Saltanat… (Re)set up is completed! Hilafet & Şeriat... (Re)loading (2) - Münferit Fikir Platformu

SON

Bu Blogda Ara

17 Aralık 2019 Salı

Saltanat… (Re)set up is completed! Hilafet & Şeriat... (Re)loading (2)


Şura kararlarıyla makro planda yapılmaya çalışılan nedir? Şeriat ne demektir? 

Önce büyük resme bakalım, makro plandan kastım bu. Bir tanım yaparak başlamak isterim. Şeriat geliyor, gelmek üzere tartışmaları yapılıyor bolca. Peki nedir bu şeriatın UYGULAMADAKİ tanımı? Diyanetin şura kararlarından aldığım ilhama dayalı olarak şeriatı şöyle tanımlayabilirim: dini sabitelerin narkoz veya zehrini de kullanarak içtihada dayalı dini hükümlerin en mükemmel şekilde EĞİLİP BÜKÜLMESİYLE mevcut İslamcı iktidarı korumak üzere; toplumun özgürlüklerini ve eleştirel/münferit düşünmesinin önüne geçebilecek her türlü bilimsel (!) yöntem ve yeniliğin (!) kullanıldığı ve de “HALİFENİN İKTİDARINI SARSABİLECEK KONULARA GİRMEDİĞİ SÜRECE” ELASTİKİ olan yazılı ve sözlü söylemler içeren kurallar mecmuasıdır. Diğer bir deyişle evrensel insan haklarını hiçe sayıp insanları manipüle edebilmenin ALTIN ANAHTARIDIR. KULA KULLUĞUN adıdır şeriat.  
Gülenin şeriatı, Cüppelinin şeriatı, Erdoğanın şeriatı ve de bu şeriatın öncüsü Muhammetin şeriatı… Anayasa referandumu şeriata geçişin ilk adımı oldu. Tek kişiye toplum adına en hayati kararları verebilecek parlamentoyu feshetme yetkisinin verilmesidir şeriat. 
Şeriat insan ürünü olduğu için LASTİKten bile esnektir. O yüzden de birçok insan dini tam olarak anlayamıyor. Anlamayanlar da haklı çünkü MANTIKLI DEĞİL, ANLAMSIZ ve yorumu kişiye göre değişebiliyor. Onlarca belki de yüzlerce İslami mezhebin ya da yorumun olması bu muğlaklığın bir göstergesi değil mi? Işid de kendince yorumluyor Edip Yüksel de… Bu iki örnek dini yorumlamadaki varyasyonunun uç örnekleri; bir uçta barışçıl yorum diğer uçta da radikal yorum.  İslam neden böyle diye sorsan “İslamı tam olarak anlamıyorlar ya da doğru anlamıyorlar” cevabını alırsın. Doğru İslamı bulana aşk olsun!   
Şeriat adam öldürmeyi de yasaklıyor diyenlere şunları derim: birincisi o tanım kitabi tanım, uygulamada bolca cevaz veriyor adam öldürmeye. İkincisi dünyada adam öldürmenin, hırsızlığın kanunlarla düzenlenmediği bir hukuk sistemi var mı? Yok! Üçüncüsü Allah var ise insanlar neden Allah’a düşman olsun? Hiçbir sebep yok. Soru şu: Tanrı var mı yok mu tartışmasının HİÇBİR MANTIKLI GEREKÇESİ VAR MI? Kocaman bir YOK. Mantıksız olan gerekçesi ise Allah’ı hoşnut etmek. Tanrı firavun mu kardeşim kafayı önünde eğince saygılı oluyorsun. Ya da aç kalınca neden Tanrı sevinsin? Nedir bu hoşnutluk? Ölçüsü nedir bunun? Nefsi mutmainne olmuş (!) Gülen kalp telefonuyla Tanrıyla görüşüyor sonra Tanrının kimden hoşnut olduğunu öğrenip bunları halkla mı paylaşıyor. Ya da yakaza halinde peygamberle ve diğer evliyalardan mı öğreniyor...O zaman İskender Evrenesoğluna haksızlık yapılıyor! Orta çağ zihniyeti değil mi bu, yağmur yağmayınca içimizde günahkâr var deyip insanı linç etmek gibi? 
Türk toplumu özelinde de adı konmayan değişimler oluyor ve de oldu. 1 Kasım 1922’de kaldırılan Saltanat, 16 Nisan 2017 yılında anayasa referandumuyla geri geldi. Bu şûrada da Saltanatın bir gereksinimi olan HİLAFETİN kurulmasının temelleri atılmış gibi gözüküyor. Hilafetin kurulması şeriatın hakim kılınmasıyla mümkün. Diyanet şûrasının BİLİMSEL (!!!) çalışmaları bu nedenle çok önemli.
