Uzun süredir gündemi meşgul eden ve epey bilgi kirliliği içeren bir konuyu, şahsi tecrübelerim ve birinci elden edindiğim bilgilerle bu platformda kendimce açıklamak istiyorum.

Polis nezaretine ayakkabı bağlarımı teslim edip de kalacağım nezarethaneye doğru geçerken, önünden geçtiğim bir başka nezarethanenin parmaklıklarından içeri doğru baktım. İçeride 45 yaşlarında, hafif göbekli, kumaş pantolonlu, badem bıyıklı biri tek başına oturuyordu. Hiç beklemediğim bir tabloyla karşılaşmanın şaşkınlığı içindeydim çünkü beni almaya gelen polisin elindeki 108 kişilik gözaltı listesinin tamamı askeri personelden oluşuyordu. İçeride oturan adam dış görünüş itibariyle asker olamayacağına göre, ilk aklıma gelen bizimle birlikte il abisinin de alınıp getirildiğiydi. Daha sonraki günlerde emekli başçavuş olduğunu öğrendiğim bu kişiye bir sigara molasında onu il abisi zannettiğimi de söylemiştim ki orada bulunan birkaç kişi de benimle aynı şeyi düşündüğünü onaylamıştı.

Dakikalar geçtikçe nezarethaneler dolmaya devam ediyor, her gelen bir geçmiş olsun faslından sonra niye alındık bilgisi olan var mı diyordu. Gözaltı kararında herkesin gerekçesi aynıydı “ANKESÖRLÜ HAT ÜZERİNDEN ARDIŞIK ARAMA”. Konuyla ilgili hemen hiç kimsenin net bir bilgisi yoktu. Eğer biri aramış ve konuşma kayıt altına alınmışsa zaten oradan gol yiyeceğimiz yoktu. Çünkü konuşmalar çok kısa sürer ya şu gün yemek yiyelim mi, ya da şu akşam maç yapıyoruz seni de bekliyoruz vs. şeklinde idi. İçinde ne hâl hatır sorma ne de gündelik bir muhabbet olurdu. Şimdilerde Twitter’da çokça dolanan “şu kadar sayıda aranmışım yarısı da 15-20 saniye kadar sürmüş, hatta biri 8 saniyelik bir arama. Bu kadar kısa sürede hangi örgüt adamıyla ne kararlaştırır” gibi söylemlere bu vesileyle dokunmuş olayım.

İçeride saatler geçiyor, küçük yaştan beri tedbir yapmanın ve gizliliğin en önemli vazife olduğu öğretilmiş askerler birbirine hiç açık vermemeye çalışıyor, koğuşlar arası daha önceden tanış olanlar birbirleriyle “Bu ne saçmalık ya ankesörlü ardışık arama neymiş, bir de HTS kaydı falan da yazıyor bunlar da ne demek” diye yüksek sesle sohbet ediyordu. Herkes birbirine “benim ne alakam olabilir fetöyle falan, Allah belasını versin şerefsizlerin. Hele o Fethullah denen …………….” şeklinde şeyler söyleyerek olmuşu olmamış, olmamışı ise olmuş göstermeye devam ediyordu. Ha o noktaları merak ettiyseniz bizzat hocamız tarafından biz askerlere verilen bir cevazdı bu, gerekirse zorda kalırsak HE ye de ağıza ne gelirse sövebiliyorduk, böylece cemaate muhalif tavır sergilemiş oluyorduk ve kendimizi belli etmiyorduk! Şahsım olarak ben bu cevazı hiç kullanmadım, hatta ifade verirken değil küfür etmek, “FETÖ” kelimesini kullanmak istemediğimi, bana bu tabiri kullanmanın hala çok zor geldiğini de belirttim.

