Header Ads Widget

test banner

Kült Yapıların Ortak Özelliği: Ötekileştirme Üzerine



Kült yapıların en ortak özelliği nedir desek bunun cevabı "ötekileştirmektir" derim. Her kült yapı insanı hem Tanrıya, hem kendine, hem de insana yabancılaştırır. Allah ile arasına başkalarını sokan Yaratıcı'ya ve kendisine, ve nihayetinde tüm insanlığa yabancılaşmış olur. Bu yabancılaşma ise onu, hayata ve onun içinde yaşayanlara düşman kılar. Bu yazımda "ötekileştirme" olgusu üzerinde duracağım.

Düşman kelimesi, etimolojide önce Avestan yani eski Zerdüşt dili Zendceden Farsçaya sonra Türkçe’ye geçmiş bir kavram. “Düş”, kötü anlamına gelirken “manah” akıl, ruh, düşünce gibi bir manası var. Demek ki düşmanlık evvela akılda ve düşüncede.

Bizde Zerdüştlerde olduğu gibi iyilik tanrısına rakip kötülük tanrısı olmasa da Allah'a değil ama insanlığa düşman bir şeytan tasavvuru var. Onun için "istiaze” yani recmedilmiş şeytandan Allah'a sığınmak öncelikle 'düşüncede arınma' olarak anlaşılmalı. Zira şeytanın insana yapabileceği şey “vesvese” vermek yani düşüncemizi bulandırmak.

Düşünceler bulanınca kavga ve düşmanlık kaçınılmaz olur. Fitne ve tefrika hayat bulur. Onun için, hüsn-ü zan esastır. Su-i zan, adavetin; hüsnü zan, muhabbetin tohumudur. Güzellik eken iyilik bulur.

Kur’an’a göre İblis önce düşünce planında kendisini kirletmiş ve “O çamurdan ben ateşten” diyerek şeytanlaşmıştı. Oysa ki çamur dediğimiz şey, toprağı, suyu ve ateşi içinde barından anasır-ı erbaa’nın imtizaç etmiş haliydi. Evet bu bağlamda diyebiliriz ki her ötekileştirme bir nevi şeytaniliktir. Zaten her suç ötekileştirmenin acı bir neticesidir.

Kimse kendinden gördüğüne zulmedemez zira. Kedi yavrusunu fareye benzeterek yemek zorundadır. Onu yavrusu olarak gördüğü müddetçe kılına dahi dokunamaz. Ötekileştirme her türlü zulmün ve fücurun hakiki sebebidir iyi düşünüldüğünde.

Mezhep kavgalarından, meşrep sürtüşmelerine, etnik kıyımlarına ve hatta din savaşlarına kadar her çeşit düşmanlığın temelinde “ötekileştirme” vardır. Oysa ki Kur’ana göre tek düşman vardır, o da zulmün bizzat kendisidir (bknz: Bakara, 193).

Öyle ise zulme karşı alınması gereken tavır şahıslar üzerinden değil fiiller üzerinden olmalıdır. Hatta o zulme karşı tavır nebevi dilde de vurgulandığı gibi o kimsenin zulmüne mani olma münasebetiyle o kişiye yardım etmektir. Ey zalim(!) seninle savaşım senin zulmün sebebiyledir yoksa zulmünden vazgeçersen seninle sulh ve sükunet içinde yaşamaya hazırım demektir bu. Öyleyse o durumda dahi ötekileştirme yoktur. Geniş bir pencereden baktığımızda zaten karanlık olmasa aydınlığın, ve zulüm olmasa adaletin kıymeti anlaşılmayacağından bize olumsuz gibi gelen şeylerinde hikmetinin olduğu aşikardır.