Hilafet veya şeriat neden önemli? Saltanatın güç kaynağını teşkil eder de ondan. Hilafet ve de şeriatın iki ana fonksiyonu vardır, BEYİN YIKAMA veya ZORLA KABUL ETTİRME. Bu şu şekilde gerçekleşir: 1- Saltanatın sempatizanlarını haşhaşla tam beslenmesini sağlamak ve böylece desteklerini almak, 2- Karşıt düşünceye karşı da her türlü kaba kuvvete veya caydırma yöntemlerine cevaz veren bir nevi kanunlar zinciri oluşturmak ve böylelikle farklı düşünenleri linç etmek, ötekileştirmek veya etkisizleştirmek. Farklı sesleri dinsiz ateist Allah düşmanı peygamber düşmanı gibi argümanlarla susturmak saltanatın uzun süreli ayakta kalabilmesinin ana şartı. Bir bakımdan Fetö söylemi bile hilafet ve saltanatın kendi içerisinde dahi ötekileştirmesinin ve linç etmesinin bir örneği.   
Münferit sitesine anonim bir yorum koymuştum Melek hanımla yapılan söyleşinin altına. O yorumu buraya tekrar koyuyorum makro planda neler oluyor konusuyla ilgili olduğu için: “Vicdanla imanla mahkemeyi kübra söylemleriyle adalet sağlanması mümkün değil. Toplumun en başta bunu anlaması lazım. Kamuda ya da askeriyede başörtülülerin çocuklarının çalışabilmesi elbette adaletin gereği. Bunun yolu, hususi yapı kurmak ve bu yolla diğer insanlara çelme takarak olmamalıydı. Gülen toplumda insanların birbirine olan güvenini yıkan modern AYRIMCILIĞIN teorisyeni olarak tarihe geçecektir. Erdoğan ve AKP de Gülen’in bu felsefesini en mükemmel şekilde pratiğe döktü. Cumhuriyetin yıkılmasına sebep oldular beraberce... Olan bu...
Cumhuriyet yıkıldıysa hangi kanun var diye soracak olursanız modern şeriat (din) kanunu var TR’de. Melek hanımın mahkemeyi kübra söylemi bu şeriat kanununun bütününe bakıldığında haksız bir söylem. Çünkü halifeye isyanda bulunan bir grubun faaliyeti içinde bulunmuş oğlu. Kardeşini beşikte öldürmeye cevaz veren bir sistemin argümanlarıyla adalet istemesi yanlış o yüzden. Diğer bir deyişle Cumhuriyet kanunlarına göre Melek hanım haklı ama şeriat kanunlarına göre Melek hanım haksız. Uygulamada cumhuriyet kanunları rafa kalktı. Şeriatta biat önemli. Hem Gülene hem de Erdoğana biat şart. Gülen tedbirli/sinsice biat istiyor. Erdoğan padişah olma, Gülen de padişahın da üstünde bir makam peşinde koştu durdu. Ana fark bu. Cumhuriyetin yeniden işlev kazanması yakın gelecekte çok mümkün gözükmüyor TR’de maalesef. O yüzden de CUMHURİYET ADALETİ beklemek yanlış olur. Dinin adaletinin ne demek olduğunu TR halkının geneli çok geç anlayacak. Cumhuriyetin ne demek olduğunu da.”
Atatürk “hakimiyeti gökten yere indirdik” derken kastı da buydu aslında. Evreni Tanrının yönetmesine itiraz ettiği için bu lafı demiyor. Aksine, Gülen gibi Allah’ın neden hoşnut olduğunu bildiğini ima ederek konuşanların GÖKLERDEKİ SÖZDE HAKİMİYETİNİ sonlandırmak için bu sözü söylüyor. Metafor (mecaz) kullanıyor Atatürk bu sözde. Şeriatın geri gelmesi demek Tanrının prensiplerinin insanları yönetmesi anlamına KESİNLİKLE gelmiyor. Şeriat İSTİBDADIN VE TEMEL HAK VE HÜRRİYETLERİN ENGELLENMESİNİN/ASKIYA ALINMASININ Arapçasıdır sadece.
Kısaca makro planda saltanat geri geldi Cumhuriyet yıkıldı ve kula kulluğun adı olan şeriat da halen yüklenmekte.   
