İtirafçılık Üzerine (4) / İtirafçılığın Çeşitleri-2 - Münferit Fikir Platformu

SON

30 Haziran 2019 Pazar

İtirafçılık Üzerine (4) / İtirafçılığın Çeşitleri-2



b) İftiracılar


Bunlar bildiğiniz iftira atan kişiler. Tanımadığı kişilerin ismini veriyor. Büyük ihtimal önündeki listeye imza atma şeklinde oluyor, yoksa bir insan tanımadığı kişiye niye Fetöcü der. İftiranın savunulacak bir tarafı yok, en ufak bir iftira varsa bu bir suçtur ve küfrü de hak eder. Gizli tanık diye çıkan kişiler böyle oluyor. 300 kişinin ismini veriyor, ama kendisinin cemaatle alakası yok, cemaatin içine bile girmemiş, hangi gazeteler bu cemaatin desen Zaman’ı bile bilemeyecek kişiler; bu direk suç, ahlaksızlık, savunulacak hiçbir tarafı yok. Çıkarı için başkasına iftira atanlar vs. bunların hepsi suç ve ahlaksızlık.

Bazıları da akıl kıtlığından, korkudan, heyecandan, unutkanlıktan polis ifadesinde iftira atıyor. Mahkemede de o ifadeden dönmüyor, geri tutuklanırsam, dönersem hagb alamam vs. diye. Birinin hayatını mahvedecek bir iftirada bulunuyorsanız kesinlikle dönmeniz gerekir. Polis ifadesinden dönmek mutlak kötü bir şeydir diye bir şey yok, tamamen ifadeyi reddederseniz evet hakim sizi tekrar tutuklayabilir, ama iftira olan kısmı düzgün bir dille dile getirmelisiniz.

Diğer yandan bu kategoriyi büyütüp büyütüp, bu kategori üzerinden tüm itirafçılara saldırıyorlar. Bu kategori sanki itirafçıların tümünü oluşturuyormuş gibi, bu kategori üzerinden itirafçıları ötekileştirip nefret objesi haline getirmeye çalışıyorlar. Bugün nasıl seküler medya soru çalma olaylarını tüm cemaate mal ediyor, sürekli onun haberini yaparak insanların linç edilmesine katkı sağlıyor. Aynı şekilde bu cemaat trolleri de bu kişiler üzerinden tüm itirafçılara saldırıyor, hepsini aynı kefeye koyuyor. Başta bu kişilere saldırarak sonradan gerçek niyetlerini gösterip darbeden dolayı itirafçı olanlara mevzuyu getiriyorlar. Şark kurnazlığı yapıyorlar, bugün nasıl Odatv en ufak bir soru çalma haberi olunca manşetten veriyor, diğer yandan bir tane mağduriyete değinmiyor; aynı şekilde bu hesaplarda en ufak bu tarz bir iftiracı çıksın sürekli bunu gündeme getirip toptan itirafçılar diye insanları kategorize ediyor, aynı Odatv’nin Fetöcü diye kategorize ettiği gibi. İtirafçılara karşı olan nefreti körüklemek ve odun taşımak için de bu tarz iftiracıları kullanıyorlar. Açıktan hepsi soru çalmış demezsiniz, ama sürekli soru çalma haberlerini yaparak onu sağlarsınız. Gerçekte bu kişilerin oranı düşükken böyle yapmak sizin art niyetinizi gösterir. Yarın de ortaya çıkıp biz yalan haber mi yaptık, neyse onu söyledik, biz demokratız, sizi mağdur edenler AKP’lilerdi diyecekler. Aynı şekilde toptan itirafçılara saldıramayanlar da sürekli böyle iftiracıları gündeme getirip, insanların aklına itirafçılık= iftiracılık izlenimi oluşturuyor, o nefreti büyütüp körükleyip daha sonra çok güzel kullanıyorlar. Munferit.net’de itirafçılar da yazıyor denildiğinde çoğu insan, zaten itirafçı= iftiracı olarak düşünüyor, artık ekstra bir izah ile yalan söyleyerek bunlar iftiracı demelerine gerek kalmıyor, onu çoktan en başta yapıyorlar.

