemler (Payitaht: Abdülhamid vs. Osmanlıda Derin Devlet) kullanarak, aynı ideolojiden beslenerek bugünlere gelmiştir. Fakir başlayıp insanların teveccühünü kazanmış ve bu teveccühün meyvelerini (maddi/manevi) sonuna kadar suistimal etmişler ve etmeye de devam etmekteler.

KHK’lıra yapılan zulümde aslan payının Gülene ait olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden daha çok onu ele aldım yazıda. Ayrıca yine mağdur insanlar bir şekilde Gülenle ilişkilendirildiği için Gülenin daha detaylı ele alınması gerekiyor. Yine Erdoğan bence sadece Gülenin uygulamalarının iyi bir kopyalayıcısı durumunda gözüküyor (ayrıştırma, linç etme). En önemli fark tedbir yapmıyor Erdoğan!

Güleni iki döneme ayırarak değerlendirebilirim. Bu iki dönem arasında örtüşme olabilir ancak halktan uzak bir hayat yaşadığı için bunu kestirmek zor. Örneğin, eleştiriye açık olarak gözüktüğü birinci döneminde de eleştiriye kapalı olabilir. Değerlendirmem halka açık konuşmalarından veya kitaplarından yaptığım kişisel çıkarımlara dayandığı için net bir sınıflandırma yapmış olmayabilirim. Ayrıca kişisel olarak tanıdığımı söyleyemem yanlış olur.

Birinci dönem:

Eleştiriye açık gözüken, dini eğitim ile birlikte pozitif bilimlerin de şart olduğuna inanan ve etkili bir üslubu olan bir hatip. Siyasetten uzak gibi... Ahlaki ve dini konuları işleyen, eleştirel düşünen ve yeni bakış açıları getiren bir kimse. Özellikle üniversite çağına gelmiş gençleri etkilemiş ve eğitmiş. Bu eğitilen gençler de mahallelerinde bulunan gençlere okulda veya okul dışı alanlarda ulaşarak özellikle de durumu olmayan muhafazakâr ailelerin çocuklarının ahlaki olarak eğitilmesi, derslerinde ve meslek bulmalarında yardımcı olmaya çalıştıkları görülmüştür. Gülen, bu şekilde gönüllü insanlardan meydana gelen genç bir grubun rol modeli olarak onlara konuşmalarıyla yıllarca ilham kaynağı olmuştur.

İkinci dönem:

Siyasi etki yapma arayışları, hedefine ulaşmada her şeyi mubah görmesi. Ayrıştırıcı dil kullanması ve dini argümanları bu ayrıştırmaya alet etmesi (ham/has, münafık, ehli dünya vb.). Halkla tek yönlü iletişim kurmayı tercih etmesi. Yabancı gazetelere makale yazması, tribünlere oynaması. Halkın sorunlarına çok genel ve muğlak tavsiyeleri dışında bir katkısı olmaması. Ne istediğini kendi de bilmemesi. Kamuoyunun güvenini manipüle etmesi, toplumsal bütünleşmeye engel olması, ayrımcılık oluşmasına vesile olması.

-Sosyal Bilimci Dr. X


15 yorum:

  1. "Ya en iyi müslüman biziz ya da müslümanlık kötü" demeye çalışırken ben.

    YanıtlaSil
  2. Bence İslamdaki temel sorun, tüm insanların haklarını gözeten genel ahlaki kuralların olmaması. İslam'ın ruhunda inanç tabanlı bir kabilecilik var. Kimsenin malını çalmayın, kimsenin hakkını yemeyin, kimseyi öldürmeyin gibi genel kurallar yok.

    Tersine, İslam'da, Allah için, peygamber için, İslam için, peygamber (ve/veya Allah) düşmanı olarak sınıflandırdığınız insanlara her türlü haksızlığı yapabilme izni var. Böyle olunca, kendinizi (veya grubunuzu) Allah'ın dostu, hakkını yemek, kötülük yapmak istediğiniz diğer insanları da Allah (ve/veya peygamberin) düşmanı olarak görmeniz, diğerlerine her türlü haksızlığı yapabilmeniz için yeterli.

