Hizmet Hareketi Yeniden Dirilebilir mi? (1) / İhtiyaç ve Engeller - Münferit Fikir Platformu

SON

18 Kasım 2019 Pazartesi

Hizmet Hareketi Yeniden Dirilebilir mi? (1) / İhtiyaç ve Engeller



Hizmet Hareketine İhtiyaç Var mı? 

Bakış açımıza ve durduğumuz yere göre değişkenlik arz eden bir cevabı olan soru. Cevaba geçmeden önce sormak istediğim iki sualim var.  

Hizmet müntesiplerini bu çatı altında toplayan değerler hak mıydı, batıl mıydı? Hizmet hareketini oluşturan kalabalığın çoğunluğu (bilhassa idare edilen taban) çıkarcı, karaktersiz insanlar mıydı yoksa fedakâr, halis insanlar mıydı? 

Vereceğiniz cevap eğer etrafında toplandığımız değerler batıldı ve bizler de çıkarcı ve karaktersiz insanlardık olacaksa bundan sonrasını okuyaraktan vaktinizi israf etmeyin. 

Vereceğiniz cevap eğer bizlere sunulan değerler haktı ve hükmü olmayan hâkim çoğunluk fedakâr ve ihlaslı insanlardı ise devam edebiliriz. 

Maalesef, böyle bir ayrım yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Gülen’in kurmuş olduğu ve gerçekte kimin yönettiğini bilmediğimiz sistemin mağdurları olarak son zamanlarda, Gülen’e olan kızgınlığını İslam’ın kutsallarına ve İslam Medeniyetine katkısı olan fikir üstatlarına (eleştiri değil) hakaret ederek geçireceğine inanan bir kitle ortaya çıktı.

Başa dönecek olursak bizlerin bu çatı altında toplanmamızın sebebi Gülen’in bizlere kitapları ve kasetleri ile sunumunu gerçekleştirdiği idealiydi. Bizlerin davet edildiği dava veya ideal neydi peki? 

Ehl-i sünnet çizgisinde, dünya toplumlarına Allah (cc)’ı ve son peygamberimiz Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’i ve getirdiği İslam dinini tebliğ etmekti. Tebliğ, irşad ve ilay-ı kelimetullah da diyebilirsiniz.  

Gülen’in eserlerinde ifade ettiği hakikatlerin kaynağı Kur’an, sünnet ve Bediüzzaman gibi mütefekkirlerdi. Gülen’in toplumda bu kadar kabul görmesinde etkili olan da bunlardı zaten. Birkaç örnek vermek istiyorum. 

"Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır." (Ali İmran-114) (İnsanların hizmet etrafında toplanmalarına vesile olan bir ayet) 

“Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz ya da Allah, kendi katından yakın zamanda üzerinize bir ceza gönderir, sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz lâkin, duanız kabul edilmez.” (Tirmizî, Fiten, 9/2169) (Yukarıdaki ayetle irtibatlı bir hadis) 

“Ve   bu   zamanda   ila-yı   kelimetullah   maddeten   terakkiye mütevakkıftır. Medeniyet-i   hakikiyeye   girmekle   ilâ-yı   kelimetullah edebiliriz.” (Muhakemat)  

“Nev-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünuna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir.” (Sözler)  

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder.” (Münazarat) 

Üstadın ifadeleri ile hizmet hareketinin eğitim, kültür, sanat ve uluslararası alanlardaki faaliyetlerinin örtüşüyor olması gibi nedenler muhafazakâr ve dini için bir şeyler yapmak isteyen insanları hareket bünyesinde hızlıca topladı. 

Yukarıda yer vermiş olduğum hakikatlerin topluma yüklemiş olduğu sorumluluğun neticesinde hasıl olan tebliğ ve irşad adına kolektif bir hareket boşluğunu doldurmaya, Gülen talip olmuştur.  

Peki Gülen bu ideal etrafında kendisi ile beraber hareket edecek olanlara neler vadetti. Araba, ev, arsa, makam vb. dünyalık bir beklentiye girmemize sebep olacak bir hususa yer verdi mi? Şahsen ben görmedim. Tam aksine, dünyalık namına bir varlığımızın olmasına dahi karşı çıktı. Kitaplarında ve sohbetlerinde sık sık dile getirdiği asr-ı saadetin, yaşantıları ve idealleri vb. yönünden ahir zamandaki izdüşümü olacak bir topluluk özlemi bulunmaktaydı. Daha çok şeyler yazılabilir, uzatmama adına geçiyorum. 

