Gülen ve Hizmet Hareketi Üzerine Değerlendirmeler (6) / Gülen’i ve Hizmet Hareketi Eleştirmek Kişiyi Dinden Çıkartır Mı? - Münferit Fikir Platformu

SON

18 Ekim 2019 Cuma

Gülen ve Hizmet Hareketi Üzerine Değerlendirmeler (6) / Gülen’i ve Hizmet Hareketi Eleştirmek Kişiyi Dinden Çıkartır Mı?





Sevgili arkadaşlar üsluba dikkat etmek şartı ile Gülen eleştirilebildiği gibi hizmet hareketi de eleştirilebilir. Gülen’i ve hizmet hareketini eleştirmek insanı dinden, imandan çıkarmaz. Zira eleştirinin yapılma gayesi bozgunculuk değil var olan bilginin ne derece doğru olduğunu anlama ya da bilme maksadıyla araştırma, sorgulama ve değerlendirmedir.

Sevgili arkadaşlar insan olmamız hasebiyle her birerlerimiz alem-i şehadet içerisinde yaşayan bireyleriz, insanlarız. Kâinatta, Allah’ın müsaadesiyle meydana gelen olayların arkasındaki mevcut sır ve hikmetleri anlamaktan aciz birer varlıklarız. Anlayışlarımız ve idraklerimiz, geçmiş tecrübelerimiz ve duyu organlarımızla sınırlı.

Nasıl ki Efendimiz ’in (sav) boykot yılları, Yunus (as)’ın balığın karnında geçen günleri, Yusuf (as)’ın hapiste geçirdiği günlerin arkasında Allah’ın iradesi, kudreti varsa günümüzde bizlerin başında bulunan musibetin de arka planında Allah’ın iradesi ve kudreti olduğu gibi ayrıca sır ve hikmetleri de bulunuyor.

Peki neden eleştirel mahiyette konuşuyor, yazıyorsunuz diyen çıkabilir. Cevaba geçmeden önce yeri geldiği için hizmet müntesiplerince kabul görmüş bir yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum.

Neden Zulüm Görüyoruz?

Hizmet hareketi ile yukarıda saydığım peygamberleri bir tutmamalıyız. Peygamberimiz (sav) ve ilk Müslümanların çektikleri sıkıntılar, Hz. İsa ve ona inananların çektikleri sıkıntılar ve birçok ümmetin çektiği sıkıntılara yakın zulümler görüyoruz. Bu bir gerçek. Yüzbinlerce insan bir masanın etrafında toplanmış çok yüce bir heyetin elleriyle bir felakete sürüklendiler. Ağır, çok ağır bedeller ödemeye de devam ediyorlar, ediyoruz.

Ancak dikkat ediniz O Peygamber (as)’lar, Allah’a inandıkları için zulüm ve soykırıma uğradılar. Bizler ise Allah’a inandığımız için değil, “Nam-ı celili Muhammedi’yi dünyanın dört bir tarafına götürme” amacıyla çıktığımız yolda gayr-i meşruluklara bulaştığımız için, hukuksuzluklara tevessül ettiğimiz için, siyasi bir figür haline geldiğimiz için bu zulümlere ve soykırıma uğruyoruz.

Tekrar edeyim, müsaadenizle Allah’a inandığımız için değil, Hz. Peygamber’e tabi olduğumuz için değil, cemaatle namaz kıldığımız için değil, Risale-i Nur’ları okuduğumuz için değil, Arapça ezan okuduğumuz için zulümler görmüyoruz. Vatanımızı bu nedenlerden ötürü terk etmiyoruz.

Yani Gülen’in ve hareket müntesiplerinin bunu fark edememelerini anlamış değilim. Diyelim ki Gülen, steril bir ortamda olanlardan ve bugüne kadar olmuşlardan haberi yok. İzmirli manevi evladının hazırlattığı, sahte hapishane ve mağdur mektupları ile “bizler burada rahatız, sağlığınıza duacınız, sizlerden razıyız” türünden aldatmalarla farklı bir alemde yaşıyor. Yahu arkadaşlar, sizler işin mutfağında, sahada olan insanlardınız sizler de mi tek tanrıya, Allah’a inandığınız için zulme uğradığınızı düşünüyorsunuz.

Neden Eleştiriyorsunuz O Zaman?

