Eleştirenler Hain Mi ? (3) / Suçlu Kim? - Münferit Fikir Platformu

SON

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Eleştirenler Hain Mi ? (3) / Suçlu Kim?


ÇELİŞKİLER -4-
Gülen’in veya onun seçtiği heyetin, hizmet hareketi içerisinde “ruhî yapının yeniden ihya ve inşası” adına neler yaptığına da değinmek istiyorum. Ben birkaç tane yazıp gerisini, sizlerin berrak zihinlerine havale ediyorum.


Ruhî yapının yeniden ihya ve inşası” keyfiyet noktasında daha donanımlı bireylerin yetiştirilmesinin gerekliliğine işaret etmekte. Ancak harekete yön veren idare merkezinin, kemiyet odaklı bir strateji benimsediğini görüyoruz. Nasıl görüyoruz derseniz; Gülen’in “her yerde olmayan hiçbir yerde olmaz” sözü, yapılacak gayri meşruluklara fetva kabul edilerek yapılan kadrolaşmaları örnek olarak vermem de sakınca yoktur sanırım. Müesseselerde, müntesiplere alan açma adına yapılan alengirli işlere ise hiç girmiyorum.

Bir kısım arkadaşlar keyfiyeti artırma adına okuma programları yapıyorduk diyebilirler. Doğrudur, yapıyorduk ama nasıl yapıyorduk. Laf söyletmediğiniz abilerinizin idare ettiği sistemde; müesseselerin görünen veya görünmeyen idarecileri 1.sınıf otellerde, açık büfeli yerlerde okuyoruz adı altında vakit geçirirken, idare edilen saf ve ihlaslı kitle ise 3. sınıf yurtlarda okurdu. İdareciler, 1.sınıf kaldıkları yerlerden, emeklerini sömürdükleri insanların kaldığı 3.sınıf yurtları arar ve kaç sayfa okuduklarını sorarlardı. Ne kadar komik değil mi?

Sistem; idareciyi personelinin gayretlerinden menfaat temin eden birine çeviriyordu. Hedef verilir; personel hedefi tutturmak için geceli gündüzlü gayret eder ama ödül müdüre gider. Bu ahlaksız uygulama hizmetin çoğu biriminde maalesef vardı. Bölgede, dershanede, kolejde ve diğer yerlerde sistem buydu.

Örnek vermek gerekirse, dershanelerde kayıt dönemlerinde öğretmenlere kayıt hedefi verilir ve hedefini tutturan arkadaşa çeyrek altın hediyesi verilirdi. Ancak sonrasında ne görülürdü, sabah akşam personelin başının etini yiyen, üstü kapalı tayinin çıkar gibilerinden tehdit etmeyi adet edinen müdürlere; en iyisinden Apple Ipad hediye edilirdi. Her kayıt dönemlerinde bu şekilde değildi elbette. Bazen tablet, bazen telefon bazen de ailecek gidilen toplu otel programları. Genelleme yapıyorsunuz diyen çıkabilir ama samimiyetimle söylüyorum, 14 yıllık dershane hayatımda bunun istisnasını maalesef görmedim. Tüm müdürler de böyledir asla demiyorum. Aralarında verilen hediyeyi caiz görmeyip; başka bir arkadaşa hediye eden ya da ücretini cebinden kasaya bırakan müdür varsa onu da bilemem.

Keyfiyeti; tabandaki insanların itaati adına çok elzem gören yönetim merkezi, mollalar ve ilahiyatçılar vasıtasıyla tabandaki insanlara “Canım çıksın, hizmet” muhtevalı propagandayı yapar sonrasında da davet edilen konuşmacılar ve ekâbir idarecilerimiz, şehrin en güzel içkisiz mekânında leziz taamlar eşliğinde birbirlerine hizmet güzellemeleri yaparlardı. Hepsi tabi ki böyle değildi. Ancak çoğu maalesef böyleydi.

Şehir şehir dolaşan muktedir oligarkların ilahiyatçılarının çoğu şimdiler de itirafçı olurken; sohbet yerine otobüs ile gelen, harcırah almayan, yemek davetlerine ısrar üzerine katılan ama gittikleri yerlerde 1 bardak çay bir dilim peynir üç adet zeytin ile kalkanları da gördüm.