c) Dayanamayacakların İtirafçılığı

Hapse girince dava falan kalmaz. Hz. Yusuf örneğini vermek ümit verici ama, dünya tarihine bakıldığında belki 1 kişi öyle olmuş. Çoğu insan hapiste delirmiş, ölmüş asla da çıkamamış. Suçsuz yere milyon tane kişi atılmış, 3-5 tane sonradan başbakan olan kişi var ne güzel. Milyon tanesi akıl sağlığını kaybetmiş, ne kadar kitap okusa da çağı yakalayamamış. Çoğu da ölmüş adlarını bile bilmiyoruz. Çıkınca kimseyi el üstünde tutmamışlar, akranlarından geri kalmış, gerçekler bunlar. Dava denilen şey sağlam bir akıl ile mümkün. Bahar falan da hikaye, dünyanın çoğu ülkesinde iç savaş var, gelişmemiş ülkelerde muhalifler kıtır kıtır doğranıyor. Oradaki 10 yaşındaki küçük kız çocuğu için bahar gelmiyor da, buraya mı gelecek. Afrika’da her gün soykırım oluyor, kitleler tecavüz ediliyor ve lime lime doğranıyor. Onlar ne yanlış yaptı da onlara bahar gelmiyor. Endonezya’da 1965’te iki büyük parti var sağ ve sol. Biri gücü tam ele geçirince (sağ) ertesi gün diğer partinin tüm oy verenlerini lime lime palalar ile doğruyorlar. 1 milyon Müslümanı kıtır kıtır öldürüyorlar. 2 ödüllü belgesel var konuyla ilgili: act of killing, the look of silence. Bu insanlara ne bahar gelmiş, ne bu insanlar bir hata yapmış, ne de bu insanlar bizden daha kötü Müslüman. Ölürken de hiç yolun kaderi, tüm peygamberler aynı şeyi yaşamış vs. dememişler. Çünkü niye öldürüldüklerini bile bilmiyorlarmış, ansızın bir gün hepsinin kafasını kesmişler farklı siyasi fikirlerinden dolayı. Kesen de Müslüman kesilen de. Her olayı mistik şeyler ile izah etmek gerekmiyor. Kesenler hala o günü milli bayram olarak kutluyor. Ama biz Müslümandık, onlar da öyleydi, bunu niye yaptık diyenler de var.

Müslümanlarda acıya tapma gibi bir durum var, ne kadar çok acı çekersek o kadar çok Allah’a yaklaşırız diye düşünüyorlar. Yurtdışında keşke ben de hapiste olsaydım, Medreseyi Yusufiye, diye güzelleme yapanlar var. Bu şartlar hiç güzel değil ve gayet ciddi kalıcı hasar bırakacak durumlar. O akıl gittikten sonra dava falan hikaye. Biz hep iyi örnekleri görüyoruz, 1980 darbesinden sonra ülkücüleri terör örgütü ilan ediyorlar, şimdi o gün hapiste olanlar gayet yüksek makamlarda, peki ölenler ve akıl sağlığını kaybedenler, hapisten dolayı yuvaları dağılanlar… Onların isimleri unutulup gidiyor.

