Eleştirenler Hain Mi ? (2) / Bylock, Sendika, Banka - Münferit Fikir Platformu

SON

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Eleştirenler Hain Mi ? (2) / Bylock, Sendika, Banka


ÇELİŞKİLER -2- 
Hizmeti yöneten muktedirler, ellerinde bulunan yerleşik düzen ve ekonomik güç vesilesiyle; Gülen sonrasında yönetebilecekleri tabanı kaybetmeme adına profesyonel bir algı çalışması yapıyorlar. Algı çalışmasını yurtdışına çıkan hadimler, hizmetten maaş alan gazeteciler ile yukarının tepkisi ile dışlanmaktan korkan üst düzey abiler bilerek ve isteyerek yapıyor.

Bir de farkında olmadan bu gruba destek verenler var. Abdullah Aymaz, Karataş, Harun Tokak gibi muktedirler tarafından sadece sohbet yapmalarına izin verilen bir grup var. O kadar çok sohbet yaptırılıyor ki, büyük ihtimal Azrail (as) bu zatların emanetlerini sohbet meclislerinde alacak kanaatini taşıyorum. Bu şahıslara da Gülen’e uygulanan tarzda bir kısıtlama getirilmiş. Her şeyin farkındalar.  

Bu abiler ise farkında olmadan yaptıkları sohbetler ile yazdıkları yazılar ile bu muktedirlerin değirmenine maalesef su taşıyorlar. Hem vallahi hem billahi yapılan hiçbir gayri meşruluğu savunmuyorlar. Ama gerçekleri anlatmayı, konuşmayı da vefasızlık sayıyor ve gökten gelecek bir kurtarıcıyı bekliyorlar. Daha fazla magazine girmek istemiyor, tekrar konuya dönüyorum.  

Bu bölümde yer vereceğim kısımda ise Gülen, sonucu pişmanlık olan hadiselere karşı nasıl bakılması gerektiğini ifade ediyor. Ediyor etmesine ancak şimdilerde kadere taşlar yağdırmak yerine, yarınların bugünler gibi netice vermemesi amacıyla gayret içerisinde olan kitleye karşı da bir linç hareketinin başında olması, ortaya bir çelişki çıkarıyor. Değişen neydi; seneler önce bahsettiği hakikatler mi yoksa Gülen’in fikri dünyası mıydı değişen.

Evet, Gülen ne diyor kulak verelim:

“Bugünkü her pişmanlık; dünkü ihmal, dünkü gaflet ve dünkü umursamazlığımızın acı birer meyvesi olarak karşımıza çıkmıştır. Yarınlar da acı-tatlı her türlü semeresiyle bugünün bağrında gelişip hazırlanmaktadır. Bu itibarladır ki, çok yakın bir gelecekte, milletçe ya “keşke, keşke!”lerle kadere taşlar yağdırıp geçmişi hasretle anacağız, yahut, onu ve kahramanlarını hayırla yâd edip talihimize tebessüm edeceğiz.” (Fasıldan Fasıla 2) 

   Ne kadar enteresan ifadeler değil mi? Gülen’in yıllar öncesinden bu perişan durumumuzu netice veren hadiselerin ayak seslerini duymasına rağmen müdahale etmemesinin şaşkınlığını bir tarafa koyalım ve devam edelim. 

Yukarıdaki ifadeler ışığında; hareketi idare eden muktedirlerin, ısrarla hizmet hareketinin hiçbir suçu yoktu, kaderde vardı, sabredeceğiz, bizler bir şey yapmasak da bu başımıza zaten gelecekti tarzı söylemlerle; tabanı manevi duygularıyla istismara yönelik davranışlar içinde bulunduklarını görmek tahammül edilecek bir şey değil. 

Gülen yukarıda açıkça; ihmal, gaflet ve umursamazlığın neticesidir, keşke’ler ifadesine yer verirken; yarınların bugünler gibi olmaması için bu hareketin öz evlatlarının, ihmal edilen meseleleri, gaflete daldığımız veya umursamadığımız kısımları tamire yönelik gayretleri neden hizmete ihanet suçlaması ile mukabele buluyor. 

Her türlü eleştiriyi “kader” ile savuşturma gayretinde olan cemaate yön verenler ile aynı minvalde olan arkadaşlara da son kez şunu ifade edeyim. Hizmet aracını kullanan heyet, yapılan uyarılara rağmen son sürat girdiği virajdan kurtulamadı. Yapılan uyarılara; “araçta hocaefendi var, sorun olmaz” ile mukabelede bulunanlar, birçok müntesibin ölümüne, kaybolmasına, ailelerin dağılması gibi sayısız mağduriyete sebep oldular. Kazayı yaşayan ve mağduriyetler yaşayan kitlenin aracı kullananlara yaptıkları haklı eleştirilerine ise “KADER - Biz bir şey yapmasak da kaza bir gün olacak idi”  şeklinde cevaplar verildi. 