Gülen’in fikirlerini samimi bulan insanlar zamanla bu halkaya dahil olmuşlar ve fıtratlarında yer alan “Emri bil maruf, nehyi anil münker” vazifesini bu çatı altında yapabileceklerine inanarak bu harekete katılmışlar. 

Gülen’in Prizma 2’de yer verdiği cemaat tanımını da buraya eklemek istiyorum. Kendisi diyor ki: “Cemaat belli bir duygu, düşünce, inanç ve doktrinin etrafında şuurluca toplanmış insanların meydana getirdiği bütündür.” Gülen’in tanımında lider merkezli bir oluşum yerine orijininde duygu, düşünce, inanç ve doktrin bulunan bir birliktelik nazara verilmekte.   

Gel zaman git zaman sonra işler farklı mecraya kaymaya başlamış. Gülen’in kitaplarında ve sesli sohbetlerinde ifade ettiği hakikatler ile hizmetin hareket stratejisi birbiri ile uyuşmamaya başlamış. Problemler büyüdükçe büyümüş, tedbir alması gerekenler, vazifelerini yapmamışlar ve günümüzü netice veren talihsiz süreç kapıya dayanmış. Cemaat olarak çıkılan yolda zamanla tavan cemiyete dönerken tabanda cemaat olarak kalmış.  

Hizmet müntesipleri, Gülen’in kara kaşına, kara gözüne vurulup da şahsının arkasına düşmemişler. 20 yaşında yurtdışına ilk gidenler tebliğ adına “hicret”in hakkını vererek yola çıktılar. Meb’de verilen maaşın yarısına kimi yerde 3’te 1’ne razı oldularsa fedakarlıklarından ve samimiyetlerinden ötürü itiraz etmediler. Farklı birimlerde sigortasız şekilde çalışarak kendince bir destana imza attılarsa bunu Allah rızası için yaptılar. 

Yurtdışında hizmet ederken Karun olanlar, hizmetin mülklerini farklı mülahazalarla üzerine yapanlar, kurban ve burs paralarını tevillerle farklı yerlere kanalize edenler, fedakâr öğretmenlere, halisane koşturan bölgecilere tiranlık, firavunluk yapan koltuk sevdalılarını ayırmak lazım. Siyasal İslam’a küfrederken, siyasal hizmeti inşa etme gayretinde olanlar, hareketi orijininden saptırıp gayri meşru bir zemine çekenler muhatabımız değil.  

İşin özeti, binlerce insanın bu halkaya katılmalarına neden olan asli sebepler: Kur’anı Kerim’in mukaddes ayetleri, Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’den ümmetine miras kalan tebliğ ve irşad misyonu, Hz. Bediüzzaman, Mehmet Akif, Necip fazıl, Osman Yüksel vb birçok mütefekkir ruhun, istikbalin çocuklarına emanet ettikleri düşünceleridir. 

Bizleri Gülen’in etrafında toplayan değerlerimiz de sorun yok, elhamdülillah. Sürecin neticesi olan bizlerin mağduriyetlerine sebep Kur’an değil, Sünnet değil, Bediüzzaman gibi mütefekkirlerin tavsiyeleri değildi.  

Bahse konu değerler altında topladığı insanlara, planlı ve programlı bir şekilde hizmet etme olanağı sağlamak niyetiyle yola çıkan Gülen ve ekibinin, organizasyonun kuruluşundaki ruhuna uygun düşmeyen stratejileriydi, sebep.   

Sorunun cevabına gelecek olursak Kur’an’ı Kerimin ayetleri, Efendimiz’in hadisleri ve birçok mütefekkirin miras bıraktıkları idealleri göz önüne alındığında ayrıca inancımızın ve değerlerimizin de hala baki olduğu düşünüldüğünde, şu an ki haliyle hizmet hareketine değil ama hizmet hareketi benzeri kolektif bir yapıya kesinlikle ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Bu nedenle hizmet tabanını oluşturan müntesiplerin vakit kaybetmeden farklı bir çatı altında, eskiye ait lider de dahil hiçbir yöneticinin vazife almadığı bir organizasyon olarak dirilmeleridir, gönlümden geçen.   

Hizmet hareketi şimdilerde yönetim şekli itibari ile bitti izlenimini vermekle birlikte, hareketi oluşturan fertlerin dünyaya İslam’ın mesajını iletebilme potansiyel ve kabiliyetinde olmaları bu işin başka bir yere evrileceği kanaatini oluşturmakta. İslam’ı hakkıyla temsil edebilme keyfiyetiyle başka bir çatı altında neden buluşulamasın, sorusu akla geliyor.  

