Gülen ve Hizmet Hareketi Üzerine Değerlendirmeler (1) / Cemaat, Eleştirilere Neden Tahammül Edemiyor? - Münferit Fikir Platformu

SON

4 Ekim 2019 Cuma

Gülen ve Hizmet Hareketi Üzerine Değerlendirmeler (1) / Cemaat, Eleştirilere Neden Tahammül Edemiyor?



Eleştirilere karşı tahammülsüzlüğün arka planında birçok sebep yattığı düşünüyorum. İki sebep var ki hayli dikkatimi çekiyor. Birincisi hata yapmadığımız konusunda ısrar diğeri ise eleştiri/sorgulama kavramlarına olan uzaklığımız, mesafemiz.

Bizler Hata Yapmadık

“Bizler hata, yanlış yapmadık” diyen arkadaşların, insanların hatasız olduklarını düşünmelerinin fıtratlarına ters olduğunu öncelikle kabul etmeleri gerekmekte. Hizmet hareketi iç güdüleri ile hareket eden şuursuz varlıkların bir araya gelmesi ile değil fıtratlarında iyi ve kötüye meyli bulunan nefis ve akıl sahibi insanların bir araya gelmesiyle oluştuğu gerçeğini kabul etmek zorundayız.

Günlük hayatta kendilerinin hata yapabileceğine inanan bireylerin, toplumsal bir yapı içerisinde, gruplarının hatadan azade olduğunu düşünmeleri ve hata yapmadıklarını iddia etmeleri çok mantıklı görünmemekte. Kendilerinin hatasız olduğunu düşünen insanlar veya gruplar kriz zamanlarında “nerede yanlışlar yaptık” demek yerine suçu başkalarına yükler ya da kandırıldıklarını ifade ederler. Krizi sebebiyet veren faktörlerin üzerinde durmak, araştırmak ve krizi fırsata çevirmek yerine karşı tarafı suçlamayı tercih ederler. Bu zihniyette bulunan insanlarda ve gruplarda, yanlışların çıkış noktası daima ama daima dış kaynaklı lanse edilir. Arı yuvasına çomak sokan çocuğun yüzlerce arının saldırısına uğradıktan sonra arılara kızması, suçu arılara atması gibi bir durum.

Hizmet müntesiplerinin hali hazırdaki durumu da bu şekilde maalesef. Hareketi bu günlere getiren yanlış ve hataları kabul etmeme ve yanlışlarda ısrar etme biçimi bekledikleri baharın da gelişini ertelediğini fark edemiyorlar. İçerisinde bulunulan karışık günlerde duruşlarını akıl ve mantık ile değil hisleriyle tayin ediyor olmaları hadiseleri değerlendirme de sağlıklı netice almalarını engelliyor maalesef. Zamanında sessiz kalınan ufak tefek, akla mantığa aykırı meselelerin altında kaldığımız günlerin içindeyiz.

Halihazırdaki durumumuzu göz önünde bulundurarak artık hükümeti, Perinçek grubunu, Erkenekon’u suçlamayı bir tarafa bırakırken diğer yandan da bizleri bu duruma getiren sebepleri tespit etme ve bugüne kadar yapılan hataları telafi etme yoluna gitmeliyiz. Kendi yanlışlarımızı, sapmalarımızı kabul etmeme adına sürekli karşı tarafı suçlamayalım. Onlar ne kadar suçlu ise hizmet hareketine yön veren muktedirler de o kadar suçludur. Yüz binlerin ödediği bedel “Bizler aldanırız ama aldatmayız”, cümlesi ile ifade edilecek kadar ucuz değildir, arkadaşlar.

Sadece “hak meşrep burası” zannı ile bulunduğumuz yerin hata ve yanlışlara kapalı olduğu zannından kurtulmamız gerekmektedir. Cemaat aidiyetimizin karakterimizde ahlaki sorunlara sebep olmasını engelleme gayreti içerisinde olmalı ve bizim gibi düşünmeyenleri dışlamasına fırsat vermemeliyiz.