Nezarethanede ilk gün akşama dönüyor, 3 kişilik nezarethanelerin mevcudu 9-10'a yükseliyordu. Koğuşlardaki bu belirsizlik ve merak çok uzun sürmedi. Bir sigara molasında nöbetçi polis memuru merakımızı giderdi. Gözaltı kararındaki gerekçenin meali şuydu. “Asker abilerinin verdiği ifadelere göre; bir abi kendine bağlı olan askerleri (askerler birbirini tanımıyor ve ayrı gruplarda olabilir) büfe, kırtasiye gibi kontörlü telefon kullandıran yerlerden art arda arayarak irtibata geçtiği bilgisine ulaşıldı. Yapılan taramada da aynı bilgi doğrulandı. Genel olarak aynı askerler (arama araları 30sn- 1dk olacak şekilde) aynı yerlerden 2 haftada veya 3 haftada bir aranmışlar. İl içindeki bütün kontörlü telefonların HTS kayıtları tarandığında da sizin isminiz numaranız birden fazla olduğundan radara yakalanmışsınız. O yüzden savcı sizi gözaltına aldı. Verilen bilgi gayet yeterliydi, her şey de ortadaydı. Bugüne kadar aldığımız hizmet terbiyesine uygun olarak bu durumu nasıl tevil edebiliriz, neler uydurabiliriz düşüncesiyle parmaklıklar ardına geçtik. Zaman boldu, sorduğumuz polisler 14 günlük gözaltı süresini sonuna kadar kullanır demişti savcı için. Zaten bizi gözaltına aldırıp kendisi de Ankara’ya seminere gitmişti.

İçimde küçük de olsa, savcı acaba boş atıp dolu tutmak maksadıyla rastgele askerleri toplamış olabilir mi düşüncesi de (bu cemaatin tabana yaydığı bir algıydı aslında) olayın aslını öğrenmemle yok oldu. İçerideki 108 kişinin en az 100’ü kesinlikle cemaatle irtibatlıydı artık benim için. Ama tek yol bilen meslektaşlarım “Beni pideci aramıştır, asker aramıştır, askerin ailesi aramıştır, halı sahacı aramıştır, pizzacı aramıştır. Ben ne bileyim kimin aradığını, kimin aradığı belli değil sadece aranmış olmak delil olur mu? Benim cemaatle vallahi alakam yok” diye öfkeleniyor isyanı basıyorlardı. Ama ardından sorulan “Peki abi savcı salak mı, demeyecek mi ya bu pidecide cep telefonu yok mu, hadi birkaç kere telefonu bozuldu, her defasında işyerinde bir başkasının telefonundan aramak yerine büfeye gitti ve aradı, ama her defasında seninle birlikte art arda Hasan Başçavuş ve Kemal Yüzbaşı’yı neden aradı? Ve bu pideci kim getirelim yüzleşmek ister misin” sorusuyla bütün benzer savunmalar çöküyordu.

Bizler nezarethanede kendi aramızda konuştukça, konu ile ilgili soru cevaplar yaptıkça, bazen savcı bazen sanık oldukça ankesörlü aramanın ne kadar sağlam bir gerekçe olduğuna iyice kanaat getirmeye başlamıştık. Kebapçıları ve pizzacıları bir kenara bırakırsak varyasyonlar ve savunmalar oldukça fazlaydı.

TOPTAN İNKÂRCI YÖNELİM: 

A- Arayan belli değil. Ne belli beni cemaat abisinin aradığı?


Böyle bir yöntemin olduğu cemaat abilerinden öğrenilmiş ve başka itirafçı askerler de yöntemi doğrulamış. Birçok ilde yapılan HTS taramaları asker şahıslar için bu yöntemin kullanıldığını doğruluyor. Eğer numaran ardışık aramalara 3’ten fazla (o sıra 3’ün altındaysa ve hakkında beyan yoksa gözaltına alınmıyordu) takılmışsa bu ardışık aramaya takılan askerlerle başka ne gibi bir bağın olmalı ki her defasında aynı yerden ve art arda aranmışsın. Ki bu devirde ankesörlü telefon kullanan kim kaldı?

B- Konuşma içeriği belli değil, buna nasıl suç isnad edilir?

Ankesörlü telefon soruşturmasına sadece örgüt üyeliği ile itham ediliyorsun ve iddia cemaat abileriyle irtibat halinde olup görüşmeler yaptığın yönünde. İçerikte kimse sana darbe planladın/görev aldın, belge kaçırdın, casusluk yaptın demiyor. Onlar eğer varsa ayrı bir suç olarak yine delile muhtaçtır.