Ötekileştirme ''Ben-Sen'' ilişkisini ''Ben-O'' ilişkisine çevirir. Oysa ki 'sen' dediğimizde dinamik bir muhataptan bahsederken 'o' dediğimizde muhatabımızı statikleştirmiş oluruz. 'Sen' derken muhatabımız özne iken 'O' dediğimizde muhatabımız nesneleşmiş olur. İşte bu gerekçeyle tevhid dini İslam, Allah ile kul arasında başka bir aracı kabul etmez. Zira araya birileri girdiğinde kurbiyet esasına dayalı senli ve benli olan iletişim uzak bir tanrı algısına evrilir. Dolayısıyla şirk, Allah'ı ötekileştiren bir inanç sistemidir. Şah damarımızdan yakın Allaha yabancılaşmak ise bizi onun yarattığı mahlukata da yabancılaştırır.

İnsana yabancılaşan onu ötekileştirir. O dem, muhatabını imajinatif etiketler ile vasıflandırır. Bu etiketler kimileyin ideoloji, inanç, mezhep, meşrep olabildiği gibi ulusal veya ırkı kimlikler üzerinden de olabilir. Francis Fukuyama, ''Tarihin Sonu'' teziyle Samuel Huntingdon "Medeniyetler arası Çatışma" teziyle hep bir ötekiden bahsederler.

Gecikmiş milleyetçiliği telafi etmek için ise Türkiye Cumhuriyeti kurulması aşamasında Araplar, Rumlar ve Ermeniler Türklerin; Türkler ise Ermenilerin, Rumların ve dahi Arapların ötekisi olmuştur. Oysa ki ismi geçen bu inanç grupları veya etnik gruplar ötekileşme süreci başlamadan önce yüzyıllarca birlikte yaşayabilmişlerdir. Bugün dahi sorun varsa bunun tek sebebi tıpkı İblisin dediği gibi "O çamurdan ben ateşten'' diyerek muhatabı ötekileştirmek ve dışlamak sebebiyledir. Oysa ki Yunus ne güzel der : "Yetmiş iki millet bir göz ile bakmayan/ Halka müderris olsa hakikatte asidir.''

Ötekileştirme sadece insan-insan ilişkisinde değil, insan çevre ilişikinde de varlıkla yabancılaşmamıza sebeptir. Eşyaya yabancılaşan onu da 'öteki' olarak görmeye başlar. Oysa ki nebevi dilde Allah resulü "Uhud bir dağdır, o bizi sever biz onu" diyerek dağın dahi hilkat kardeşimiz olduğunu hatırlatmıştır. Rabbimiz Kur'anda eşya üzerine yemin ederek onların şahitliğine dikkat çekerek bizi düşünmeye teşvik eder.

Çiçekle halleşen Yunus "Sordum sarı çiçeğe" derken çiçeğin kendisiyle muhatap olunabileceğini hatırlatmaktadır. Çiçekle olan senli benli ilişki onu hilkat kardeşimiz olarak bize algılatırken onu dahi ötekileştirmek  kardeşlik seviyesinden botanik bir ot olma derekesine indirger. Semadan inen suya H20 olarak bakmakla onu rahmet olarak görmek arasında fark vardır. İşte o fark hayata anlam katan ruhtur.

İnsan Allah ilişkisinde şirk, insan mahluk ilişkisinde ise zulüm ötekileşmeye sebeptir. Ötekileşmek ise yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm acıların hakiki nedenidir.

Bilgin Erdoğan
Twitter: @BilginErdogan1

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

1 Yorumlar

  1. Çok güzel bir yazı, bir müslümanın ötekileştirmeye karşı güzel bir çabası ve maalesef naif bir bakışı.

    Ötekileştirme yarışı yapılsa şampiyon İslam dini olur. Kafirleri hayvan gibi görür. Şirk (küfür) en büyük zulümdür der, kendi dışında herkesi zalim ve düşman görür.

    Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin der. Ehli kitap olmayan ötekiler ise zaten müşrik sınıfında ve aşağıların aşağısındadır.

    Yazarın çabası güzel ama gerçekler acı. Müslüman zihniyeti gücü ele geçirince bu naif yorumlar buharlaşıyor, yerine sert kuran ve sünnet hükümleri geliyor, kimse net hükümler dururken yazar gibi zorlama yorum sahiplerini dinlemiyor insanlara dünyayı zindan ediyor.

    İnşallah yazarımız gibi düşünenler galip gelir.

    YanıtlayınSil