Neden eleştiriyor, neden sorguluyorum? Kısmına tekrardan dönelim ve sorumuza cevap verelim. Oldukça basit bir yanıt çünkü insanım / insanız, bir beşerim / beşeriz. Aklıma yatmayan, vicdanımı rahatsız eden, kalbimin kabul etmediği hususların peşindeyim. Bu nedenle eleştirel ve sorgular tarzda olay ve hadiseleri anlamlandırmaya, doğru ve yanlışı ayırt etmeye çalışıyorum.

Gülen’in şahsi hayatına dönük yatarken hangi taraf dönüyor, kullandığı misvak nereden geliyor gibi hususlarla ilgilenmiyorum. Ben, içerisinde bulunduğum derbeder hayatı netice veren yanlışların müsebbiplerini bilmek, tanımak istiyorum. Hizmet ederek anlam kazandırdığım hayatımın alt üst olmasına sebebiyet veren yanlışların peşinde olmak sadece benim değil bizlerin en doğal hakkı olduğu gibi bu işin peşini bırakmamak da her birerlerimizin vazifesi olduğu düşüncesindeyim.

Eleştiriyorum çünkü Gülen beni tatmin eden açıklamalarda bulunmuyor. Kendisine ulaşma gayretleri hep birilerine takılıyor. Gönderilen mektuplar üzülür diyerekten kendisine ulaşmadan imha ediliyor. Suriye'de Esed, Rusya’da Putin, ülkemizde malumunuz başkan sokakta gezer iken sıradan vatandaşlar bir şekilde ya kendilerine ya da korumalarına ulaşabilme imkanına sahip iken ömrünü bu yola koymuş birisi olarak ben Gülen’e ulaşamıyorum, ne kadar komik değil mi? Hadi kendimi geçtim bir zamanların önde görünen şahsiyetler, Gülen ile akrabalık tesis etmiş insanlar bile rahatça yanına gidemiyorken ben kimim ki değil mi? Baştaki malum başkanı 300 koruması ile eleştiriyoruz (ki haklıyız eleştirmekte) ama kendi içimizde, Gülen’e ulaşamıyoruz. Bu mudur liderlik? Gel de sorgulama.

Lider Meriç’ten geçerken vefat etmiş bir müntesibin gıyabi cenaze namazını kılmak ile vazifeli değildir, lider o insanı Meriç’ten geçerken ölümüne sebep olan olaylar silsilesinde kendisinin sorumlulukları olup olmadığını araştırmakla memurdur, vazifelidir. Ekran karşısında ağlamakla, hamasi ifadeleri yakışıklı kelimelere yüklemekle olmuyor işte.

Sevgili arkadaşlar ben, siz, bizler yazmayalım da kimler yazsın. Bırakalım da zamana oynayan Gülen ve Pennsylvania muktedirleri açıklama yapmamaya devam mı etsinler. Gülen ve çevresindeki Allah’ın seçkin kulları olan mollalar sizlerin susmaya devam etmenizden, tepkisizliğinizden motive olmaya devam edecekler. Sizler sustukça Gülen “Balyok mu, Baylok mu” esprilerine devam edecek, Enes’e çay ikramına devam edecek, Adil’i tanımam demeye devam edecek. Mollalar sosyal medya aracılığı ile mağduriyetlere çözüm olmayan söylemlerle nazarları suçlarını örtme adına mağdurlara çevirmeye devam edecekler. Gülen’in karşısına onlarca (seçilmiş) ablayı oturtup “Sesiniz, soluğunuz gönüllerimize inşirah saldı” nev’inden ifadelerle enteresan konseptler hazırlamaya devam edecekler.

Mahalle yanıyor iken bir köşede liderlerine methiyeler düzmeye yönelik konsept peşinde koşturanlar ve bu manzarayı gözyaşları ile izleyen arkadaşlar, bundan sonra hiçbir grubu ve cemaati kınamayın kimi kınadıysanız benzerini yapıyorsunuz.

Gülen’i Eleştiren ve Sorgulayan Dinden Çıkar Mı?

Bizler kâinatta cereyan eden hadiselerin arka planında Allah’ın murad ettiği sır ve hikmetleri bilmiyoruz. Alem-i şehadette yaşamamız itibari ile bir olayın zahirde görünen kısmına vakıf olabiliyoruz. Hz. Hızır (as) veyahut Allah (cc)’ın hususi ve dilediği kullarına açtığı Levh-i Mahfuz’u görebilecek kıvamda olsaydık çekilir bir köşeye Allah (cc)’ın büyüklüğünü tefekkür eder, israfı kelam ve israfı zaman yapmazdık.