Şeriat (kula kulluk) nasıl yeşerir? Birey ve toplum bazında şeriatı yeşerten mekanizmalar nelerdir?
En başta eğitim sistemimizdeki dualiteden dolayı şeriat palazlanıyor. Eğitim kurumlarında öğretilenler mi doğru yoksa camide öğretilenler mi? İnsanlar şaşkın.  Eğitimdeki çarpıklığın ana sebebi de bu. Cehaletin ve birçok olumsuzluğun kaynağı da bu İKİLEM. Bilim akıl diyor. Din aklı bir kenara koy diyor. Aklı bir kenara koyunca neler oluyor günde onlarca örneğini görüyoruz. Mesela İbrahim Kalın’ın İngilizce saçma sapan verdiği cevapları bir dinleyin. Dolara sümük silenler. Portakal sıkıp Hollanda’yı cezalandıranlar. Bunlar tabi ki bu yazının ANA konusu değil. Konuya dönelim...Diyanetin yanında bir de cemaat ve tarikatların yorumları var. Çocuk camide kadının hafifçe dövülebileceğini duyuyor. Çok eşliliği duyuyor, imam nikahını öğreniyor. Bunların öğretildiği bir toplumda kadına şiddetin yaygın olması normal değil mi? Bu sistemde yetişmiş kadın erkek evliliğinden sağlıklı toplum çıkar mı? Camiye giden erkek çocuk karısını dövebileceğini ve bunun da mubah (Tanrının göz yummasının adı mubah) olduğunu öğrenmiyor mu? Bir de çok çocuk yapın baskısı var... Ezilmiş kadının yetiştirdiği çocuklar nasıl olur acaba? Kadına şiddet mi dediniz? Bu kadar yaygın olması normal değil mi? Çok eşlilik erkeğin hakkıdır diye savunan eğitimli(!) hanımlar bile var ülkede.   
Şeriatın (kula kulluğun) toplumda yeşermesinin başka bir nedeni de dini eserlerin özellikle üniversitelerce veya gazetecilerce okunup kritiğinin yapılmaması. Gülen’in kitapları ve diğer kitaplar kesinlikle TR’de her kütüphanede bulunması lazım. Akademisyenler veya gazeteciler bu kitapların kritiğini yapmalı. Sadece bu kitapların değil kendi alanlarına giren her kitap akademisyenlerce okunmalı ve kritiği yapılmalı. Diyanet şurasının bu kararlarını sosyolojistler her öğrencisine kritik ettirmeli. Bu kararların neyi ima ettiği Tvlerde tartışılabilse. Ama İslam’daki linç bu konuların tartışmaya bile açılmasına fırsat vermiyor. Bunu dile getiren siyasi partililer ALLAH DİN DÜŞMANI diye linci yiyor. Ekrem İmamoğlu bile camide Kuran okumak zorunda kaldı oy alabilmek için. 
Geçmişte Kuranı ve dini eserleri yasaklayan, Atatürkçülüğü yanlış anlayanların veya kötüye kullananların bir hatası şeriatın yeşermesi. Gülen, annesinin Kuranı ahırda saklamasına şahit olmasaydı belki daha özgür düşünceli bir birey olabilirdi. 
Şeriatta (kula kulluk) da huzur bulunabilir ama bu huzurdan maksat tabi ki sadece finansal. Geçmişte Gülen’e, şimdi de Erdoğan’a yakın olmanın faydalarını düşünün. Şeriat düzeninde adalet veya fırsat eşitliği beklemek tabi ki bir HAYAL. Biattan kaynaklanan maddi faydalar da insanların uyuşmasına neden oluyor. Etkili TEBA (parayla makamla ekmekle) memnun edildiği sürece de toplum şeriata itiraz etmiyor. Bu da şeriata hayat katıyor. 