Evet, hadise olduğu için kader diyoruz artık. İsyan etmiyoruz. Allah (cc) neden bize böyle bir imtihan verdi demiyoruz. Bizler diyoruz ki; hizmet hareketini adım adım, bile isteye darbeye hazırlayan muktedir oligarklar, soru sorulmasını, hareketi bugünlere getiren olayların sorgulanmasını istemiyorlar. Konuşuldukça olayların faillerinin ortaya çıkacağını biliyor, ifşa olacağız endişesi taşıyorlar. Bu nedenle de kader temalı cevaplar ile düşünmenin, akletmenin önüne geçme gayretindeler. 

ÇELİŞİLER -3- 

Gülen’in, Prizma 1’ de karşıma çıkan Hizmetin İstiğfar Buudu kısmında yazdıklarını görünce derin bir şaşkınlık yaşadığımı hatırlıyorum. Buyurun okuyalım.   

·      Evet, öyle hassas günlerdeyiz ki, toplumun, hususiyle de bu cemaatin duygu, düşünce, inanç ve amel bakımından yeniden bir kere daha kendini gözden geçirmesi lâzım. Bütün arızalı yerlerin tamiriruhî yapının yeniden ihya ve inşası için baştan ayağa gözden geçirilmesi, ancak böyle ciddi bir ameliyeden sonradır ki ...... (Metni uzatmama adına kısa kesiyorum. Dileyen kitaptan bakabilir.) 

·      Karşımıza çıkan gaileleri göğüslerken, “bunlar niye başımıza geldi, neyimiz vardı?” gibi ifadeler kullanmak bir nankörlük ve Rabbe karşı bir terbiyesizliktir.  

·      Bundan dolayı içimize bu tür hisler gelince, hemen onu istiğfar ile boğmalıyız. “Moğolistan niye öyle oldu?”, “Özbekistan niye böyle oldu?” Hayır hayır. Bütün bu olup bitenlerde suçu kendimizde arıyor muyuz? Nazarlarımızı projektörler gibi iç âlemimize çevirip durmadan orayı tarıyor muyuz? Kur’ân: “Aleyküm enfüseküm= Siz kendinize bakın” (Maide,5/105) demiyor mu? Öyleyse niçin “Allah suretlerinize bakmaz, fakat kalplerinize bakar” düsturuyla iç kontrolümüzü yapmıyoruz? Gönüllerimize neler giriyor, neler çıkıyor, araştırmıyoruz. Bunlar yapılmayınca, elde edilen başarılarda Allah’ın inayeti unutulur, nefsanîlik yaşanır ve insan aldanır. Aldanır zira bunlar şeytanın sağdan yanaşarak fısıldadığı vesveselerdir.  "

Gülen’in tespit ettiği problemleri çözme adına neler yaptığını bilmek şu an için çok da önemli değil zira içinde bulunduğumuz süreci netice veren sıkıntılara, zamanında müdahale edilemediğini gayet net bir şekilde görüyoruz. 

2001 yılında yazdığı Hizmetin İstiğfar Buudu adlı bölümünde yer verdiği arızalı yerlerin tamiri, adına neler yaptığını merak ediyorum.  

Ufak bir anket yapılsa ve her bir müntesipten yaşadıkları ve gördükleri gayri meşrulukları yazmasını istesek sayfalarca yer kaplar. Maalesef bizler; zamanında gördüğümüz yanlışlara sessiz kalmayı tercih ettik. Tabi etrafımızda sesini çıkaranların maruz kaldığı aşağılanma, dışlanma ve sürgünü de unutmayalım.  

Aşağılanmaya çoğu kişi zaten alışmıştı. Bölgedeki arkadaşların yediği fırçanın, hakaretin haddi hesabı olmazdı. Sıkıntı, sürgündeydi. Malum ev değişikliği, kira + depozito + nakliye ücreti + tazminat meşakkatli işlerdi. Hele ki tazminat ya da biriken helal para alacağını seni gönderen despot idareciden alacak olmanın ezikliği ve seni peşinde kıvrandıracağını bilmek çoğu insanı; ayıya, dayı diyerekten duruma katlanmak mecburiyetinde bırakıyordu. 