Nolur ya yatılır azıcık hapis, ne olacak sanki illaki bahar gelir gibi argümanlar çok yanlış. Özellikle durumu kötü olan, hasta, yaşlı, çocuk, hamile, kadın. Bunların itirafçılığı bana göre çok daha farklı. Sağlam bir erkekle aynı kefeye kesinlikle konulamaz. Cinsiyetçilik yapmak istemiyorum ama kadınlar için hapis bana daha zor gözüküyor. Belki çoğu insan itirafçı olmayarak kendi ölüm fermanını imzalıyor. İlla işkence yapılmasına gerek yok; masum birinin, dayanamayacak birinin bunları yaşaması da bir işkencedir. Kimse işkenceye karşı, hapse karşı bir eğitim almadı bu cemaatte; en ufak şeye insan dayanamayabilir ve itirafçı olabilir. Her insan özeldir, toplu bir değerlendirme yapılamaz. Kimsenin kalbinden geçeni ve dayanma gücünü bilemeyiz. Fethullah Gülen toplam 7 ay hapis yatmış, onda da kendini kurtaracak her şeyi yapmış. Said Nursi çok hapis yatmış ama onun kendini kurtaracak bir durumu yok. Yani o dönemlerde itirafçılık diye bir şey yok. Şu an binlerce insan yargılandığı için sadece bu Fetö davalarında bu yöntem var, ve niye değerlendirilmesin.

Benim etrafımda duyduğum, bir tane yurtiçinde kaçak, bir tane yurtdışına çıkmış kanserden vefat eden kişi var. Kimsenin bir şeye dayanabildiği gibi bir durum yok. Azıcık sesini duyurabilenler ancak Bold Medya’ya haber olabilir ve Twitter’a düşüyor, düşmeyen binlerce insan var. Direk bildiğim Mor Beyin’den giren bir kişinin annesi üzüntüden vefat etti. Ki o Mor Beyinciler Ali Aktaş’ı çok sever, 11 bin tanesini hapisten kurtardı, ama benim anlamadığım bizimkilerin yediği bir haltan dolayı 11 bin kişiyi kurtardınız, Allah sizden razı olsun deneceğine o kişiye de saldırılıyor. 11 bin Cemaatten kişiyi kurtarmış olsa ne olurdu? Twitter kahramanları ve trolleri, küfürbaz tr724 yazarları hayatından kaç kişiyi kurtarabildi? Twitter’dan kendi tabanlarına atıp tutuyorlar sadece. Bazı insanlar Türkiye’de Banka, Sendika, Çocuğunu okula gönderenler, Okullarına gidenlere falan dokunulmamalı sadece görev alanlara dokunulmalı diyor. Bu durum benim hakkımı savunmuyor ben görev aldım, ama diğer yandan benim üstüme basarak kurtarabilecekseniz o insanları kurtarın, ben razıyım, darılmam da. Bu bela, olabildiğince kişiye yayılsın hepimiz belki kurtuluruz gibi bir düşüncem yok. Millet ölüyor, itirafçı olup dışarıda kalmış olabilir, içerde ölse daha mı iyiydi? Dışarıda bile üzüntüden kanser olan kişiyi içeri koysan 1 ay dayanamaz. Ve hepimiz biliyoruz son dakikaya kadar bırakılmıyor ve ölüyorlar. Kendi girmesin diye arkadaşını vermiş gibi bir durum yok, 4 yıl dayansaydı ne korkak gibi bir durum yok. Bir yandan soykırım yapılıyor diye her gün vurgulayanlar diğer yandan “dayanamadın mı 4 sene, ahiretini kaybettin” diyor. İnsan hayatını umursayan bu konular hakkında çok konuşmaz, kendi itirafçısının nasıl biri olduğunu bilir, sadece ona yorum yapar. Ama insan hayatını önemsemeyenler dava daha önemli, davaya sadık kalacağız konuşmasın ve ölsün diyenler, bayram tatillerini 9 gün yapılınca da 200 insan ölüyor sanki, insan hep ölür diyenler, alsınlar o davalarını başlarına çalsınlar. Ne lanet bir dava, IŞİD’dan hiçbir farkı yok bu zihniyetin. Bu süreç 1 ayda bitebilirdi. İstanbul seçimlerini AKP’nin kaybedeceği çok belliydi, zayıf bir an onlar için, pazarlık yapmayı deneyen oldu mu? Adil Öksüz’ü teslim edelim size, o sayede 3-4 puan oylarınız artar seçimi kazanırsınız, ama kadınları, hastaları, bebekleri bırakın diyen oldu mu? Adil Öksüz’ün nerde olduğunu bilmiyoruz diyenler için, Gülen’in kendisi gelseydi değmez miydi maksimum 4 sene ömrü kalmış bir ihtiyara böyle bir takas? Muhalifler hiç alınmasın, benim için insan hayatı İmamoğlu’nun yönetmesinden daha önemlidir. Kaç kişi haber yapıyor sanki ölen kişileri, siz insanlara Fetöcü derseniz, ben de böyle bir takası onaylarım. Yapılacak o kadar çok pazarlık var ki kimsenin umurunda değil, egolarından hususi birimler için bile geri adım atmıyorlar, Twitter’dan tweet atmayı cihat ve mağdurlara yardım zannediyorlar.  Erdoğan görüşmek istemeye de bilir, sonuç olarak en son Fehmi Koru yoluyla barış teklifi yaptığın da cevap olarak 25 Aralık operasyonu ile direk çocukları hedef alındı. 10 senedir can ciğer dost her türlü işi birlikte yapanlar, sınav sorularını hükümetin bilgisi dahilin de verenler gitti ortağına “asrın” yolsuzluğu diye operasyon yaptı.  