Ben olmasaydım buraya kadar arabalar gelmeyecek, benzin israfı olmayacak, kahvaltı masrafı olmayacaktı diyerek kendisini getirenlerin itirazına rağmen kendisini getirenlerin benzin ve kahvaltı masrafını dahi ödeyen abileri de gözlerimle gördüm. Ve bu zatlar şu an içeride arkadaşlar.

İşte ne güzel abilerimiz varmış diyenler çıkabilir. Arkadaşlar öyle abilerimiz çoktu. Ancak bu abilere hizmet içerisinde vazife verilmiyordu. Sıkıntı buradaydı. Kim vermiyordu vazifeyi, Gülen mi yoksa muktedir oligarklar mı? Cevabı bilen varsa buyursun söylesin.

Bir örnek vermek istiyorum. Halen içeride olan bir abimizi sohbet yerine götüren yakinen tanıdığım bir arkadaş anlatıyor. İner inmez para uzattı ve dedi ki daha önce buraya taksi ile gelmiştim 42 TL ücret tutmuştu. Siz madem buradan beni almaya evime kadar geldiniz, ücreti iki ile çarpmamız lazım dedi. Buyurun size 84 TL demez mi. Yok falan derken, baktık ki sinirleniyor mecburen aldık. Sohbet sonrası ise çay faslında ikram edilen çayı kabul etmedi. Bir bardak sıcak su istedi. Cebinden çıkardığı poşet çayı bardağa atıp onu içti. Çıkarken de tahminimce sıcak suyun parası niyetiyle 5 TL bırakmıştı. Sevgili arkadaşlar çoğunuz yok artık abartmış o da diyebilirsiniz. Ama abartmıyordu. O abimiz İslam’ın temsil keyfiyetinin nasıl olması gerektiğini hal diliyle anlatıyordu. Mübarek, zengin biri de değildi.

Konuyu daha fazla dağıtmayalım.

Vicdanlarınıza sesleniyorum. Bugüne kadar şahit olduğunuz problemlerin çözümü adına neler yapıldı. Başınıza gelen ya da gördüğünüz hataların, sıkıntıların, Kuran ve Sünnet eksenli bir hareket olan bu organizasyonda yıllarca çözüm beklemesine rağmen çözülmediğini, çözülmek istenmediğini her birimiz görmedik mi? Hizmette geçen 32 yıllık hayatımda ciddi manada sistemi düzeltme adına bir müdahale maalesef göremedim.

Bir önceki yazıda Prizma 1’den alıntıladığımız kısımdan devam edelim.

Gülen, karşımıza çıkan gaileleri göğüslerken, “bunlar niye başımıza geldi, neyimiz vardı?” gibi ifadeleri kullanmayı nankörlük ve Rabbe karşı bir terbiyesizlik olarak niteliyor.

Devamında da “Moğolistan niye öyle oldu?”, “Özbekistan niye böyle oldu?” Hayır hayır. Bütün bu olup bitenlerde suçu kendimizde arıyor muyuz? Nazarlarımızı projektörler gibi iç âlemimize çevirip durmadan orayı tarıyor muyuz?

Demek ki neymiş arkadaşlar; olumsuz hadiselerin meydana geliş sebeplerini teşhis ve tedavi edebilme amacıyla, sorular soracağız, yanlışları doğru bir zemine oturmak için eleştiri kapısını kapatmayacağız yani “Bütün bu olup bitenlerde suçu kendimizde arıyor muyuz? Sorusunun gereklerini yapacağız.

Kıymetli arkadaşlar; şimdilerde Gülen’e, “Türkiye niye böyle oldu?” diye sorsak acaba bize yukarıdaki gibi bir cevap mı verir merak ediyorum. Aslında ne diyeceğinin zerre kadar bir önemi yok. Senelerdir konuşmasına ve yazmasına rağmen hangi sorunun çözüldüğünü gördük. Gülen’in sadece konuşuyor oluşu; şahsının olaylara müdahale iradesinin elinden alındığının, bir etkisinin kalmadığının en büyük göstergesi olarak görüyorum.

Ben insan odaklı her oluşumun niyetleri iyi de olsa yanlışlara bulaşabileceğini şu süreçte açık bir biçimde gördüm. Ancak benimle aynı fikirde olmayan kıymetli arkadaşlarımın dikkatlerini, bir kez daha sözlerine çok değer verdikleri Gülen’in “Bütün bu olup bitenlerde suçu kendimizde arıyor muyuz?” ifadesine çekmek istiyorum.