C-Ben 10 kez aranmışım 5’i cevapsız arama yani cevap vermemişim, diğerleri de 1 dk bile sürmemiş. Bu kadar kısa zaman belki de telefon sapığıydı açtım ve konuşmadı kapattım. Buradan iddia boşa çıkıyor!?

Mesai içinde açamamış olabilirsin, bu abinin seni diğer sorumlu olduğu askerler ile birlikte sırayla aradığı iddiasını çürütmüyor. Görüşmelerin kısa sürmesi normal, sadece buluşma yer ve zamanı ile ilgili konuşuluyor diğer bütün hususlar yüz yüze görüşülüyor.

D- Fetö kendine rakip gördüğü askerleri fişliyordu ve önünü kesiyordu. Beni böyle bir maksatla aramış olabilir, Fetö bana kumpas kurdu !?

Cemaatin böyle bir kumpas kurması için ankesörlü aramalar ile askerlerin bir gün tek tek toplanacağını bilmesi lazım, ki böyle bir durumda da elindeki asker gücünü büyük ölçüde kaybedecektir. 15-20 adama kumpas kurmak için 1000 adamını feda edecek kadar aptal bir örgüte benzemiyor. Ki sana kumpas kuracak olsa böyle uzun vadeli planlar yapmasına gerek yok. Gayet kudretli paşalara kadar gücü yeten cemaatin sana gücünün yetmemesi biraz akıl dışı.

E- Benimle art arda aranmış olan diğer askerlerle aynı yerde çalışmıyorum, kendilerini tanımıyorum. Asker abisi olan şahsın kim olduğu belli değil, zaten belli ise onu da tanımıyorum çünkü öyle bir yapının içinde değilim. Grup olsak birbirimizi tanımamız gerekirdi. Bu yüzden iddia saçma !?

Cemaatin askeri mahrem yapılanma sisteminde asker abisine bazen tekli bazen de ikili üçlü gruplar halinde öğrenci adı verilen grupların sorumluluğu veriliyor. Eğer sizinle tek kişilik bir grup olarak ilgileniyorsa hücre şeklinde yapılanmış olan mahrem yapılanmada hiçbir hücrenin bir diğerinden haberi olmaz. Personel aynı işyerinde birbirini tahmin edebilir ancak bu konularda birbirine asla açılamaz. Bu gibi tedbirsizlikler ile askeri personele devamlı uyarılar yapılmaktadır. Yani diğer arananları tanımamanız gayet doğal.

F- Ben telefonumu bir gün evde unutmuştum. Kışladan çıkıp kontörlü telefondan kendi numaramı aradım, telefonu açan eşimden Ali Binbaşı ve Onur Yüzbaşının numaralarını aldım. Daha sonra da sırayla onları aradım. Bu şekilde takibe girmiş olabilirim. Yani arayan bendim asker abisi değil !?

Bu şu ana kadar yazdıklarım içinde en güzeli çünkü diğerlerine nazaran insanı bir duraklatıp acaba mı dedirtiyor. Bu savunmaya tabi savcı itibar etmeyebilir “Kardeşim senin kışlanda askeri hat yok mu veya kimsede bu adamların numarası yok mu da çıkıp dışarıdan büfeden arama ihtiyacı duyuyorsun. Ve sen her 15-20 günde bir telefonunu evde unutup, sonra çıkıp büfeden evi arayıp aynı adamları tekrar neden arıyorsun derdin nedir?” diyebilir. Ya da mantıklı buldum deyip kişiyi tutuklamadan bırakabilir. Ancak o aranan kişilerin “Evet bu meslektaşımız arada bizi sabit bir hattan arıyordu, böyle ilginç huyları vardır” demeleri gerekiyor.

