Header Ads Widget

test banner

Ben Kimim, Niye Sert Eleştiriyorum ve Gelen Eleştirilere Cevap

Bu yazıyı ele alma nedenim şöyle. Kıtalararası sitesinde eleştiri yazıları çıkınca, çok mantıklı bir eleştiri gelmişti Özcan Keleş beyden. Söylediği şey: "siz kimsiniz? tam olarak hizmet ile ilişkiniz neydi bunu belirtin de yazıları okuyan ona göre değerlendirme yapsın. İçerden mi dışardan mı eleştiri yapıyorsunuz? İçerden yapıyorsanız ne kadar içerdensiniz?" Onlar gerçek isimleriyle eleştiri bile yapsalar, bilimsel açıdan kendi konumlarının nerede olduğu belirtmeleri gerekiyordu. Bu önemli ve haklı bir eleştiriydi.

Ben de bu yazıda bazı noktaların netlik kazanması için önemli gördüğüm hususlara değineceğim. Kendi meramımı dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Niye sert eleştiri yaptığımı ve neden şimdi yaptığımı anlatacağım. Yapılan bazı eleştirilere de cevap vereceğim.

Hindistan’da çekilmiş bir fotoğraf vardı. Bir ihtiyar yolda ölmüş, nasıl öldüğü fotoğrafa bakınca anlaşılmıyor, üstünü bir paçavra ile örtmüşler. İnsanlar ise hiçbir şey olmamış gibi cesedin yanından geçiyorlar ve hayatlarına devam ediyorlar. İnekler de var onlar da hiç bakmadan yanından geçiyor. Ben bu tabloda çığlık atan kişiyim. Niye deli gibi çığlık atıyorum? Mantıklı olan bir ambulans arayıp oradan birkaç kişiyi çevirmek, arkadaşlar yardım edelim demek değil mi? Eğer insanlar ile ineklerin bu olaya tepkisi aynı oluyorsa benim yapabileceğim o anlık durumu kurtarmak değildir. Deliler gibi çığlık atmaktır. Eğer birileri hiç tepki vermeyerek tefrit noktasında geziyorsa, ben de dikkat çekmek için ifrat noktasında geziyorum. Ama dikkat çekmek benim amaçladığım bir hedef değil. Elimde değil bu tablo karşısında sadece çığlık atabiliyorum, çünkü kelimeler yetmiyor, ne desem boş! Beni anlayabilmeniz lazım, Türkiye'deki mağduriyetlere niye kimse tepki vermiyor, insanlık ölmüş mü? Meriç’teki tabloyu gören insanlar niye bu kadar donuk, normal hayatlarına devam ediyor. Bu da benim çığlık attığım ikinci tablo. Buna siz de tepki veriyorsunuz, ama ilkinde ölü gibi sessizsiniz. Ben yaşıyorum, ölmedim insanlar tepki verse benim de tepkim normal olur, ama kimse tepki vermeyince çıldırıyorum ve çığlık atıyorum. Bu elimde değil. Niye eleştiriyorsunuz diyorsunuz. Yazı yazmak elimde değil. Ben düşünerek şu konuyu yazayım diye yazmıyorum. Yazmamak beni öldürüyor, dayanamıyorum. Yazı yazmayı, eleştirmeyi ben seçmedim. Nefes almayı ben seçmediğim gibi. Yazmamak diye bir seçeneğim yok, engel olamıyorum kendime. Bir yazara genç bir okuyucusu soruyor. Nasıl yazar oluruz ve yazmaya nasıl başlarız diye. O da yazmadan durabiliyorsanız yazmayın ama delirecek gibi oluyorsanız yazmak nefes almak gibidir siz seçmezsiniz diyor. Onun bu sözünü dinleyince, yalnız olmadığımı anormal olmadığımı anladım.

Bu anlattığım örnek size mantıklı gelmiyorsa, iç kaynaklardan destekleme yapayım. Said Nursi nasıl ''Bana, ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi?'' diyor. Gerçek hayatta da bu durumu yaşadıysanız, üslubunuzu böyle durumlarda kontrol edemeyeceğinizi bilirsiniz. Gülen'in de bir sözünü vereyim ''Falan kimse havadan nem kapıyor" derler! Ona ruhum feda! Ya yağmur altında dahi ıslanmayanlara ne demeli'' 15 Temmuz’dan sonra sağnak sağnak yağmur yağıyor hala daha normal hiçbir şey yokmuş gibi üç maymunu oynayamıyorum.