Gülen’in kendisi bile; suçu içimizde aramalıyız derken sizler neden suçu hükümette, Ergenekoncularda, Perinçek ve ekibinde arıyorsunuz. Suç onlarda olsa bile hizmet hareketini kirli planlarına alet edebilecek şartları onlara hizmete yön veren abilerimiz ya da Gülen vermedi mi? Onların yanlışlarının bedellerini bizler ödemiyor muyuz? Yeri gelmişken ifade edeyim; muktedirler yanlış yaptılar demek yerine muktedirler yanlışı bile isteye yaptılar demeyi tercih ederim.

Suç demişken, şahsen suçluyu buldum. Bir numaralı suçlu Pennsylvania Krallığıdır, nokta. Suçu başkasına atıp aradan sıyrılıyorsun demeyin bana arkadaşlar. Ben hizmet hareketine yön verenlerin içinde hiç bulunmadığım gibi hiçbir zaman strateji de geliştirmedim, ki çoğunuz da öylesinizdir. En doğal hakkım ve hakkımız aradan sıyrılmak.

Eğitim müesseselerinde çalışanlar, dernekler kurup oralarda gayret sarf edenler, zenginin himmetini muhtaç öğrenci ve ailelere iletenler, belirli günlerde buluşup kitap okuyup sohbet edenler, geride anılarını ve ailelerini bırakıp yurtdışında hizmet etmek niyetiyle çıkanlar mı hizmete yön veriyordu.

Yüzbinlerce insanın sorumluluk ve mesuliyeti görünürde Gülen’in üzerindeydi. Sorumluluk kendisindeydi. Ona sormak lazım, yüzbinlerce insanın sorumluluğunu taşımanıza rağmen neden bu kadar insanı mağdur edecek sorumsuzluklara müsaade ettiniz diye.

ÇELİŞKİLER -5-

Gülen’e “sorumsuzluklara sebebiyet” isnat etmemden dolayı rahatsız olan arkadaşlarım için de Gülen’in Zamanın Altın Diliminde adlı kitabında lider ile alakalı bir yazısını buraya eklemek istiyorum.

Kendileri diyor ki lider, vazifeşinas, hasbî ve diğergâmdır. Sorumluluklarını yerine getirme mevzunda, ne karşısına çıkan engellerin zorlu ve aşılmaz olması ne de imkânların genişliğiyle gelen yaşama zevki, rahat ve rehavet onu yolundan döndüremez ve ona mükellefiyetlerini unutturamaz. Üzerine aldığı mesuliyetleri peygamberane bir himmetle yerine getirir.

Sadece diğergamlık kavramından hareketle birkaç bir şey ifade edip yazıyı nihayete erdireceğim. Diğergamlık kelimesinin hakkının eda edilememesi, sorumluluk ve mesuliyet kelimelerini boşa düşürmesinden dolayı o kavramlara bakmanın bir anlamı olacağını düşünmüyorum.

Diğergamlık; başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme anlamına gelen bir kelime olduğu yazıyor sözlüklerde. Buradan hareketle kimine göre mehdi, kimine göre mesih, kimine göre kahtani, kimine göre ise asrın kutbu olan zatın yaptığı davranışların, diğergamlık tarifine uyup uymadığına bakalım.

Malumuz, sosyal medyada “Hocaefendi yönlendirilemez” türünden, müntesipleri şirke götürecek algılara yönelik, önde giden muktedir oligarkların maaşlı mollalarının beyanları geziyor. Siz benim böyle laflar ettiğime bakmayın, benim eleştirdiğim mollaların her birine Allah (cc) uçakla hicret etme lütfu vermiş, seçkin, seçilmiş zatlardır.

Neyse, konumuza dönelim ve diğergamlık üzerine Gülen’e sorularımızı soralım.

1.     Referandumda, sebebi ne olursa olsun, hükümet adına oy istemeniz farklı siyasi yatkınlığı olan müntesiplerinizi, cemaatten uzaklaştırdığı için bir nev’i onların katili olmuş olmuyor musunuz?

2.    Sizin yönlendirmelerinizle yüzbinlerce insan birden kendisini siyasetin içerisinde ve bir kesime taraf halde buldular. Hükümetin istediği politik bir mesele için müntesiplerinizden ev ev dolaşıp oy istemelerini istediniz. Bir süre sonra ise aynı müntesiplerinizden ev ev dolaşarak hükümet aleyhine propaganda yapmalarını istediniz. Hizmet müntesiplerini halkın gözünde çıkarcı siyasete malzeme yapmanız diğergamlık ile bağdaşıyor muydu?