Bunun ilk adımı da Ahmet Kuru Bey’in dediği gibi “Cemaat’in önündeki en doğru seçenek hiyerarşik yapısını ve liderlik mekanizmasını tamamen lağvetmek” ten geçmekte.  

Dirilişin Önündeki Engeller

Hizmet hareketinin tekrardan ayağa kalkabileceğine dair maalesef inancım yok denecek kadar az. Tabanın halinden memnun tavrı ve yönetim kadrosunun gücü bırakmama ısrarları, değişimin önündeki en büyük engel.

A) Tabanın Ruh Hali

Sağduyulu insanlar hariç her birisi fanatizm rahatsızlığının etkisindeler. Sağlıklı düşünemedikleri gibi liderlerine ve kendilerini ait hissettikleri gruba karşı olumsuz bir eleştiriye dahi tahammülleri bulunmamakta. Liderin ve ekibinin yanlışları sonucu bedel ödediklerine inanmaya tahammülleri olmayan fanatik müntesipler, nefretlerini ve kinlerini, Saray sahibine ve avenesine yönlendirmek suretiyle acılarından, mağduriyetlerinden vicdanlarını rahatlatacak, kayıplarını kutsallaştıracak bir destan üretme peşindeler.

Yazılarımda defaatle dile getirdim, bir kez daha ifade etmek isterim. Bizlere yapılan, Saray sahibinin eliyle yapılmakta. Buna itirazım yok, sevgili arkadaşlar. Ve biliyorum ki bu adamın imtihanı çetin olacak. Allah’ın emaneten verdiği saltanatı; dinini ve toplumunu yüceltmek için kullanmak yerine kendi mevcudiyetini korumak için kullandı. Allah’ın verdiği saltanat ile Allah’ın kullarına zulmetti.

Buraya kadar aynı fikirdeyiz. Ben ve birçok eleştiri sahibi buna ilaveten diyoruz ki yüzbinlerce müntesibi, saray sahibine teslim eden Gülen ve ekibinin uygulamış oldukları stratejilerdi, gelin bunu tartışalım. Gülen ve ekibi bizlere hesap versin, neler olup bittiğini anlatsınlar dediğimiz zaman bizleri saray sahibinin zulmüne destek vermekle suçluyorsunuz. Böylesine aptalca ve salakça bir suçlama olamaz. Anladım ki fanatik bir cahilin okumuşuna hiç güç yetmiyor. Bilkentli de olsa aynı Boğaziçili de olsa aynı.

Bu süreçte vefat eden babalar, anneler, evlatlar hepsi bizlerin bir parçası. Üzülmeyenlere, acırım. Allah kalplerine merhamet versin. Ancak yakınını kaybetmiş insanların, bedel ödemiş, mağdur insanların tek suçlu olarak saray sahibini görmeleri de ahlaklı bir davranış değildir. 

Biraz daha somutlaştırmak istiyorum. 

2(Cemaat İdarecileri) + 2 (Saray Sahibi) = 4 (Mağdurlar), görüldüğü üzere çok basit bir işlem değil mi? Bizi anlamayanlar diyor ki 2 = 4’ tür yani tek suçlu Saray sahibidir. El insaf.

Gülen ve ekibi ne yapmış, diyenler çıkabilir, bir zahmet eski yazılarımı veyahut platformdaki yazarların makalelerine göz atabilecek iradeyi, doğruyu ve yanlışı ayırt etme istikametinde kullanıverin.   

Aklın mahiyetini kavrayamamış tabandaki fanatiklerin; liderperestlik ve sağlıksız bir aidiyet mülahazası gözlerini ve gönüllerini o kadar kör etmiş vaziyette ki hak ve batılı karıştırdıkları yetmiyormuş gibi kendileri gibi düşünmeyenlerin inançlarına not verme talihsizliğine girişmekteler. 

Ayırt edemedikleri husus şu: biz Allah’ı sevmek ve emirlerine itaat etmek için Gülen’i sevmemizin zorunlu olmadığını biliyorken, bu arkadaşlar Güleni sevmeden de Allah’ın sevilebileceğine, emirlerine itaat edilebileceğine tam manasıyla inanamıyor, kabullenemiyorlar.