Ben Gülen'den nefret ediyorum. O kadar çok nefret ediyorum ki bazen nefretim etrafa saçılıyor ve ona benzeyen herkes nasibini alıyor. Kimlere sıçrıyor? Diğer tarikat ve cemaatlerin lideri, Said Nursi (ona hala saygım var, kitaplarını tekrardan eleştirel bir gözle okumayı da düşünüyorum), Osmanlı Padişahları, Gülen kimi övmüşse, kimin fikirleri Gülen'e benziyorsa, kimin uygulamaları Gülen'e benziyorsa. Peki duruyor muyum? Ben Müslümanım durmam gereken yerde duruyorum. Peygamberimiz ve sevdiğim sahabeler dışında (Muaviye bunlardan biri değildir) herkes bundan payını alıyor. Siz buna savrulma diyebilirsiniz; bazı arkadaşlarım ateizme, deizme kaydı. Ve bu insanlar düne kadar cemaattendi. Ve AKP'ye falan bakıp ateist de olmuyorlar. Tamamen Gülen'den dolayı ateist oluyorlar. Bunların izahına girmeyeceğim, ayrı bir yazının konusu, blogda bu konuda bir yazı da mevcuttu. Kısa bir örnek olarak sadece şunu diyeyim. Nazi toplama kamplarında özellikle yılbaşından sonraki hafta ölüm oranları intihar oranları artar. Bunun üzerine olayı biraz araştırırlar ve şunu görürler. Kamptaki Yahudiler kendilerini seneye evlerinde olacaklarına inandırırlar, kendi kendilerine yeni yıl gelmeden artık bu çilenin biteceğine inanırlar. Yeni yıl gelip geçip her şeyi aynı görünce, bu sefer her şeyi bırakıp intihar ederler ya da vücutları mücadeleyi bırakır ve hafif hastalıklardan bile kurtulamazlar ve ölürler. Zorda olan insana yapılacak en büyük ihanet ona sahte ümit vermektir. Kendi bile bunu kendine yaparsa sonu hüsran olur. Önemli olan o gerçekliği kabul etmek, acıyı kabul etmek ve acıyla barışık olmaya çalışmaktır. Gülen ve kurmay takımının 2013'ten sonra yaptığı tek şey boş ümitler vermek oldu. Verilen tarihler her boş çıktığında insanlar çok daha büyük bir manevi yükün altına girdiler. Tepkileri çok daha büyük oldu, aynı benim nefretim gibi. Bu konuya yolun kaderi deyip, ibadette derinleşmek ile bu işlerin çözüleceğini yaymak zaten en büyük sahte ümittir ve gerçeklere gözünü kapamak ve diğerlerine de kapattırmaktır. Ben gerçekleri görüp, kabul edince bir çözüm yolu bulabileceğimize inanıyorum.

Cemaatten değilsiniz, operasyonel yazılar vs. diyenler oluyor. Nefretin oluşması için önce sevgi gerekir. Sevginin zıttı nefrettir. Gülen'i sevmiyorum demiyorum, Gülen'den nefret ediyorum diyorum. Yani geçmişte sevdim, şimdi o sevgi nefrete dönüştü. Nasıl birine âşık olduğunuzda gözünüz başka hiçbir şeyi görmez. Ama sizi aldattığında o aşk nefrete dönüşür. Ama gene de o sevgiyi atamazsınız, unutamazsınız. Bazıları eleştirip eleştirip Hocaefendi diye bitiriyorlar ya lafı. Onların durumu işte aynı o âşık olup unutmayan genç gibi. Ben o aşamayı çoktan atlattım. Benim de aklımda soru olup, kalbimin Gülen'i aklamaya çalıştığı ama aklımın izin vermediği dönemler oldu, bitti ve geçti. 15 Temmuz'dan sonra sorgulamaya başladım. Bir anda içimde nefret belirmedi, yavaş yavaş oluştu. İçinizde bir kişiye karşı hem sevgi beslemek hem nefret etmek sizi mahveder ve şükür ki kurtuldum o sevgiden. Bu durumu da anlamak için ya bu şekilde bir olay yaşarsınız, ya da bir kişiye sevmeniz ve sonra ayrılmanız gerekir, yoksa anlayamazsınız bu durumu.