3.    Cemaatin yayın organlarına devlet eliyle yapılan baskı sırasında, hizmet müntesiplerini oraya göndermekten ne gibi bir fayda bulmayı ümit ediyordunuz. Basiret ve ferasetiniz Mavi Marmara hadisesini öngörebilmiş iken, emniyet mensuplarının çevirdiği medya binalarına yüzlerce kadınlı ve erkekli grubu göndererekten olası bir arbedede devlet ile cemaat müntesiplerinin karşı karşıya geleceğini öngöremediniz mi. Dilim varmıyor ama sormak zorundayım, başörtülü ablaların yerde sürüklenmelerini, gaz bombaları yemelerini gören Ak Parti tabanında kopuşlar yaşanacağını mı ümit ettiniz?

4.    Ekrem Dumanlının hamasi nutuklarla hareket müntesiplerini sokağa çekmesini, şehir şehir dolaşıp harekete gönül verenleri radikalize ve politize etmesine neden dur demediniz. Zatınızın diğergamlık anlayışı bu mudur?


Tabanın ilk kez doğru yerde miyiz acaba sorularını sorduğu ve birçok arkadaşın gazete aboneliklerini kapattığı ve bu tarz toplantılara katılmama adına türlü yalanlar söylemek zorunda kaldığımız zamanlardı. Ancak sonrası o kadar hızlı oldu ki hiçbirimiz hayatlarımıza dair bir değişim planı yapamadan malum süreç başladı.

1.     Türkiye’de bulunan müntesiplerinizi ne tür bir sıkıntı içerisine düşüreceğini hesaba katmadan, ülkede beddua olarak kabul gören davranışınız, diğergamlığın hangi boyutunda yer alıyor?

2.    Diyelim, duygularınıza yenildiniz ve beddua olarak kabul gören davranışı yaptınız, Türkiye’deki müntesiplerimizi zor duruma düşürmeyelim, bunu sakın yayınlamayın demek varken alevlenmek için hazırda bekleyen fitne ateşine benzin varilini neden attınız. Eğer ki videoyu yayınlayanlar bunu bilginiz dışında yaptılarsa, yapan şahıslar sorumsuzluklarının cezalarını nasıl ödediler?


Kusura bakmayın ama siz liderliğin hakkını veremediğiniz gibi asla diğergam kelimesinin bünyesinde barındırdığı hassasiyetleri sergileyen bir tavır da sergileyemediğinizi üzülerek söylemeliyim.

1.     Bylock illetini milletin başına bela edenlere “Siz bilirsiniz” demeniz, diğergamlık kelimesi ile çelişmiyor muydu? İlerde bir sıkıntı olursa kardeşlerimiz mağduriyet yaşarlar endişesi ile bu olayın önüne neden geçmediniz. Bizlerin yaptığı eğitim hizmetlerini vitrinde göstererek bizlerin haberleri olmayan ne gibi faaliyetlere bulaştınız da Bylock gibi bir uygulama ile iletişim kurma zorunluluğuna girdiniz.

2.    2016 Ocak ayından itibaren hizmete ait tüm müesseselerde çalışanlara neden Bylock yükletilmesine izin verdiniz? İstihbaratça, cemaat müntesibi bir grubun Bylock kullandığının tespit edilmesi üzerine, Bylock programını tabana yayarsak, herkesin kullandığı bir program izlenimini verir; arkadaşları kurtarırız fikrine onay vermeniz diğergamlık mıdır?

((Burada şunu özellikle ifade edeyim. Yukarıda bahsi geçen olayların hepsi, hizmet hareketini 15 Temmuz hadisesine götüren birer kontrollü adımlardı. Madem öyle düşünüyorsun, Gülen’i neden karıştırıyorsun diyebilirsiniz. Hemen cevabını söyleyeyim; özellikle Gülen’i mehdi, mesih, kutup gören arkadaşların bakış açılarını düzeltmeleri için muhatap olarak Gülen’e yer verdim.))

Bankasya, aktif-sen vb. kurumlar aracılığı ile girişilen devletle kavga sürecine dair onlarca örnek yazarak uzatmak istemiyorum. Anlatmak istediklerim yeteri kadar anlaşılmıştır ümidindeyim.

