İslam, KHK ve Mağdurlar: Problemler, Sebepleri ve Çözüm Önerileri (2) / Hatalar - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

23 Mayıs 2019 Perşembe

İslam, KHK ve Mağdurlar: Problemler, Sebepleri ve Çözüm Önerileri (2) / Hatalar





Gülenin başlıca hataları:

En birinci ve en büyük hatası: Kamu görevlilerinin dini duygularını da istismar ederek onlara işleri konusunda (kurduğu abilik müessesesi aracılığıyla) müdahalede bulunması. Kamu görevlilerinden Gülene (veya Emre Uslu gibi eski polislere) bilgi akışı. Gülenin sohbetlerinde bu bilgileri fütursuzca paylaşması. Bu istihbari bilgileri elde edebilen darbeye de müdahale edebilir. Bu basit çıkarımı herkes yapabilir. Devletteki bilgilerin Gülenin dilinde olması bile korkunç. Potansiyel olarak birçok soruna gebe. Devam edelim hatalar zincirine...Bu müdahaleden etkilenen şahısların (kamu çalışanı veya diğer) da çeşitli nedenlerle toplumda ayrımcılık yapmaları ve cemaat lehine kararlar vermesi. Bu en basit tabirle discriminationdır, yani ayrımcılık. Böyle bir sistemde insanların yanlış ve ayrımcı kararlar vermemesi mümkün değildir. Sistem problemlidir. 15 Temmuz’un tohumudur bu sistem. Yıllarca Gülen aslında bu nedenle tehlike olarak görüldü toplumda. Türk toplumu için İslam ideolojisi her zaman tehlikeli olmuştur.

Aslında İslam’ın dünyada da sorun olmasının ana sebebi budur. İslami ideolojinin ana amacı insanlara dini argümanları kullanarak siyasi görüşüne itaat ettirip manipüle edilebilir toplumlar oluşturmaktır. Mesela cennet-cehennem müjdeleri/tehditleriyle zombi takipçiler kazanmak. Gülen’in başörtülü Merve Kavakçıyı yuhalayan ve yuhalatan Ecevit’e şefaat etme imalarında bulunup övgüler dizmesi bunun en somut örneklerinden birisi (şefaat etmek istemesiyle de kendisinin de cennetlik olacağını ima ediyor). Yoksa insanların inançlı olup olmaması Gülenin bence umurunda değil.

Yıllarca MGK’larda dile getirilen Gülen endişesi de belki buydu. O zamanlar paralel devlet yapılanması şeklinde tanımlanmasa da Gülenin bir şekilde devlet kurumlarına etki etmesinden endişe duyuluyordu. Gülen iyi niyetli bile olsa bu şekilde bir müdahale çok sakıncalıdır. Düşünün, Polis müdürü var, başında bir abi, arada bylock vs., arada Gülenle irtibatlı olanlar, kimse tam olarak birbirini tanımıyor... HERŞEY mümkün, sistem baştan sona sakat. Gülenin bu şekildeki örgütlenmesi herkesçe biliniyor. Kürsüsünden TR’den gelen bilgileri kullanarak hükumete ayar veriyor, Emre Uslu benzer şeyler söylüyor, müneccim mi bunlar? Erdoğan uyarıyor, hoca sen bu işlere karışma, Gülen söz dinlemiyor. Bu bilgiler nasıl Gülene veya Emre Uslu gibi kişilere geliyordu? Polis, Savcı, Hakim, Asker, abilik sistemi, bylock…Gülenin “ben tüm devletin bilgilerine ulaşıyorum” imalı konuşmaları, Emre Uslu’nun müneccimliği!!…

Ergenekon vb. davalara bu gözle bakın. Böyle bir sistemin ne kadar korkunç sonuçları olabileceğini görebiliyor musunuz? Ve zaten korkunç sonuçları olmadı mı? Ergenekon davasında haksız tutuklanan, işinden atılan insanlar olmadı mı? Bu yüzden intihar edenler olmadı mı?

Erdoğan --kendisi yolsuzluk yapmış olsa bile-- devlet içindeki bu problemi çözebilecek kişi olduğuna insanları ikna etti. Gülenle baş edebilmek için önce Gülenin para kaynaklarını keserek mücadeleye başladı. Dershanelerin kapatılması, bank asya, hatta öğretmenlerin işinden atılması...Bence Gülenin insanları eğitme, imanına vesile olma gibi bir derdi olmadığı gibi aslında Erdoğan’ın da hizmeti bitirme gibi bir derdi yoktu. Erdoğan devlette uzun süredir var olan ve MGK’larda dile getirilen Gülenin siyasi amaçlarıyla ilgili kaygıların giderilmesinde önayak oldu ve kendi gücünü pekiştirmek ve hakkında çıkan videoları unutturmak için kullandı bu fırsatı. Gülen hala direniyor hatasında ve süreç de bu yüzden uzuyor. “Münafıktan özür dilemem” sözü yine tribünlere söylenen bir söz.