Peki ya ilerleyen soruşturmalarda o diğer aranan askerlerden biri gözaltına alınır ve evet biz bu yöntemle aranıyorduk derse, veya sizi arayan ve sizin hiç tanımadığınız! asker abisi itirafçı olur arabanızın plakasından, salonunuzdaki koltuk takımının rengine kadar sizi teşhis ederse. Bu kez ikinci kez gözaltına alınıp doğrudan tutuklanırsınız ve ifade vermek için cezaevinde muhtemelen birkaç ay beklersiniz. Bu sırada o kişilerle cep telefonu ile ilgili baz kayıtları istenir ve bu kişilerle belli periyodlarla telefonunuz aynı yerden sinyal veriyor olabilir. Zaten abiler sizi görüşmeye gelirken telefonu evde veya arabada bırakın demişti sözünü dinlediyseniz ne ala, o başlıktan yırtarsınız ama dinlemeyip telefonu da götürdüyseniz ona da bir kılıf bulmanız gerekecek.

YARI İNKÂRCI YÖNELİM: 

A- Evet cemaat beni hep arıyordu doğru ama ben uzun zamandır irtibatı kesmiştim. Ancak ben kaçsam da onlar beni kazanmak için aramaya devam ettiler. Görüşme tekliflerini kabul etmedim. Bu yüzden ben irtibatlı değilim ve terör örgütü üyesi sayılamam !?

Bunun doğru olma ihtimali var. Zaten doğruysa bir ihtimal bunu doğrular bir beyan gelecek ya da bir listede adınız “ÜMİT” kategorisinde geçecektir.(Askeri mahrem yapılanmada ÜMİT; cemaatten olup daha sonra bir şekilde irtibatı koparan kişilerin dahil olduğu kategoridir. Devamlı irtibat sağlanmaya ve yeniden kazanılmaya çalışır) Peki ya bu doğru değil ve ispatlanamayacağı düşünülerek tarafınızdan yapılmış bir manevraysa. Bu kez devreye yine baz kayıtları, görüşmüyordum dediğiniz tarihte yapmış olabileceğiniz evliliğin detayları, 10 yıl geriye dönük olarak ortaya çıkmış ardışık aramalarda diğer adı geçen şahısların ifadeleri devreye giriyor. Ya da asker abilerinden birinin hakkınızda vereceği ifade de olabilir. Eğer doğru söylüyorsanız içiniz rahat olsun ben şu ana kadar ankesörlü soruşturmasında iftira ile orada bulunan birini duymadım.

Ufak farklarla birbirine benzeyecek örnekleri çoğaltmanın gereği yok, buraya kadar ankesörlü arama soruşturmalarının nasıl yürüdüğünü ve genel çerçevesini elimden geldiğince çizdim.

Gözaltında geçen birkaç günün sonunda birçok kişi yalan ve saçma olduğunu bilse de inkâr yolunu seçeceğini, kendi ağzıyla ben teröristim diyen adamın kesinlikle ceza alacağını bu yüzden de iddiaları kesinlikle kabul etmeyeceğine kanaat getirdi. Bazıları da iddiaları kabul ederse birkaç hafta içinde işinden ihraç olacağı düşüncesiyle, maaşını ve makamını bırakmak istemiyordu. Gidebildiği yere kadar inkâr ederek ikinci bir Ergenekon gibi cezaevlerinin boşalacağını düşünenler de vardı. Bir suçlu suçu itiraf etmediği sürece tam suçlu sayılamaz gibi bir kanaat türemişti içeride sanki, tıpkı kamerada kendini görüp “Evet bana benziyor ama ben değilim” diyen eski general gibi. Ankesörlü davasında maddi ve dünyevi kaygılarla inkâr yolunu seçenler ezici çoğunlukta. Ama dava düşüncesiyle susanlar da mutlaka vardır. Peki neyin önüne set çekmek neyi korumak için susuyorlar? Cevabı benim için koca bir hiç. Keşke uğrunda fedakârlık yapılacak bir dava gerçek olsaydı da şerefimizle direnseydik, yalan dolanla insanları kendimize acındırmaya çalışarak değil!!

