Header Ads Widget

test banner

Sınav Sorularının Verilmesi (4)


Hem Türkiye içinde bu harekete olumlu bakan kesimler bakımından (ki buna Ali Bulaç gibi hapis yatanlar da dahil) üst tepe yönetim bir çete olarak görülüyor iken çünkü onlar bu suçları görüyor ve soruyorlar. Hem tabanda İslam’ı noktada büyük soru işaretleri doğuyor ve mevzu itikadı sorunlara kadar gidiyorken çünkü tabanda İslam’ı izahını istiyor soru verilmesi gibi sorunların. Bu konuda hala neden sessiz kalınmaktadır. Deve kuşu misali kafa toprağa gömülünce kimsenin bu mevzuları anlamadığı mı düşünülmektedir. Ya bırakalım devlet ne kadarını bulacak o bulduktan sonra bulduğu kısmı itiraf ederiz mi denilmek istenmektedir. Hizmet fertleri önemsenmese bile, Türkiye'de diğer gruplar şu an hizmeti bile savunan gruplar üst yönetimi çete olarak görmelerine rağmen neden yılların diyalogcu yapısı o insanları bari tatmin edecek bir açıklama yapmamaktadır. İnsan tanımadığı kişiden korkar denilerek diyalog yapılırken tabanın ve bunca insanın böyle şaibeli bir yapıyı tanıyamadığı için korkacağı düşünülememekte midir? Mesela soru verilme olayını bilip ama bu İslam’a uygun diye ikna edilmiş tabandaki bir ferdi düşünelim bu kişi yaşadığı üzüntü sonucu kanser olup vefat etse - eğer soru verilmesi İslam'a uygunsa bir sıkıntı yok - İslam'ı yanlış bilerek vefat etmesi çok büyük bir sorun değil midir? Yani bir açıklama yapıldığında dünyevi olarak oluşabilecek tüm zararları - ki bana göre bir zarar yok- bir kenara koyuyorum mevzu ahiret noktasında bir sıkıntıya neden oluyorsa bir konaklama olan bu dünyanın ne önemi vardır?

Gene soru verme olayından haberi olmayan bir hizmet ferdini düşünelim. Haberleri delilleri gördükten sonra ya da diyelim tr724'teki yazıdan sonra bir şoka uğradığını düşünelim. Şimdi bu kişinin yaşadığı manevi acıyı düşünelim ve büyük ihtimal cemaati silip atacaktır ve büyük bir boşluğa düşüp İslam'ı da sorgulayacaktır. Bu noktada birçok olasılığı düşünebilirsiniz. Sonuç olarak bu bir suç ve çoğu insanın ahiretini ilgilendiriyor. Bu dünyanın ahiretin yanında zerre önemi olmadığına göre neden bu konuda sessiz kalınır? Yoksa bu dünya hep gereğinden fazla umursandığı için mi bu noktalara da gelindi? Modern hukuka göre Ahlaka göre İnsanlığa göre Dürüstlüğe Göre her şeye göre yanlış olan bir şey İslam’a uygun mudur peki? İslam her şeyi tevil etme dini midir? Bu konuda tr724 sitesinde Ahmet Kurucan'ın güzel bir yazısı var. Bir şey ahlaka vicdana tersse o şey İslam’a göre nedir sorusuna çok güzel cevap veriyor. İslam’a göre ne olduğu çok bariz, ama ben gene de o tevili soruyorum. İçtihat yaptık yanıldıysak da bir sevap deniliyorsa açıklansın da herkes öğrensin. Gülen müceddid olarak görülüyor ise müceddid olan birinin içtihatlarını açıklaması lazım.