Bizlerse sebeplerin perdedarlığını yaptığı sır ve hikmetleri göremiyor, zahir ile yetinmek zorunda kalıyoruz. Hikmet arayışlarımızı sorularla, araştırmalarla, eleştirel yöntemlerle sürdürmeye çalışıyoruz. Bu sadece bizler gibi sıradan insanlar için değil Kuran ı Kerim’de geçtiği üzere Hz. Musa (as) içinde böyleydi.

Musa (as) ve Hızır (as) kıssasından hareketle sıradan bir şahsın karışık, soru işaretlerinden cümlelerin görülmediği hizmete dair olayları yorumlarken kendisine isnat edilen münafık, mit ajanı vb. yakıştırmaları hak edip etmediğine bakalım.


Hz. Musa (As)’ın Olaylara Bakış Açısı

Bir yanda, Allah’ın şeriatını uygulamak için vazifelendirilmiş ve Allah’ın şeriatı ile yaşarken, hadiseleri de Allah’ın şeriatına uygunluğuna göre değerlendirmede bulunan Hz. Musa (as) ve diğer tarafta ise hadiseler ve kişiler hakkında Levh-i Mahfuz’da yazılanları gördüğü ve oradan bilgi alabildiği için Allah’ın şeriatı ile değil de Allah’ın iradesine göre hareket eden Hz. Hızır (as).

Zira Levh-i Mahfuza yazılanlar, Allah’ın iradesi ile yazılmasını murat buyurduğu şeyler olması hasebiyle Hızır (as) doğrudan Allah’ın iradesini görüyor ve ona göre hareket ediyor.

Bizler sıradan insan olmamızdan olacak ki olaylara kıssada gecen Musa (as)’ın nazarıyla bakıyoruz. Hz. Musa (as), Hızır (as)’ın davranışları anlamlandıramadığı gibi bizler de başımıza gelen hadiseleri okumada aynı durumda kalıyoruz. Bu nedenle de olayların ardındaki hikmetleri sorularımıza bulabildiğimiz cevaplar ile ulaşmaya çalışıyoruz.

Kısa birkaç örnek ile somutlaştıralım. Mesela, başımıza gelen felaketlere sebep bizlerin Kur’an ve Sünnet çizgisinden uzaklaşmamız olabilir mi, sorusundan hareketle yanlışlarımızı tartışmaya açmayı örnek olarak gösterebiliriz.

Mesela Gülen’in kendisi “yapan O (cc) idi, eden O (cc) idi” derken, Gülen’e karşı hareket içerisinde cemaat müntesiplerince ölçüsüz ve ayarsız gösterilen aşırı hüsn-ü zan ve teveccühün sonucunda Allah (cc) cemaati, lideriyle imtihan etmiş olabilir mi sorusuna cevap arama adına Gülen’i tartışmaya açmak, Gülen’i hata ve kusurdan azade görme sapıklığına dikkat çekmeyi örnek olarak gösterebiliriz.

Hz. Musa (as)’ın kıssasına dönelim ve bizim gibi alem-i şehadette yaşıyor olmasından hadiselere nasıl baktığına göz atalım.

Allah’ın şeriatını kullarına getiren elçisi Hz. Musa (as) sağlam bir geminin delinmesini yanlış bulur ve “(Musa) Dedi ki: 'İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.'" (Kehf, 18/71) der, Hz. Hızır (as)’a. Çünkü Hz. Musa yeryüzünde Allah’ın şeriatını ilan etmekle vazifeli bir insandır. Ve görünürde Hz. Hızır (as)’ın yaptıkları da Allah’ın şeriatında caiz değildir.

Devamında ise, henüz çocuk ve hiçbir günahı olmayan masum birinin öldürülmesini fena, yanlış bulur ve “(Musa) Dedi ki: 'Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.'" (Kehf, 18/74) der, Hızır (as)’a. Çünkü Allah’ın şeriatında günahsız ve çocuk yaşta birini görünür de sebepsiz yere öldürmek caiz değildir.

Son olarak da yıkılmak üzere olan duvarın tamiri karşılığında “(Musa) Dedi ki: 'Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.'" (Kehf, 18/77) der, Hızır (as)’a.

Devam edelim.