“Cemaatsiz Bir Değerimiz Yok” Düşüncesi

Başkaca bir hususta cemaatsiz bir değerimizin olmadığı fikrinden kurtulmamız ve grup aidiyetimiz olmadan da bir şeyler başarabileceğimiz gerçeğine inanmamız gerekmekte. Aklı, mantığı ve vicdanı ile hareket eden bireyleri kontrol etmenin en kolay yolunun bir zümrenin veya bir liderin idare ettiği, düşündüğü, karar verdiği cemaatsel yapılar olduğunu artık bilmemiz gerekiyor. (Şahsım adına, cemaatlere asla karşı olmadığım gibi cemaatin gerekliliğine inananlardanım. Münferitliğin hakkını verebilmiş bireylerin olduğu bir cemaat arzuluyorum.)

Yanlışlarına, hatalarına şahit olduğumuz kişilere karşı yanlışın sahibi bizim arkadaşımız, görmezden gelelim karaktersizliğinden sıyrılmamız gerektiğini bilelim. Hırsızlık yaptığı taktirde kendi kızına ceza vereceğini ifade eden bir Peygamber’in ümmeti olarak grup aidiyetinin zulmü, haksızlığı meşrulaştırabileceği yanılgısından sıyrılalım. Büyük ahlaksızlıklara, kalın puntolarla yakışıklı imzalar çakan büyük-küçük muktedirleri hareketten def etmek yerine, ahlaksızlığın boyutuna ve duyulma durumuna bağlı olarak başka şehir veya ülkeye gönderen bir sistemin dediklerimi kabul edebilmesi oldukça zor ancak bu sizlerin ellerinizde. Bir tarafta sigara içtiği için hizmetten uzaklaştırılan insanlar diğer tarafta ise …. (boşluğu sizler doldurursunuz).

İçinde bulunduğumuz, kendimizi ait hissettiğimiz cemaat ve grubun üyesi, sempatizanı olmayan insanlara olumsuz ifadelerle yaklaşma ahlakından vazgeçerken, aynı görüşte olmadığımız insanların da hakikat ifade edebileceklerini, tek doğrunun bizim tezgahımızda olmadığını da kabul etmemiz gerekmekte.

Eleştiri ile Mesafemiz

Eleştirilere tahammül gösteremeyen adeta çılgına dönen arkadaşların sinirlenmelerine sebep olan bir diğer hususta, eleştiri/tefekkür kavramlarına olan uzaklıkları olduğu kanısındayım.

Fanatizmin ele geçirdiği gruplar eleştirilere, sorgulamalara kapalı durumdadırlar. Bizlerde eleştiri kültürünün gelişmemesinde fanatizm ile uzun yıllar içerisinde kaldığımız hizmet kültürünün şekillendirici etkisini görmezden gelemeyiz. Bugüne kadar okumamız gereken kitaptan tutun yapacağımız işe kadar sürekli olarak üst bir iradenin yönlendirmeleri ile yaşadık. İradelerimizi, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi her zaman içimizde sakladık. Kendi başımıza karar verme yetisini kaybettik adeta. Her şeyin en iyisini ve hayırlısını abiler bilir mantığı bizlerde karakter sorunu haline geldi. Zihinleri meşgul eden, akla ve kalbe ters hadiseler karşısında sorgulama, eleştirme vb. Doğruya ulaştıracak yöntemlerini kullanma ihtiyacı bile hissetmedik. Görmezden geldik, biliyorduk ki her zaman bizlerden daha iyi bilen abiler-ablalar vardı.

Temmuz sonrası doğru ve yanlışı ayırmada aydınlanma yaşayan birçok arkadaşımız olmasına rağmen ciddi bir kesim maalesef inanmak istediği şeye inanmaya devam ediyor. Eleştirilere kulak vermekten, cevap vermeye kalkmaktan çekindiklerini fark ediyorum. Olur ki kalbimiz meylederse ayağımız kayar vb. düşüncelere kapılmalarından, Gülen ve ekibinin propagandalarında oldukça etkili oldukları görülmekte. Maalesef bu arkadaşlara göre akıl ve mantık şeytanın en etkili silahı olmuş ve bizleri esir almış. Onlara göre hakikatin tarifi ise inanmak istediklerinden (Gülen ve ekibinin propaganda ifadeleri) başkası değil.

Düşünmekten ve neticesinde büyük bir hayal kırıklığı ile karşılaşma ihtimalinden kaçma adına insanı hayvandan ayıran iyi ve doğruyu ayırt edebilme kabiliyetlerini maalesef bu konu için devre dışı bırakmayı tercih ediyorlar.