Tüm bu yazıyı okuyup buraya kadar geldiyseniz de yanıldıysak 1 sevap olayını derin derin düşünürsünüz onca acıya rağmen birilerini bu işten sevapla mı ayrılacak diye, kesin haram olan mevzularda içtihat yapılır mı diye. Ahmet Kurucan'ın gene tr724'de İslami fıkhın sorun olduğu 1000 senedir sürekli nakillerle ilerlendiğine dair yazı dizisi var. Gene orda harp hiledir ile ilgili bir yazısı var. O yazıları okuduğunuzda soruların verilmesini Ahmet Kurucan'ın hiçbir şekilde tasvip etmediğini görürsünüz. O zaman hocası Gülen'de tasvip etmiyordur diye düşünmek gerekir. Ama buraya kadar koyduğum bir realite var. Gülen'in bilmemesi ihtimali olmadığını belirtmiştim. Tasvip etmediği şey yapılır mı peki? Yapılsa bile Gülen'in bunu bir kenara çekip izlemeyeceğini belirtmiştim. Ahmet Kurucan ayrıca fıkıh konusunda bir şeyler yapılmasını da yazısında belirtiyor. Yani bir ilahiyatçı etrafında yüzlerce molla ile bir müceddid alimin yanında fıkhı ele almıyor köşe yazısında böyle bir sorun var diyor. Acaba etrafındaki kişiler zaten her şeyi tevil ettiği için mi onlarla bu işe girişmiyor. Said Nursi'den sonra gelen müceddid Gülen diyeceksiniz, imam aşaması bitti hayat aşamasına geçildi Gülen gidince o aşamada bitecek ama daha uygulanacak Şeriat kuralları yani İslami hukuk elinizde yok. Eldeki ilahiyatçılardan bir tanesinin de Akıncı Üstünden çıktığını belirteyim. Uygulanacak kuralların olmadığı 1000 senedir taklit yapıldığı bir dönemde millet bundan dolayı deist oluyor çok güzel de tespit etmişsiniz ama elinizdeki ilahiyatçı arsa bakıyor ya da darbe yönetiyor. Diğer ilahiyatçılarda orada burada kurumun başında CEO’luk yapıyor. Bu ilahiyatçılar tebliğ faaliyetlerini mahşerde mi yapacaktır?

Gene Gülen'in özellikle bu Adil Öksüz olayıyla ilgili susmasından dolayı, gazeteciye gerçekleri ortaya dökmek yakışır ama hareketin lideri öyle değildir, yeri geldiğinde susar gibi bir düşünce var. Bizim olayımızda Gülen'in soru verilme olayını bildiğini, onay verdiğini ama sustuğunu belirtmiştik. Bu noktada şu ihtimali de değerlendirmem gerekiyor. Gülen biliyor, ama susuyor. Onaylıyor mu onaylamıyor mu o konuda bir bilgi yok. Yukardaki düşünceye göre onaylasa da lider olduğu için susabilir, onaylamasa da lider olduğu için susabilir. İyiliği emret kötülükten uzak dur, tebliğ zaten budur. Yani senelerdir biliyorsunuz ve onaylamıyorsanız ve bekliyorsanız neyi bekliyorsunuz? İkinci yazıda zaten onaylamıyorsa neler yapabileceğini az çok değindim, acizse onları yapmaktan o ihtimalide ele aldım. Ama bu ihtimalde Türkiye abisini kıramayacak kadar kibar bir insan Gülen, o kadar kibar ki sadece üzülüyor bu yıkılası abiliğe dua ediyor ki hareket onun kıvamına gelsin şeklinde bir yorum yapılıyorsa. Hz. Ebubekir'den çok Hz. Ömer'i anlatan bir insan İslam'da kibarlık adı altında korkaklık diye bir olgu yokken, Said Nursi'ye göre hatta küfre düşme nedenlerinden biri korkaklık iken hiç mi Hz. Ömer'i örnek almamıştır. Modern hukukta bile hareketsiz kalarak cinayet işleme diye bir olgu var. Önündeki hastayı tedavi etmeyip ölmesini izleyen bir doktor mesuldür. İslam'a göre ama lider bekleyebilir, beklerken zaten hiç kötü şeyler olmuyor, ne olacak millet günaha bulaşmış soru almış vermiş hapiste çürüyor deist oluyor mide kanseri olup vefat ediyor. Ne olacak değil mi o bekleyen zat onu ahirette kurtarır! bekleyen zat zaten 80 küsur yaşında ama Allah ona ne zaman vefat edeceğini bildirmiştir! o ne zaman harekete geçmesi gerektiğini bilir!. Bekleyen zat şu an ''Çağ ve Nesil serisinin okunmasını söylüyor'' (İsmail Sezgin) o mesajı iyi anlamak lazım ''biz ona layık olamadık'' (Süleyman Sargın, thecircle sitesi röportajı). Tüm bu yazımdaki sorunları Çağ ve Nesil serisini okuyarak çözebileceğiz! Çağlayan dergisine o yüzden vurgu var. Ahir zamanda biraz daha aklı ön plana alıp duygusal düşünmemek gerekiyor.

