Header Ads Widget

test banner

Diyet Yapan İnsan Oruç Tutmuş Olur mu? Oruç bir İbadet mi?



Başlıkta sorulan sorulara  her müslümanan vereceği temel cevap üç aşağı beş yukarı aynıdır. Bu yazımızda müslümanların “Oruç” hakkında bilmediği hakikatleri göstereceğiz. 

İnsanlık tarihi boyunca din, çoğu zaman "biçimsel bir sadakat testi" olarak algılanmış; dini ritüeller,  asıl amacın (özün) önüne geçmiştir. Yazımızın esası Kur’an’daki ibadet pratiğinin haşa, Allah’ın ihtiyacı veya Allah’ın gözüne girip sevap kazanmak  değil, tamamen **insanın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir ihtiyacı** olduğunu ortaya koymaktadır. 

Günümüz materyalist dünyası, tıp ve bilim bugün oruçun versiyonlarını insan sağlığının çok önemli kaynaklarından biri olarak görüyor. Aç kalma, vücudu dinlendirme, bakıma alma olayı müslümanlar  için salt oruç olarak indirgenmiş diğer taraf ise dini argüman olan "oruç"u dışlarken başka başka yollardan bunu bilim ve insan sağlığının vazgeçilmezi olduğunu göstermişlerdir. 

Kur’an’daki namaz ve oruç gibi bireysel ibadetler, bu eylemlerin yaratıcıya artı veya eksi hiçbir katkısı olmadığı rasyonel bir gerçektir. Bakara 184’te geçen  “Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır" vurgusudur. Bu cümle, ibadeti "göksel bir vergi" olmaktan çıkarıp, insanın kendi sistemine yaptığı bir "yatırım" haline getirir.

 1. Oruç: Modern Tıbbın "Otofaji" Dediği Kadim Tedavi

Aç kalma olayına dindar ve seküler  iki pencereden baktığımızda; 

Dindar insanlar orucu sadece inandıkları için tutarlar. Onlar  için  aslolan ibadet yapmak ve sonunda sevap kazanmaktır. Sonuç önemli değildir. Bu açıdan oruca yüklenen diğer anlamlarında çok bir önemi yoktur. 

Seküler kesim ise aç kalma olayına tamamen sağlık penceresinden bakarlar onlarda  ise inanç yoktur.  Kur'an ise "sizin için" sözüyle olayın aslında inanarak yapılması durumunda faydalarının biyolojik, psikolojik, toplumsal ve ruhsal  olarak yine insana ait olduğunu gösterir.  Dindar kesim olayı sadece inanç boyutunda ele aldığı için; örnek 14-16 saat boyunca aç kalır ezan ile birlikte dinlenmiş olan vücuda devasa yükleme yaparak sistemin bu kez daha kötü işlemesine ve oruçun "sağlık" getirmesi gerekirken hastalıklara kapı açmasına neden olur. 

 Oysa ki olayın aslı oruç insanın kendisi içindir.  Bir başka örnek, insan  sağlık için diyet yaparken  bunu "oruç" tutuyorum niyeti ile yapsa, Kur'ana göre oruç tutmuş olur.  Diğer yandan, oruça niyetlenip  gün boyu aç kaldıktan sonra akşam yemeğe saldıran, ne bulduysa yiyip içen biri de sadece Aç Kalmış ve sevap kazanacağım diye belki de vücuduna verdiği zarardan dolayı günah kazınmış olabilir. 

 Bu açıdan Oruç, sadece dini bir emir değil, insanlık tarihinin ortak hafızasında yer alan maddi manevi  bir arınma metodudur. Bugün modern tıp ve bilim; aç kalmanın, vücudu dinlendirmenin ve hücrelerin kendi kendini temizlemesi (otofaji) sürecinin insan sağlığı için vazgeçilmez olduğunu kanıtlamıştır.

Dindar Yanılgısı:  Orucu sadece bir "sevap kazanma" ritüeli olarak görüp, 16 saatlik açlığın ardından iftarda vücuda devasa bir karbonhidrat yüklemesi yapmak, sistemin dengesini bozmakta ve ibadeti "sağlık" yerine "hastalık" kaynağına dönüştürmektedir. Prof. Dr. İsrafil Balcı gibi yeni  nesil ilahiyatçılar Sekülerler ile aynı çizgide, dini ibadetlerin bilimsel açıklamalarına karşı çıkmaktadırlar. 