Hizmet hareketinin mevcut yanlışlarını dile getirenleri, hakikate ulaşma, doğruyu bulma istikametinde sorgulayan, eleştiren insanlara yolda dökülüp kalanlar, çürük elmalar, münafıklar, ajanlar kısaca yolda kalanlar olarak gören arkadaşlar, farkında değilsiniz ama asıl yolda kalanlar sizlersiniz. 

Zamanında Allah’ın rızasını kazanma istikametinde bu hareketi bir aracı olarak gören bizler hareketin yanlışlarını dile getirme cesaretini gösterirken sizler aracılarınızı hata ve günahtan azade görme adeta tanrılaştırma yoluna gittiniz. 

B) Yönetici Kadronun Durumu

a)  Değişime Lüzum Görülmemekte

Cemaatin asli yöneticilerinin değişim ve yenilenmeyi istediklerine inanmıyorum. Çünkü bu yönde sergiledikleri bir irade göremiyorum. Bir şeylerin değişmesinin gerekliliğinin farkında olan bu grup, ellerindeki gücü ve geçmişte almış oldukları kararları tartışmaya açmadan neler yapabiliriz düşüncesindeler. 

Tabandan gelen baskılara karşı ise göstermelik şeffaflık temalı buluşmalarla “bir şeyler yapıyoruz” mesajı vererek, tabanın gazını almaktalar. Hizmet hareketini nasıl ayağa kaldırabiliriz düşüncesinden daha çok tepkilere karşı mevcudiyetimizi nasıl koruruz istikametinde yapılan göstermelik faaliyetler ile meşguller.

b) Beklentiler Görmezden Gelinmekte

Hareketi yöneten asli unsurlar; bugünden sonrada cemaati his ve hevalarıyla, maddi kuvvetleriyle (ekonomik güç, adamcılığa dayalı teşkilatlanma), otoriteyle yönetmeye devam etmek istemekteler.   

Cemaatin tabanındaki akl-ı selimler ise bundan sonrası adına hislerin değil akli ve mantıki realitelerin rehberliğinde idare edilmeyi, adamcılığın ve yalakalığın merkezinde olduğu bir teşkilatlanma ile değil vazifelilerin liyakat ile seçildiği bir kadro ile çalışmayı, merkezi otoritenin emrivakileri ile değil katılımcı ve şeffaf bir çatı altında bulunmayı arzu etmekteler.  

Yüzbinlerce müntesibin sevk ve idaresini; denetime kapalı, şeffaf olmayan, hesap vermeyen 8-10 kişinin eline bırakmak hem bir aptallıktır hem de saygın kalabalığa karşı yapılan büyük bir kabalıktır. Halihazırdaki kadronun istediği tam da bu işte. 

c) Sağduyulu Kesimi Susturma Gayreti

Yönetim merkezi tabandaki sağ duyulu kesimin değişim yönünde beklentilerini baskılamak ve nazarları başka yönlere çevirme adına fanatik müntesiplerin hoşlarına giden hissi ve hamasi söylemlerle propaganda yapıyor. İdari kadronun yıllardır çok iyi kullandığı Gülen’in hissiyatları galeyana getiren, gönülleri coşturan nutukları ve kendine has hitabeti ile amaçlarına ulaşmaya çalışmaktalar. Amaçladıkları fanatik müntesipler eliyle cemaat içerisindeki sağ duyulu insanları hareketten uzaklaştırmak.
Burada devreye eski abiler girmekte. Yaşları ilerlemiş, icrada ve idarede hükmü olmayan, problemleri bilmelerine rağmen konuşmayı vefasızlık, susmayı vefa zannetme yanılgısına düşen, sadece gülene ve hizmet hareketine güzellemeler yapmalarına izin verilen ihtiyar abilere program yaptırmakla, insanları mazinin güzel günlerine götürmekle dağılmanın önüne geçmeyi planlamaktalar. 

Şu platformda yer alan yüzlerce yazıya ve birçok iddiaya bir tane cevap veremeyen yönetim kadrosu, dağılmanın önüne geçmek, soru işaretlerini ortadan kaldırmak için ihtiyar abileri kullanıyor. Çok yazık arkadaşlar, çok yazık.

d) Zamana Karşı Direniyorlar 

Her çağın, her dönemin ve zamanın bir hükmü olduğunu unutan muktedir oligarklar, zamanın kendileri hakkındaki kararını kabul etmemekte oldukça kararlı görünüyorlar. 