Bana deseler ki sen kriptosun nerden bilelim vazgeçtiğini. Ben çok rahat bir şekilde olmadığımı ispatlarım. Çünkü içerden eleştiri getiriyorum ve hiç kimse bizim gibi eleştirmiyor. 30 senedir yazılan çizilen şeyleri tüm aleyhte şeyleri toplayın, biz onlardan çok farklı şeyler söylüyoruz. Kripto olan ne yapar? Kendi hiçbir şekilde eleştiri getirmediği için sadece başkalarını taklit eder. Kimi taklit eder, medyadaki en çok okunan eleştirenleri falan filan. Bu blogda tamamen orijinal eleştiriler olmasına rağmen, hala daha bunlar cemaatten falan değil, operasyonel diyenler oluyor. Devlet şu an hangi aşamada? İnsanları işten atmayı geçti şimdi hapse atıyor. Bunun bir tık ötesi nedir? Sezai olayı gibi bir olay olur ve bir tık ötesine geçilir. Yıl 2013 olsa Devlet cemaati bölmek istiyor diyebilirdiniz. Ama o aşama zaten 2013'ten önce denendi. 2013-2016 arası başka aşamalara geçildi. 15 Temmuz'dan sonra ise sondan bir önceki aşamayı yaptı devlet. Bunun bir tık ötesi cemaatin bölünmesi falan değildir. Devlet elindeki imkanlarla bir tık ötesine geçmek isterse, bir tık ötesi Sezai olayıdır.

Safları sıklaştıralım, bu da yeni bir plan her şeyi denediler başarılı olmadılar şimdi de bunu deniyorlar diyenler var. Nasıl başarılı olamadılar? Devlet hareketi bitirmek istiyordu Türkiye'de ve bitirdi. Çözüm süreci bittikten sonra devletin hiç PKK'ya karşı farklı bir strateji denediğini gördünüz mü? Yani onu bölmeye çalıştığını falan gördünüz mü? Ben görmedim. Onlar içinde olay son aşamaya gelmiş, vazgeçmiyor musunuz, o zaman ölürsün diyor devlet. Devletin reflekslerini en iyi Gülen bilir, valisinden, generaline, hakimine hepsinden bir rapor alıyordu. O yüzden devletin şu an cemaati bölmek gibi bir derdi olmadığını da en iyi o ve etrafındakiler bilir. Ama buna rağmen demagoji yapıp, kaçak güreşme çalışanlar, safları sıklaştırın diyor.

Benim Gülen’e karşı fikirlerim 15 Temmuz'dan sonra değişti. Neden 15 Temmuz'a kadar uyanamadığımı size izah edebilirim çünkü bol bol düşündüm, ama bunun şimdilik bir önemi yok. Muhatap aldığım kitle cemaat dışındaki bir kitle olsa buna yönelik yazılar yazarım ve bu noktaya vurgu yaparım. Uyandıktan sonra her şeye artık farklı bir gözle bakıyorsunuz. Gidip Gülen'in 30 sene önce verdiği bir vaazı eleştirebilirim. Onu eleştirince o zaman niye eleştirmedin de şimdi eleştiriyorsun diyorsunuz. Sizin açınızdan bu mantıklı bir soru, benim açımdan ise ben şu an uyanmışım, bu bakış açısıyla geçmişi deşiyorum ve sürekli yeni şeyler buluyorum. Ve düşünüyorum da eskiden niye bu olayı eleştirmiyordum da şimdi eleştiriyorum diye. Bunun her eleştiri için farkı bir cevabı var. Mesela, Ergenekon, Balyoz, Tahşiye gibi davalar; ben eskiden neden bu insanların mağduriyetini görmüyordum da şimdi görüyorum? Cevap çok basit. O zaman çocuktum, Zaman Gazetesi ve STV 'ye güveniyordum. Zaten pek fazla haber okumazdım, okursam da bunları okuyordum. Geçmişte cemaatin içindeki suça bulaşmışlardan mağdur olanların bana diyebileceği bir şey yok, çocuktum o zaman. 2013’ten sonra kendi kapasitem ile okuldan vakit buldukça ne oluyor diye araştırıyordum, diğer gazetelere de bakıyordum farklı fikirleri dinleyim diye. Ama çok yalan haber yapıyorlardı, asıl vurgulanması gereken noktalar vurgulanmıyordu. İyi haberler kötü yığınlar arasında kayboluyordu. Ayrıca 2013’ten önce de belli bir azınlık cemaati eleştiriyordu, sonrasında da sadece iktidar partisi eleştirmeye başladı. Diğer partiler 2013’ten sonra desteklemeye başlayınca, olaylar size siyasi önemsiz şeyler gibi geliyor.