    Yıllarca Kuran okumuş eski bir Müslüman olarak, Kuran'daki çelişkiler ile ilgili sayfalarca şey yazabilirim ama gerek yok. Zaten başkaları da başka yerlerde fazlasını yazıyor (bakınız örneğin Aklingözü twitter hesabı). İlgilenen açıp okur zaten. Bu arada genel kabul şeytanın cin olduğudur. Allah, meleklere secde et dedikten sonra cin olan şeytanın secde etmemesi niye bu kadar sorun oldu bilmiyorum. Muhtemelen ilgili ayetler indiğinde, şeytan melek olarak düşünülüyordu. Kuran'da çelişkilir bitmez.

    YanıtlaSil
  3. Daha önce fetönün seçilmişlik iddialarına kapılan daha doğrusu kibrini iman edinen kimselerin, fetönün çöküşü sonrasındaki İslama yönelik hezeyanlarının hiçbir özel tarafı olmadığını belirtmek gerekir. Bunlar zaten yüzyıllardır hem diğer dinlere mensup kişilerin hem de ateistlerin dile getirdiği şeyler.

    Tek gerçek var. Allah nurunu tamamlayacaktır. Bize düşen hiçbir başarı ve sonuç beklentisi olmaksızın tamamen Onun rızası için çalışmak. Kervan yoluna devam edecek.

    YanıtlaSil
  4. Ülkede aklı egemen kılmayı, pozitivist düşüneyi oturtmayı hatta yeri geldi dini ortadan kaldırmaya 1923'ten beri uğraşıyorlar ama bir türlü başarılı olamıyorlardı. Sağolsunlar dindarlara 2007'den sonra gücü verince 5 sene de milleti ateist yaptılar. Atatürk 100 sene uğraşsa millete bu sorgulamayı yaptıramazdı, Fethullah Gülen 1 darbe ile herşeyi başardı. Şimdi utanmadan suçu birbirine atıyorlar o diyor AKP yaptı o diyor Gülenciler yaptı, yok zaten deistlik artmıyor falan yalan onlar, biz Türkiye'de faaliyet gösteremiyoruz ondan böyle diyen Gülenciler de var, var oğlu var.

    Ama iki de dinin köküne kazmayı vurdular, tüm ezberleri bozdular, en sadık Gülenci bile rüya denilince burun kıvırıyor artık. Ki bu tarikat cemaat için rüya her şeydir. Bunların kült atmosferi, rüyaları uçanları kaçanları olmasa zaten millet ateist olur, bunlar milletin ateist olamasını kendi saçmalıklarını inandırarak engelliyorlar. Meal okutmamak için her şeyi yapıyorlar.

    Atatürk ateistti ya da deist, ha bunu tüm topluma yaymak istedi mi yoksa, tarikat hocaları gerçekten mi kaşınıyordu orasını bilemem ama Fethullah Gülen'i ayakta alkışlıyordur.

    Bir ülkeye rengini okumuşlar en zekileri verir, ilerde toplumu onlar yönlendirir, bu gidişle 50 sene sonra Türkiye'de batı devletileri gibi %60 ateist %40 kendi halinde müslüman olur. Gülencilerin çocuklarının hepsi de yurtdışında ateist olur. İnsanlar kendi çocuklarını ikna edemeyecekler yakında. Saçmalıklar üzerine dini götürdüler, hala daha saçmalıklar üzerine götürmeye çalışıyorlar, kendi çocukları bunu kabul etmeyecek. Cübbelinin çocuğunun babası gibi hurmayı dişleyip millete vereceğini mi düşünüyorsunuz, bu ülkede ilk 10daki üniversiteye girip okuyup bu adamın arkasından gidecek olan var mıdır? Ya da Gülencilerin sürekli rüya anlatıp bahar gelecek söylemlerini kim yer artık? Ateistler bu ülkeyi mahvetti, alnı secdeli insanlar gelmeli sözünü artık kim yer?