Zamanın değişmesiyle birlikte yönetilen insanların alıcılarının ve zihni alt yapılarının değiştiğini göremeyen ve ısrarla kabul etmeyen merkezi otorite 2019 Model bir araca 76 model Hacı Murat alt yapısı ile idare etme inadını sürdürmekteler. Zamanın gerisinde kalmış bir zihin dünyası ile günümüz insanlarının beklentilerini karşılama iddiasında bulunurken eldeki parlak dehaların da önünü kesmiş olduklarını fark etmelerine rağmen ellerindeki gücü devretmek istemiyorlar. Kenara çekilmesini bilmiyor, zamanla geriye doğru evrim yaşamalarına sebep olan o siyah koltukları bir türlü bırakamıyorlar. Zamanın çocuklarını eski zaman kafası ile yönetmeye çalışıyor, yeni nesil problemlere eski zaman kafası ile çözüm arıyorlar.

Modern dünyada organizasyonlardaki insanları bir arada tutabilen ve devamında başarıyı getiren temel prensibin görüş farklılıklarını avantaja çeviren istişare mekanizması, aklı ve mantığı yok saymayan stratejiler, şeffaf ve katılımcı yönetim ve en önemlisi de adalet, hak kavramlarına olan “amasız” bağlılıkları ve şahsi menfaatleri uğruna umumun menfaatini yok sayan bencillikten uzak zihni ve vicdani anlayış olduğu gerçeğini kabullenemiyorlar.

Sırf kendi konumlarını koruma maksatlı olarak, çağın gereksinimlerine göre hizmet hareketine gerekli güncelleştirmeleri eklemeyerek bir nesle bedel ödetenler, hesabı kadere yükleme pişkinliği ile göbeklerini kaşımaya devam etmekteler. Böylesi çarpık bir zihniyetin hüküm sürdüğü bir yapıdan bir diriliş destanı beklenmez.

-Adnan Salih

-------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

11 yorum:

  1. Hocam Hz.Bediüzzaman diyorsun, sorunları teoride değil pratikte görüyorsun ama neden pratikte olduğunu pek açıklayamıyorsun sonra da kaldığımız yerden devam edelim diyorsun. Tekrar gider toslarsınız. Tüm dünyayı müslüman yapacağız gayemiz o vs. tamamen Gülen'in ya da Nursi'nin yorumu belki de sunni ekol bilmiyorum, sonuç olarak bir yorum Kuran'ın başında kalın harflerle sizi bundan yarattım falan yazmıyor yok öyle bir şey, hayat amacınız bu diye bir şey de yok. İnsan bir kendi haline bakar ben şu Batı'ya ne verebilirim ki der. Biz bitmişiz hiç bir sorunumuzu çözememişiz, aleme nizan götüreceğiz. Kimsenin bize ihtiyacı yok şu egoyu bırakıp bir gerçekleri görmek lazım. Adamlar uçmuş mutlu gelişmiş, bataklıkta olan biziz. Ama kabul etmiyoruz. Adamlar bir arayışta değil, İslam'ı da merak etmiyor. Etse de internet var açar bakar artık. Ortaçağdaki gibi millete kitap mı ulaştırıyoruz? İnsanlığın hangi sorununu çözdük? Kendi ülkemize adalet getiremedik, millet geberiyor, açlıktan intihar ediyor biz kalkıp İslam'ı mı ihraç edeceğiz?
    Hayatımızın duvarına tosladık ne ara sorunları tespit edip çözdük de kaldığımız yerden devam ediyoruz? Gülen'in kitaplarına bile toz kondurmuyorsunuz, Said Nursi'ye zaten hz. bediüzzaman diyorsunuz ki Atatürk'e deccal deyip milletin TSK'ya girmesinde en etkili kişilerden. Sen Atatürk'e deccal dersen, Gülen'de gelir Ecnebi Atatürk ordumuzu ve ülkemizi ele geçirdi, tekrar evimizi geri alacağız der anadolu insanı her yere girecek der ve gazı verir insanları TSK'ya doldurur. Şefkat tokatları gene Gülen az mı kullandı bunu? Hala eleştirebilen yok korkudan. Hiç sorunlu biri değil yani hatta o derece bir evliya hatta "hz" ve "zamanınharikası". Bu bataklık bizim düşünce yapımızı mahvediyor. Düşünemediğim için de sonumuz hep o f16 da meclis bombalamak oluyor.

    YanıtlaSil
  2. Yorumum bu makaleyle ilgili değil; change.org manifestosu ile ilgili.
    Aşağıdaki manifestoyu munferit fikir twıtterına koyup okuyulardan hangi maddelerin nasıl değiştirilebileceğine dair soru sorabilirsiniz. İyi çalışmalar.