Hizmet hareketi içerisinde, sorunlar karşısında veyahut mantıklı bulunmayan talimatlara “abiler daha iyisini bilir böyle uygun görmüşler, bizler işimize bakalım” tarzı düşünmeye zorlanan ve bu şekilde yetiştirilen bizlerin birdenbire aydınlanma yaşaması zaman alıyor olsa gerek. Yıllarca Gülen ve ekibinin kararlarını ve isteklerini eleştirmenin şefkat tokadına vesile olacağı zannıyla yetiştirilen bir kitlenin, liderlerinin stratejilerini, eleştirel gözle değerlendirmelerini beklemek çok kolay olmasa gerek.

Eleştirilere tahammül edemeyen arkadaşlara birkaç öneride bulunmak istiyorum.

1.    Sorgulamaktan Çekinmeyelim

Sevgili Arkadaşlar eleştirmekten-eleştirilmekten, sorgulamaktan-sorgulanmaktan, araştırmaktan lütfen korkmayalım. Bu yöntemleri uygulamak sanıldığı kadar çok zor eylemler değiller. Sadece sohbetlerinden ve kitaplarından tanıdığımız Gülen ve ekibinin, içinde bulunduğumuz süreci netice veren stratejilerini sorgulamanın zamanı geldi ve geçiyor. Hizmet hareketinin köklü bir sistem değişimi ile hukuka uygun tarzda devamını istiyorsanız eğer inisiyatif almanız gerektiğini fark etmiş olmanız gerekiyor. Sizlerin sessiz kalması, yine sizlerin zararına bilmiş olun.

Bundan sonraki hayatınızda bu yapı içerisinde kalmaya devam etmeyi düşünüyorsanız sesinizi daha gür çıkartmanız gerekmekte. Şeffaflıktan uzak bir yönetim istemediğinizi belirtmeniz gerekiyor. Aksi halde hizmet hareketi her geçen gün daha da radikalleşecek ve istihbarat kurumlarının birer faaliyet merkezi olacaktır. Şu an aksini iddia edebilecek yoktur sanırım.

Zamanında hizmeti anlatırken kahraman edası ile konuşan nice üst düzey idareci ve genel müdürlerin gözaltındayken memur masaya dahi vurmadan patır patır döküldüklerini biliyoruz. 10 yıllarca refah içerisinde hayat süren birçok hadim ve üst düzey yöneticinin, kirasını zamanında ödeyemeyecek kadar yoksunluk içerisinde bulunan elemanlarını nasıl harcadıklarını gördük. İtirafçı olan üst düzey insanlar (kandırılanlar değil, kandıranlar), şimdilerde Pennsylvania muktedirleri aracılığı ile çıktıkları yurt dışında vazife almaya eski günlerine dönmeye başladılar bile. Bu durum gerçekten rahatsız etmiyor mu sizi?

Aynı zamanda bu süreçte birçok üst düzey yöneticinin ve birçok sıradan hizmet müntesibinin istihbarat bünyesine katıldıkları hepimiz biliyoruz. Yurt dışına çıkıyoruz ümidiyle abilerinin dedikleri araçlara binen insanların emniyetin bahçesine nasıl bırakıldıklarını sorguluyor musunuz veya bir grup insanın yurt dışına çıkacakları günün sabahında evlerinden alınmalarını hangi anlamlı cümleler ile zihninizde mantıklı bir zemine koyabiliyorsunuz.

Tekrardan hatırlatmak isterim ki sessiz kalmaya devam ederseniz bugün ülkede üç-beş eski mesai arkadaşının aralarında topladıkları paraları kocası veya kendisi içeride, çalışma imkânı bulamamış eski mesai arkadaşlarına ulaştırma eylemini emniyete ispiyonlayan hamuru bozuk, GDO’lu tipler, gün gelir abileriniz olur ve sizleri daha büyük felaketlere sürüklerler.

Bugünden sonra şeffaflık Gülen ve hareketi eleştirenlere değil, Gülen ve hareketine fanatik ölçüde bağlı olan sizlere lazım olacak.

