Kırılma Aşaması ve Kült Yapılarda Hapsolmak - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

24 Mayıs 2019 Cuma

Kırılma Aşaması ve Kült Yapılarda Hapsolmak





Bu yazıda İslam diniyle ilgili olarak yaşadığım süreci çok genel hatlarıyla anlatacağım. Belki bahsettiğim hususların detayına başka zaman değinme imkânı olur. Yazı yazma yeteneğim sınırlı olduğu için bozuk ifadeler için şimdiden özür dilerim.

Ben 2-3 yıl öncesine kadar hizmet cemaati içerisinde yer alıyor, dini vecibelerini ortalama bir hizmet bireyi kadar yerine getiriyordum: Namaz, oruç, dini kaynakları okuma vs.

İlk olarak 15 Temmuz sonrası sürecin, herkesi rahat alanından dışarı attığı için düşünce kalıplarının değişmesine yardımcı olduğunu söyleyerek başlıyayım.

Birçok kişi bu platformda 15 Temmuz sonrası cemaatle ilgili değişen düşüncelerini değişik ölçeklerde bahsetti.

Biliyorum ki bu değişim/dönüşüm birçok kişide din anlayışına da yansıdı. Dinin (cemaat, AKP'den kaynaklı) görüntüsel kirliliği insanları farklı arayışlara itti. Dışardan bakanlar bunu, tepkisel bir yaklaşım olarak değerlendirme eğiliminde olsalar da bunu, belli bir düşünce kalıbının kırılmasında ilk aşama olarak görmek daha doğru bir tespit olacaktır.

Kimi artık aracıların dinde yeri olmaz, yarardan çok zararları var, tevhid anlayışı bana yeter dedi. Ve hatta peygamberin dindeki konumunu bile sınırlı olması gerektiğini benimsedi.  Kimi de ateizme kadar kayan bir sorgulama sürecinde buldu kendisini.

Yıllarca çeşitli cehennem tasavvurlarıyla korkutulan bir bireyin bu korkulardan sıyrılması hiç kolay değildir. Bildiğiniz gibi korku öğrenilir ve kurtulunsa bile iz bırakır. Yıllarca bu korkularla büyüyünce korkuyu da beraberinizde taşıyorsunuz. Cemaat özelinde ise bu korku cemaat amaçları doğrultusunda sonuna kadar kullanıldı. Cemaatten ayrılanın ahiretini kaybettiği aşılandı hep, ayağınız takılıp düşse bu vazifelerinizi yerine getiremediğinizden/hizmete bağlılık eksikliğinden olduğu korkusuyla yetiştirildi insanlar.

Cemaatin kült bir yapı olduğunu birçok kişi kabul ediyor. Benim düşüncem daha geniş açıdan baktığımızda dinin de bir kült olduğudur.  Müesses din (bundan sonra kullanılan din ifadeleri için müesses din’i anlayabilirsiniz) bizi içinde tutmak için cemaatin kullandığı tüm manipülasyon araçlarını kullanıyor, ama nedense yine de dokunulmazlığını koruyor. Detayına girmeyeceğim ama başlıca iki neden geliyor aklıma:

Yeterince fazla sayıda insanın dine inanıyor olması ve doğduğumuz günden itibaren dinin bilincimizde yer etmesi

Ana akım İslam’la ilgili problemlerim:

İslam’la ilgili temel problemimi şu soruyla özetleyeyim: Koca kâinatı yaratan tanrı dini bu kadar dar bir anlayışa hapseder mi?

