Aslan Parçası Ahmet’cik ve Durumun Bize Söyledikleri - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

16 Şubat 2020 Pazar

Aslan Parçası Ahmet’cik ve Durumun Bize Söyledikleri



Bu yazıyı okuyacakların çoğu kemik kanseri hastası 8 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’dan haberdardır diye tahmin ediyorum. Olmayanlar için ilk önce bir kısım linkler vereyim:

Annesi Zekiye Ataç’ın twitter adresi: (link
Annesine pasaport verilmesi için kurulan change.org adresi: (link)
Almanya’da tedavisi sırasında Ahmet’ciği evlerinde misafir eden Mete Atakul’un twitter adresi: (link)

Aslan parçası Ahmet’cik daha 8 yaşında. Babası FETÖ davalarından cezaevinde, annesinin FETÖ davalarından yurt dışına çıkışı yasak. Ahmet’ciğin kemik kanseri ilerlemiş durumda (4. evrede.) Türkiye’deki tedavisine cevap vermediği için ona daha çok şans sağlayabilecek bir tedavi sunabilen Almanya’ya gitti, ama annesiz! Tedavisinin ilk kurunu tamamlayıp hasta haliyle ve annesinin hasretine dayanamayıp Türkiye’ye geri döndü; Türkiye’de şu anda. Almanya’ya gitmeden önce gerekli olan tedavi parası internet üzerinden 24 saat gibi kısa bir süre içinde toplandı (link).  Bu sırada, öncesinde ve sonrasında Natali Avazyan hanımın (twitter linki) çok büyük çabaları ve destekleri oldu Ahmet’ciğe ve ailesine.

Ahmet’cik tedavisi sırasında—Mete beyin twitter adresinde videolarla gösterdiği gibi—Almanya’da annesiz olmasından dolayı çok ama çok zorlandı. Yemek yemedi, morali çok bozuktu, annesine ağlayarak hep ne zaman geleceksin diye sordu telefonda. Kanser tedavisi sırasında fiziksel ve psikolojik durumun ne kadar önemli olduğunu tahmin edebilirsiniz. Şimdi tedavi arasında Türkiye’ye hasta haliyle geri döndü ve hala durumu iyi değil. Kemikleri metastazdan dolayı kırıldığı için bir ayağı alçıya alındı, diğer ayağı iyi durumda değil, devamlı yattığından ağzında ve başında yaralar oluştu. Zekiye hanım ağlarken baba diye ağladığını söylüyor. Tedavideki ikinci kur için 27 Şubat öncesinde Almanya’ya ya gidemeyecek, ya da—eğer Zekiye hanımın pasaport yasağı kalkmazsa—kendisi gitmek zorunda kalacak (annesine sensiz gitmem anne diyormuş.)

Ahmet’cik 75 milyonun gözleri önünde eriyor, belki de (Allah korusun) yavaş yavaş ölüyor! Ona bir umut ancak annesi ile beraber Almanya’ya gitmesi olabilir ama Zekiye hanımın haftada birkaç defa pasaport yasağının açılması için verdiği dilekçeler reddediliyor. Daha önceside Prof. Haluk Savaş—yine benzer bir şekilde—kanser tedavisi için pasaport engelinden ötürü yurt dışına çıkamamıştı; uzun süre sonra ve sosyal medya baskılarıyla pasaportunu alıp yurt dışına çıkabildi ve tedavisine başlayabildi çok şükür. Ahmet’ciğin annesine pasaport verilmesi ve evladının bu çok zor zamanlarında yani başında olmasının önemini—vicdanı ölmemiş—her insan kabul edecektir.

Peki neden verilmiyor pasaport bu eriyen aslan parçasının annesi Zekiye hanıma? Kanuni detaylarına tamamen vakıf değilim (anladığım kadarıyla bir süre gözaltına alınması ile sonuçlanan Mersin’deki davasından beraat almış, Adana’daki—daha iddianamesi bile hazırlanmamış—davasından haber bekliyor). Anlaşılan o ki, Zekiye hanım da şahsi bir suç işlemediği halde “FETÖ’ye iltisak”dan dolayı ceza çekenlerden. Elimizden Ahmet’in sağlığına kavuşması için dua etmekten ve bu durum için farkındalık oluşturmaktan başka bir şey gelmemesi çok acı. Yazımın geri kalanında aslan parçasının acı gözyaşlarına sebep olan bu duruma Ahmet’ciğin özelinde ve kanuni taraflarının detaylarıyla değil; topluma hitap eden, sosyolojik, vicdani ve ahlaki taraflarıyla bakmak istiyorum.

Aslan parçası Ahmet’cik FETÖ davalarından ötürü annesi ve babasından ayrı kalan ve çok hasta olan tek çocuk değil, bu davalardan ötürü annesi ve babasından ayrı kalan tek çocuk hiç değil. Onbinlerce çocuk benzer durumda. “FETÖ’ye iltisak” adı altında zulüm yapılıyor onbinlerce aileye. Çok sayıda masum bebek, çocuk, ve gençlerin anne ve/veya babaları sohbete gitmiş olmak, bankaya para yatırmak, Bylock kullanmak gibi kendi başına suç olmayan sebeplerle cezaevlerinde. Çok sayıda masum bebek, çocuk, ve gençlerin anne ve/veya babaları yine aynı sebeplerle işsizliğe ve/veya sosyal cüzzamlılığa mahkum edilmiş durumda. Bu bebek, çocuk, gençlerin psikolojilerini düşünebiliyor musunuz? “Anne, babam niye hapiste, ne zaman gelecek?” “Baban kötü bir şey yapmadı evladım, inşallah çok uzun sürmeyecek gelmesi.” “Anne babam neden artık işe gitmiyor?” “Bir süreliğine bu evladım, işine dönecek yakında.” (çok yakın bir akademisyen arkadaşım ve eşi işlerinden atıldılar; eşi çocuklarına işten izin aldım diyerek evde kalıyormuş, ama kendisi onu yapamadığı için sabah evden çıkıp kafelerde—kafasını toplayabilirse—makale yazmaya çalışıyormuş; bunu duyduğumda birkaç gün etkisinden kurtulamamıştım.)