Gülen de kendi celladının saltanat ve hilafetine-bilerek bilmeyerek- en büyük teorik ve belli bir zaman pratik desteği verdi. Gülen eğer ki demokrasiyi ve eleştirel düşünceyi dayatsaydı kendisini takip edenlere Erdoğan zaten iktidarda kalamazdı bu kafa yapısıyla. Darbe olmazdı, insanlar ölmezdi, kardeş kardeşe düşman olmazdı. Ama Gülen ve Uslu gibi avaneleri her hamlesiyle veya söylemiyle Erdoğan’a iktidarını güçlendirme ve meşrulaştırma imkanı sundu. Halen de bu imkanı sunuyorlar “itirafçılık kafirliktir hainliktir” diyerek. Gülen insanlara doğruları söyleyin bile diyemiyor. Neden? Hadi diyelim hata yaptı geleceği göremeden. Bari yanlışında inat etmese...Gülen’in suskunluğunun nedeni belki de insanların SABİTELERİ tartışmaya açacağı korkusu...Kendisinin de bu sorgulamalardan pay alacağı korkusu var gibi gözüküyor. 
Yine Gülen ve avaneleri kendilerine hiç toz kondurmadan demokrasi ve insan hakları çığırtkanlığı yapıyor, ama geçmişte ve halen şeriat eksenli davrandığı aşikar olduğu için Kürtlerin dünyada aldığı desteğin onda birini alamıyor. Dünya da biliyor ki Gülen’in amacı insan hakları değil, kendisinin haklılığının ispatı... Gülenin “Kafir” söylemi bile şeriatçılığının ve de ötekileştirmesinin bir delili. Said Nursi de fikirleriyle besledi bu saltanatı. Gülen’e sempati duyanlar da bu sempatiden dolayı yine kendi cellatlarına BİLMEYEREK bizzat en büyük desteği verdiler. Başka bir deyişle İslam’ı tanrı kuralları manzumesi zannederek toplum olarak kendi bindiğimiz demokrasi ve cumhuriyet dalını kendimiz kestik diyebiliriz.   
Sonuç
Peki bu konu üzerinde neden çok durdum? Bence bu konu, yani dinin aslında insan ürünü olduğu tezi, saltanatın, şeriatın toplumda yeniden dirilmesinin ve de dolayısıyla TR’de olan olayların ROOT CAUSE’u. “Root cause” ana faktör demek. 15 Temmuz bu anlattıklarımın sonuçlarından SADECE BİRİSİ. Erdoğan biliyordu, kontrollü darbeydi, yolsuzluk vardı gibi argümanlar olan olayların ROOT CAUSE’u değil. Bunlar ANA SEBEPLERE BAKILDIĞINDA ayrıntı sadece. Saltanat ve saltanatın kaynağı olan kula kulluğu meşrulaştıran şeriat hem mikro hem de makro planda toplumu zehirleyen en TOKSİK maddedir. Şeriat diktatör, faşist ve yobazların (başka fikirlere saygısızların) en büyük silahıdır. Eğer ki evrensel insan haklarının geçerli olduğu gerçekten demokratik ve özgür bir toplum istiyorsak uygulamada KULA KULLUĞUN ADI OLAN ŞERİATIN KARŞISINDA OLMAK ŞARTTIR. Bu da İslamı tanrısal bir sistem olduğunu reddetmekle olur. Ben Müslümanım dediğiniz sürece GEREKLERİNİ TAM OLARAK BİLEMEDİĞİNİZ ŞERİATA RAZISINIZ demektir.
İslam dini insan ürünü olarak görülebilseydi ne saltanat ne şeriat ne de hilafet geri gelebilirdi. Tabi bunlar coğrafyamızın ve geçmişimizin de bir sonucu. Din insanların yatak odasından insanların içinden geçene kadar müdahale etmeye çalışan faşizan bir sistemdir. Dini prensipler zorluyor insanları böyle davranmaya tabi. Fatiha suresiyle 40 defa sapkınlıktan bahseden bir kitap ve dine inanmayanları sapkın olarak niteleyen bir kaideyi takip eden birinden GERÇEKTEN farklı düşünceye saygı beklemek SAFLIK olur. Diyanet bu en son şurada dayatmanın alasını yapıyor ve de bunu utanmadan dünyaya ilan ediyor. 