    Topu topu 5 sene güç verince tüm dindar grupların maskesi düştü. Akp böyle devam ederse 50 sene değil 20 seneye herkes ateist olur. Pisliklerini bulaştırmadıkları ilahiyatçı kalmadı, temiz ilahiyatçı bırakmadılar, hangisi çıkıp İslam bu değil yanlışlarımız şunlar diye çıkıp 2 kelam edebilir ki, akplininkilerin derdi akçe olmuş, Güleninkilerin derdi güç devleti yönetme, diğer tarikatlardaki ayrı bir pedofili sapık zaten. Herkes diğer mahalleye sallıyor, ateist bir batılı kadar hakperest de değiller, ahlaklı da değiller, her türlü günaha bir mazeretleri var, hepsi korkak, hepsi tembel. Çıkıp gerçek din bu değil diye kim diyecek? Akp'ye biat eden ilahiyatçılar mı, Gülen'in emrinden çıkmayan darbeci ilahiyatçılar mı?, Daha kadına saygı duymayan Ayı ilahiyatçılar mı?, Eski tekrar etmekten başka bir şey bilmeyen sapık ilahiyatçılar mı?

    Neyse bakalım hayırlısı, sorunları görmeyenler için her şey güllük gülistanlık zaten, onlara göre millet döküldükçe daha iyi oluyor.

    YanıtlaSil
  5. İnternetten alıntı: "Falanca hoca sana okunmuş bir şey satıyorsa, deist olmayı bilen aklın, bunun dinle alakası olmadığını seçemiyor mu zibidi".

    Aynı babdan gidersek, bir kısım dindarlar gücü parayı bulduğunda kemalistlerin 90 yıldır yaptığı elitist hataları yapmaya başlamışsa, sorgulamacı beynin bunun dindarlıktan değil dinden uzaklaşmadan kaynaklandığını seçemiyor mu ! Suçu başkasına yıkarak Allah'ı kandırabileceğini mi zannediyorsun!?

    YanıtlaSil
  6. dini bilen ve yaşayan bile 'okunmuş' satıyor elitist oluyorsa ''bu din bağlılarını bile adam edemiyor'' diye güven kaybetmesi normal değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dinin kırbacı mı var da adam edecek. Din insanlarla kaim. Sorun dinin açık mesajları ortadayken kötü örnekleri bahane edip isyan etmede.

      Ex fetöcülerin durumu daha bir acıklı. Dini bilgi usülünde yeri bile olmayan rüya ve kehanetlerle kendinizi yıldızlara layık gördünüz. Aslında nefsinize ait olan hayalleriniz çökünce İslam şöyle böyle diye çamurlanıyorsunuz. Kusura bakmayın yemezler.

      "De ki: Allah'tan bir söz mü aldınız? Aldınızsa Allah sözünden hiç dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?"

      Bir de tabiki dinin etkisi azalıp bitecek. İslam garip geldi garip gidecek. Hatta Allah'ın adının bile abılmayacağı bir zaman gelecek ki, kıyamet hak olsun.

      Diyeceğim şu. Aklınızı başınıza alın. Sözde hizmet ettiğiniz zamandaki hal ve tavırlarınızda ve şimdiki sözde sorgulamalarınızda nefsiniz ve kibrinizin rolünü farkedin.

      Allah size hiç bir zaman vaat etmediği şeyleri vermedi diye dinden çıkıyorsanız zaten hiçbir zaman o dinin mensubu olamamışsınız. Doğrusu, siz size sahte cennet vaat eden bir kültün mensubuydunuz.