ç) Bylock’lular

Bylock’un iki türlüsü var, çünkü başta elde edilen bir liste var. Nasıl elde edilmiş bilmiyorum ama o baştaki listede olanların her türlü bilgisi mevcut. Bir de sonradan ortaya çıkan bir liste var, o liste Bylock Ip’lerine Türkiye’den hangi Ip’lerin bağlandığını tespit etme yoluyla bulunmuş. O ikinci listede 300 kez bağlanmışsın yok 10 kere bağlanmışsın vs. deniliyor. 10 Kere bağlananlar zaten Mor Beyinciler.

O ilk listedekilerin genelde ad-şifre-giriş tarihi-çıkış tarihi-rehber- mesajlar- yazışma zamanları-loglar vs. oluyor.

Bağlantı sayısı olanlar bir şekilde kurtulabilir. Bir ihtimal olsa da olabilir. Diğer türlü bilgileri çıkanlar, onlar 6 yıl 3 ay garanti, hiçbir şekilde kurtuluşları yok.

Şimdi o şekilde olanlar ben Bylock’u yüklemedim dese bile 6 yıl 3 ay net ceza alıyor. Öyle olunca niye inkar ediyorsun ki? Kabul mu kârlı, inkar mı?

İnkar edince, hala örgüte bağlı izlenimi veriyorsunuz, diğer yandan Savcı, Hakim ve Polis gözüyle bakalım. Kimsenin bilmediği Skype tarzı bir program, kimi tutuklasalar inkar ediyor. Böyle yapınca tamamen gizli örgüt izlenimi veriliyor. Çok avukat başta uyardı bu konuda inkar etmeyin diye, Bylock delili belki 1,5 yıl hiç yumuşamadı, çünkü gerçekten insanlar inanmış çok gizli bir program olduğuna ve çok gizli bir yer altı örgütü olduğuna. Onun yerine evet ben kullandım, yazışmalarımız şu, ben bunu Whatsapp gibi bir program sanıyordum, sadece cemaatçilerin indirdiğini bilmiyorum dese bu Bylock’un dandik bir program olduğu çok önceden ortaya çıkardı. Hiç bilmiyorum deyince bir savunma da yapamıyorlar. Evet biliyorum kullandım ama bu suç mu diye bir savunma yapılabilir. Aynı şekilde kod isim dedikleri müstear isim olayı da böyle, örgüt gibi lanse edilmemize neden oluyor herkes birbirini tanırken kod ismi de vardı diyor ve o saçma kullanılmayan isimler yüzünden ve üzerine her şeyin inkar edilmesi ve Bylock gibi bir şey yüzünden gizli örgüt izlenimi veriliyor.