Atatürk’ün deccal ilan edilmesinin nedenini anlayabiliyor musunuz? Dinin gerçek yüzünün (insan ürünü olduğu) anlaşılması yolunda adımlar attığı için. Tıpkı “sen aramızda ayrımcılık oluşturuyorsun yeğenim” diyen Ebu Leheb’in hemen hemen her namazda lanet edilmesine sebep olan sözleri gibi. Bir Tanrı kendi yarattığı kuluna 1400 sene boyunca neden LANET ETTİRSİN? “O olay bir örnek” diyenlere de şunu derim: Doğru diyorsun. Linç nasıl yapılırın örneği bu. Tıpkı Atatürk’e yapılan DECCAL etiketi gibi. Gülen’in Emin Çölaşan ve eşi için söylediği “Emin Çölaşan kafirdir hanımı da hain” tebbet suresinin benzeri bir ayet değil mi? Asr-ı cehalet döneminden geliyor. Bu nasıl bir evrensel mesajdır yahu? Her sabah uyanıp hiç tanımadığınız ve tanışmadığınız birisine ve eşine lanet ederek güne başlamak güzel mi? Haksızlık değil mi bu Ebu Leheb’e ve eşine? KHK’lılar da TOPLUCA benzer bir ayetle (Erdoğan’ın ayetleri) lanetlenmiyor mu? Toplumun geneli de bu lince sessiz kalmıyor mu? 
Müslümanlar Allah Allah diyerek geri kaldı cümlesinde de doğruluk payı var. Çünkü Allah Allah diyen insanlara UYGULAMADA insanlara kulluk dayatıldı. Bu, yüzyılların en büyük dolandırıcılığı bence. Avrupa ve diğer medeni ülkeler çoğunlukla uyandı ve bu yüzden ilerlediler, top tüfek dedikleri için değil. 
Şeriat karşıtlığımdan TANRI karşıtlığı yaptığım çıkarımını yapmazsınız umarım. Şeriat tanımımı bir kez daha okuyun eğer böyle düşünüyorsanız. Böyle bir niyetim yok. Dediğim gibi TANRI var mı tartışması gereksiz bir tartışma. TANRI tartışması bir nevi DOLANDIRICILIK aleti. Kullanma süresi hiç dolmayan bir alet! Gülen süslü cümlelerle ifade ediyor: Ma arafnake hakka marifetike ya maruuuf... Tanrıyı ben de bilmiyorumun itirafı aslında. Tanrı var mı bilmiyorum diyenleri neden kabul edemiyorsunuz da bunu diyenleri cehennemle müjdeliyorsunuz? Ya da kuranın ELMAS(!) KILICIYLA (şiddet unsuruyla benzetme var bir de) bunu insanlara çaktırmadan diyalogla empoze etmeye çalışıyorsunuz? Medenilere galebe ikna iledir derken kabul ettirmeyi, iknayı neden GALİBİYET ya da ÜSTÜNLÜK olarak kabul ediyorsunuz?
Atatürkçülük özgür ve münferit düşünebilip kararlar alabilmenin adıdır. İnsanlar elbette organize olabilir ya da başkalarının fikirlerinden istifade edebilir. Burada kritik nokta BİREYİN KARAR ALMASINDA ÖZGÜR OLMASINDA ve de aldığı kararın BİLİNCİNDE olabilmesindedir. Şeriat ve İslam (kula kulluk) bireyin karar özgür karar alabilmesinin önündeki en büyük engeldir ve İslam’ın karmakarışık kurallarından dolayı her birey İslam’ı kendi anlayışıyla yorumlamakta bu da kaosa yol açmaktadır.
Son olarak diktatörler nasıl gider sorusu da aslında yanlış bir soru. Diktatörlerin nasıl gideceği belli...Asıl sorulması gereken soru şu: Diktatörlük nasıl ortaya çıkar? Hangi iklimde yeşerirler? Kuralların belli olmadığı ve herkesin kendi kafasına göre yorumlayabileceği kurallar olan toplumlarda. Bu sistemde Ekrem İmamoğlu dahi diktatöre dönüşebilir eğer dini siyasete alet ederek iktidara gelmeye çalışırlarsa. 
Not: İlk yazımda Erdoğan’a ateist veya benzeri bir inanca sahip olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Aslında söylemek istediğimi tam olarak ifade edemediğimi fark ettim. Bunun doğrusu Erdoğan kendi kurallarını din kuralları olarak gösterip UYGULAMADA Tanrı olmak peşinde. Kuran’ın/İslam’ın ne kadar kullanışlı olduğunun farkında Erdoğan da. Yoksa inanç veya tanrı umurunda değil. Diğer taraftan ateistlerin durumu farklı; ateistler çoğunlukla özgür düşünceyi ve insan haklarına saygıyı savunuyor. Erdoğan’ın ateistlere benzemesi tanrıya inanmamaları ortak noktasında bir benzerlik. Özgürlük ve insan hakları konusunda %1 oranında bile ortak noktaları var mı bilemiyorum.  