Küçük olduğum için beni dinlemek istemeyenler olabilir ya da otur oturduğun yere sana ne oluyor diyenler çıkacaktır. Ama bu işin faturasını devlet bana kesti. Bugün tabandaki çoğu genç Gülen’den (1971’de yattı sadece) daha fazla hapishanede yattı.

Rumuz ile yazmama takılanlar olmuş. İsim- soy isim versem sanki tanıyacak mısınız? Siz zaten memleket, yaş, üniversite her detayı yazmamı istiyorsunuz. Diyelim ki öyle yaptın gene tanımayacaksınız. Ben sıradan bir insanım gerçek hayatta toplasan 200 insan beni tanır. İsim soy isim verince ne olacak anlamadım. Vermemek için çok ciddi nedenler burada sayabilirim ama gerek yok. Hizmet ile ne kadar temas ettiğimi merak ediyorsanız, zaten yukarıda gerektiği kadar bilgi verdim. Yazılarımda kimsenin bilmediği bilgileri vermiyorum, aksine herkesin bildiği şeyleri yorumluyorum. Gerçek hayatta da bu fikirlerimi aynen savunuyorum. Cemaat ile bir şekilde temas kurmuş her insana da meseleleri bu şekilde izah ediyorum. Buna rağmen Amerika’dan hayatında hiç Vpn nedir onu bile bilme gereği duymamış, yaşadığı yer FBI tarafından 7/24 korunan kişiler bana korkak diyor.

Son yazımla ilgili gelen eleştirileri okudum. Haklı bulduğum eleştiriler, geri adım atmama mevzusuna pek değinmemem, yani o konuyu açmamışım direk kültlük kavramına geçip yazıyı oradan sürdürmüşüm. Kültlük mevzusu da zaten bir yazıda tartışılamayacak kadar geniş bir kavram olduğu için iki tane açık parantez ile yazıyı bitirmişim bir nevi kitap tanıtımı gibi olmuş. Argümanlarımı güçlendirmeden parantezlerin içini doldurmadan açık bir şekilde bırakınca da Gülen’in kişilik haklarına saldırma niyetiyle yazdığımı düşünenler olmuş. Benim o yazıdan çıkardığım dersler oldu. Blog yazısı bile olsa açtığım parantezleri kapatacağım ve argümanlarımı detaylandıracağım. Sarsıcı argümanın olduğu yazılarda başlığı ve örnekleri sarsıcı yapmayacağım. Üslup konusunda diğer yazılarımdaki noktayı aşmayacağım. O noktayı bile fazla buluyorsanız bu noktada yapabileceğim bir şey yok. Normal zamanlardan geçmiyoruz ben de normal değilim ve sakin bir şekilde yazamam. Gülen kırmızı çizginiz olabilir, ama ben de niyetimi gizleyemem. Ben aşırı bir ucu temsil ediyorsam daha makul yazarları blogda okursunuz sonuç olarak kurumsal bir kimlik yok bir pazar gibi düşünün. Ayrıca insanlar kendi gibi düşünenleri etrafta göremeyince kendini anormal düşünür. 15 Temmuz’dan sonra Adil Öksüz’ü sorgulayan tek kişi ben miyim diye düşünüyordum. Ne zaman Ahmet Dönmez bir şeyler yazmaya başladı, yalnız ve anormal olmadığımı anladım. Aynı bunun gibi fikirlerimi marjinal bulmuyorum, sessiz kalabalıkların benim gibi düşündüğünü hissediyorum ve onlar kendilerini anormal görmemeli. Ayrıca zamanım da sınırlı, Sezai tehlikesi hala geçmemiş (İsmail Sezgin diyor) böyle bir durumda acelecilik üslubuma yansıyor elimde değil.