Hadi tek tanrılı dinlerin mensuplarının kurtuluşa erdiğini varsayalım? Ya çok tanrılı bir dine inanılan ülkede doğanlar? Kendisine tapılmasını/kendisinin yüceltilmesini bu kadar önemseyen bir Yaratıcı bu kadar insanı nasıl kendinden habersiz bırakır? Peki ateizmin yaygın olduğu bölgede doğanlar? Bütün bunlara 'fetret' açıklaması getirip kendimizi kandırmayalım lütfen. Tanrısal bir şey varsa bu tüm insanlar için ulaşılabilir uzaklıkta olmalı. Kimse “Allah’ı, İsa’yı, Yehova’yı, Krishna’yı arayıp bulmak durumunda değil. Tanrı bunlardan herhangi birinin öğretilerinden bizi sorumlu tutacaksa zaten diğer inanç sahipleri için adil değildir. Bence tanrı Müslümanların veya herhangi bir dinin tekelinde değil. Tanrı saklambaç oynar gibi kendini bin bir tane dinin arkasına saklıyor da olamaz. Bu minvalde, bütün dinleri veya tanrısal öğretileri araçtan öte görmemek gerektiğini ve eksiklerini/eskimişliklerini de göz önünde tutmamız gerektiğini düşünüyorum.

Müslümanlık yerel kültürün bir sonucudur. Türklük nasıl üstünlük sebebi değilse Müslümanlık veya başka bir dine mensubiyet de üstünlük göstergesi olmamalıdır. Bu anlattıklarıma yoğun kelam temelli açıklamalar getirilmesi dini daha inandırıcı kılmıyor benim gözümde. Bütün bunlar vasat insan aklının yanıtlayabileceği/kabul edebileceği şeyler olmalı. Tanrı'nın yarattığı her insan dini ilimleri bilmek imkanına sahip değil ve tanrı da bunun pek ala farkındadır. Ayrıca, bana kalırsa dini ilimler dinin akıl ve vicdan karşısında yalpaladığı konularda koltuk değneği vazifesi görmekten öte bir şey yapmıyorlar.

Ben geldiğim noktada tarihselciliğe tutunmaya çalışıyorum, nasıl tanımlandığının çok önemi yok, belki de deist diyebilirsiniz. Dini kültürel alana hapsedip ahlaklı bir seküler gibi yaşamımı sürdürmek istiyorum. Ancak dinle öyle bir yoğrulmuşum ki her an düşüncelerime sarılıyor, peşimi bırakmıyor.

Kendi standartlarımızda iyi, adil bir insan olmak yeterli olmalı ancak dinin tutarsız/tartışmalı alanları düşüncelerimi bulandırıyor, bu nedenle onu izole bir yere koyamıyorum.

İçinden geçtiğim sürece tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum: İlk olarak kabullenmeme, biz yanlış yapmayız havaları… Ve sonrasında bağlı bulunduğun gruba ilişkin yanlışları görme var. Bu kırılma çok önemli, çünkü sonrasında bağlı bulunduğunuz tüm zayıf inançları görmeye kapı aralıyor. Ve inandığınız herhangi bir şey eskisi gibi sağlam yer edinemiyor artık.

Her şeyi çok iyi bilen cennetin sahibi ehlisünnet arkadaşlar (!) için şu konuyu özellikle vurgulamak istiyorum: Bu pire için yorgan yakma işi değildir. Din, hayatımızda büyük yer tutan önemli bir olgu. Kimse 2 rekât namaz kılmayayım, zinaya yapayım falan gibi saçma sebeplerle dinle sorun yaşamaz. Bu, büyük ölçüde düşünce dünyası değişimidir. Cemaatin kült olduğunu görme bir sonraki aşama için bir kırılma noktası olmuştur. Bu dönüşümdeki hiç kimse 'cemaat kötü, demek ki din de kötü' gibi çocukça, tepkisel bir tercih yapmaz sanıyorum. Çünkü bu dönüşüm, birçok rasyonel düşünce unsurunu da içinde barındırıyor zaten. Eğer tepkisellikten arındırılamamış bir düşünce değişimi yaşayan varsa, bu durumda düşünce sürecinin gözden geçirilmesi yerinde olabilir.

