Header Ads Widget

test banner

Ammar Bin Yasir, Etkin Pişmanlıktan Yararlandı mı?


The Cemaatin “hoca”larına “Etkin Pişmanlığın (EP) Kur’an ve sünnette karşılığı var mı?” diye bir soru sorsaydık, -büyük ihtimal- verecekleri cevap “Evet” olacaktı. Verecekleri örnek: Kur’an’dan Nahl sûresi 106. âyet, sünnetten de Ammar Bin Yasir (ABY) olacaktı.

Neden böyle olacağını, anlatmak için şöyle bir kurgu üzerinden gidelim.

Varsayalım, Mekke rejiminin bir ceza kanunu var. Bu ceza kanununun adı: “Mekke Ceza Kanunu” olsun. Bu kanunun kısa adı: MCK olsun.

MCK’ya göre bir terör tanımı yapılıyor. Bu tanımdan yola çıkarak başta Nebi Muhammed ve Sahabeler (haşa, haşa, haşa …) terör örgütü üyesi olarak ilan ediliyor. Bu örgütün kısa adı da MTÖ oluyor.

MTÖ üyelerinin  terörist olduğunun ispatlanması için “itirafçılar” gerekiyor.

Mekke rejimi  ABY’i yakalıyorlar. Onu tehdit ediyor. Ona baskı ve işkence yapıyorlar. Bunlardan kurtulması için de ona EP teklif ediyorlar.

ABY kendini kurtarmak için bunu kabul ediyor.

Rejim ne duymak istiyorsa onu söylüyor.

ABY’nin itirafları rejimin elini güçlendiriyor.

Rejim bu itiraflardan yola çıkarak masum insanları terörist ilan ediyor.

Bu ilandan sonra başta Nebi Muhammed olmak üzere bütün Sahabeler terör suçundan aranıyor.

Şimdi geldik bu kurgunun en önemli yerine.

ABY’nin itirafçı olduğu haberi Nebi Muhammed’in önüne geldiğinde, Nebi Muhammed’e bir ayet geliyor. (Nahl sûresi 106)

Ayet böylesi durumlarda “itirafçı” olmaya, yani baskı yapan tarafın elinden kurtulmak için onların duymak istediklerini söylemeye cevaz veriyor. Bu ayetten, böylesi durumlarda dilin söylediğinden çok kalbin tavrını önemli olduğu hükmü çıkarılıyor.

Bu ortamda Nebi Muhammed bir şeyler demeden önce “The Cemaat”in Ep’çi ifşa ekibi o zamana ışınlanıyor ve Nebi Muhammed’in yanında bu işin hangi şartlarda olduğunu dikkate almadan şöyle diyorlar.

“ABY itirafçı olmanın yanında büyük bir iftiracıdır, müfteridir, haindir.”

“Neden böyle diyorsunuz?” diye sorulduğunda şöyle diyorlar.

“Davayı sattı. Kendini kurtarmak için terörist olmayan insanlara terörist” dedi.

Nebi Muhammed bunları dinledikten sonra tahliye olup yanlarına gelen ABY’ye “Sen hainsin, sen müfterisin, sen vicdansız merhametsiz birisin..” falan demiyor.

Peki, ne diyor? “Onların duymak istediği sözleri söylerken kalbin nasıldı?” diyor. “Bir daha benzer bir durumla karşılaşırsan, aynı şeyi yapabilirsin.” diyor.

Gelelim sonuç bölümüne,

Şu an biz neyi az biliyoruz: EP’çilerin ağızlarından çıkanı.

Şu an biz neyi tam olarak bilmiyoruz: Bunları hangi şartlarda söylediklerini.

Şu an biz neyi hiç bilmiyoruz: “Kalpleri nasıldı?”

Yaptıkları tevillerle, her yaptıklarına Kur’an ve Sünnetten bir şeyler bulmadan mahir olan “The Cemaat” mensuplarının EP ile ilgili bu örnekleri atlamalar çok ilginç.

Ben aslında bu yazıyı benim gibi avamdan daha ziyade Emine Eroğlu, Necdet İçel, Ahmet Kurucan, Veysel Ayhan ve Reşit Haylamaz’dan beklerdim.

Şöyle düşünüyorum.

Eğer, “The Cemaat”in yaşadıklarını başka bir ülkede başka bir grup yaşasaydı, onların durumunu anlaşılır kılmak için böyle bir yazı yazarlardı. Ama iş “The Cemaat”e gelince, çözülmeyi hızlandırır endişesiyle böyle bir ruhsatı görmezden geldiklerini düşünüyorum.

Bu yazıyı şöyle bağlamak istiyorum.

Sosyal medyada cemaat adına EP’çi ifşası yapanlar var. “Zalim” dediklerinden daha kötü bir iş yapıyorlar. Yaptıkları işin adı: LİNÇ.

“Zalim” dedikleri Türkiye Cumhuriyetinin mahkemelerinde, hüküm verilirken yargının bütün unsurları tamam oluyor. Hakim, savcı, avukat, sanık…  Sanığa söz ve savunma hakkı veriyorlar.

-    Fakat EP’çileri ifşa edenlerin böyle bir mahkemesi bile YOK.

-    Ortada sanık YOK.

-    Sanığın söz hakkı YOK.

-    Avukatı YOK.

-    Sanığın bu itirafı hangi şartlarda yaptığına dair tam bilgi YOK.

-    Kalbinin nasıl olduğuna dair hiç bilgi YOK.

-    Hafifletici nedenleri dikkate almak YOK.

-    Orantılı ceza verme hassasiyeti hiç YOK.

-    Bu ilkel mahkemenin üstünde bir istinaf, bir Yargıtay, bir AYM, bir AHİM falan da YOK.

Bu kadar “YOK” içinde ne var. Hüküm VAR.

İlkel mahkemenin hükmü: Sen hainsin. Sen müfterisin.

Bu yapılan Linç değil mi, bunu yapanlar zalim değil mi?

Onlara göre sanki her EP’çi bu işi;

-    Hiçbir baskı olmadan yaptı,

-    Bilgi verirken doğruları söylemenin yanında yalan söyledi,

-    Verdiği her bilgiyi verirken, abartarak ve kabartarak verdi,

-    Tanımadığı insanlar hakkında bile bilgi verdi,

-    Ve hala bilgi vermeye de devam ediyor.

Yani kısaca insanların bu işi hangi şartlar altında yaptığını dikkate almadan toptancılık yapıyorlar.

Oysa ki, herkes biliyor bu günler “At iziyle, it izinin birbirine karıştığı” –hatta bilerek karıştırıldığı- günler. İt dediklerinizin at, at dedikleriniz it çıkabilir.

Şamil Tayyar’ın sözleriyle bitireyim “Hain dedikleriniz kahraman, kahraman dedikleriniz hain çıkabilir.”

“EP”çi ifşa ekibine soruyorum: Lafa gelince her yaptığınıza Kur’an ve Sünnnetten delil getiriyorsunuz, peki “EP”çi ifşa konusunda neden Kur’an ve Sünnet ölçülerinde hareket etmiyorsunuz?

-Mustafa Yılmaz

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönder

0 Yorumlar