      Sil
    2. Yazıda belirtilen ayrımcı ve linç kültürünün güzel bir örneği bu yorum. Toptancı. Herkesi Emre Uslu mu zannediyorsun? Fethullah Güleni dinlemiş insanların hepsi aynı mı? Nereden biliyorsun? Allahın vadettiği şey neymiş ki? Her insanın hayalini nereden biliyorsun? Vahiy mi geliyor size de? Ezberlemişsin bazı şeyleri din garip geldi. Ne demek gariplik? Dinin mensubu olmanın anlamı nedir? Ex fetöcü ne çirkin bir laf! Tam ayrıştırıcı bir ifade. Bu neyin nefreti? Özeleştiri yapmak yanlış mı? Medeni toplumlar da hatalar yapıyor ancak bir farkla. Oturup konuşuyorlar ve çözüm üretiyorlar tekrar bunlar yaşanmasın diye. Fetöcülükle damgalananların hepsini yaksan rahatlıycakmışsın gibi konuşuyorsun. Bu tarz konuşmalar vahşi söylemler üreten dinin yan etkileri! İnsanları anlamaya çalışmaktan ziyade maddi manevi yıpratmaya çalışan bozuk zihniyetin yansıması. Yazık!

      Sil
    3. Fetönün fikriyatını bilecek kadar çok fetöcü tanıdım zamanında. Birçoğuyla arkadaşlıklarım oldu. Sohbetlerine falan da gittim. Bir zamanlar kendilerini sahabe sananlar şimdi İslamı kötülüyor. Bundaki garipliği sorgulamak yerine alınganlık gösteriyorsan sen bilirsin. Ben uyarı görevimi yaptım.

      Sil
    4. Alınmadım. Kendi tecrübeleriniz doğru olabilir. Çok haklılık payınız var ve katılıyorum bazı dediklerinize. Erdoğan bile yanıldım dedi. Ama insanlara aynı yanılma fırsatını vermedi. Bu konuları konuşmak ve tartışmak çok önemli. Fikir ya da argümanlar saçma geliyorsa o saçma argümanların ne olduğunu ve neden saçma bulduğunuzu, yine kendi argümanınızı söyleyin dinleyip tartışalım. Binlerce insan çözüm arıyor hükumet ve muhalefet dahil. Sadece insanları aynı kategoriye koymanız yanlış. Buna ekolojik yanılma deniyor. Bunun tersi de mümkün. Tanımlar burada: "The ecological fallacy occurs when you make conclusions about individuals based only on analyses of group data. ... An exception fallacy is sort of the reverse of the ecological fallacy. It occurs when you reach a group conclusion on the basis of exceptional cases."

      Sil
    5. Hayır insanlara yanılma fırsatı verildi. Etkin pişmanlıktan yararlanan birçok kişi var.

      Ancak zaten devlet fetöyle organik bağı olmayanlara hesap sormuyor. Fetöden alınan insanlar var tanıdığım. Hepsi de organik bağı olan kişiler. İçlerinde bir tane bile boş yok. Tanıyorum çünkü onları.

      Sadece burs veya kurban verdi, gazete abonesi oldu diye içeri alınmadı veya devletten atılmadı kimse.

      Bankaya talimattan sonra para yatıran kimse kusura bakmasın fetöcüdür. Bylock hakeza öyle.

      Bu tür insanların devletten uzaklaştırılması da korunma refleksidir. Devlette hiç bir rolü olmayan sivil bir vatandaş olarak özellikle destekliyorum bunu. Devlet o refleksi göstermese ben göstermesi için istekte bulunurdum. Çünkü fetöcülere güvenmiyorum. Devletten hizmet alırken bir fetöcünün masanın devlet tarafında bulunmasını istemem kesinlikle.

      Halkın ekseri görüşü de bu. Tabi bunu fetöcüler ve ex fetöcüler zulme kayıtsızlık olarak görmeyi tercih ediyor. Ancak zulüm falan yok. Devletten yakasını kurtarmak isteyen buyursun etkin pişmanlıktan yararlansın.