    MANİFESTO TAVSİYESİ

    1- Başlangıçta sivil toplum kuruluşu olarak ortaya çıkan Fethullah Gülen ve yapılanması başta mevcut Başkan Erdoğan olmak üzere toplumun hemen hemen her kesiminden destek görmüştür.

    2- Gülen zaman içerisinde toplumun bu takdirini kötüye kullanmış ve de siyasi bir aktör gibi davranarak devlet yapılanması içerisinde, mümkün olduğunca herkesi de kullanarak, toplumun bu kredisini KENDİNİ VE CEMAATİNİ GÜÇ SAHİBİ YAPMAK adına kötüye kullanmış ve de tüketmiştir.

    3- Gülenin SİYASİ GÜÇ ELDE ETME emelleri, kendisini takip edenlerin çoğunluğu dahil, toplumun geneli tarafından çok geç farkedilmiştir. Toplumun geneli ve Güleni takip eden birçok insan bizzat Gülen tarafından ALDATILMIŞTIR bu hususta. Hatta bu aldanmışlık bizzat Başkan Erdoğan tarafından da ifade edilmiştir.

    4- 15 Temmuz günü yaşananlar; uzun zamandır devlette kendisini söz sahibi yapmaya çalışan Gülen ile Erdoğan başkanlığındaki devlet yapılanması arasında geçen bir mücadelenin sonucudur.

    5- 15 Temmuz sonrası yaşananların SEBEPLERİ üzerinde tarafsız araştırmalar yapılmasını isiyoruz. Biz KHKlılar olarak da bu sebeplerin aydınlatılması adına gayret göstereceğimize söz veriyoruz.

    6- KHKlıların bildikleri hususlar konusunda konuşmasının devlet kurumları tarafından SUÇ İŞLEMENİN İTİRAFI olarak nitelendirilmesini YANLIŞ ve TARAFLI buluyoruz.

    7- Aynı şekilde, KHKlılardan bildiklerini söyleyenleri KAFİR olarak niteleyen Fethullah Güleni de KINIYORUZ. Yine KHKlıları doğruları söylemeye teşvik etmediği için Güleni bir kez daha KINIYORUZ.

    8- Fethullah Gülen ve de Gülenin 15 Temmuz sonrasındaki destekçileri BİZ KHKLILARI HİÇBİR ŞEKİLDE TEMSİL ETMEMEKTEDİR. Fethullah Gülene BİZ KHKLILAR ADINA KONUŞMAMASI çağrısında bulunuyoruz. Konuşacaksa da TOLUMSAL BARIŞI TESİS EDEBİLECEK ÜSLUPTA ve YAPICI konuşmalar yapmasını tavsiye ediyoruz.

    9- Yasalara göre herhangi bir suça karışmamış KHK mensuplarının derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Ayrıca KHKlılardan suça karışmamış olanların suç sicillerinin YASAYLA temizlenmesini istiyoruz. Yine KHKlıların iş başvurularında kendilerine ayrımcılıkta bulunulmaması için tedbirler alınmasını istiyoruz.

    10- Kısaca KHKlılar olarak ADALET, ÇALIŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ, ve de ONURLU BİR YAŞAM istiyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Cemaate ve Gülene neden kızıyorsunuz? Cemaat-Gülen yanlış mı yaptı?
    Aslında Gülen tamamen islamın ruhuna ve sünnete uygun hareket etti.

    Bu durumun farkında olmayanlar ne islamı ne de cemaati anlamamış demektir.
    Biraz islam tarihi okuyanlar (seçme çocuk kitap güzellemeleri demiyorum, gerçekten orjinal kayanklardan islam tarihi okuyanlar) görecektir ki Kuran ve Peygamber tam olarak siyasetin içindedir ve siyasi amaç için her yol mübahtır.

    Şiddet, suikast, korkutma, işgal(pardon fetih), köleleştirme, anlaşmaları tek tarflı bozma, dinden dönenleri öldürme (hatta ateş kuyularında yakma-bknz halit bin velit) gibi birçok yöntem kullanılmıştır.

    Yeter ki müslümanlar güçlü olsun, iktidarı ele geçirsin.

    Gülen islamı yaymak için devleti ve silahlı kuvvetleri, polis gücünü ele geçirmeyi henüz yirmili yaşlarındayken kafaya koymuş birisidir.

