Header Ads Widget

test banner

Unuttuk O Eski Güzel Günleri

Unuttuk o eski güzel günleri.

 

Salı, perşembe akşamı takımlarımızdan birinin, eğer çok şanslıysak ikisinin Şampiyonlar ligi maçları olur, ülkece birleşir o takımı desteklerdik. Dersleri pek umursamaz, ertesi gün okullarda o maçı konuşurduk. Doğruları yanlışlarıyla, öğretmenlerimizi sever, korkuyla karışık saygı duyardık. En ‘serseri’ olanlarımız bile öğretmenlere yakalanmaya çekinirdi sigara içerken.

Eskide bıraktık o güzel günleri. Hafta içi her akşam Mehmet Ali Birand'ın haberler olur, Güneri Cıvaoğlu gündemi yorumlardı kısaca; aynı gecede birkaç dizimiz, hatta yarışma programları bile olurdu. Televizyonla kavgalı değildik, insanlarla kavgalı değildik. Ahmet Hakan’a bile toleransımız vardı. Hamdi Alkan'ın pek bir seviyesiz politik eleştirileriyle bile eğlenebilirdik. Haberlerin hak ettiği yeri vardı. 

Ya da biz öyle sanıyorduk. Çocukluğumuzda fark edemedik, büyüdüğümüzde önemsemedik. Hangi birini önemseyecektik ki, hayatın bin bir meşgalesi arasında sadece bir hayattı sahip olabildiğimiz. Hükümsüz, vasıfsız, kendi kendine. Yurdumuzda, yuvamızda, hanemizde bir parça huzurla mutmaindik. O da kendimize kadar. 

Bir çay kaşığı huzurumuz vardı. Kaybettik, ya da elimizden alındı. Ne fark eder, kalmadıktan sonra huzur. Ânımızda olmadığında anılarımızda bulabildiğimiz, yanımızda kalmadığında yanına gidebildiğimiz: Ara ara kaybettiğimizde, mâzinin hayaliyle de olsa tadabildiğimiz oncacık huzur. Azdı, vardı yoktu, hayaldi gerçekti; avunmaya yeterdi.

Tek başına iftar pidesiydi mutluluk, ucundan kopardığımızda karnımızı doyuran bakkal ekmeği. Nostalji ancak iyi günlerde romantizm, iyi günlerde tatlı hatıralar yumağı. Mâzi, bugününü ve geleceğini görenlere romantizm, tatlı hatıralar biraz; geçmişini kaybedenlere sığınamadığı bir liman. 

Umudun adı var. Kendi kuyu köşelerimizde o özlediğimiz günlerin silik hatırası hafızalarımızdan silindi silinecek. Unuttuğumuz geçmişimiz, o güzel günler; artık geleceğe dair hayal kurabilmekten çok uzağız. Acının, derdin, kederin, yalnızlığın, kırgınlığın, umutsuzluğun birazı hikmet olurdu; bu kadarı suyu kabından taşırdı. Elde avuçtakini zaten tükettik, birkaç güzel hayal için tefecilere razıyız artık. 

Kaybettik o eski güzel günleri. Ne fark eder çalındı mı, elimizden ödünç mü alındı. Dümeni ne yöne çevirsek hüzünlü bir Ahmet Kaya şarkısı: ağla, ağla, ağla; ağlayabildiğin kadar. Bitecek olan yol değil ki! 

Kendini kaybedince her şeyini kaybediyor insan. Zaman hangi yarayı iyileştirir ki? 

“Dört tarafı düşmanlarla çevrili” yurdumun, içi de bir dışı da bir; “iman dolu sînesi”nde bebekler bir kundağa hasret, büyümek karanlık gecelerin kâbusu. Korktuğun kadar varsın, korkutabildiğin kadar sahibi cennet vatanımın. Doğduk, büyüdük, yetiştik, yetiştirdik de bizi kucağından attı, sinesinde yer veremedi “analar dolu” yurdum.

Unuttuk biz o eski güzel günleri; güzeli de güzelliği de. 

Selim
@Selimİzler 
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönder

0 Yorumlar