Bir de bylock ve türevlerinin polis asker hâkim savcı ve diğer kamu çalışanları arasında kullanılması bu insanların güvenilirliğini ve tarafsızlığını sarstı. Belki de bu insanların %90’ı çok çalışkan ve güvenilir insanlardı. Gülenin gereksiz müdahale çabaları bu türlü insanları da zan altında bıraktı, yazık oldu onlara da. Bu yüzden de binlerce insan işinden oldu.

Gülen ve fikirleri binlerce kamu çalışanı tarafından beğenildi. Ancak Erdoğan da dahil insanlar Gülenin siyasal yüzünü çok geç tanıdı. Binlerce insanın işlerinden atılmasına bu yönüyle bakınca Gülenin daha çok suçu yok mu sizce? Merak ediyorum, Gülen siyasi amaçları için paralel devlet ya da toplum yapılanması kurduğu ve binlerce insanı zan altında bıraktığı için özür dilemek ister mi acaba? Bu büyük resme baktığımda sadece Erdoğan’ı suçlayanları en azından taraflı ve düşüncesiz olarak görüyorum.    

Birinci maddeden daha büyük hatası ise toplumdaki eleştirilere “davam” diyerek yıllarca kulaklarını tıkaması. Ve halen de bunu devam ettirmesi. İnsan yanlış yapabilir ama hatasından da dönmesini bilmeli. Hele hataları bir şekilde yüzbinleri etkiliyorsa... İyi niyetli olsaydı 15 Temmuz darbesinden sonra çıkıp bir şeyler söylemesini beklerdim. Mesela şunu diyebilirdi: “Ben toplumun daha yüksek eğitim almasını amaçlayarak yola çıktım ancak sonrasında elde ettiğim güç beni yoldan çıkardı, yanlışlarımı sorgulayamadım, topluma anlatmak istediklerimi anlatamadım. Beni seven tüm insanlar emniyet kuvvetlerine soruşturmalarında yardımcı olsun, olayı aydınlatalım. Abilik kurumlarının olması bir yanlışmış, hepsini kaldırıyorum. Toplumla bütünleşip onların sorunlarına yardımcı olsun. Allaha giden binlerce yol vardır, cemaat de insanlara yardım etmeyi amaçlayan bir vesile ve vasıta idi. Ancak düşündüğüm gibi olmadı. Binlerce insan işinden oldu, hapislere atıldı, zan altında kaldı. Ben de susuyorum ve hepinizden özür diliyorum. Hayata pozitif bakın ve yanlışlarınızdan ders alarak hayatınızı daha iyiye götürmeye çalışın. Çocuklarınıza hatalarımı anlatın onlar de ders alın, aynı yanlışı yapmasın.” Tam aksine, Gülen her hafta kendisinin haklı olduğunu vurgulayıp destek olmayan insanların da esfeli safiline gittikleri imasında bulunmaktadır. Bu yazıyı yazmak istememin başlıca sebeplerinden birisi de bu. Gülen gerçeklerden kopmuştur ve kendisine hüsnü zan besleyen insanları hayal kırıklığına uğratmıştır, daha da kötüsü mağdurların sesini duymayan onlar için makro planda bir çözüm üretmeyen duyarsız bir birey haline gelmiştir. Toplumda bir şekilde kendisi yüzünden oluşan travmaya çare aramak yerine yaraya tuz basmayı ya da vurdumduymaz kalmayı tercih etmekte, ya da ayrımcılık içinde ayrımcılık yaparak cemaat içerisinde kendisini sorgusuz dinleyenleri yurt dışına çıkarmaya yardım etmekte veya insanları bu yönde teşvik etmeye devam etmekte (gaybubet vs.). Yurt dışına hicret!! edemeyecek insanları görmemezlikten gelmekte ve bunları muhtemelen değersiz bulmakta (Erdoğan’ın kafası çalışmayan diye nitelendirdiği kesim bunlar olabilir).