Arızalı yerlerin tamiri adına birkaç bir şey yazalım. Arızaları tabandan veriyorum çünkü uyanması gerekenler, tabandaki müntesip arkadaşlar.  

Mesela bölgelerde vazifeli arkadaşlar arasındaki ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri çözme adına tamir olarak ne yapıldı? Bölgelerde tabiri caizse beş parasız bölgeci abiler ile yine lüks evlerde, temsil makamındayız sözü ile ihtişamlı hayatlarını meşru gören bölgeci abiler arasındaki gelir adaletsizliğini giderme adına neler yapıldı?

Neden 15 yıllık bir dershane öğretmeni ne ev ne araba alabiliyor iken 5 yıllık bir bölgeci kendine ait ev, kendine ve eşine ait birer araba, çocuklarını koleje gönderebilecek bir ekonomik güce ulaştı?  

Dershanelerin sağlam cirolarına rağmen müdürler ile öğretmenler arasındaki gelir adaletsizliğini giderme adına ne yapıldı? Müdürlerin maaş ve sigortaları tam yatarken neden öğretmenlerin, bilgileri dışında temizlikçi veya aşçı olarak gösterilmelerine sessiz kalındı? 

Kolejlerde idarecilerin despotluğunu, tiranlığını kırmak adına neler yapıldı? Her birini birer firavun haline getiren sisteme neden müdahaleniz olmadı? Müdür eşlerine tanınan iltimaslar neden diğer personel eşlerine tanınmadı?  

Yüzlerce yazılabilecek sorudan birkaçını ifade ettik. Yukarıda verdiğim örneklerin illa ki istisnası olmuştur ama ben inanın görmedim. Sevgili arkadaşlar bu problemlerin mazisi çok eskiye dayanmasına rağmen çözüm hiçbir zaman gelmedi.  

Gülen’i mehdi, Mesih, keramet sahibi gören arkadaşlar; Gülen neden bir keramet sergileyip de şu sıkıntıları ortadan kaldırmadı? Abilerimiz, canımız diyen arkadaşlar; abileriniz bu sistemsel sıkıntıları neden çözüm bulmadılar. 

Gülen’e şunu söylemek isterdim; kurduğunuz sistemi maalesef yönetemediniz ya da sorumluluk verdiğiniz heyeti kontrolünüz altında tutamadınız. Hareketin tabanında meydana gelen adaletsizliklere ya bilerek ses çıkartmadınız ya da etrafınızda topladığınız oligarkların sizi kuşatmasına izin verecek imkanı onlara verdiniz. 

 “ruhî yapının yeniden ihya ve inşası” adına yapılmayanlara gelmeden önce yeri gelmişken Prizma 2’den “muktedir oligarklar” ile alakalı bir ekleme yapmak istiyorum, müsadenizle.

“Hz. Bediüzzaman gibi “himmeti milleti” olan bir insan, şuuru taalluk etmeden, hizmetinin kaderiyle alâkalı çok şeyleri hissedebiliyor ve davranışlarını ona göre ayarlayabiliyordu. Ve şimdi de bazıları, bu çok ağır, çok büyük dâvânın, bugünkü kadrolarla daha ileriye götürülemeyeceği endişesi ve gerekli performansın gösterilememesi açısından, hususiyle gelecekte zuhur edebilecek hadiseleri şimdiden hissederek çok rahatsız olmaktalar. -Hissettirene ruhlarımız feda olsun!-” 

Üstad Hazretleri’nin üzerinden, Allah ile kendi arasındaki hususi münasebeti müntesiplerinin dikkatine sunuyor sanırım. Bu kısmı geçiyorum. 

Gülen'in bu yazıyı yazdığı tarih 27 Eylül 2001 tarihi. Gülen; 2001 yılındaki kadrolarla bu işin götürülemeyeceğini ve gerekli değişimlerin yapılamaması halinde gelecekte büyük sıkıntıların zuhur edeceğini ifade ediyor.  

Kimi arkadaşların; vay be gaipten haber veriyor, keramet, keşif gösteriyor, mesih, mehdi saçmalığına girmemeleri için yine Gülen’in bir ifadesini buraya bırakıyorum.  

Prizma 1’ de “Makam ve mevki sevdası insanların ruhunu saracak. Hırslar, kinler, nefretler kabaracak. Nerden mi biliyorsun? Biliyorum, zira bunlar insanın tabiatında var.”  Gülen, aptal biri değil arkadaşlar. O da her insan gibi düşünebilen, sorgulayabilen ve öngörülerde bulunabilen biri. 