Her şeyi inkâr eden garip bir duruma düşüyor, çok üst düzey biri galiba muamelesi yapabiliyorlar. Şu kişiyle niye konuştun denildiğinde evet tanırım arkadaşım konuştum ama O cemaatten değil diye yalan söylemek ayrı bir şey, bu kişiyi hiç tanımam şimdi gördüm demek ayrı bir şey. Göz göre göre polisleri mal yerine koymuş oluyorsunuz, onlar da hakkınızda hala örgüte bağlı demek ki, ya da üst düzey biri diye düşünüyorlar ve sizin için adli kontrol hayal oluyor. Adil Öksüz’ü bırakan herkes yargılanıyor bugün, kimse böyle şüpheli her şeyi reddeden biri için riske girip adli kontrol vermez. Yarın bu kişi üst düzey bir molla çıkar, beni de yargılarlar diye düşünür.

Tabi en başta cemaatin tepesinin Bylock diye bir şey yok sakın kabul etmeyin hepsi blöf onların, onlar fişleme listesi, yazışmalar falan ellerinde yok vs. tarzı yalanları bu noktaya getirdi işi. Hiç üzerinde düşünülmüş açıklamalar mı bunlar, bir avukata bile danışmamışlardır emin olun, ilahiyatçı imamların kendi kararıdır.

Kabul ederseniz ne olur?

Sizden isim isterler en başta, hatırlamıyorum diyebilirsiniz. Peki sonuç olarak ne olur, bir ihtimal adli kontrol alabilirsiniz. Ceza olarak da 6 yıl 3 ay alırsınız, çünkü hiç isim vermemişsiniz. Ama diğerinden daha mantıklı değil mi?

Yarın tekrardan adli yargılama olduğunda da korkmayın, kabul ettiniz diye örgüt üyesi olmazsınız, zaten adli yargılama gelirse Bylock’tan delil olmaz merak etmeyin. Ama “etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum” cümlesini diyorum diyebilirsiniz. O cümleyi demeden de kabul edebilirsiniz programı kullandığınızı, o cümleyi demenin de yarın adli yargılama gelince kötü sonuçlar doğuracağını düşünmüyorum, ama işin erbabı bir hukukçu konuşsa daha iyi.

O cümleyi kullanmanın yararı var mı? Evet sonuç olarak EP’den yararlanmış gözükürsünüz, yarın belki af sadece EP’lilere çıkacak, bilemeyiz vardı öyle söylentiler.

Peki Bylock olan birinin ismini verseniz ne olur?

Bu konuda hiç vicdan yapmaya gerek yok, direk verebilirsiniz. O kişi zaten 6 yıl 3 ay alacak, siz gidip çok büyük bir abiydi tarzı cezasını artıracak bir şey demediğiniz sürece, Bylock’u kabul ettikten sonra, EP’yim dedikten sonra, EP’nizi bu şekilde destekleyebilirsiniz. Hakiminiz insaflıysa da hagb verir size. Çünkü polis hâkime az isim verdi ya da verdiği her isim zaten Bylock’lu dese bile, takdir hakimindir. Hasta ve gençsinizdir, size acır ve hagb verir. Diğer türlü inkar ederseniz o hakim asla hagb veremez, verirse onu tutuklarlar. 3 yıl geçti çoğu insan yurtdışında, onları da söyleyin. Siz pişmanım dedikten sonra pişmanlığınızı takdir etmek hakimin işi, siz ama inkar edince ben bile hakiminiz olsam 6 yıl 3 ay vermek zorundayım bu kadar basit. Zaten beraat diye bir durum yok. Hagb alınca da istinaf falan olmuyor, cezanızı alıyorsunuz 2 yıl altı ise tabi hagb oluyor. Sonuç olarak hakime 15 Temmuz’dan sonra Gülen’e ve ekibine lanet ettiğinizi, EP olmak istediğiniz belirtseniz ve hiç isim vermeseniz bile ki bana göre Bylock ve Yurtdışındakileri zaten verin. Gene de topu hakime atmış olursunuz, size inanır ve durumunuzun kötü olduğunu da görürse adli kontrol da verir, cezayı da biraz indirir. Bu tamamen hakime bağlı bir durum, diğer türlü top siz de kalıyor ve hakim size 6 yıl 3 ay kesin ceza verecektir. Bu Bylock’u kesin olanlar için geçerli bir durum. Diğer bankasya, sendika, ankesör, garson usbsi gibi deliller, bylock kadar kesin olmasa da, ankesör ve garson usbsinden de 6 yıl 3 ay net verebiliyorlar. Sendika ve banka daha hafifken, garson usbsi aldığınız koda bağlı, ankesörde de aranma sayınıza bağlı ciddi bir delil olabiliyor.  