Üçüncü hatası, bağımsız düşünme ve hareket etme konusuna vurguda bulunmaması. Takipçileri için çektiği videolarda tek bir şahsa sesleniyor gibi hitap etmesi. İnsanlara balık avlamayı öğretmek yerine koyunlaştırmaya çalışması. Bağımlı insanlar yetiştirmesi. Bu bağımlılık da karşılıksız gibi gözüken yardımlarla başlıyor. Minnet altında bırakılan kişilerden ileride itaat bekleniyor. Bunun dışına çıkanlar dışlanıyor (bozuldun sen, günahlarına bak, ehli dünya oldun vs.). Ayrımcı dil İslam dininin temeli aslında. Mümin, münafık, ehli dünya/takva/ukba/cehennem/sapkın etc, bizden değil, eleman değil, yolda kalanlar...Kurduğu yapı da bunun göstergesi. Sivil insanlar içinde bile birçok problem üreten bu hiyerarşik yapı kamu kurumlarına girdiği zaman bana göre İran’ın Humeyni’sinin kurduğu molla yapılanmasından pek farkı yoktur-- dış görünüş farkı dışında. “Eleştirme zamanı değil, hizmet zamanı” söylemi de şeytani başka bir kişiliksizleştirme ve bastırma yöntemi. Bunlar Gülenin faşistçe (forcible suppression of opposition and strong regimentation of society) söylemlerinden kaynaklanıyor aslında. Farklı düşüncedeki insanların dinlenmesine veya kitaplarının okunmasına çok tahammülsüz zaten. O yüzden faşistçe diye niteliyorum. Yine mesela, “Haşhaşi” derken Erdoğan tamamen haksız mı? “Türkiye’de zulüm görenler peygambere komşu olacak” imaları yapan, Gülenden esinlenen profesör uçmamış mı?

Dördüncü hatası, Bylock tango etc. Dua paylaşmak için kullanılıyor zannetti birçok insan. Zararı aşikâr. Kamu çalışanları üzerindeki abilik düzeni de düşünülünce potansiyel zararı korkunç! Hala “kardeşim kullanmayın böyle şeyleri” demedi ve demiyor. Aksine insanları provoke ediyor. Somut hiçbir çözüm önerisi yok. Said Nursi olsaydı günümüzde eminim bu kadar insan mağdurken bir dakika yerinde durmaz Türkiye’ye gider yüzleşirdi insanlarla. Milletinin imanını selamette görmekten çok ben haklıyım davasında Gülen. Nursi de bence din çerçevesi içinde sıkışmış kalmış ama en azından toplumsal bir zarara yol açmamış. Sözünün eri ve cesur bir insanmış.

-->
Bence bylock ve benzeri uygulamalar olası bir soruşturmada (önceden planlandığı yeni anlaşılıyor) birkaç amaç güdülmüş. Birincisi hiçbir şeyden haberi olmayan cemaat tabanını bu güç savaşına alet ederek mağduriyetler oluşturup olası soruşturmaları felç etmek. Bu noktada tabi ki hükümeti de kullanıyorlar. Hükumet de kazandığını zannediyor bu mağdurlara vurdukça. Aslında Gülen ve asıl planlayıcı dinci ekibine bilmeden destek oluyorlar uluslararası ve Türkiye arenalarında. İkincisi Türkiye kamuoyunda ve uluslararası arenada hiçbir şeyden haberi olamayan tabanın bu samimi açıklamalarını uluslararası kuruluşları da alet ederek dünyada haklı olduğu algısını oluşturmak. Üçüncüsü bu kaostan beslenmek. Cemaat tabanının bu samimi mağduriyetleri ve söylemleri bu dinci üst yapı tarafından tepe tepe kullanılmakta. Bence Gülen’in işlediği suç  “the most mind-boggling white collar of this century” tanımlamasına layık. “Zaten hizmeti bitireceklerdi” sloganı da mahallede dağıtılan ve zaman zaman yenilenen yüzlerce uyuşturucudan biri. Çok zalimce...  

Bütüncül baktığımda Güleni tam bir fiyasko olarak görüyorum. Yıllarca severek takip ettim ve okudum kitaplarını, ama her insan gibi o da aldandı, yanlışlar yaptı, yanlış anlaşılmalara neden oldu, yalanlar söyledi veya söylemedikleriyle kandırdı. Yanlış yapması normal, hepimiz insanız, hata yapabiliriz, ancak yanlışlarında ısrarı ve kibri onu batırdı, binlerce masumu perişan etti. Bunu kendisini yaklaşık 30 yıldır takip eden birisi olarak söylemek istemezdim ama --kendisi de zaten diyordu kimsenin sonunun ne olacağı belli değil diye, küfür üzere ölmekten korkmak lazım diye salıkta bulunurdu--firavun aday adayıymış ama çok geç anlaşıldı. Yine de erken deşifre oldu, muktedir olamadan. Muktedirlik hırsı sadece Türkiye’yi kapsamıyor tabi ki. Osmanlı haritasını odasının duvarından ufkunu daralttığı için kaldırtmasından dünyaya hükmetse doymayacak bir iştihası olduğu anlaşılıyor aslında. Bu aşikâr oldu, ama insanları ahmak zannediyor. Deve kuşu gibi başını kuma gömme gereği bile duymuyor. 