Devam edelim ve Gülen’e soralım. 2001 yılında çalışmalarından ve gayretlerinden memnun olmadığınız kitleye dönük neler yaptınız? 2001 yılında yanınızda olanların hala dizinizin dibinde oturdukları istisnalar olmakla birlikte ortada. Bu nasıl bir ilişki?  

Hareketi kim yönetiyor ciddi bir soru. Ben 3 ihtimalli bir seçenek buldum. Pennsylvania'da kararları almada söz sahibi ya Gülen’dir, ya 2001’deki kadroların tavsiyesi ile önerilenlerdir ya da Gülen’in kendi seçtikleridir. Ama dikkatinizi çekeyim, her ihtimalde de karşımıza sürekli Gülen ismi çıkıyor. 

Eleştirilere, sorulara ve Gülen’e söz söyletmeme adına ciddi gayret sarf eden arkadaşlarıma sesleniyorum.  
· Hala kader diyor musunuz? (Başa gelen kaderdir artık. Ancak sebebiyet verenleri ve ihmallerini de tespite yönelik gayret etmek de kadere rıza göstermemek olarak algılanmamalı.) 
· “Bizler bir şey yapmasak da hükümet bir şekilde bize saldıracaktı” aldatmasına inanmaya devam etme niyetinde misiniz? 
· “Bizler hiçbir gayri meşruluğa bulaşmadık” yalanına sahip çıkmaya devam etmekte hala kararlı mısınız? 
· Size Bylock yükleten ama kendileri daha güvenli programlar kullanan, işin başındaki abilerinizi,  
· Size kredi çekin talimatını veren en üst seviyedeki idareci abilerinizi, 
· Sizleri protestolarda pankartlarla emniyetin kamerasına teşhir ettirirken, kendileri ofislerinde oturan abilerinizi ve onların söylemlerini dinlemeye devam mı edeceksiniz? 
En önemlisi de Gülen’in insan olduğu gerçeğini, hata yapabilme veya yönlendirilebilme fıtratında yaratıldığını hala mı kabul etmeyeceksiniz?
Sevgili müntesip arkadaşlar; Gülen, rahatsızlığını ifade ettiği kadrolarda bir değişikliğe gitmedi, ısrarla gitti diyenler varsa da keşke gitmeseymiş diyorum. 
Bu kadrolar sizlere neler yaptırttılar, birkaç örnekle yazalım mı? 
· Sizlere Bylock yüklettiler. 
· Bankasya için kredi çekmeye zorladılar. 
· Hükümet ile mücadelede güç unsuru gözüksün diye sendikalara zorla üye yaptılar. 
· Seçimlerde siyasi partiler için sizleri ev ev dolaştırdılar. 
· 17/25 ile alakamız yok dediler ancak 17/25’i yapan polisler için sizleri adliye saraylarında ellerinizde pankartlarla siyasi bir olayın ortasında politik bir figür haline getirdiler. 
· Ak Parti ile dost olunan günlerde Ak Parti mitinglerine otobüs kaldırttılar. Hatta mitinge katılanlara “Allah bir umre sevabı veriyormuş” dediler ve bunu size yutturdular.  
· Zaman Gazetesi ve STV önünde devletin emniyet kuvvetleri ile sizleri karşı karşıya getirdiler. 
Peki sonra ne oldu? 
· Bylock fikrini en tepede ortaya atan ve kullanıma onay verenler ortada yok. 2016 şubat ayında herkes yüklesin emrini veren ortada yok. Ama idarecisi yükle dediği için yükleyen, yeni mezun bayan öğretmen (22 yaşında gencecik pırıl pırıl bir masum kızcağız) içeride. Hala çıkamadı. Bylock'u cemaate musallat eden şahıs veya şahıslar nerede? Onlar hicret eden seçkinlerdendi, hiçbirisi Meriç’i geçerken de boğulmadılar, değil mi? 
· İl, ilçe dolaşıp “hocamız kredi çekmeye cevaz verdi” yalanıyla insanlara kredi çektirten, ruhunu ve bedenlerini kirli odaklara satmış; yıllardır Gülen’in dizinin dibinde oturan ((Allah'ın laneti; insanları manevi değerleriyle kandıranların, yalan söyleyenlerin üzerine olsun, amin)) ve hala da oturmaya devam eden alçaklar dışarıda. Ama içeride torun sahibi insanlar para yatırdıkları için 7,5 yıl hapis cezası almışlar ve hala içerideler.  
· Sendikalara üye olun isteğine tereddütle yaklaşanlara hadimler, sırf Excel hedeflerini tutturabilme adına: “Hocamız başımızda iken kimse kılınıza dahi dokunamaz” tarzı laflarla yanlış yönlendirmişlerdir. O hadimlerin her biri şu an yurtdışında ülke abiliği yapıyor değerli arkadaşlar. 