2.   Referansımız Kur’an ve Sünnet Olmalı

Yanlışları ve hataları dile getiren insanlara, sizleri içinde bulunduğunuz duruma düşüren kişilerin ifadeleri ile cevap vermeniz, şahsiyetinize ve hakikate karşı yaptığınız en büyük haksızlıktır. Lütfen dile getirilen eleştirilere kendi zihninizde cevaplar arayınız. Başkalarının cevaplarını referans olarak sunmak yerine kendiniz, cevap üretme cesaretini gösteriniz. Saf değiştirdiğini düşündüğünüz bizlerin fikirlerini okuyarak, dinleyerek ve tecrübeleriniz ile bir çözümlemeye gitmeyi deneyin. Toptancı bir yaklaşım ile her eleştiriye “yalan ve iftira” etiketi yapıştırarak, sizler gibi düşünmeyenleri ötekileştirme yoluna gitmenin kimseye faydası olmayacağını artık bilmeliyiz.

Geçmişte, hizmet hareketinin sistem ve faaliyetlerinde en önemli hareket noktası Kur’an ve sünnet olması gerekir iken bizler tek referans olarak Gülen ve ekibini kabul ettik. En basitinden, kadrolaşma amacıyla hak yenirken, hukuksuzluğa bulaşılırken sessiz kalan insanlar yapılanın, yaptıklarının Kur’an ve sünnete uygun olmadığını bilmelerine rağmen referans olarak Gülen’i almaları nedeniyle büyük bir vebale girdiler. Aldatılma ihtimalinin can sıkıcılığından uzaklaşmalı ve kapattığınız diyalog kapılarını aralamalı ve tartışmalısınız.

3.   Birey Olabilme

Her şeyden daha önemlisi ise birey olmanın hakkını vermeye çalışalım. Her birerlerimiz bireyselliğin değil, birey olmanın, insan olmanın hakkını verebilelim. Bunun yolunun da düşünce ve akıldan geçtiğini unutmayalım. Birilerinin bizim yerimize doğru ve yanlış kabullerinin bizleri bağlamasına izin vermeyelim. Kur’an ve sünnet ile Allah’a ulaşabilme yolları var iken kendimizi başkalarına muhtaç durumda hissetmeyelim. Bizlerin yerine karar verenlerin, bizlerin yerine iyi ve kötü ayırımı yapanların arkalarında durmanın, Allah’ın verdiği akla büyük bir şükürsüzlük olduğunu bilelim.

4.   Din ile İstismar

Eleştiri ve sorgulamalara dini argümanlarla ile cevap verenlerin sizleri istismarından bir an önce kurtulmanın yollarını araştırmalısınız. Hadiseleri en iyi okuyan, yorumlayan ve hadiselere, işlerine gelir hikmetler yükleyen insanların sizlerin aklınızı Allah ile Peygamber ile yok saymasını engelleyin lütfen. Allah (cc) sanki aklı ve söz söyleme makamını sadece kendilerine vermişçesine konuşanlara itibar etmeyiniz. Dünya içerisinde aklı selim düşünebilen, Allah’ın verdiği aklı tam kapasitede çalıştırabilen kişiler olarak sadece Gülen ve ekibini mi kabul etmemiz gerekiyor. Yapmayın Allah aşkına, kendinize bu kadar da saygısızlık yapmayın.

Allah (cc)’ın en basit tabir ile iyi ve kötü ayırımı için verdiği aklı, bizler dünya hayatında neden doğruya ulaşma adına, aklın merkezinde bulunduğu sorgulama, eleştirme gibi yöntemleri, birileri istemiyor diye kullanmamazlık yapalım. Allah (cc)’ın halife olarak gönderdiği bizler neden acaba, yaratılışımızda bize yüklenen misyonu bir tarafa bırakıp, kalabalıklar arasında kaybolup gitmeyi tercih edelim. Bizleri, bizlerden farklı kılan düşünme yetisini çalıştıralım lütfen, olay ve hadiseleri tefekkür etme adına aklımızın zekatını verelim artık.

Kendi akıllarını bir tarafa bırakmış yüz binlerce insanın, sadece bir kişinin (liderin) doğru kabulleri ile hareket ettiği bir oluşum mu, dünya toplumlarına kendisini daha iyi ifade edebilir yoksa yüz binlerce insanın aklıyla birlikte sürecin her aşamasına dahil olduğu bir hareket mi.