Ayrıca Gülen’i eleştirince niye tepki geldiğini de anlayamıyorum. Sonuç olarak onu seviyor olsanız bile, beni de daha düne kadar seviyordunuz. Ben onu eleştirince niye tarafsız kalmayıp, onu tutuyorsunuz anlayamıyorum. Ben yanlış isem bana yardımcı olun o zaman, ben saçma düşünüyorsam beni ikna edin o zaman değil mi? Onu gerçek hayatta gördüğünüzü de düşünmüyorum. Ben ve benim gibiler ise siziz, aynı çevrede büyümüş, aynı şeyleri yapmış insanlarız. Ona vefa önemli de, kardeşine vefa önemli değil mi? Birilerinin eleştirenlere en ağır ithamlarda bulunması asıl vefasızlık değil mi? Ben haksız olarak eleştirsem bile, beni kolayca ikna edip yola devam etmeniz gerekmez mi? Ama beni ikna edemiyorsanız ve sorduğum soruların cevabını bile bilmiyorsanız, bana sus demek ne kadar vicdani? Bir sonraki yazıda neden eleştirdiğim konusuna daha detaylı olarak gireceğim. Acaba ben mi çok boş yere eleştiriyorum yoksa ortada susulamayacak bir tablo mu var?

Ahmet
Twitter: @a_wolfenstein
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

10 Yorumlar

  1. Anonymous27 Ocak, 2019

    Genç arkadaş sorgulamanı taktir ediyorum. Ben de gençken çokça sorguladım. En çok da istişareyi sorguladım.


    İstişarenin farz olarak lanse edildiğini bir çok kez duydum. Hele istişare kararlarına uymanın farzlar üstü farz gibi uygulandığını gördüm. Bir çok konuda itiraz ettiğimde bu işin istişare kararı olduğu, itiraz edilemeyeceği vurgulandı.

    Sonra istişarenin hükmüne baktım. İstişare Sünnilerdeki azınlık görüşe vaciptir. Farz diyen zaten yok. İstişare kararlarının bağlayıcılığı ise zaten kişiye bağlı. İstişare etmek en fazla vacipken kararına uyup uymamak dinen vicdani bir meseledir. Çünkü nas konuları dinin muhkem hususları istişareye açık değil.

    Evet istişarelerde dinin muhkem konuları istişare edilirdi. Mesela kiminle evlenilecek, yaz tatilinde kaç gün izin alacak? Evet iğneden tuvalet ibriğe kadar her şey istişareye tabiydi. Kararlara da itiraz edilmezdi. Bu durum beni çok korkutmuştu.

    Yapılan "istişare" süslemesi altında mobbingten başka bir şey değildi. Otokratlar "demokrasi" ayağına milleti ezerken, abiler de "istişare" görünümü altında baskı kurarlardı.

    Hele hele istişare ile ilgili şu sapık fetvalar tam bir örgütsel taktik değil midir?

    - İstişareye mazeretsiz katılmamanın tek sebebi anne babanın aynı anda ölmesidir.

    Bu fetvada annen ölse bile mazeretsiz katılamazsın. Hatta bir çok istişarede "mazeretsiz" kelimesini bile kullanmazlardı. Yani mazeret sunmanı bile hoş karşılamazlardı. "Canım istedi istişareye gelmiyorum kardeşim" diyemezdin. Çünkü bir örgütsel hiyerarşi vardı.

    - İstişaresiz bir yere gider ve ölürsen cenaze namazın kılınmaz.

    Evet bu fetvalar Gülen'den başkasından çıkmamıştır. Çünkü kendisi bir örgüt kurmuştu.