Öncelikle bu işin fetvası olmaz ben Gülen'den zaten bu işin fetvası olmaz ama biz bulaştık bu işe özür dileriz gibi bir izah bekliyorum. Zamanında hangi teviller ile niye bulaşılmış, bir mahkemede verilen bir ifade gibi en detayına kadar tüm samimiyetle bir şey gizlemeden bir açıklama bekliyorum. Darbe konusunda uluslararası bir yargı merci demişti. Elimizde uluslararası bir yargı merci yok, tabandaki herkes kendi vicdanıyla kendine hakimlik yapabilir. Altan gelecek bir dip dalga hâkim rolüne hazır. Savcıya zaten gerek yok, iddiaların hepsi ortada. Böyle bir açıklamanın ahiretle ilgili onca yazdığım şeye rağmen insanlar dünyevileştiği için, dünyevi noktadan da neden gerektiğini izah edeceğim çözüm kısmında. Diğer yandan son dönemde Ahmet Dönmez'in yazıları üzerine AFSV bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle kim olursa olsun hukuka aykırı bir şey isteyen birini dinlemeyin diyor. 40 yıl gecikmeli gelen bu açıklama yeterli değildir işi geçiştirmektedir. Deve kuşu misali kafayı çıkarıp tekrar gidip evin içindeki saksının toprağına gömmektir. Ben sadece bir tane hukuksuzluktan bahsettiğim için yazımda o açıdan bakacağım. Soruların verilmesi noktasından bu açıklamayı değerlendirdiğimiz de zaten cemaatin artık soruları verme imkânı mı kalmıştır da artık yapmayacağız tarzı bu açıklama yeterli olsun. Peki bu açıklamayı Gülen'in susmaması olarak görebilir miyiz? Kesinlikle göremeyiz. Hangi olaya matuf yapıldığı belli değil, hiçbir özeleştiri yok hiçbir geçmişteki soru işareti aydınlatmıyor. Geçmiş aynen olduğu yerde duruyor, aradan yıllar geçtikten sonra geleceği önleyici bir açıklama. Cemaatin artık soru verme imkânı kalmadı da çok rahat bu açıklama ile ilgili, o genel bir açıklama bu konuda istisna var denilebilir. Bu konuda istisna olmasa Gülen çıkıp soru verme olayının sorumlularını yargıya teslim ederdi, o yurtdışını hizmetleri için geçerli vs. vs. denilebilir.

Bu işin fetvası zaten davalarda yok mu itiraf edenler anlatmıyor mu neden Gülen'den bir şey bekliyorsun diyebilirsiniz. Fetvada bir birlik olamasa da şu minvalde şeyler var: evet başkaları da çalmış siz şimdi almazsanız bu soruları elenirsiniz (ben ilk yazıda bu konuda sadece varsayım yaptım, eğer varsa böyle bir şey bahane olmaz, kamu hakkıdır ne biliyorlarsa o suçluları da korumasınlar kim yaptıysa döksünler ortaya, Demirel sırlarıyla vefat etti diyorsanız, siz de böyle tüm Türkiye'yi ilgilendiren bir şeyi ahirete götüremezsiniz), vatan millet din için alın. Zaten bu ülke ecnebi Ergenekoncuların yönetiminde sizin gibi dindar kişilerin bir yere gelmesi lazım, yoksa çok geç olacak. Ergenekoncular dışında zaten bu kurumlara kimse girmez, onlar da zaten sızıyor, Harpte hile vardır, Savaşta her şey mübah, kul hakkı olsa da Allah affeder, Allah affetmese de biz ahiretimizi (Nursi'nin dava için ahiretimden vazgeçtim bir mağaraya çekilip ibadetime bakmıyorum sözü vardı ona atıf var) de verdik bu dava için vb. vb. Yani kimse güle oynaya bir şeyi alamamış. Zaten bu soruların devletin kasasından çıkıp vatandaşın alıp- almama konusunda bir imtihana girmesi devletin ve en tepedeki cemaat kadrolarının suçudur. Devlet kendi vatandaşını suç konusunda test edemez.