Şu an içerisinde bulunduğumuz sürece bakalım. Yurt içi ve yurt dışında yüz binlerce insanız ancak kurtuluşumuz adına neler yapabileceğimizi konuşmak, tartışmak yerine bir sabah zalimlerin yapraklar gibi yere düşeceğini bekliyoruz. Kâinatın bir kanunu, dünya zalime de mağdura da kalmamış zaten. Günün birinde gerçekten savrulup gidecekler ancak elimiz kolumuz bağlı nasılsa savrulup gidecekler rahatlığında vakit mi öldürelim. Binlerce insan, akıl ve mantıklarını bir tarafa bırakmış haftalık bamteli sohbetleri ile Gülen’in iki dudağı arasında ümit dolu sözler çıkmasını bekliyor. İnanın anlayamıyorum, bu rahatsız edici, rahatlığınızı.

Bizlere zulmedenlere saydırıp duruyoruz, başka bir aktivitemiz yok. Zalimleri, tiranları, despotları yerlerinden edecek, kuru yaprakların savrulduğu gibi savrulmalarını sağlayacak fırtınalar bekleyip duruyoruz. Kendimize bakalım, şimdilerde bizler doğru zaman ve zeminde ya üzerimize düşeni yapmıyorsak. Allah karşısında kul bile tövbe etmeden önce günahını ikrar eder ben falan haltı yedim, der ve sonrasında istiğfar eder, af diler. Bizlerse gün yüzüne çıkmış hukuksuzluklarımıza rağmen çocuksu yakışıksız bir tavırla “bizler ne yaptık” diyoruz. Başta Gülen ve muktedirlerin, arkasından ise hukuksuzluğa bulaşanların yaptıkları yanlışları ikrar etmeleri isteyerek başlayabiliriz, mesela.

Değerli arkadaşlar beynimizin hakkını vermeye çalışalım. Hizmete ait prensipler din olmadığı gibi kutsal bir kitap hüviyeti de taşımamaktadır. Bulunduğunuz yol hak bir yol ise endişelenmeyiniz, eleştiriler ve sorgulamalar sizleri asla yolunuzdan ayıramaz.

-Adnan Salih

--------------------------------------------------------------------------------------------
Sorumluluk reddi: MFP blogda yazılan tüm yazılar yazarların şahsi
görüşleridir, MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini ifade etmez.
--------------------------------------------------------------------------------------------

3 yorum:

  1. Adnan bey,yazınızı tam kavrayabilmek için iki defa okudum.sunu sormak istiyorum size,ihraç olmuş bir hekimim ben.itirafcilik üzerine olacak sorum ,seffafliktan bahsediyorsunuz,bunun ne kadar önemli olduğunu vurguluyorsunuz,bende katılıyorum size..fakat ne sakıncası varki veya ne gizem8 varki,insanların emniyette,beraber çalıştığı beraber sohbete gittiği kişilerin isimlerini vermesi,niye hainlik sizce..zaten testi kırılmış,het şey,dökülmüş saçılmış ortalığa.. ben sizin gibi düşünmüyorum.. her kez bildiğini gördüğünü mertçe söylese,evet gittim geldim,verdim.doğru olduğunu inandığım için bu yapının içinde bulundum dese,bu iş bu kadar gizem kazanmazdı.ve bu sıkıntılar buraya gelmez di..çalıştığım kurumda en az 20 kışı benim ismimi vermiş..size yeminle söylüyorum hiç bir arkadaşa gönül koymuyorum veya kırılmiyorum.hakkim varsa bu insanlara helal olsun...yani ne desinler bu insanlar, zalim bir kere seni yok etmeye ,ezmeye karar vermiş..hayatında hiç adliye ,karakol görmemiş bu insanlar ne yapabilirler,muktedirlerin dediği gibimi desinler ,görmedim bilmiyorum,duymadımmı desinler..sizde ,f.g. gibi mi düşünüyorsunuz,hem ahiretini hemde dünyası nimı yaktı bu insanlar,namazı abdesti bıraksinlarmi,ahiretten ümidini kessinlermi,ne tavsiye edersiniz...vesselam.tesekkur ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tebrikler takdir edilecek ve olması gereken bir davranıştır doğruluk her zaman kazanır kul bilmezse halık bilir

      Sil
  2. Suçun bireysellik ilkesi vardır.hic bir arkadaş ilk mısrada yazdığınıza inanmıyor.,

    YanıtlaSil