Belki merak edenler olacağını düşünerek şunu da belirtmek istiyorum, bu dönüşümde ben daha kötü bir insan olarak çıkmadım. Ahlaki değerlerim zayıflamadı, hatta güçlendi.

Bir din şemsiyesi altında yaratıcıya inanmanın büyük konforu var ancak akla/vicdana sığmayan tonlarca olay karşısında şekilden şekle giren ve tevili son damlasına kadar kullanan bir şeye inanmak için de kendimi zorlayamıyorum artık. Eskiden zorluyordum ve bunu başarıyordum.

Eğer dinde kalsam benim için her şey daha kolay olacak. Sonsuz cennete gireceğime inanacağım, ailemle hiçbir problem yaşamayacağım ve dinin sağladığı konforu sonuna kadar kullanacağım.

Neticede inanç düşüncede ortaya çıkan bir olgu ve adil bir yaratıcının mevcut İslam anlayışlarına karşı çıkan bir düşünceyi cezalandıracağını düşünmüyorum.

Peygamber/dini kabul etme konusu

En iyi ihtimalle Hz. Muhammed insanı bir gayretle yaratıcıyı duyumsamaya çalıştı, idrakinde gelen insanı güzellikleri/o dönemin iyi ahlakını çevresiyle paylaştı, belli bir aşamadan sonra olay siyasi bir boyut aldı. Bunun ötesinde atfedilen manalar için yapılan açıklamalar, üzgünüm ama beni tatmin etmiyor.

Benim temel problemim 'yaratıcı var mı yok mu' olmadı şu ana kadar geçtiğim süreçte. Ancak Hz. Muhammed/Allah’ın bildiğimiz anlamdaki varlıklarının ikna edicilikleri çok düşük geldi bana hep. Burada detayına girmek niyetinde değilim temel olarak kuranın bizzat kendinin mucize olması, peygamberin toplumsal inkılabı gerçekleştirmesi gibi konular ele alınır, ispat için. Bence bu açıklamalar Hz. Muhammed’in peygamberliğinin kanıtı değil/ peygamber olduğunu desteklemek için geliştirilmiş argümanlar. Pek tabi bu tarz argümanları başka dini önderler için de geliştirebilirsiniz. İlk olarak o dönem ne kadar asrı saadet bundan emin değiliz, nasıl bir saadet asrı ki Hz. Muhammed’in naaşı günlerce bekletiliyor, peygamber ölümünden sonra bu güzide (!) ashab birbirine giriyor vs vs. Ayrıca toplumu dönüştürmek/insanları etkileme peygamberlik için bir delilse, günümüzdeki cemaat/tarikat liderleri için de benzer şeyler söylenebilir. Hepsi kendi çaplarında dini bütün insanlar oluşturma anlamında bir dönüşüm yaşatabiliyor insanlara.

Kısacası, önyargılardan arınmış bir akılla bakıldığında bütün bu açıklama gayreti boşa düşüyor. Bu aşamada olaya nasıl baktığınız, inanma ihtiyacınız/meyliniz/çevresel önyargılar vs. devreye giriyor olabilir. O da ayrı bir konu.

Bu hususlara inanamamam konusunda İslamcılar nasip meselesini öne sürebilir. Belki kalbim mühürlendi, belki nasipsizim vs. Bu konuda da ben şunu söyleyebilirim: kişi ne zaman aklı ön plana çıkarıp aklın din alanına müdahale etmesine izin verse/dış manipülasyonlardan uzaklaşsa o zaman “nasipsizlik”e düşme meyli güçlü bir şekilde artıyor. Asıl nasip aklı sınırlı bir alanda tutabilmek o zaman. Yüce yaratıcının aklını kullanma neticesinde varılan inancı böylesine tehdit unsuru olarak görmesini kabullenemiyorum, bu bana hiç makul gelmiyor.