Ortada sorular olsa insanların yüzde kaçı Türkiye'de bakmam diyebilir? ya da gelişmiş bir Avrupa ülkesinde. Bunu test edip bakanları hapse mi dolduracaksınız, burada suçun oluşmasını engellemek gerekiyor. Ayrıca burada kişilerin soruları alması için hayali durumlar oluşturulmuş. Ama bu hayali durumu oluşturan kişi soruyu veren abisi de değil, mesela Ergenekon'u kim oluşturdu? Ama Ergenekon var hayali diyemezsiniz diyen olacak orası bizi zaten ilgilendirmiyor. Ergenekon ulusalcı Türkçü bir örgüt konumunda değil mi var olan Ergenekon için iddia bu. Peki o Veli Küçük ecnebi mi bu insanlar sızma ile mi oralara gelmiş yabancı uyruklu kişiler mi? Değil, ama bunun propagandası yapıldı mı medyada? Yapıldı ve yapan medyadaki amiral gemisini de hizmet medyası oluşturmuyor mu? O zaman bu konuda hizmet medyası da suçlu mudur? İlk olarak gazetenin başındaki kişi olan Dumanlı akla gelmez mi? Peki Dumanlının bu kişilere lanet okumasına bide bu gözle bakın. ''Kimse bunlara sahip çıkmamalı'' diyordu videosunda. Evet kimse cemaatin tepesinde bu işleri organize edenlere de sahip çıkmamalı diyorum ben de. Soru aldığı iddia edilen herkes zaten ihraç + cezası da 3 sene gibi bir şey + tazminatı var, bunun zaten 2,5 senesi geçti 15 Temmuz’dan beri. Burada ben devletin sorumluluğuna, gene o hayali atmosferin oluşmasına katkı sağlayan diğer medya kuruluşlarına vs. girmiyorum. İşin tazminatı zaten o tabandakilerin paralarıyla yapılan okul binalarıdır. O zincir de de kandırılan birinin başkasını kandırması söz konusudur. Soruyu veren abide kendisine anlatılan her şeye inanmış, size bir yalancı gelip bir şey demiyor ki yalanını fark edebilesiniz. Ama o zincir Gülen'de mi kopar nerde kopar orasını bilmem. Bunun İslam'a da aykırı olduğu tevil edilemeyeceği de başka kimsenin almadığı da devlet kurumlarına girmenin çokta önemli olmadığı da aşikâr. Ama bunca yalanı kim uydurup uydurup servis ettiyse planladıysa o ancak dip dalga ile ortaya çıkar.

Gene sürekli Gülen'in kitaplarını okuyup vaazlarını dinleyen, dini ondan öğrenmiş insanlara, dini öğreten gördüğü en iyi insanlardan biri olan abisi Gülen böyle istemiş diye soruları veriyor. Bu zinciri de en yukarıya kadar çıkarın artık nerde kırılıyorsa. Zincirin her halkasındaki tabandan kişi aşağı yukarı böyle düşünüp kabul etmiştir. Kurulan sistemin ne kadar yanlış olduğunu görebiliyor musunuz? Gülen bir şey istemese bile Gülen istemiş diyerek her şeyi yaptırmak mümkün. Ama bizim olayımızda Gülen'in onay verdiğini göstermiştim. Ama onay vermese bile şu sistemde bir şey değişmiyor. Gülen'in kitaplarında bu yok diyebilirsiniz. Gülen hiçbir vaazında 1999'daki kasetlerde ortaya çıkan şeyler yok zaten. Gülen siyasi partilere de tarafsız, ama taban geçmişteki seçimlerde birlikte hareket ediyor. Bu da ayrı bir yazının konusu bu konu hakkında zaten son 2,5 yıldır çok şey yazıldı çizildi. Ama Gülen seçilmiş kişi daha 8-16 (hatırlayamadım) yaşında bu sistemi kafasından kurmuş demek yerine ne kadar kötü bir sistem olduğunu görüp insanları kabul edeceksek hatalarıyla kabul etmek gerekiyor. Bu konuda saf (iyi bir şey) olan cemaat tabanın da hala daha bu işle ilgili kafalarında şüphe varsa ''abi sorular çalınmış mı gerçekten'' şeklinde değil de ''abi bu soruların verilme olayında Ergenekoncular (her şeye gücü yeten bir yapı zaten nereye koysan oluyor, zaten koca ülkede de iki grup var cemaat ve ergenekon, başka insanlar olmadığı için kul hakkı da yok!) zaten çalarken, Hocaefendi’nin istişaresiyle olduğunu düşündüğüm bu olayda bu Bülent Keneş niye şimdi oyunbozanlık yapıyor zaten bu adam mağdurlarla ilgili de tweet atmıyor'' şeklinde biraz daha zekice sorarlarsa sorularının cevaplarını alırlar. Sonuçta şunu görmek lazım saf olan cemaatin tabanı, cemaatin yönetimi kesinlikle saf değil. Saf olsalar bu faaliyetleri onca süre merkez medyadan gizleyemezlerdi. Size düşman olan medya zaten bunun haberini yapıyor, ama 2009 FEM dershanesi olayında bile merkez medya bu işin üzerine gitti mi? Merkez medyayla da nasıl bir ilişki ağı varsa onların bu olayları görmezden gelmelerini sağlayacak? O da ayrı bir sorundur, orda da İslam'a Hukuk'a Ahlaka aykırı birçok nokta çıkar, onlara himmet paralarından rüşvet mi verilmiştir yoksa onların yaptığı yolsuzlukları polisin ve yargının görmemesi mi sağlanmıştır, dediğim gibi yazının konusu değil cevabını da bilmiyorum.