Ayrıca yaşanan zulüm sürecinde, hareketin hala lideri konumunda olan Gülen; sorumluluğu altında bulunan Türkiye’deki müntesiplerini kurtarma adına ne yaptı? Birkaç örnek de bununla alakalı vermek istiyorum.

Gülen ve muktedir oligarklar, sorumluluklarını yerine getirme adına neler yapmışlar bakalım.
1.     Bamteli sohbetlerinde, müntesiplerine açıktan zulüm yapan devlet idarecilerine türlü hakaretler ederek; idarecilerin müntesipler üzerindeki şiddetli baskısını artırmasına sebebiyet verdi.

2.    Sosyal medyada hizmet trollerinin, halkın seçtiği idarecilere yapmış olduğu hakaretler, toplumda hizmet müntesiplerine olan nefretin daha da artmasına neden oldu. Susarak zulmü 100’den 99’a indirmek varken; küfürle, hakaretlerle zulüm 100’den 101’e çıkarıldı.

3.    Bilhassa Enes Kanter gibi marka değeri olan insanların mağduriyetleri duyurma adına yaptıklarını taktir etmek isterdim ancak aklım ve vicdanım buna müsaade etmiyor. Bir hayra vesile olma yolunda yüz binlerce insanın maruz kaldığı dışlanmayı ve baskıyı artırmaya vesile oluyorsanız Allah aşkına hayır falan yapmayın. Hükümete üslubunuzu bozmadan tepkinizi ifade edebilirsiniz. Kanter’in sosyal medyasına baktığınızda aman Allah’ım... Ayarsız sözleri eleştiri değil hakaret oluyor. Eleştiri adıyla ettiği hakaretler topluma, bunların akıllanacağı yok algısını veriyor. Toplumda, cemaat ileri gelenlerinin azıcık çenelerini kapamaları ile ortaya çıkacak bir yumuşama, maalesef Enes Kanter gibilerinin sayesinde yarıda kalıyor.

4.    Ekrem Dumanlı’nın (kullanışlı vezir) belediye seçimleri arifesinde muhalefeti destekleyip hükümetin eline verdiği koz üzerine de yazmak isterdim ancak bu kadarı yeterli sanırım. Hidayet Karaca içerideyken kendisini Allah(cc) hicret ile şereflendirdi malumunuz. Devletine, hükümetine olan borcunu muhalefeti zor durumda bırakabilecek “Fetö İmamoğlu’nu destekleyecek” açıklamaları ile bir nebze de olsa ödemiştir sanırım. Allah affetsin beni de Dumanlı gibi hicret nasip olmuş seçkin bir kul hakkında su-i zanna sebebiyet veriyor olabilirim. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde diyelim noktayı koyalım.


Gülen’in haçlılarla alakalı yorumları, süfyan, şeytan vb. ifadelerinin Türkiye’de meydana getirdiği baskı artırımını da sizlerin berrak zihinlerine havale ediyorum.

Gülen’in bir sözünden hareketle (cümle net aklımda değil); bizlere yönelik 100 tane olumsuz düşünceyi 99’a indirmek dahi büyük bir hizmettir derken, başta şahsının, söz sahibi heyetin ve trollerin zulmü ve baskıyı azaltmaya yönelik hangi davranışlarını gördük arkadaşlar?

Enes Kanter’e bir paragraf daha açmak istiyorum zira zihnimi çok meşgul ediyor. Hizmet müntesiplerinin Enes Kanter’in davranışlarını kabul edip etmediklerini merak ediyorum doğrusu.

Enes’in ABD basınında çıkan haberleri oldu. Merak ettim biraz araştırınca Amerikan Güreşçisi bir bayanla birlikte olduğuna dair ABD basınında çıkan bültenleri görünce şok oldum.

Başta Enes yapmaz dedim, büyük ihtimal kızla ilgileniyordur falan dedim. Ama durum çok da ilgileniliyor gibi değildi. Acaba Gülen’in; Enes’in bu davranışlarından haberi var mı, merak ediyorum doğrusu. Enes’in gayri meşru yaşam tarzına neden susuluyor ve Enes sürekli nazara veriliyor. Bir arkadaş cevap yazarsa sevinirim.