Bir diğer husus İslam’ın hak din olması. Diğer din mensuplarının akıbeti ile ilgili ana akım İslam inancı, Müslümanlar dışındakilerin cennete giremeyeceğini söyler. Buna vicdanınız elveriyor mu? Türkiye’de doğdunuz diye siz cennete, birkaç yüz km kuzeyde Ukrayna’da doğan çocuk ateist olduğu için cehenneme gidecek öyle mi? Siz burada doğdunuz, oruç, namaz, hac gibi ibadetlere mazhar oldunuz, ama o ömrünün sonuna kadar bu sevap kaynaklarını (!) deneyimleyemeyecek, öyle mi? Bu tarz sorular çocukluktan beri benliğimde yer edinmişti, ama belki sosyal/psikolojik nedenlerle bana yapılan tevillere inanma iradesi oluşturmuştum kendimde… Bu durumun analizini psikologlar belki daha iyi yapar…

Kurandaki ayrıştırıcı dil beni en çok yaralayan şeylerden bir diğeri. Hadi tarihselciliği benimsedik ve kurandaki hakaret gibi insanı ifadeler konusunda ikna olduk diyelim. Tüm alemlerin yaratıcısının bu kadar ayrıştırıcı bir dil kullanmasını nasıl açıklayacağız? Tüm alemlerin yaratıcısı “Allah” bırakın başka din mensuplarını, kendini inkâr edenlere karşı bile ayrıştırıcı/dışlayıcı olmamalı bence. Hepimiz biliyoruz ki inanmak, düşünce temellidir. Düşüncenin oluşumu temel olarak yetiştirilen çevreyle ve beyin kimyasıyla ilgili. Bu çok uzatılabilecek bir konu ama kısa keserek şunu söylemek istiyorum: Yetiştiğimiz aile/yaşadığımız çevre dinimizi/(büyük ölçüde) tanrı inancımızı belirliyor. Herhangi bir dine/din mensuplarına Tanrı’nın iltimas geçeceği gibi çocukça bir düşünceyi bırakarak ise başlamanın doğru sonuçlar doğurabileceğine inanıyorum.

Yaratıcı, 'Allah'/İslamiyet olarak bize sunulan modele hapsedilmemeli diye düşünüyorum. Tanrı'nın İslamiyet inancı ve ritüelleri üzerinden yargılama yapması bana adil gelmiyor. Belki insanın içine derc edilen iyilik/ahlak duyguları üzerinden bir değerlendirme adil olabilir.

Yaratıcı şunu sorabilir: neden adil olmadın, neden yalan söyledin, neden aldattın, neden paylaşmadın, neden zor durumdakilere yardım etmedin? (Tüm bunları içinde yaşadığımız modern toplumun ahlak anlayışı için söylüyorum, pek tabi ahlak da değişen/gelişen bir olgu)

Ama adil bir tanrı şunu sormamalı, neden Arapça olarak indirdiğim kuranın benden geldiğine inanmadın? Neden kurandaki her ayeti kabul etmedin? Neden sana bahşedilen kişinin peygamber olduğuna inanmadın? Mucizelerini görmedin ama sana anlatıldı, neden inanmadın? Birçok çelişki vardı ama güçlü bir ön kabulle inanabilirdin, neden aklını devreye soktun? Neden beni zati/sübuti sıfatlarımla kabul etmedin?

İlk soru setinin nesnelliğinin ikinci soru setine kıyasla daha güçlü olduğu açık değil mi?

Sonuç:

Twitter'da gördüğüm kadarıyla, din sorgulaması yapan kişilere bir grup hakaret etmeyi tercih ediyor. Bir kısmı çok üzülüyor bildiği kadar (genel itibarıyla ikna ediciliği düşük klişe ezberlerle) dini anlatmaya çalışıyor. Hakaret edenlere söylenecek söz yok. Onlar genel itibarıyla İslam’ın karanlık yüzünü temsil ediyorlar bence ama yine de çok iyi anlıyorum onları, sonuçta tüm alemlerin yaratıcısı olarak inandıkları “Allah”a karşı çıkma gibi okuyorlar bu tarz farklı fikirleri… Üzülen insanları da çok iyi anlıyorum ve onların içindeki iyiliği hissedebiliyorum, inançlarına göre ebedi bir cehenneme gideceğinizi düşünüyorlar ve bunun için üzülüyorlar.