Anne-babası boşanan küçük bir çocuğun bu boşanmadan kendini suçlu tutacağını söylüyor psikologlar. Çünkü küçük çocuklar dünyada olan her şeyin kendileri ile alakalı olduğunu düşünürler. Anne/babalarının hazin durumunu gören küçük yavrular da aynı şekilde hissedecekler belki. Düşünebiliyor musunuz? Hiç bir kanuni suç işlememiş onbinler insanların evlatları ergenliğe bu psikoloji içinde girecekler. Mutlu bir aile hayatları, kendilerine güvenleri, ülkeye ve halkına sevgileri saygıları olmayacak. Bu çocuklar geleceğin yetişkinleri. Oluşan toplumsal yarayı görebiliyor musunuz? Kendi evladınızı o çocukların yerine koyun; bir tanesine bile kıyabiliyor musunuz?

Biliyorum yine boşuna yazıyorum. Yazmam içimi dökmek için, tarihe not düşmek için, ben nerede duruyorum onu ilan etmek için, belki bir kaç kişinin düşüncesini değiştirebilir miyim umudu için, kavli ve fiili dua için; ama büyük bir beklentim yok. Muhtemelen realiteden iyice kopmuş olan iktidar yargının adil olanı yapmasına—yani “FETÖ’ye iltisak”ı suç olarak görmeyip sadece bireysel olarak kanunsuzluk yapanları cezalandırmasına—kısa vadede izin vermeyecek. Bu çocukların, bu ailelerin psikolojileri bozulmaya devam edecek; bizim elimizden bir şey gelmeyecek. Ama bir yere kadar. Önünde sonunda (şairin şiirinde dediği gibi; kesin bir vakit sorma bana - ıhlamurlar çiçek açtığı zaman) bu delilik bitecek. KHK’lıların, FETÖ davaları mağdurlarının toplumun ezici çoğunluğu tarafından mağdur ve mazlum olduğunun haykırıldığı, muktedirlerin elleri mahkum bu zulme son verdiği günler gelecek. Hiç bir şüphem yok, o günler gelecek. Elimizden her şeyimizi alabilirler, ama umudumuzu ve ne olursa olsun uğraşarak ulaşabileceğimiz iç huzurumuzu alamazlar.

Umutlu/iç huzurlu bir hayat ve güzel günleri çok beklemeden görebilmek dileklerimle.

-İsa Hafalır                                                              Twitter: @isaemin

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

4 yorum:

  1. baba baba diye ağlayorsa çocuk babası neden etkin pişmanlık yapmaz? yapsa o gün tahliye olur.

    YanıtlayınSil
  2. durumun çok zor olduğunun farkındayım, "delilik" kısmını da kesinlikle kabul ediyorum ancak;
    akademisyen ailelerde bile çocuk yetiştirmekte bir sıkıntı olduğunu görmemezlikten gelemeyiz.
    siz de biliyorsunuz yurt dışında çoğu akademisyen tenure değildir.
    çocuklara işin sürekli bir şey olmadığı, garanti bir şey olmadığı, "devlete girdim oooooh sülalem rahat" gibi bir şey olmadığı daha 3 aylıkken anlatılır.
    çoğu akademisyen home-office an az 1-2 gün çalışır. evde çocuklarla çalışamıyorum diye bir şey yoktur. dahası çocuğu 8-9'da uyutup gelip laboratuvarda deney yapan sürüsüyledir. bunu türkiyede anlattığınız zaman size uzaylı gibi bakıyorlar.
    anne-babanın bizdeki gibi uçurum farkları yoktur (anne izin aldım diyebilirken baba neden diyemiyor? çünkü "baba" o...)Halbuki benim anne-baba akademisyen yabancı arkadaşlarım çocuklarını eşit sayıda gün kreşe görüyor, eşit sayıda gün yemek yapıyor, eşit sayıda gün çamaşır yıkıyor. bizde anne yanında olmasa çocuk acından ölür...
    bizim çocuklarımız aşırı anneci-babacı (ödevlerini bile anneyle yapıyor neredeyse tüm çocuklar! asıl facia budur). aşırı toz pembe bir dünyada, aşırı sorumluluksuz yetişiyorlar. ne yoku anlıyorlar ne kendi başlarına bir şey yapabilme yetileri var.
    sonra anne babaya en ufak bir şey olsa çocuklar dağılıyor. anne-babalar kendi yükünü kendileri ağırlaştırıyorlar esasen.
    Çocukların bu denli fazlaca yaralanmalarının başlıca sebebi Türk tipi çocuk yetiştirme tarzı bence.

    YanıtlayınSil
  3. Rabbim şifa versin..tedavi sürecinde, anne ve babası yanında olsun, bu yavrucağın..çok ciddi bir kamuoyu baskısı olusturulmalı..birde dileğim,kalpleri gönüllüleri, yumuşaltsın rabbim..

    YanıtlayınSil
  4. Change.org dan imza verdim destek olmak için. Umarım annesi yanında iken tedavisini tamamlayabilir. Allah şifa versin.

    YanıtlayınSil