Seküler Yanılgı: Materyalist ve seküler bakış açısı aç kalmayı sadece bir "diyet" olarak görüp, bu disiplinin irade eğitimi ve ruhsal derinlik, ve toplumsal fayda boyutunu (niyeti) dışlamaktadır. Bir insan, sağlığı için yaptığı bir perhizi, **"Yaratıcının emaneti olan bedenimi en iyi şekilde korumaya niyet ediyorum"** bilinciyle yaparsa; bu eylem Kur'ani anlamda gerçek bir "oruç" ibadetine dönüşmüş olur.

2. Teravih: Maneviyattan Metabolik Balans Ayarına

Yine son dönem ilahiyatçılarının  “Teravih” namazına karşı muhalif tavırları ciddi boyutlara ulaşmış vaziyette, geçmişte klasik din adamlarını hakikat sanıp arkasından giden müslüman maalesef, yine aynı hataya düşerek, birazda işlerine geldiği için bu kez de bu ilahiyatçıların peşlerine takılıp, teravihi terk etme yoluna gitmişlerdir.  

Biz olaya farklı bir bakış açısı getirmek istiyoruz; 

Tıp dünyasında yemekten 30-60 dakika sonra yapılan hafif fiziksel aktivitelerin (walking, light stretching) mucizevi etkileri olduğu kanıtlanmıştır. Teravih, tam da bu zaman dilimine denk gelir.

İnsülin ve Kan Şekeri Dengesi: İftarda (özellikle müslümanlardaki  gibi ağır bir sofrada) kan şekeri aniden fırlar. Bilimsel araştırmalar, yemekten sonraki hafif ve ritmik hareketlerin, glikozun yağ olarak depolanmak yerine kaslar tarafından enerjiye dönüştürülmesini sağladığını gösteriyor.

Sindirim Motilitesi: Namazdaki rüku (eğilme) ve secde (kapanma) hareketleri, karın içi organlara hafif bir masaj etkisi yapar. Bu, mide boşalmasını hızlandırır ve bağımsız araştırmalarla "gastrik boşalma" sürecine yardımcı olduğu doğrulanmıştır.

Metabolik Reset: Gün boyu aç kalan vücut, iftardaki ağır yüklemeyle bir şoka girer. Teravih, vücudun "dinlenme ve sindirme" moduna geçişini yumuşatan bir metabolik köprü görevi görür.

Özellikle Ramazan ayına has olan teravih namazı, sadece bir "ekstra ibadet" değil, aslında gün boyu dinlenmiş olan vücudun iftar sonrası yaşadığı ağır yüke karşı bir **"balans ayarı"**dır.

  "İftarda yapılan yüksek kalorili yüklemenin ardından gelen ritmik hareketler dizisi (rüku, secde, kıyam), kan şekerini stabilize eden ve sindirim sistemini mekanik olarak destekleyen bir biyolojik dengeleyicidir." Bu açıdan bakarsak, iftarda, uzun süren açlığın ardından  fazla  yemeyen dengeli beslenen bir insan için “teravih” namazının,  yukarıda bahsettiğimiz Bakara 184’te geçen  “… sizin için daha hayırlıdır" hükmü gereğince çokta bir önemi  yoktur. İbadetlerin esası İnsanın kendisi için olduğunu fark edebilmektir. 

 3. Sonuç Olarak; 

İbadetlerin özü, insanı robotlaştıran dogmalar değil; onu daha sağlıklı, daha iradeli ve daha farkında bir canlıya dönüştüren disiplinlerdir. Eğer namaz bir "zihinsel odaklanma ve esneklik", oruç ise bir "sistem resetlemesi" olarak okunursa; din ve bilim arasındaki o hayali uçurum ortadan kalkar. Gerçek dindarlık, ezberlenmiş surelerin ötesinde, **emanet edilen bu muazzam biyolojik ve ruhsal mekanizmanın hakkını vermektir.**


-Abdullah Denikul


author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönder

2 Yorumlar

  1. Çok ilginç şimdi biz namazı kendimiz için mi kılıyoruz???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, ibadetlerini en güzel yerine getiren de Canan Karatay ya da Mehmet Öz mesela :)

      Sil