Önemli not: Bu yazının yazarının gerçek ismi ve soy ismi ve yazıda yazılanların yazarın savcılık ifadesi ile örtüşmekte olduğu MFP YYK tarafından teyit edilmiştir. Yazarımız, bu yazı dizisi sadece fikir yazıları olmadığından yaşadığı şeyleri yazarken tam doğruları yazmaya hassasiyet göstermekte olduğunu da ifade etmiştir.

Uzun süren bir hikâyenin ilk parçası asılında bu yazı. Trakya’da hizmet adı altında yapılan menfi faaliyetleri anlatmaya çalışıyoruz. Bir noktada “Vatan” ve “Allah” sevgisi duygularını sömürerek insanların nasıl androide dönüştürüldüğünü özetlerken bir yandan da darbe sürecine giden bir faaliyetler zincirini göstermek istedik. Hikayedeki olaylar tamamen gerçek isimler ise sahtedir. Aslında bu sahte isimler sayın kudretli abilerimizin koyduğu müstear (kod ad) isimlerdir. Zaten neyi gerçektir ki ismi gerçek olsun. Hikâyenin tamamı Trakya’da geçmiş olup, şehir isimleri Özbekistan şehirleriyle değiştirilmiştir. Cemaat asla suç işlemez diyen bir kitleyi aydınlatmak ümidiyle yazılmıştır.

Anlatacak daha çok şeyi vardı Emir’in. Evet burası bir karakoldu ve kendisi gözaltındaydı. Komiser Emir’e su içmek isteyip istemediğini sormuştu. Yanında bulunan kıdemli polis memuru ise bir yandan anlatmaya devam etmesini istediğini söylüyor bir diğer yandan da “Yorulduysanız yarın devam edelim ama dinleyebiliriz” diyordu. Komiser sakince “peki Korgeneral N’ye ne oldu, nasıl emekli edildi?” diye sordu. Biraz nefes aldıktan sonra anlatmaya başladı Emir:

Korgeneral N.’nin Buhara’ya tayin olduğu günden beri TSK Kulis’te her türlü haberi yapılarak üzerine oynanmıştı. Gerekçesi zaten hususi abilerin kendilerince belliydi. Buhara Kolordusunun her türden evrakı internette dolaşıp duruyordu. Bunlara rağmen ordu içerisinde Korgeneral N’nin terfi edip orgeneral olacağı çokça konuşuluyordu. Terfi zamanı yaklaştığında Hüseyin Emir’e, Korgeneral N’nin terfi etmemesi gerektiğini bunun geçtiğimiz hafta başkentteki bir Kurmay Albay tarafından dile getirildiğini ve çok önemli olduğunu söylemişti. Emir bu konu hakkında Hüseyin’e “Korgeneral N. liyakati oldukça yüksek bir asker. Bu internet haberleri bence onun terfiini engelleyemez” demişti. Cahil cahil konuşuyordu Emir işte. Karşısında Nehy-i Anil Münkere kitlenmiş bir kitleyi düşünmeden. Evet cemaatin bekası için her şey mubahtı ve Korgeneral N.’nin özelliklerinin hiçbir ehemmiyeti yoktu. Bu öyle bir seviyedeydi ki; şeytan cemaatten paşa adayı olsa hiç düşünmeden var gücüyle terfi için uğraşırlardı. Ama Emir’e göre yapabilecek hiçbir şey yoktu. Korgeneral N. terfi edecekti. Bu düşünceler istikametinde yol alınırken meşhur canavar TSK Kulis’te bir evrak paylaşıldı. Altında da açıklamaları vardı. Evrakta yazan bilgilere göre Korgeneral N.’de boyun fıtığı vardı. Özel bir hastaneye gidip tedavi oluyordu. Kitap okurken yoruluyor ayrıca uçakta giderken kulakları uğuldayacak şekilde rahatsız oluyordu. Evrak özel hastanenin düzenlediği sağlık raporuydu. Bu evrak Korgeneral N’ye tam bir altın vuruştu. Çünkü bu sağlık durumu terfi için engel bir durumdu. İşte sene başından beri yapılan kara propaganda bu altın vuruşla anlam kazanmıştı. Korgeneral N’nin terfi artık hayale dönüşmüştü. Bu olayın Emir için ayrı bir önemi vardı. Kalemiyye Şube bilgisayar sistemi üzerinden Emir, Kolordu bünyesindeki tüm personelin bilgilerini görebiliyordu. Zaten Korgeneral N’nin bilgilerini ezbere bilen tek kişi Emir’di. Ama bu sağlık olayından gerçekten haberi yoktu. Çünkü tedavi özel hastanede olduğundan bilgisayar sistemine giremezdi. Ancak Emir’in bunu kimseye anlatmasına imkân yoktu. Kolorduda artık Emir’e derin devlet gözüyle bakılıyordu. Arada bir Kurmay Başkanı gelip şöyle bir etrafı süzüp yemleme sorular atıp gidiyordu. Emir bunlara düşmüyordu. Emir’i seven ve geneli albay olan tüm askeri personel ise bunu onun yapmış olamayacağını anlatıp duruyordu.