    İnşaAllah devam edeceğim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Anonymous27 Ocak, 2019

      Bu konuyu ben de düşünüyorum. Devlet memurluğu ya da özel şirket gibi bir sistemi vardı cemaatin. Herkes gönüllü ama asker düzeni sanki. Bu kadar katı olunca da illaki kişisel işlerin ile çakışma oluyor, kişisel işlerinden ne ölçüde fedakarlık (!) yaparsan o kadar iyi müslüman oluyorsun. Kişisel işlerini en çok öteleyen da galiba sistemde üst noktalara geliyor. Ne gerek var aslında, hayat da din de bu kadar zor değil. Cidden dönüp bakınca ne gerek vardı bunlara diyorum, şu an o günler sağolsun sağlam bir irade gücü kazandım ama. Ama irade gücü kazanmak isteyen asker olsun, sen din cemaatisin değil mi niye kışla disiplini uyguluyorsun?
      -Ahmet

      Sil
  2. Anonymous27 Ocak, 2019

    "Evet istişarelerde dinin muhkem konuları istişare edilirdi" diye yazmışım ama bu kısmı açıklamamışım. Bu kısım şimdilik yokmuş gibi okuyun. Allah izin verirse bu kısmı sonra açıklayacağım.

    YanıtlayınSil
  3. Anonymous27 Ocak, 2019

    https://munferitmusluman.blogspot.com/feeds/1512732546659521454/comments/default

    Bu adresten yorumları rss yordamıyla takip edebilirsiniz.

    Önceden de dediğim gibi blog'lar amatördür. Özel domainler ise profesyoneldir. Bloglar gönüllü olarak desteklenir. Domain'ler desteklenmez. Amatör ruh her zaman iyidir.

    Ayrıca Ahmet gibi kişiler de kendine bir blog açarak yazabilir. Ne kadar blog olursa o kadar etkili olur. Bu bloglar da birbirine link vererek destek çıkabilir.

    Veya Ahmet gibi kişilere yazma yetkisi verilir. Yazarlar kendisi yazabilir. İsa Bey de sorumluluk almamış olur.

    YanıtlayınSil
  4. Anonymous27 Ocak, 2019

    Bu adres daha doğru olur:

    http://munferitmusluman.blogspot.com/feeds/comments/default?alt=rss

    YanıtlayınSil
  5. Anonymous29 Ocak, 2019

    Sitenize Twitter'den çok fazla saldırı var. En güzel cevap bunların ithamlarını sitenizde yorumsuz yayınlamanızdır. Günlük ya da haftalık olarak yayınlayın. Emimim ki bir kaç gün sonra hakaretlerini te'vil yoluna gideceklerdir. İmza: Bir dost :)

    YanıtlayınSil
  6. Senin gibiler var..varız..

    YanıtlayınSil
  7. Ben de Gülen ve yanındakilerden nefret ediyorum. Kibir abidesi, sinsi ve yalancılar.
    Uzun bir süre cezaevinde kaldım. Ne yazık ki orada bulunan insanlara da boş ümit pomalıyorlardı.
    Aman susmayın devam edin lütfen. İnanıyorum ki bu eleştiriler yapılıp gerçekler gün yüzüne çıktıkça o uyuyan kitlede uyanacak.

    YanıtlayınSil
  8. Gelinen nokta çok acı 

    tus forumlarında “...Bundan 7-8 kadar yıl önceydi. 5-6 defa girdiğim ÜDS lerden 50-60 arası alıp duruyordum. Meşhur bir TUS dersanesinin Meşhur bir sahibi -ki iyi İngilizce bilmesi ile de tanınır- yerime ÜDS ye girebileceğini söyledi. "Sen de sarışın gözlüklüsün ben de, kimse anlamaz bile, ben böyle çok kişiye ÜDS-KPDS kazandırttım" dedi. Tabi teklifini "bütün akademik hayatımı b.k çukurunun üzerine bina edemem" diyerek reddettim. 1-2 sınav daha sürünüp kendim 71'imi aldım. Eğer yakalanırsa "sevgili JOKER abimin" aleyhine tanıklık ederim. Allah islah etsin, bir adamın her işi mi YAMUK olur ya?”