Hz. Musa (as) Hızır (as) ile başından geçen olayları, Allah’ın kanunlarına göre yani emir ve şer’i hükümleri üzerinden değerlendirmiş olması sebebiyle, Hızır (as)’ın davranışlarını tabiri caizse yadırgarken, Hızır (as) ise geminin denizde çalışan yoksul insanlara ait olduğunu ve bu hareketi ile o insanların gemisini, her sağlam gemiyi gasp eden kraldan koruduğunu söylemiş çünkü Allah’ın muradının bu yönde olduğunu Levh-i Mahfuz’da görmüş ve ona göre hareket etmiştir.

“Erkek çocuğa gelince, çocuğun onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin!” ayeti kerimesinde de yazdığı üzere Allah’ın levh-i mahfuz’da bu çocuk ve ailesi için bunları murat buyurması ve Hızır (as)’ın levh-i mahfuz’daki bu iradeyi, muradı görmesi sırrınca öldürdüğünü “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi altında da onlara âit bir hazîne vardı babaları ise, sâlih bir kimse idi. Rabbin istedi ki, (Allah (cc)‘ın Levh-i Mahfuz’a yazdırdığı muradını gören Hızır (as), duvarı onarıyor) o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazînelerini çıkarsınlar” sırrınca duvarı onardığını söyleyen Hızır (as) “Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur!” (el-Kehf, 82)

Bir misal (bu misali zamanında notlarıma kaydetmişim, kendim mi yazdım alıntı mı yaptım, hatırlamıyorum) ile özetleyecek olursak şeriat der ki, “kuvvetli bir adam kuvvetsiz zayıf birine eziyet ederken görürsen ve eğer ki müdahale etmeye de gücün kuvvetin varsa, o zayıfı kurtar.” Allah’ın şeriatı (emirleri) ile hareket edenler (sıradan kullar, bizler) yukarıdaki emirlere göre hareket etmeye gayret ederken, Hz. Hızır (as) ve onun makamında olan ehlullah Levh-i Mahfuz'da, Allah’ın iradesinin o zayıf kulun, o kuvvetli kulun elinde eziyet görmesini murat buyurduğunu görmeleri sebebi ile herhangi bir müdahalede bulunmazlar. Çünkü bilirler ki Allah (cc), o kul için, o durumu murad buyurduysa, bunu kimsenin değiştiremeyeceğini bildiklerinden olaya müdahale etmezler. Şeriat üzerine amel eden şeriat ehli ise ehlullahın bu olaya tepkisiz kalması karşısında ehlullahtan dert yanar, onları eleştirirler.

Ancak bizler için önemli olan veya bizleri ilgilendiren, Allah’ın (cc) iradesi değil Allah’ın emirleridir, arkadaşlar. Unutmamak gerekir ki Allah (cc) kulunu mahşerde, Zat’ının (cc) iradesinden değil Zat’ının (cc) emrinden hesaba çeker.

Bizler Musa (as) değiliz Musa (as) ile kendimizi bir tutma yanlışlığına Allah düşürmesin. Ancak Musa (as) gibi insanız, beşeriz ve Allah’ın şeriatına göre yaşıyor ve hareket ediyoruz. Olaylara karşı tepkimiz de bu minvalde.

Gülen’in hadiselere karşı tutumu, Allah’ın emir ve yasaklarına ayrıca toplumsal ahlaki kabullere uyuyor mu, sorusuna cevap bulma adına sorular soruyoruz, eleştirilerde bulunuyoruz. Burada alınacak, kızacak, hain gibi nahoş sıfatlarla insanları yaftalamanın bir manası yok. Fanatizmin yuvalandığı kafataslarına bir şeyler anlatabilmek oldukça zor olsa da muhatabımız halen akli melekeleri üzerinde tasarrufta bulunabilen insanlardır.

Dikkatleri çekmek istediğim bir diğer husus ise Hz. Musa (as)’ın, Hz. Hızır (as) karşısındaki münferid duruşudur. Hz. Musa, Hz. Hızır’ın konumunu bilmesine rağmen Hz. Hızır’ın davranışlarını sorgulama ve eleştirme yani tefekkür etme cesaretini göstermiştir. Allah’a kulluğunun hakkını vermiştir. Allah’ın emir ve yasaklarına göre Hızır (as)’ın davranışlarının doğru mu yanlış mı olduğunu zihninde değerlendirmeye tutmuştur. Hz. Hızır’ın davranışları karşısında “vardır bir bildiği” dememiş Allah’ın emir ve yasakları ile Hz. Hızır’ın davranışlarını yan yana koyduğunda Hz. Hızır’ın yanlış yaptığını düşünmüş ve mevcut kıssa ortaya çıkmış. Sizlere göre Hz. Musa (haşa) yanlış mı yaptı.