Bylock delil değil inkâr edin, ankesörlü arama hiçbir şey ifade etmiyor inkâr edin diyen Gülen cemaatinin mahrem abileri insanların hapis cezası almalarına ve sırada bekleyenlerin de alacak olmalarına rağmen bu kafadan çıkamıyor. Bunun yerine hapishanede veya dışarıda babasız/annesiz büyüyen çocuklara acındırıyor, ankesör belası diye sosyal medyada hasthag açıyor TT olmaya çalışıyor. Bu iddiayla soruşturma geçiren askerlerinde %99’u bunu çok iyi biliyor ki ankesörlü arama var ve yakalandık. Ama bazıları nedense hala saçmalığını, dayanaksızlığını ön plana çıkarma çabası içinde. Cezayı alacaksın kardeşim ve gerçeği de vicdanında çok iyi biliyorsun. Böyle bir saçmalığa hangi mantıkla devam ettiğini anlayabilmiş değilim. Olan oldu biten bitti. İhraç ise ihraç olduk, hapisse yatacağız. Ama ardında tam bağımsız kafayla bir birey olarak yaşayacağın günlerin de var. Belki de hayatına dair önemli kararları ilk kez tek ve hür vereceksin. Ama sen bunun yerine hem ceza alıp hem mağdurmuş gibi yapıyorsun. Beni örgüt üyeliğinden değil de bir askere tacizden veya yurtdışına casusluktan ihraç etselerdi beni bu haksızlığı dünyaya ilan etmekten kim alıkoyabilirdi. Sesimi duyurmak için son parama kadar harcar, akla gelmeyecek yöntemler denerdim. Ama ben bugün sessiz köşemde oturuyorum. Çünkü durumun aslını en iyi ben biliyorum. (Aynen cemaatin 15 Temmuz’a karşı takındığı tavır gibi) Kendime söyleyecek daha fazla yalanım olmayacak.

Ankesörlü telefon davaları üzerine günlerce düşünmüş, farklı iddianameleri okumuş biri olarak diyorum ki. Ankesörlü telefon araması Bylock’tan çok daha kuvvetli bir delildir. Çünkü Bylock’u zamanında çoluk çocuk herkese yayıp sulandırdılar. Ancak ankesör araması nokta atışıdır. Sadece asker abileri ve askerler arasındaki iletişim yöntemidir. Bir askeri personelin 50’nin üzerinde ardışık araması ve hakkında beyan veren grup arkadaşı olmasına rağmen bunun delil olmayacağına, beraat edeceğine inanarak her şeyi inkâr ettiğini bizzat gördüğüm şu günlerde artık sağda solda gördüğüm ankesör zulmü yazılarından midem bulanıyor. Şunun altını çizeyim ki siz de yüzlerce örneğe bakabilirsiniz. Devlet kişiye safını seçmek için bir yol sunuyor. Bu davada yalan söyleyen ve yalanını çok iyi destekleyemeyen bir adamın hapis yatmama ihtimali yok. Eğer bu davada tamamen doğruları söylüyorsanız, tutuklanma ihtimaliniz yok. Belki hiç hapis yatmayacaksınız, belki en fazla 6 ay yatacaksınız. Olay bu kadar basit aslında. Türkiye sadece AKP ve Cemaatten ibaret değil. Emin olun hakkaniyetle işini yapmaya çalışan polis savcı hakimler var. Sizden olmayan herkes size düşman değil. Herkes yanlış safta, cemaat doğru safta iddiaları iddiadan öteye geçmiyor.

Şu cemaatin içinde öğrendiğimiz iyi şeyler de var be kardeşim neden hep kaypaklığını, mağdurculuğunu, yalancılığını, kayıtsız şartsız tarafgirliğini alıyorsunuz. Beddualarınız sosyal medyada gırla gidiyor. Biraz da mertliğini, kendi zarar görecek olsa da hakka taraftar olmayı, tevekkülünü, nefis muhasebesini alın. Başımıza iyi şeyler gelmedi ama yanlışlar yanlışlarla temizlenmiyor. Bundan sonrası için yapılacak şey… "Allah'a dayan sa'ye sarıl hikmete râm ol.. Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.."

Eski Üsteğmen O ER