    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4964&page=62
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=10037
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4309
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=9306
    bundan çıkan anlatılan ve ya kanaatimize göre anlatılmayandan hissedilen anlam tusdata tus hazırlık dersanesinin paralel yapi feto Fethullah Gülen cemaatine genç klinisyenler yapılanması içinde herkesten farklı özel ve çok fazla kontenjan ayırdığı ve iyilik yapmak icin ücretsiz aldığı kişisel verileri yasadışı kaydettiği yani fişleme yaptığı.. tusdata ve veya uz.dr sami selçukbiricik in sponsoru olduğu drtus.com tus forumunda obunme ve guc gösterisi olarak anlatılan ösym den bilgi sızdırmalarını maddi güç ve fethullah gülen fetö paralel yapı veya cemaat örgüt bağlantısı olmadan nasıl yapılabileceği şayanı hayret bir konu olarak şüpheleri celbetmekte haklıdır tusdata ve veya sahibi uz.dr. sami selçukbiricik feto paralel fethullah gülen mensubumudur iskenderpaşa hakyol mensubu mudur bilinmez ve olsa da olmasa da özel hayatı kendi tercihidir saygı duyulmalı ancak ilişkiler ağı ağacın kurdu/ Mustafa Önselin kitabındaki gibi rahatsız edici giriftlikte.. Bu arada ösym nin sınava başkasının yerine girdiği tespit edilen tus Dersanesi sahibi ifadesi ile kamu oyunun anladığı kişinin büyük ihtimalle uz Dr Sami selçukbiricik olduğu kanaati oluşuyor. Ösym nin ve uzman doktor sami selçukbiricik in de aksi bir beyanı yok ..soruşturmaların akamete uğraması bu ortamda bu bağlantılarla ve tusdata maddi sponsorluğunda yayın yapan dr tus sitesinde Drtus.com tus forum sitesi moderatörlerinin ösym ve yök te tanıdıkları olduğu ve maddi gücü fazla olduğu icin ösym de yök te muhatap kabul ediliyor itibar goruyor beyanları zaten malumun ilanı bir durum .
    ÖSYM kampanyaları ile bir yandan tusdata bir yandan STV ve zaman gazetesi bir yandan taraf gazetesi ile ÖSYM'nin şifre ve hatalı soru ve sınavlarla gündeme gelirken kpss, ve polis hakim sınavları yolsuzluğunun unutturulduğu gündemin ösym ciddiyetsizliğiyle yaptığı hatalı sorular üzerinden kampanyalarla her sınav döneminde ösym yolsuzluğu gündeminin değiştirilip kpss sınavı ve diğer sınav soru çalmalarının ve siyaset ,ÖSYM ve yök teki kirli bağlantıların, irtibatlı kişiler ali veli halil delil isa musa sema fatma her kimse bunlar ayıklanmadığı gerçeğinin örtüldüğü . .
    Kanser gibi hasta hastalıklı bir ilişki zinciri değil mi
    Her sınavda sorular alındı mı çalındı mi sızdı mi sızdırıldı mi kaygısı yersiz Mi? Ateş olmayan yerden duman çıkar mı