Kısaca özetlenecek olursa, Gülen de Erdoğan da İslam ideolojisiyle beslenmiştir. İnanca dayalı bir sistem kurup bunun kontrolünü de tek kişi üzerinden yürütmek istemişlerdir, belki de İslam peygamberinden, Osmanlıdan esinlenerek. Daha zeki olan Erdoğan, Gülenden öğrendiklerini Gülene karşı kullanarak giriştiği mücadele sonucunda onu yaşayan bir ölüye çevirmiştir. Erdoğan bunu yaparken toplumun çoğunluğunda bulunan haklı Gülen nefretini/korkusunu da kullanarak halkın çoğunluğunu Gülene ve takipçilerine karşı mobilize etmeyi başarmıştır. Gülen—bilinçli ya da bilinçsiz—ülkemizin istibdat rejimine geçmesine sebep olan en büyük etkendir (bu arada diploma bence bir şey ifade etmez ama Gülen de diplomasız, kral çıplak-2).

Gülen Amerika’nın adamı mı? Erdoğan ile ilişkisi

Bence değil. Konuşma diliyle devam edeceğim biraz. Gelişmiş ülkeler İslam’dan illallah etmiş. İslamcılar “Viyana’yı alacam, her yeri fethedecem, Allah’ın adını götürecem” derken diğer ülkeler “gasp edecen, baskı yapacan, çalacan, ve sömürecen” diye anlıyor. Haksızlar mı? Bence hayır. İslam’ın gücü ele geçirmesinden beri var bu. Mantıken bakarsak, İslam barış dini olsa ülkemize barış ve huzur getirmesi gerekmiyor muydu? Bırakın barışı getirmeyi, aile bireylerini bile birbirine düşman etmedi mi? Fakir ve mütevazi başlayan peygamber gücü ele geçirince etrafındaki kabilelerle sıklıkla savaşmıştır. Erdoğan ve Gülen de aynısını yapmıyor mu? Gücü ele geçirene kadar barışçı, sonrasında suistimal ve zulüm…

Gülen Türkiye’de olduğu gibi dünyayı da kendisini barışçıl ılımlı Müslüman diye tanıtarak kandıracağını zannetmiş olabilir. Ancak bu ülkelerin bunu fark etmesi uzun sürmeyecektir-belki de baştan beri farkındalar. Kendi ülkesine huzur getiren(!) bir insanın dünyaya barış getirebileceğine kargalar bile güler! Gülen’in ABD toplumunun çıkarlarına zarar vermeye başladığı zaten dillendirilmekte medya ve diğer akademik insanlar tarafından. Toplumunun çıkarlarına zarar veren kendi vatandaşına bile ceza veren ABD Gülene veya türevlerine imtiyazda bulunmayacaktır. Yalnız Erdoğan ile karşılaştırıldığında ABD açısından Gülen kötünün iyisi olarak görülmekte olabilir. Bu kredi nereye kadar gider, Gülen ve takipçileri zamanla radikalleşebilirler mi, bulundukları ülkelerde toplumsal barışa olumsuz katkıda bulunuyorlar mı, bunun takibini yapacaklardır.     

Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Herkes ne yaparsa kendine yapar. Güleni takip eden masumlar ve hatta suça karışmış insanlar bile bu büyük resmi görmemiş olabilir. Masum insanlar dine hizmet ediyorum zannına kapılmış olabilir. İnsanlara faydalı olmanın tek yolu cemaat değil. Şarkıcı Haluk Levent bunu büyük bir başarıyla yapıyor mesela. Gülen buna hiçbir zaman vurgu yapmadı. Şeffaflaşın diyen akil insanları, devlet adamlarını hiçbir zaman dinlemedi. Gülenin hatalarının cezasını—iyi niyetli insanlara söylüyorum— siz çekmek zorunda değilsiniz. Kendinizi sorgulayın ve pozitif düşünün. İnsan hata yapar, ders alıp tekrarlamamak lazım. Kanunlar çerçevesinde hareket edip haklarınızı arayın. Hükumet zulmediyor olabilir. Tekrar ediyorum, yanlış hesap Bağdat’tan döner, herkes zulmünün cezasını er ya da geç çeker.   
Sosyal Bilimci Dr. X

2 yorum:

  1. 3.BOLUMU,YAZININ DEVAMINI MERAKLA BEKLIYORUM..

    YanıtlayınSil
  2. mükemmel ötesi bir yazı. fakat 2 büyük hatası var. 1. fetullahı amerikanın adamı olarak gormemesi. halbuki gavur sağamayacağı ineği beslemez. 2. Fakir ve mütevazi başlayan peygamber gücü ele geçirince etrafındaki kabilelerle sıklıkla savaşmıştır.

    YanıtlayınSil