Üzülen insanlardan isteğim, anlamaya çalışmaları, çok kolay değil biliyorum, ama sadece anlamaya çalışın. Umarım bu yazı, bu tarz bir sorgulama içerisinde olan insanların yargılayıcılıktan uzak bir şekilde anlaşılmasına az da olsa yardım eder.

Ben bu süreçte yaşadığım rahatsızlıktan dolayı hakikatten çok mutluluğun/huzurun değerini anladım. Zaten insanlar inançlarında mutluysa orada kalırlar. Umarım, sizi mutlu eden bir inanca zaten sahipsinizdir.

Yazıyı M.Bilici’nin geldiğim noktayı da özetleyen şu tweeti ile bitirmek isterim:

“Hakiki bir İslam yok. Herkes iyi’den adalet’ten neyi anladıysa ona bu adı verdi. Tefsirler, yorumlar, tecdidler hep bunun bahanesiydi. Eskimiş, çürümüş sözlere, iyi’yi doğru’yu sığdırmaya çalıştılar. Zaman ise karikatüre çevirdi. İyi’ye, doğru’ya, adl’e iman et. Gerisi hikaye.”

Sevgiler.
-Sor Gula
Twitter: @SorGula12

5 yorum:

  1. BRAVO,COK GUZEL YAZMISSINIZ...Bu surecte,bu tarz sorgulamalar yapmadan nasil devam ediyor insanlar...

    YanıtlayınSil
  2. Cemaatin; mensuplarına adeta nefes aldırmadan,kendi belirledikleri kitapları okutup, binlerce kere tekrarlayan tesbihleri çektirip, yüzlerce rekat namaz kılmaya teşvik etmesinin ne manaya geldiğini şimdi anlıyorum.
    Gününün büyük bölümünü bu ritüellere ayıran bir kişi farklı birşey düşünmeye, sorgulamaya vakit bulamayacaktı. Bu süreçte insanlar bir nevi iplerinin çözüldü hissine kapılarak başka kaynaklara ulaşma imkanı buldular. Bakış açılarını değiştirdiler...

    YanıtlayınSil
  3. dini inanç bir nevi bir hipnoz halidir. hipnoz halindeki birisini uyandırmak oldukça zordur. ama olur da bu şahıs uyanmaya başlarsa başlangıçta büyük bir korku yaşar. ama zamanla bütünüyle ayılır ve sonrasında da "ulan ben nasıl hipnoz olmuş dolaşmışım ortalıkta onca yıldır" diye kendisine hayret eder.

    YanıtlayınSil
  4. Yukarıdaki 2.yorumun sahibi "sıfırdan" adlı arkadaşa katılıyorum. Cemaatte hem çok yoğun bir iş yükü hem de belli tek tip eserlerin durmadan okunması sebebiyle gerçek ya da alternatif bilgi dünyasına ulaşmak mümkün olmuyor. Cemaatten 2009 yılında ayrılmıştım, öncesinde öğretmen ve idarecilik yapmıştım. Dinimi daha iyi öğreneyim diye çıktığım yolculuğun sonu galiba "deist müslüman" noktasına geldi.

    YanıtlayınSil
  5. Fetöcüler ve hala fetöye bel bağlayanlar eserinizle gurur duyabilirsiniz. Altın nesil diye yola çıktınız ama arkanızda bir yığın enkaz ve çöp bıraktınız. Altın nesil çöp nesil oldu..

    YanıtlayınSil