Bylock rehberinizde çıkan kişiler için, ya da zaten polis size şu kişiler Bylock’lu siz de normal telefondan aramışsınız, görevlerini söyleyin diyebilir. 6 yıl 3 ay’dan fazla ceza gerektirecek bir görev demezseniz verdiğiniz ifadenin onlara bir zararı olmaz. Sohbete gelirdi, evlerde kalırdı gibi şeyler önemli değil. Ama adam sadece Bylock’ta bağlantısı gözüküyordur, o kısmı bilemem, ona tanık olmuş olursunuz ama öyle bir kişi zaten sizin Bylock rehberinizden çıkmaz.

Ciddi deliller varsa adli kontrol almaya uğraşmak lazım, berat almanız zaten mümkün değil, siyasetin yumuşaması lazım. Ciddi derken de, yargı organlarının algılayışı açısından değerlendiriyorum.

Her şeyi reddedip, davanıza ne kadar sadık olduğunuzu düşünüyorsanız, ileride kafanızı çok duvara vurursunuz. Seneler sonra o hapisten çıkınca ortada dava falan kalmadığını, size gaz verenlerin sizi işçi bile olarak almadığını gördüğünüz de duvar ararsınız kafanızı vurmak için.

d) Hakkında Hiçbir Delil Olmayanlar

Bylock durumunu anlattıktan sonra tam zıttı bu kişileri de anlatmak istiyorum, diğer tüm deliller ikisinin ortasında kaldığı için siz takdir edersiniz.

Hakkında hiçbir delil olmayanlar berat edebiliyor. Böyle örnekler duyuluyor. Yaklaşık 2 sene tutuklu kaldıktan sonra berat edebiliyorlar. Peki değer mi?

Sizin kararınız, 2 yıl tutuklu kalmak daha avantajlı derseniz beklersiniz, 2-3 yıl sonra berat gelebilir. Berat gelince işe geri dönme durumu olmayabilir çünkü ohal komisyonu iltisağa bakıyor, üyelikten berat etmiş oluyorsunuz. Sizi en başta tutukladılarsa hakkınızda bir ihbar vardır, o ihbardan dolayı sizi geri iade etmeyebilirler. Pasaport yasağınız hala kalkmaz.

Diğer yandan tazminatı pek düşünmemek gerekiyor, hiçbir şey iki yılınızı geri vermez, devletin verdiği tazminatta komik oluyor. Ergenekon, Balyoz davalarında bile kimse ciddi bir tazminat almadı. Onlar da terör örgütü üyeliğinden yargılandılar zaten ceza alsalar 4 yıl yatacaklardı, 4-5 yıl yattılar ve çıktılar berat ettiler mi daha bilmiyorum. Tabi onların dosyaları daha kabartılmıştı, 10 sene falan yatabilirlerdi başka suçlar da eklendiği için. Ama insan düşünüyor değdi mi gerçekten, zaten masum olduğuna inanıyorsan sevdiklerin inanıyorsa beratın ne hükmü var. Berat alınca o yıllar geri geliyor mu? Bilmiyorum kişinin kendi takdiri. Çıkınca pasaportu olmadığı için Meriç’ten geçerek yurtdışında yaşamaya başlayacaksa bunu en baştan yapabilirdi, ya da bir şekilde adli kontrol almak için her şeyi kabul edip gene yapabilirdi.