Sigara içtiği için, kız arkadaşı olduğu için; evlerden, yurtlardan atılan arkadaşlara selam olsun…


-Adnan Salih

9 yorum:

  1. Keşke kız arkadaşım olup da sigara içip de atılsaydım o evlerden de, selamına aleyküm selam diyebilseydim.

    YanıtlaSil
  2. bende yıllar önce lise 1. sınıftayken istanbulda yatılı okuyordum yazın memlekete gitmeyip birkaç gün ortaköydeki bir abilerle kaldım bir gün beraber dışarı çıkarken biri bana istemediğim bir şaka yaptı ve ben kızıp ayrıldım bir gece ortaköy sahildeki caminin orda geceledim ve öyle ayrıldım her şeyde bir hayır var şimdi allaha sonsuz şükrediyorum aksi taktirde benide o beyin yıkayan sarmallarının içinde kullanırlardı

    YanıtlaSil
  3. İlk yazınıza eleştiriler yazmış ve asıl problemin dini düşünce olduğunu belirtmiştim.
    (Öncelikle tahlil tenkit ve ifade gücünüze hayran kaldım. Fakat sizden aynı titiz eleştiriyi dini düşünce için yapmanızı bekleyemem.)

    Cemaat problemine kaynak teşkil ettiğini düşündüğüm iki noktayı paylaşmak isterim.
    (1) En büyük problem Gizli Yapılanma ve Şeffaf olamamadır. Bunun gerçek sebebi despot devletten çok Din yorumudur, birazdan açıklayacağım.
    (2) Cemaat örgütlenmesinin Rasyonel ve sosyal kurallara göre değil Ütopik ideallere göre yapılmasıdır.

    Öne birinci maddeyi açıklayayım. Cemaatin hedeflerini gerçekten bilen birisi Gizli yapılanmanın sebebini çok iyi anlar.
    Said Nursinin belirttiği gibi ''Ahir zamandaki dirilişin üç aşaması vardır: İman, Hayat, ŞERİRAT''

    Cemaatin islam-inanç yorumu temelde İşid gibi selefi islam yorumlarıyla aynıdır. Yöntem elbetteki şiddet değildir ama inanç ve nihai hedefler noktasında bir fark yoktur. Peygamber ve sahabenin yaşadığı hayat en mükemmel olandır, Kuranın her hükmü mutlak mucize ve Allahın emri olduğu için yerine getirilmesi gereken esaslardır.
    NİHAİ AMAÇ DÜNYA ÇAPINDA HAKİM BİR ŞERİAT DÜZENİDİR.
    (bu cümleye itiraz edecekler için daha rafine olarak söyleyeyim ''islamı yeryüzünde hükümferma kılmak'' tır.)

    Bu hedefin değil dünya insanlarında birçok cemaat mensubunda bile korku yaratacağını biliyorum. Birçok cemaat mensubunun bundan haberi bile yoktur. Fakat cemaatin nihai hedefi Şeriat düzenidir. Bu gayet doğaldır çünkü İslamın siyasi hedefleri bizzat Kuran ve sünnet tarafından çok net ortaya konmuştur. Kuranı ve hadisleri iyi okursanız en büyük yekünü ''cihat, yayılma ve islamı hakim kılmanın'' teşkil ettiğini görürsünüz.
    islamın ve ideal müslümanın siyasi bir hedefinin olamayacağın düşünmek çok ''cahil'' ve naif olmayı gerektirir.

    Bu sebepten cemaat hem Türkiyede hem de Amerika gibi ülkerlerde şeffaf olamaz. Ülkenin siyasi ve toplumsal yaşamını kontrol eden kilit noktalara ulaşıp (hayat) onları İslam ideali doğrultusunda dönüştürme (şeriat) hedefi vardır. Cemaatin hedefi sadece iyi insanlar yetiştirmek ve ahlaklı bir toplum yaratmak değildir.

    Hedeflerinin gerçekleşmesi için gizli bir şekilde ve Tedbir yaparak kilit noktalara ulaşması gerekir. Bunun gizli olması gerekir çünkü dünya insanları cahil ve saf değildir, idealist bir müslümanın eninde sonunda eline güç geçince İslamın siyasi hedefleri ve emirleri için mevcut sistemi bozacağını ve karşı gelenleri yok edeceğini çok iyi bilirler. Bu yüzden kilit noktalar gelmelerine izin vermezler, cemaat de gizli haraket etmek ve tüm dünyada tedbir yapmak zorundadır.