Yukarıda yazdığım ifadelerde illaki birkaç tane istisna vazifeli çıkabilir ancak geneli böyledir. Daha fazla örnek yazaraktan bünyeme zarar vermek istemiyorum. 


-Adnan Salih

6 yorum:

  1. Ahir dünyada hesabımız çok çetin olacak Fetullah Gülen ve oligarkları ile...Türkiye'de bir zulüm var mı var...Fakat resmen bile isteye otobüsü şarampole yuvarladılar...Devlet içerisindeki güç odaklarına cemaatçi tüm insanlara zulmedecekleri büyük malzemeler verdiler...Hakkımı gram helal etmiyorum...Bizde de hata ve cehalet var tabii ki...Allah bunun hesabını bize de soracak elbette ama keşke bu yapı ile hiç tanışmasaydım,yolum hiç kesişmeseydi diyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bunun da otesinde keske bu cografyada dogmamis olsaydim diyorum.

      Sil
  2. Her harfine katiliyorum..Uyanin arkadaslar!Maddi manevi manupule edildik!

    YanıtlaSil
  3. Nerede Hocaniz nerede sümüklü kerametli adam nerede abileriniz

    Nerede biliyor musunuz hepsi kaçtı şu an ülke abisi üniversite hocası falan filan

    Peki kalanlara ne oldu ölen oldu boğulan oldu işinden Asindan olan oldu terörist hain damgası yiyen oldu uzatmak istemiyorum Allah rızası için hala bu hoca görünümlü ve bunun dalkavuklarina inanan varsa yolundan dönsün

    Bütün kötülüklerin anası bu yapıdır bu kadar net kullandılar bizi ve şu an ezilen horlanan biziz

    Bered Muktedir Hoacaniz ve Adamları

    Allah kitap din adına milleti bu hale koyanların laneti bol Ateşi çok olsun İnşallah

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yüzde yüz aynı fikirdeyim
      bunlarla mahşerde hesaplaşmak üzere

      Sil
  4. ABD'de yaşayan bir müslüman Prof (Türk Değil) Parvez Ahmed Medium'da Gülen'e tavsiye mektubu yayınlamış.Mektubundan alıntılıyorum: "Hayatım boyunca birçok islami hareket ve cemaat ile yollarımız kesişti ve onlar hakkında araştırmalarda bulundum. Hizmet hareketi ile ilk tanıştığımda bana ciddi ümit verdi. Hizmetin çok profesyonel ve ciddi bir vizyona sahip olduğu ve mensuplarının mütevazı ve yüksek bir gayeye adanmış olduklarını gözlemledim.. Hizmet ile yaklaşık on yıllık bir birliktelikten sonra bugün ne yazık ki sizin teşvik ettiğiniz ve ortaya koyduğunuz ideal ve öğretileri çoğunlukta hizmet fertlerinin tam temsil edemediklerini düşünüyorum. Sizlerin evrensel mesajınızın aksine daha çok etnik bir sığlıkta kaldıklarını ve özelde müslümanlarla ve genelde de Amerikan toplumuyla entegre olamadıklarını gözlemliyorum. Daha çok Türk merkezli bir hareket intibaı uyandırıyor. Daha da ötesinde hareket bir türlü şeffaflığı kabullenmiyor.yrica bunca yıldır birlikte olduğum halde karar vericilerin kimler ve karar verme mekanizmasının nasıl olduğunu anlayamadığım bir gizlilik söz konusu. Belki bu içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle Türkiye’de ihtiyaç duyulan bir tedbir idi ama Amerika’da böyle bir gizlilik (Hizmet’e) sadece zarar verir. Daha da endişe verici bir durum ise,Hizmet gonullulerinin (Amerikan) kamuoyuna, takiyye denilecek şekilde, düzenli yanıltıcı bilgi vererek iş yapma yollarıdır. Buna bir misal benim bulunduğum sehirdeki basarili charter okullarının Hizmet toplumu ile hiç bir alakasının olmadığı iddiasıdır. (Son olarak, bir sivil toplum olan), Hizmetin modası geçmiş bir usül olan emir komuta zincirine bagli kararlarla yönetilmeye çalışılması içinde bulunduğumuz toplumun realitelerini anlamada güçlük çektiğimizin bir göstergesidir." Yazının tamamını belki yayınlarsınız:

    https://medium.com/@drparvezahmed/open-letter-in-turkish-to-fethullah-gülen-founder-of-hizmet-movement-833131337283

    YanıtlaSil