-Dr. X

--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

7 yorum:

  1. Şeriat ve İslam (kula kulluk) bireyin karar özgür karar alabilmesinin önündeki en büyük engeldir...yazmissiniz,nedir cozumunuz?
    Islami neden kula kulluk olarak goruyorsunuz...

    Bence kullandiginiz kavramlar karmasik..Islam ve seriata karsi olmak ayri birsey,Islamin yorumlanip,harmanlanip,onumuze konulan su haline karsi olmak ayri birsey.

    Genel olarak islam dinini tartismaya acmamak en buyuk skinti seklinde anliyorum yazdiklarinizi...


    YanıtlayınSil
  2. Daha önce yazdığım üç yazının sonunda da bazıları şu an ütobik olarak görülebilecek önerilerim var aslında… Çözüm bir bakıma toplumdaki her bireyin toplumla ilgili alınacak kararlarda aktif davranarak bunlara kafa yorup katılımda bulunmasında. Sokağınız mı aydınlatılacak ve oylama mı var? Mahalli idare mekanizması sizin de görüşünüzü yansıtacak biçimde sokak aydınlatması kararını alabilmeli. Mahalle, ilçe, şehir, okul, üniversite gibi her yerde veya kurumda sosyal hayata aktif katılım olmalı.
    Aslında çözüm insanlara çözüm öneriniz nedir demek yerine herkesin çözüm üretmek için kafa yormasından geçiyor. Bu bağlamda islam ve şeriat insan kurallarıdır demek istedim. Çünkü tersini kabul edince insan zihnini serbest bırakamıyor. Herşeyi din ile mihenge vuruyor. Başkalarının (mesela diyanet, Gulen, Erdoğan, cami hocası) kendisi adına düşünmesini ve/veya karar vermesini bekliyor. Bireylerin topluma katkısı azalıyor. Bilinçsiz kararlar veriyor. Buna zamanla alışıyor ve düşünmemeye başlıyor.
    Din de bir insan ürünü...Geçmişte yaşamış küçük bir kavmin kuralları...Yazılarımda buna dikkat çekmek istedim. Özgür ve eleştirel düşünebilmeye ihtiyacımız var. İlla şunu yapmak gerekir gibi bir dayatma niyetim yok çünkü toplum kendi karar verir kaderine diye düşünüyorum. Bunun için de her düşünceye saygı şart. Dinlemekle insan birşey kaybetmez. Beğenmezsen almazsın. Linçe gerek yok. Keşke şeriat (insana biat sistemi) ve cumhuriyet seçmeli olabilse de herkes beğendiği şekilde yönetilmeyi seçebilse ve de ona göre vergisini verebilse...Hayal....