    Nihai hedefi barışçıl olan, ''Şeriat'' ve sistem değişikliği olmayan bir haraket mesela Amerika gibi bir ülkede gizliliğe ihtiyaç duymaz. Fakat islamin özünde mutlak hakim olma, Allahın emirlerini hükümferma kılma, ve bunun için, açık veya örtülü ''zorlama'' ve baskı vardır.

    Bu yüzden cemaat gizli yapılanmak zorundadır, şeffaf olamaz, şeffaf olamyınca hesap sorulamaz, hesap sorulamayınca da keyfilik ve adaletsizlikler cemaat büyüdükçe katlanarak artar.

    (İslamın ruhunu anlamamış olanların sadece HE kitaplarını değil gerçek hadis, siyer, megazi, tarih kitaplarına okumalarını tavsiye ederim. Mesela İslamda düşünce özgürlüğü olmadığını hemen göreceklerdir, örneğin birisi dinini değiştirse öldürülemesi gerekir. Said Nusinin risalelerini okuyan birisi mürtedin cemiyet için ''zehir'' olduğunu ve yok edileceğini çok iyi bilir. İslamın dünyaya hükümferma olduğu bir sistemde düşünce özgürlüğü kalacağını mı sanıyoruz?)

    Antr parantez Bir şey daha söyleyeyim Gülenin bir videosunda dinlemiştim, gülen diyordu ki ''dinde zorlam yoktur'' ayeti neshedilmiş yani hükümsüzdür.

    Yani cemaat gücü eline geçirince insanları din için zorlayacaktır. Dinin ruhu bunu gerektirmektedir. Bunu CEMAAT DIŞINDAKİ HERKES bildiği için cemaati tehlikeli görüyorlar ve cemaat GİZLİ TEDBİR YAPMAYA MECBURDUR.

    ikinci maddenin yorumunu aşağıda yapacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarıdaki yazıdan devam.....

      Cemaatin ikinci sıkıntısı ise ''irrasyonel idealist'' yapılanmadır. Gizlilik bunu beslemektedir. Herkesin ideallerle haraket edeceği üzerine kurulmuş bir örgütlenme vardır. İdealler insanları bir araya getirir, fakat ideallerle sistem yürümez.

      Atama, görevden alma, harcama yapma vb. işlemeler somut ve rasyonel, kontrol edilebilir ve şeffaf kurallarla yapılmalıdır. Cemaat bunu yapamaz, çünkü her şey üstten emirlerle yapılır, istişare aslında bir aldatmaca ve hava alma mekanizmasıdır, emir istişareden önce gelir.

      Bu yapılanma kutsal bir yapılamadır, Allah tarafıdan seçilmiş insanlar eliyle yürütüldüğü için itiraz ve eleştiri mekanizmaları çalışmaz.

      Uzun yazdım fakat cemaatte değişme beklemek hayaldir. Ya cemaat ana hedeflerinde başarısız olup eriyecek yok olacak, veya Liderinin önderliğinde hedeflerine ''Allahın izniyle ve şartları ayarlamasıyla'' ulaşacaktır. Eleştiri ve eleştiriden sonuç bekleme şu an için muhaldir.

      Sil
    2. hadi ordan allahın izniyle diyor utanmadan sahtekarlıklarına alavere dalaverelerine allahı katmayın şeytanın uşaklarıdır sen hala hayal alaminde yaşa

      Sil
    3. O ifadeyi Tırnak arasına aldım, yani ironi yaptım, cemaatçi birinin diliyle yazdım, yanlış anlaşıldı galiba.
      Ayrıca Hakaret acizlikten gelir ve Hayal dünyasında yaşayanların kim olduğu belli değil mi?

      Sil
    4. fetöye şeytani demek şeytana bile hakarettir

      Sil
    5. Yazıyı beğendim. Sizin yorumunuzu daha çok beğendim. Benzer düşünüyoruz. Ama siz çok güzel ifade etmişsiniz. Bu platformun tüm yazılarını arşivden tek tek eskiden yeniye doğru okudum. Bu yazıya kadar geldim. Sizin tespitiniz gerçekten çok gerçekçi ve yaşananların gerekçesine çok akılcı bir açıklama olmuş. İki yorumunuzu detaylandırıp bu platforma bir yazı olarak sunsanız bence çok faydalı olur.

      -Zrt

      Sil
  4. Yazi fevkalade guzel olmus,lutfen yazmaya devam edin.

    YanıtlaSil