Dört bölümlük bu yazı dizisinde sınav sorularının verilmesi sorununu ve bu sorunun yol açtığı alt sorunları ele aldık. En başta dediğim gibi cemaat içinde sorunlar noktasında bir birlik olmadığı için bir kişinin sorun olarak görmediği bir nokta hakkında başka bir kişi uzun bir çözüm yazısı yazdığında o yazının hiçbir anlamı olmamaktadır. Sorunları belirleyip çerçevesini çizdiğimiz için bir sonraki bölümde bu sorunlara ilişkin çözüm mahiyetinde ne yapılabilir konusu ele alınacaktır.

Allah'ım sen bu cemaat ile ilgili tüm gerçekleri ortaya çıkar, gizli saklı bir şey kalmasın. Bize tüm şeyleri dosdoğru gösterdikten sonra bizi imtihan et. Bize doğruyu yanlışı göster ondan sonra herkes kendi yolunu seçsin. Türkiye'deki tüm tarikat cemaat liderlerinin, ya da önde gelip liderlik yapan insanların gerçek yüzlerini göster, öyle göster ki en zekâsı noksan olanımız bile her şeyi gördükten sonra iyiyi mi kötüyü mü seçeceğine karar versin. Bizi zekâmız ve aklımızla değil kalbimizle ahlakımızla karakterimizle imtihan et. Âmin.

Ahmet
Twitter: @a_wolfenstein 
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

3 Yorumlar

  1. Gülen'in bu işe nasıl fetva verdiğini ya da haberi olup olmadığını sorgulamışsınız. Bal gibi fetva vermiş. Büyük ihtimal abiler (!) soru verirken bu fetvayı şüphe duyan genç dimağlara okumuşlardır. Malum şeytan sağdan yanaşır :)

    Bu fetva şöyle:

    “Meselâ, bazı kimseler, daha sonra kazanacakları bir başarıyı, çok öncesinden rüyalarında görebilmekte ve gireceği imtihan sorularını bütün ayrıntılarıyla müşahede edebilmektedirler.” (Fethullah Gülen, Gençlere Pırlanta Ölçüler 6 Fasıldan Fasıla’dan Muştu Yayınları, 2011, s.120)"

    Hem nasıl soru verilmesinden haberi olmaz ki? 16 Temmuz'da yabancı medyaya hiç utanmadan "gece yarısı fahişelere gidenleri uyardım" diyordu. Bu beyanı soru verme olayı kadar utanç vericidir. Soru da verdi, talimat da verdi, fahişelere gidenleri de bildi, her şeyi biliyordu.

    YanıtlayınSil
  2. Şöyle bir haber var:
    https://www.aksam.com.tr/guncel/darbe-ussunden-osymye-12-kilometrelik-hat/haber-665935

    Özet: " Darbecilerin Ankara’daki üssü Turgut Özal Üniversitesi’nde yapılan incelemede polis, özel bir odadaki bilgisayara bağlı hat buldu. Hattın ucunun nereye vardığını araştıran polis günlerce süren uğraşlar sonunda 12 kilometre ötede bulunan ÖSYM Başkanlığı’na ulaştı. Yapılan incelemede hattın ucunun ÖSYM’de sınav sorularının hazırlandığı odaya ulaştığı belirlendi"

    Ya bi yürüyün gidin kardeşim. Yalan olduğu o kadar belli ki yani. Kim çekecek 12 km özel hattı? O kadar yol var. Superonline mı? telekom mu? turksat mı? vodafone mu? Yaparlar mı böyle salaklık. Hadi kendileri çekti hattı desen. 12 KM. izin yok bişey yok o kadar yolu nasıl kazacaksın kimseye farkettirmeden? Böyle yalan bilgilerle insanların kafasını allak bullak ediyolar sonra millet hiç bi habere inanamıyor tabi.

    ÖSYM'de soruların çalındıpına dair en akla uygun haber bence şudur:
    https://t24.com.tr/haber/feto-itirafcisi-osym-calisani-anlatiyor-sinav-sorulari-icin-ozel-sanal-sunucu-kuruldu,817554

    İsimler var detaylı teknik bilgi var. Hah bunlarla gel canımı ye.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ÖSYM oldu bu iş öyle biliyorum, hatta gerek yok, ÖSYM başkanından bakana kadar gider bu, ama öyle gitmiyorlar işte, gitmeyince 12 km hat ile çaldı diceklerdir.
      -ahmet

      Sil