    Bu hedefe gitmek ancak takiyye ve gizlenmeyle olur. Ve yapılmıştır da. İlayı kelimetullah için gerekirse silah da kulanılr, soru da çalınır, kadrolaşma da yapılır.
    Eğer cemaat içinde olup da bunları bilmeyen varsa çok safmış.

    sorun gülende değil, orta çağdan kalma islam siyaset teorisinde ve dinin kendisindedir.

    Zor biliyorum ama gerçeklerle yüzleşin artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorun İslam'da veya dinde diye gelenler mesela Atatürk, mesela Stalin, mesela Mao, mesela Enver Hoca bu saydıklarından çok daha büyük şiddet, zulüm ve ahlaksızlıklara imza attılar. Sen de bunlarla yüzleş artık.

      Sil
    2. Stalin, Mao veya başka birinin yanlışları öteki yanlışları haklı çıkarmaz. Ve haklısınız, insanlığa aykırı her türlü zulüm şiddet ve baskı ile yüzleşmek gerek.

      Sil
    3. Yani vakumda yaşamıyoruz ve vakumda inanmıyoruz İslam'a. 7.yy ile 21.yyı karşılaştırmak anakronizmdir. Onların yanlışı bunu doğru çıkarmaz diyerek geçecek miyiz? Bize bir teklifte bulundun ben de teklifini geri iade ediyorum sana zira bir paket olarak önerdiğin şey daha üstün değil benim inandığımdan. Ben neye inandığımız, niye inandığımın farkındayım. Fakat özellikle Türkiye'de karşılaştığım ateistlerin en az %90'ı neye inandıklarının farkında değillerdi. Bir şeylere inandıklarının bile farkında değillerdi.

      Sil
    4. Anlatmak istediğim şu;
      bu yazıda Adnan bey cemaatin veya islama dayalı idealist haraketin dirilmesinden bahsediyor, Gülenin abilerin yanlışlarını vs. anlatıyor.

      İslama dayalı bir haraket barış getirmeyecektir. Diğer dogmatik inanca dayalı hareketler gibi bu haraket de kesin doğrunun kendi elinde olduğuna inanıyor. Başkalarını bu doğrularına zorlama hakkını kendinde görüyor, Tanrı gücünü arkasına alıyor.

      Stalinin komünizmi veya Hitlerin faşizmi ile islam arasında inanç esasları dışında bir fark yoktur. Hepsi de kesin doğrularını dünyaya dayatmayı bir hak olarak görüyor. Bu amacı gerçekleştirmek için şiddeti meşru görüyor.

      En önemlisi bu inançlar kendi doğrularına uymayan hiçbir yaşam çeşidine veya fikre izin vermiyor.

      Gülen cemaati en barışçı islami grupladan biridir, buna rağmen hiçbir gülen mensubu güçlendiği taktirde demokratik haklara izin vermeyecektir. Çünkü demokrasinin temel ilkeleri islam ile veya benzeri dogmatik ideolojiler (modern dinler) ile bağdaşmaz.

      Bu yüzden asıl sorun Gülen veya Erdoğanda değildir. Asıl sorun islam dinindedir. İslam bölücü ötekileştirici ve savaş dinidir. Kendine uymayan her fikri veya anlayışı yok etmek, en azından susturmak eğilimindedir.

      Demokrasi insanlığın uşaştığı barışçı bir seviyedir, tabii ki insanın olduğu yerde iniş çıkışlar olur, ama en azından her türlü inanç ve düşünceye izin veren bir anlayıştır. Fakat islam takiyye dinidir, önce senin dinin sana... der, güçlenince ''onları gördüğünüz yerde öldürün...

      İslam barış dini değildir, gücü elen geçirinceye kadar barışçıdır. Güçlenince darbeyi indirir, herkesi susturur.

      Herkes istediğine inansın, ama kimse kimseye karışmasın. Maalesef islam öyle değil, herkese ve herşeye karışır, şiddet uygular, zorlar. Güçlenip de dinini dayatmayan bir islamcı grup görmedim. Yaşananlar ortada.

      Sil
    5. Ne barış getirir peki Amerikan kapitalizmi mi? Ayn Randı okursan o da iğrenç bir ideoloji öneriyor. Sartre Stalinciydi. Heidegger Naziydi. Dindarların İslam'da herşeyin iyisi var demesi gibi sizler de dinsizlikte herşeyin iyisi var modundasınız. Eh kötüleri görmezsen, kafanda bir ideal belirleyip onunla diğer herşeyi kıyaslarsan herşeyin iyisi olduğuna inanırsın tabi. Sonra da o herşeyin iyisi olan mükemmel ideoloji için baskılar şiddetle uygularsın.