    YanıtlayınSil
  3. Ex-fetöcü yeni deist-ateist, islam rönesançılarından geçilmiyor ortalık. Bu arkadaşlar "ben daha yeni duydum" diyen Temel misali yeni keşiflerini heyecanla anlatadursun, daha 10. yüzyılda Ebubekir Razi gibi deist felsefecilerden Osmanlı'nın son dönemlerindeki Abdullah Cevdet gibi ateistlere varıncaya kadar her türlü fikir, cereyan görüldü bilindi ve reddedildi. İslam tarihi içinde hiçbir zaman başarıya ulaşamamıştır bu cereyanlar. Çünkü burası başka topraklara benzemez, ne de olsa elimizde tahrif edilmemiş bir Kur'an ve ilmek ilmek işlenerek nesilden nesile aktarılmış peygamber sünneti var. Bu tür yanılgılar, aldanışlar bu topraklarda bu zamana kadar kök salamadı bundan sonra da salamaz inşallah.

    Ancak ben bu tür ex-fetöcü yazılarını okuyunca birşeyi çok net görüyorum. Bu arkadaşlar dün savundukları ve inandıkları şeyin tam zıddını savunuyorlar ya bugün, eğer kendilerine hiçbir dini temeli olmayan seçilmişlik, üstünlük ve sonunda zafer vaat edilmeseydi o çembere hiçbir zaman girmeyeceklerdi. Bir yalana inandılar, inançlarını bu yalan çevresinde ördüler ve o yalan patladığında kendilerini boşlukta buldular. Ne diyelim, Allah kurtarsın!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ex fetöcü tabiri kullanmanız normal...Yazımdaki ana tez içinde neden böyle konuştuğunuzu açıklıyorum. 15 Temmuz öncesinde de sonrasında da herkese saygılı olma prensibimde bir değişiklik olmadı.Güleni Tanrı olarak da hiçbir zaman görmedim. Bu bayatlamış ex fetöcü lafları yerine yazıma karşı argüman belirtirseniz okumak isterim. Eminim ex fetöcü saldırılarınızı yapabileceğiniz birçok sosyal medya ortamları var, orada bu ergence hakaretlerinizi seslendirebilirsiniz. Yazımdaki çıkarımları ateistlerin argümanlarını okuyarak değil, Erdoğan ve Güleni dinleyerek ya da okuyarak bu fikirlere ulaştım. Ex fetöcü hakareti yapacaksanız ex tayyipçi de demeniz lazımdı. Bir de 15 Temmuz öncesi ve sonrası kimi sevdiğim veya sevmediğim sizi zerre kadar alakadar etmez. Toplumda kamuya kişisel bir zararım varsa her zaman hukuk önünde hesap vermeye hazırım. Otherwise, it is NONE OF YOUR BUSINESS!

      Sil
    2. Bu mugalatanın yeni olmadığını vurgulamaktan ve bir de sizi son olaylar öncesinde İslam dairesinde - fetöye ne kadar İslam denirse artık - tutan şeyin biricikliğe, seçilmişliğe ram olmanız olduğunu işaret etmekten başka gayem yoktu.

      Basit bir "thought experiment", fetö 17-25 aralıkta başarılı olup ülkeyi geri dönülemez bir şekilde ele geçirmiş olsaydı, sizin fikir/inanç durumunuz ne olurdu.

      Sorgulamaya yanlış yerlerden başlamayın!

      Sil
  4. Şartlı iman olmaz. Bu yaşananlar şartlı inananları ortada bıraktı. Fetönün bu şekilde patlaması belki bu açıdan hayırlı oldu. İşte size kayıtsız şartsız iman etme fırsatı. Allah Afüv'dür.

    YanıtlayınSil
  5. Aynı kişinin herzamanki gibi osuruk kalitesinde yazılarında biri.
    Sığır aleyhisselam bir de kendi kafasına göre şeriat tanımlaması yapmış.
    Bu çocuğun, gözümüze gözümüze osurmasına neden müsaade ediyorsunuz anlam veremiyorum. Bu şimdi özgürlük mü oluyor.

    YanıtlayınSil