      Sil
    6. Cemaat konusu sosyolojik bir konu ve yazıda denilenlere katılıyorum, dini ideolojiden kaynaklı bir sorun. Medeni ülkeleri ayakta tutan ana değerler var. Bunlar ülkemizde olması gerektiği gibi olmadığı için Türkiyenin beli hiçbır zaman doğrulmuyor. Mesela ülkemizde kuvvetler ayrılığı hiçbir zaman olmadı. Benim ölçütüm şu:Sokak lambası ya da park yapılırken o sokak sakinlerinin görüşü alınıyorsa devlet seviyesinde de kuvvetler ayrılığı uygulanabilir. Ayrımcılık konusu. Yine aynı. Ayrımcılığı ülkemizde solcular da yaptı sağcılar da yaptı. Bu sadece cemaat mensuplarına has değil. Erdoğan ve partisi FETÖnün yaptıklarının alasını yapmıyor mu? Bu yüzden konunun ana nedenlerine inip çözüm aramak gerekir. Toplumun eğitilmesi gerekir bu konularda. Toplumumuzun ayrımcılık konusunda bağışıklık sistemi çok zayıf. Aşıya ve tedaviye ihtiyaç var. Yoksa olanlar tekrar eder durur. PKK nın ortay çıkma sebebi de bu.

      Etkin pişmanlık uygulandığı şekliyle nesiller boyu öldürmekle aynı. Baltayla tedavi etmeye benziyor. Suça karışmış insanlar elbette cezasını görmeli. Masum olan KHKlılar da bir an önce işlerine iade edilmeli. Suç işlememiş insanları işten atmak, etkşn pişmanlıkla damgalamak doğru değil. Nesiller damgalanıyor. Ayrımcılığı daha da körüklüyor. Bir de sizin mantığınıza göre Erdoğan ve birçok partilinin de etkin pişmanlık yasalarına göre işlem görmesi gerekmiyor mu?

      Bir de cezalandırmalar insani olmalı. Stratejik olmalı. Uzun vadeli çözümler içermeli. FETÖcüsün değilsin diye üniversitede hocalar birbirini öldürüyorsa bir sorun var demektir. Bu insanların bu konular hakkında düşünüp fikir üretmesi gerekir. Nobel barış ödülleri bu yüzden var çünkü barışçı olmak ve bu konuda birşeyler yapmak gerçekten çok zor bir iş. Etkin pişman oldun al sana terörist damgası de hadi git demek biraz arap kabilesinden kalma adete benziyor. Binlerce sosyal rehabilitasyon ve tedavi yöntemi var. Bunların tekrarlanmasını engelleyecek yöntemler var. Biz dünyayı bayağı geriden takip ediyoruz. Dünyada üniversiteler araştırma merkezleri bu nedenlerle var. Sosyal bilimciler var. Türkiyedeki üniversiteleri konuşmama gerek yok herhalde. Yabancı ülkelerin radyo spikerleri bile konuşurken yapılan bir araştırmaya göre..diyerek başlıyor. Fetöööö diye başlamıyorlar.

      Sil
    7. Sapturmaya gerek yok. Gayet açık net yazdım.

      Fetöyle organik bağı olmadan ısrarlar sonucu kurbanını vermiş, gazete abonesi olmuş, olimpiyatına gitmiş, faaliyetlerinde yer almış olanlar için etkin pişmanlık falan gerekmiyor.

      Fetö siyasileri olduğu kadar halkı da kandırdı. Sonra da gidip o halkı öldürdü.

      Fetöyle organik bağı olan kişiler devlette görev alamaz. Masum khklı fetöyle organik bağı olmadığı tesbit edilen kişidir sadece. Fetö mensubu ise saatli bomba gibidir, hiçbir zaman güvenilmez. Bu nedenle idari tedbirle devletten uzak tutulmaları isabetlidir. Hiçbir mahkeme de bunu geri çeviremez.

      Sil
  7. Muthis bir yazi!
    Bu konulari biz konusmaktan cekiniyoruz arkadas ortamlarinda ama cocuklarimiz bu sorulari soracaklar,bunlari dusunerek buyuyecekler,bu yazida bahsigecen konulara muhatap olacaklar...Bu gidisle hepimiz filozof olacagiz;)

    YanıtlaSil
  8. Fetönün kuyruğuna takılırkan aklını kullan ma !
    Sonra da tüm suçu dine bul oh ne âla, din imtihandır ve imtihan mezara girinceye kadar devam eder

    YanıtlaSil