      İslam bir dindir. 10.yy daki yorumunu olduğu şekliyle 21.yya uygulamaya kalkarsanız ortaya doğal olarak ışid çıkar. Sorun İslam'da değil İnsan'da. İnsan bir hayvandır, İslam onu insan yapmaya çalışır. Başarılı olur olamaz ama bu İslam'ın suçu değil sonuçta İslam'ın en özünde bir mesaj var sadece. Eğer iyi örnek Batıysa bugünkü çoğulcu liberal Batı'nın asıl kurucusu ABD dir ve o ABD hala son derece dindar bir ülke. ABD Hristiyanlara rağmen kurulmadı, Hristiyanlar tarafından kuruldu. Köleliğe karşıtlık bu grupların talebiydi mesela. Eğer Hristiyan olmak buna mani değilse Müslüman olmak da mani değildir. Sen illa ısrar ediyorsan gidip kölelik olan İslam'a inanın diye ona gidip sen inanan ben İslam'ı istediğim gibi yorumlayabilirim ve yorumluyorum. İşin sonunda ne sen ideale ulaşacaksın ne ben. Ben bu şekilde mutluyum huzurluyum. Kimseyi kesmiyorum kesmeye de çalışmıyorum. Sen de o şekilde mutluysan sorun yok bana Ateizm misyonerliği yapmasan yeterli zira bence bunun fetö misyonerliğinden farkı yok.

      Sil
  4. İyi niyet var mıydı? Evet vardı. Yeterli mi? Hayır değil. Moğolistan'a gidip hizmet et denildiğinde sorgulamadan bunu yapmakla, darbe yap denildiğinde sorgulamadan bunu yapmak arasında çok yakından ilişki var. Kaldı ki 15 Temmuz'dan önce de Moğolistan'a gidip öğretmen olan Boğaziçili çok kalmış mıydı emin değilim. Cemaat bu siyasi kavgalara biraz da bu nedenle girdi zira geldiği noktada az sayıda idealist gençle yürüyen bir organizasyon olmaktan çıkmıştı. Üniversiteden mezun olana devlette kariyer olanakları sunması, iş adamının mahkemedeki, vergi dairesindeki sorunlarını çözme sözü vermesi gerekiyordu. Bunlar olmadan belki yine üç beş okulla gidebilirdi ama 2013 yılında ulaştığı gücü koruyamazdı.

    Yani Cemaatin önceki modeli bir dönem için geçerli, o zamanki şartlar ve topluma göre oluşmuş bir modeldi. Gelinen noktada yeni bir şeyler yapmak isteyenlerin tümüyle yeni bir bakışla, yeni bir model oluşturması lazım.

    YanıtlaSil
  5. yeniden dirilmek, dini icin bir seyler yapmak, bunlar objektif olarak aciklanmamis ne oldugu yorumu bagli sozler.

    birileri bir seyleri yeniden diriltip insanlari tekrar kullanip guc devsirmek icin mi boyle bir ugrasi ve soylem var.

    Munferit olmak, local olmak. eger gercekten egitim icin bir (hizmet demeyecegim) caba sarfedilecekse, buna dini felan katmadan tamamen gercekten ister sahsi tatminlik, ister insanlik icin, ister A. rizais icin yapmak onemli.

    bu yazida hala eski cemaatin itaat et samimane bir sekilde dusunmeden isler yap. ama herkes samimi olsun haaaaa. yani liderde samimi olsuuuuuun gibi bir hava var.

    Boyle bir seyin olmayacagini olmasinin insan fitratina, insanligin yuzbinlerce yillik tecrubesine aykiri oldugunu anlamamis bir yazi.

    YanıtlaSil
  6. Bu nedenle hizmet tabanını oluşturan müntesiplerin vakit kaybetmeden farklı bir çatı altında, eskiye ait lider de dahil hiçbir yöneticinin vazife almadığı bir organizasyon olarak dirilmeleridir, gönlümden geçen.

    Adnan bey yukardakine katılmıyorum. Yeni cemaatler yeni liderler demek yeni fetöler demek tabanı düdükleyecek yeni kadro demek. Bence yaşananlardan ders çıkarmak lazım. Belki ufak gruplar halinde lidersiz. Ama işin içine lider girdiği anda biat gibi saçmalıklar ortaya çıkıyor. İnsanlar bi gassal bulup meyyid olup kendini elletmeye/becertmeye ne kadar aç ve istekli.

    YanıtlaSil