-Adnan Salih


--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

8 yorum:

  1. Gülen dedi ki " Itirafçı olanlar günde beş vakit namaz dahi kılsalar hatta ona beş daha ilave etseler Islam yolunda kafir olurlar."

    Şimdi Islâmi kâide olarak birisi başkasına kafir dediyse o iki kişiden birisi kesin kafirdir. Denilen kişi eğer kafir ise problem yok. Ama o denilen kişi kafir değilse "kafir" diyen kişi kafirdir.

    Şahsi kanaatim (her ne kadar Turk Devleti nin "itirafçı" yaftalamasına katilmasam da) itirafçı olanların dûrüst olduklarını ve bu istismarcı örgütûn yıkılmasına yardımcı oldukları için faydalı olduklarını düşünmekteyim. Ayrıca çoğunun Allah cc katında Mü'min ve mü'mine olarak anıldıklarını ümit ediyorum. Hìç olmazsa en az bir mü'min kesin vardır.

    Bu durumda Fetullah ın kendisi kafir olmuş oluyor.

    Dinen kafirin gıybetini dahi yapmak caizdir.
    O yüzden kafir Fetullah ı her tûrlü eleştirebilirsiniz hatta gıybetini bile yapabilirsiniz.

    Buradan kafir Fetullah ı tevbeye ve Islam a da davet ediyorum.

    Bir ayağın çukurda Fetullah aklını başına al, Allah ın rahmeti büyüktür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o iblis asla küfründen dönmez kendi için binleri yaktı yine de tövbe etmez

      Sil
  2. Şahsım ve ailem,burs ve kurban verdiğimiz için,gazete aboneliği için ,sendika üyeliği için,evimizde kaynak yayınlarından çıkan muhtelif eserler bulundurdugumuzdan için.şuanda yargılamıyoruz.bu durumu nasıl izah edersiniz..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle geçmiş olsun ve Allah yardimciniz olsun. Normal bir ülkede bu argümanlar suç değildir. Tez zamanda Türkiye nin normalleşmesini diliyorum.

      Devletin bu refleksini şu şekilde anlayabiliriz belki; ortada bir öğretim görevlisinin organize ettiği 15 Temmuz faciası var. Milli Istihbarat Teşkilatı nın tırlarına operasyon çekecek kadar beyinlerini yitirmiş, emri 17-25 aralik operasyonlarını Pensilvanya daki fitnecibaşıefendi den alan mankurtlar çetesi var.

      Bu durumda devlet diyor ki; kardeşim ne biliyorsan anlat kurumsa kurum, isimse isim. Kendi alacağını alıyor, analizler değerlendirmeler vs derken çökertilmesi gereken bu örgüte darbesini indiriyor. Yani bu şekilde devlete ve millete yardımcı oluyorsun. Aslında gerçek hizmeti ediyorsun. Devlet de seni rahat bırakıyor. Erdoğan gelip geçici ama devlet kalıcı. Size belki "itirafçı" diyecekler ya da "etkin pişmanlıktan yararlandı" vs diyecekler. Gerçekten bu ifadeler ağır ve devletin bu davalardaki yanlışları bence. Ama henûz daha onlu yaşlardaki bir çocuğu ve ümitlerini kurtarabilirsiniz. Aksi takdirde şu anda sizin gibi insanların mağduriyetleri üzerinden prim yapan Pensilvanya çetesine yardımcı olmaya devam edersiniz ve bence bunun ahiretteki hesabı çok daha ağır olur diye düşünûyorum.
      Allah tan size sabır, bir kurtuluş yolu ve mutlu bir yaşam diliyorum.

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim. Samimiyetinizden dolayı..inşaallah öyle olur akıbetimiz. Rabbim cümlemizin yardımcısı,sizdende razı olsun..

      Sil
  3. Tespit ve yorumları Harika buldum

    YanıtlaSil
  4. Ne çok münafık varmış burda yaa...
    ... Münafık Fikirler Platformu..
    ÖLÜM VAR...DÜNYA FANİ... AKILLI OL..!
    Önce Tabiat risalesinden başlayıp Allahın varlığını anlamaya-inanmaya çalışmalılar..

    YanıtlaSil
  5. Bipolar duygudurum bozukluğu olan, manik depresif ve psikozlu birisine hoca demek ve onu peygamberler ile kıyaslamak ne kadar doğrudur. Akıl ve izan sahipleri oturup bir düşünsün.

    YanıtlaSil