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Girmedikleri sınavda nasıl mağdur oluyorlar cepten ücretiyle gazete ilanı veriyorlar anlaşılır gibi değil eskiden de bu tür gariplikler vardı
      https://i.hizliresim.com/1N0EDp.png
      http://i.hizliresim.com/kER6nW.png
      1- Doktorlardan oturma eylemi: Bir grup doktor, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi binası önünde oturma eylemi yaptı. Bilkent'teki ÖSYM binası önünde toplanan doktorlar, çeşitli pankartlar açtı. Grup adına açıklama yapan Onur Ertuna.. Açıklamanın ardından slogan atan ve ÖSYM binası önünde bir süre oturma eylemi yapan grup, daha sonra dağıldı.
      http://www.gazetevatan.com/doktorlardan-oturma-eylemi-350565-gundem/
      https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tip-egitimi-tus/tr-doktorlardan-oturma-eylemi-2-22-32123.html
      https://www.aksam.com.tr/guncel/osym-onunde-oturma-eylemi--8626h/haber-8626
      http://m.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a474582.aspx
      http://www.haber7.com/egitim/haber/677757-doktorlardan-osym-onunde-oturma-eylemi
      2-Yasin Çelenk isimli hekim, https://i.hizliresim.com/qENU75.jpg ilanıyla TUS sınavında mağdur olduğunu beyan edip Tıpta Uzmanlık Sınavı'na (TUS) giren bir grup hekim adına Hürriyet vd gazetelere ilan verdi.
      https://www.milliyet.com.tr/egitim/nisanda-yapilan-tusta-en-az-7-soru-hatali-1085748
      https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tip-egitimi-tus/tr-bhekimlerden-osymye-tus-tepkisib-2-22-19885.html
      https://www.evrensel.net/haber/205940/pardon-ama-biz-neye-calisacagiz
      http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/hekimlerden-tusa-tepki-56864
      http://www.yenimesaj.com.tr/hekimlerden-osymye-tus-tepkisi-H1190394.htm İlanda, söz konusu sınava, hekimler olarak pek çok önceliklerinden vazgeçerek uzunca sure gere gündüz çalışıp hazırlandıklarını anlatan Çelenk, iyi ölçen ve daha iyi yapanların kazandığı bir sınav beklediklerini söyledi. Buna karşın birçok sorunla karşılaştıklarını dile getiren Çelenk, soru dağılımlarının Tıp Fakültesi müfredatı ile uyumsuz olduğunu, sınavın çalışan ile çalışmayanı ayırt etmediğini savundu. Çelenk "Pardon ama biz hekimler neyi esas alıp çalışacağız? Kafanıza göre istediğiniz yerden soru sorma hakkınız var mı?" sorularını yöneltti. 3 https://www.yenicaggazetesi.com.tr/mo...ar-36762yy.htm Tıp camiası farklıdır. TUS'u mercek altına alanlar neredeyse 50 yıldır hangi fakültenin öğrencilerinin hangi derecelere girdiğini iyi bilir. O halde başta 2014 TUS'unu inceleyin. Son yıllardaki TUS'u mercek altına alın. Hangi üniversitelerin birden bire öne çıktığını belki anlarsınız. Bu yazdıklarımın adına "suç duyurusu" mu denir yoksa "durum tespiti" mi bilmem. Bu ülkede Zekeriya Öz ve benzeri çakmalar yerine gerçekten, Mustafa Kemal'in "Cumhuriyet Savcıları" var. Titiz bir çalışma ile bütün bu sınav hırsızlıklarının faillerini tek tek tespit ederek, yargı önüne çıkarabilecek yürekli savcılar, kaybolan yılları geri getiremeseler bile vicdanları rahatlatabilirler.Yeniçağ: Çalınmış yıllar!-Yavuz Selim DEMİRAĞ
      4 https://i.hizliresim.com/ZdvP7G.jpg
      NİHAYETİNDE 1- Onur Ertuna isimli bir doktor var mı? Google aramasında çıkmaması garip doktorlar adına açıklama yapan mağdur doktor kim? Böyle biri var mı? 2- Googleda Yasin Çelenk isimli bir doktora ulaşılamıyor. Yani Yasin Çelenk doktor değil ve TUS sınavında mağdurum diye Tüm Hekimler adına Hürriyet ve diğer gazetelere ilan veren Yasin ÇELENK’in adına https://www.asfaferda.k12.tr/4308/asfa-ferda-kolejinde-egitim-her-zaman sayfasında rastlanıyor. Özel Asfa Ferda Koleji Yönetim Kurulu Başkanı Uzman Dr.Sami SELÇUKBİRİCİK’in açılış konuşması ile başladı. Uz. Dr. Sami SELÇUKBİRİCİK, yeni yapılanmaya ve yeni eğitim sistemlerine öğretmenlerimizin daha çabuk adapte olmaları ve derslerini daha verimli şekilde işlemeleri için böyle bir program hazırladıklarını söyledi. Eğitim kadrosuna yeni eğitim-öğretim yılında başarılar dileyen Uz. Dr.Sami SELÇUKBİRİCİK, Özel Asfa Ankara Ferda Koleji’nin... Asfa Ankara Ferda Koleji Kurucu Temsilcisimiz Yasin ÇELENK yapmış olduğu konuşmada.
      3-Doktor olmayanlar veya sınava girmeyenler girmedikleri sınavda nasıl mağdur oluyorlar
      4-Yavuz Selim Demirağın suç duyurusu ne oldu?

      Sil