Gerçekten de Emir bu işin faili değildi ama faili tanıyordu. En son odasına emir Subayı Binbaşı M. geldi. Emire muhabbetle karışık “ya bu bilgisayarda personelin hangi bilgilerini görebiliyorsun mesela sağlık veya eğitim nasıl oluyor” diye sordu. Emir bilgisayarın şifresini açtı ve ayağa kalkıp “buyurun komutanım kendiniz inceleyin” dedi. Binbaşı M. bir yandan incelerken bir yandan alttan alta sorular soruyordu. Emir’in hiç sevmediği bu durum oluşmaya başlayınca dayanamadı. Binbaşı M.’nin üzerine doğru eğildi gözlerini gözlerinden hiç ayırmadan “komutanım ben yapmadım” dedi. Binbaşı M. anlamadım diyerek geçiştirmeye çalışınca Emir tekrar “komutanım ben yapmadım” dedi. Binbaşı M. ayağa kalktı “düşündüğümden daha zekisin” dedi ve odayı terk etti. Emir yine bir fare gibi kendisini odasına kilitledi ve sinirle duvarlara vurmaya başladı. “Sorsana bana ulan sorsana sen yapmadın peki kim yaptı desene, zorlasana lan beni ben bununla nasıl yaşayacağım, zeki falan değilim aptalın tekiyim lan sıkıştırsana beni” diye bağırıyordu. Sesi yüksek çıkınca Albay E. Emir’in odasına gelip kapısını tıkladı ve içeri girdi. Emiri ağlayan bir vaziyette görünce kendince psikolojik sıkıntıları olduğunu düşünüp ona moral vermek için yarım saat dil döktü. Hepsi de konu dışıydı. Allah’ım ne iyi adamdı şu Albay E.! Keşke ben de öyle olabilsem demekten başka bir söz bırakmıyordu insana.

Terfi günü geldi ve Korgeneral N. emekli listesinde açıklandı. Emir yukarı çıkıp ilgili evrakı kendisine imzalattı. Aynı gün Emir Korgeneral N.’nin veda konuşması için büyük salonu hazırlamaya gitti. Saat 16.00 gibi Korgeneral N. son konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktı. Tek kelime edemiyordu. Sadece ağlıyordu. Emir kafasını bir devekuşu gibi saklamaya çalışıyordu. Bir yandan ise tahminen cemaatçi askerlerin “Orgeneral olamadı diye ağlıyor adama bak” sözlerini Emir işitiyordu. Ah be komutanım senin niye ağladığını en iyi ben biliyordum. Şu dedikoducu askerlerin kalkıp ağzına iki tane vurası geliyor insanın ama o da olmuyordu işte diye düşüncelere dalıp gitmişti. Az bir konuşmadan sonra helallik istedi ve kürsüden indi. Sırasıyla vedalaşmaya geldi. Emire sıra geldiğinde Korgeneral N. ona “sana çok hakkımız geçti çocuk sen de hakkını helal et” dedi. Ancak ismini Emir yerine Mehmet diye söyledi. Emir arkasını dönüp gidecekken Korgeneral N. dur dedi. “Ben nasıl böyle bir hata ettim. En çok gördüğüm neredeyse bütün mesaiyi birlikte geçirdiğim kişinin adını nasıl yanlış söylerim özür dilerim Emir” dedi. Yine ağlamaya başladı. Ağlıyordu çünkü biliyordu. Kendisinin 44 yıllık hayalini ve çalışmalarını, ülkeye hizmet etme şevkini kimin çaldığını biliyordu. Emir’in bunu bildiğini de az çok tahmin edebiliyordu. Emir de bu sefer kendini tutamayıp ağladı ve ast üst ilişkisini bir tarafa atıp komutanına manevi bir değeriymiş gibi sarıldı. Ertesi gün tören yapıldı ve Korgeneral N. Buhara Kolordusunu terk etti. Nedendir bilinmez Bölge Bando Komutanlığı Korgeneral N’nin ardından tören alanında ertesi günkü cenazenin provasını yapmaya başladı. Bir yandan da “Ölüm Marşı” çalıyordu. Yine nasıl bir nefrettir ki bilinmez bir sonraki gün bu kez KARANET TV’de Korgeneral N.’nin ağladığı ve ardından ölüm marşı çalındığı yine alaycı bir dille anlatıldı. Bu ise seviyesizliğin tam dibiydi.

Bir sonraki hususi görüşmede Hüseyin Emir’e Amu Derya Abileri’nin Korgeneral N.’yi emekli ettirmelerinden dolayı başkentten büyük övgüler aldığını. Büyük Hocanın kendilerine Allah Razı olsun dediklerini anlattı. Ne garip ya! Bir adamın hayatını, emeklerini hayallerini çalıp ona kumpas kurmak ve Allah’ın buna razı olması. Allah razı olmazdı! Olmadı zaten. Halende olmuyor. Olmayacakta! Kul razı olmaz ki buna Allah nasıl razı olsun! Bu konuşmada Emir’in aklında sadece artık bu cemaatten firar etmek vardı. Adım adım kaçacaktı. Sistemi iyi biliyordu. İstenmeyen adam olup en ücra yerlere sürdürülmek en iyisiydi. Yine aynı görüşmede Serhat abi de vardı. Emir’e dönerek “Hocaefendi sana 1 dolar yolladı mı?” diye sordu. “1 dolar mı” dedi Emir. Ne alakaydı ya. Serhat Abi ona hocaefendinin bazı has ve hususi hizmetlerde uğraşan şakirtlere 1 dolar yolladığını. Bunu kendi emekli maaşından alarak aktardığını söyledi. Emir gülerek “söyleyin bana 1 değil 100.001 dolar yollasın dolar bugün 2,5 birkaç yıla 7 lira olur bari zengin oluruz” deyince yüzlerde bir bozulma oluştu. “Tamam şaka ama 1 dolar saçma bir şey” diye ekledi.

Evet bir yandan hükümetle kavgalar, bir yandan paşaların ayaklarını kaydırmalar, bir yandan general kadrosunda kadrolaşma gayretleri, hatta Korgeneral N’den bir yıl sonra başladıkları dokümanları imha etme gündemi, 1 dolarlar falan derken Emir bu işin saatte 250 km ile bir duvara doğru yol alan ve frenleri tutmayan bir arabaya dönüştüğünü. Bu arabanın duvara çarpmasının kaçınılmaz olduğunu fark etmişti. Neyse ki tayin dönemi gelmişti.

Eski Üsteğmen Emir Yıldız