-Ahmet

3 yorum:

  1. Itirafçılık konusu daha geniş bir kontekst içerisinde ele alınması lazım. Bu konteksti şöyle tanımlayabiliriz:
    1-Türkiyede evrensel hukuk kuralları geçerli değil ve bu Erdoğandan önce de vardı.
    2-TR’de güçlü olanın sözü geçer,
    3-Toplumda iletişim eksikliği var. Konuşmayı ve tartışmayı bilmiyoruz.
    4-AKP, Gülen cemaati, diğer cemaatler de bu toplumun yansımaları.
    KHKlılara delil olarak gösterilen şeylerin geneli çok saçma evrensel hukuk açısından. Uluslarası arenada “haydut devlet” tanımlamasının söylenti olarak geçmesi yukarıda belirttiğim hususların bir yansıması.
    Fethullah Gülen veya cemaatiyle irtibat, iltisak vs suç değildir evrensel hukuka göre. Suç tanımları kanunlarda mevcut. Eğer Erdoğan Gülene yaptığı suçlamalardan dolayı yargılayıp ondan sonra Gülen ile iritbatı suç ilan etse idi ve bu noktadan sonra itribat kuranları iltisakı olanları yakalasa normal bir hukuk işlemi olarak görülebilirdi. Ancak bunu yapmadı. Diyelim ki darbeden dolayı böyle hareket etti. Fakat darbe sonrasındaki süreçte yaptıkları hiç yapıcı değil en azından.
    Bu yüzden bu olayı itirafçılığa indirgemek yanlış olur. KHKlılar emniyet güçlerince sorulan sorulara DOĞRU cevap vermeleri gerekir bence de. Ancak yalnızca adli veya polisiye yöntemlerin bu sorunların ANA SEBEPLERİne cevap vermesi MÜMKÜN DEĞİL. Polis temelde suçluyu yakalamayı; adliye de cezalandırmayı amaçlar. Gülen toplumu parçalamada teorisyen rolü oynadı, Erdoğan da pratiğe döktü. Güçlü olan kazandı. Arada kalanlar preslendi. Toplumumuz parçalandı.
    Başta siyasiler bu konuda bir diyalog zemini oluşturmaları lazım. KHKlı mağdurlar da siyasilere ulaşıp dertlerini anlatmalı. KHKlı platformları çok iyi bir fikir; ancak KHKlılar en azından ETİK olarak Gülen, Gülenle irtibatlı kişilerden, bunların trollerinden, ve söylemlerinden uzak durmalı bu süreçte. Uzak durduklarını da yeri geldiğinde deklare etmeleri gerekir.Gülen ve trolleri konuştukça daha çok zarar veriyorlar. Onları dinlememek takip etmemek en başta yapılması gereken şey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. https://www.youtube.com/watch?v=EBzFoBziUag
      Yukarıdaki videonun 12. dakikasından 13. dakikasına kadar olan kısmını dinleyin...KHKlı olup da evrensel hukuka göre suç işlememiş insanların halini düşünelim. Brunson çok şanslı. Aynısını KHKlılar için söylemek zor. Neden itirafçı olsun ki KHKlılar böyle saçma sapan nedenlerde dolayı...Suçlusun hadi ispatla masum olduğunu!!!

      Sil
    2. Khk'lıların toplu bir şey yaptığı yok hayır toplansalar bile sayıları ne kadar ediyor, cumartesi anneleri kaç yıldır toplanıyor da ne oluyor?

      Suçsuz yere 5 sene yatmak koymuyorsa itirafçı olmasın, annesinin babasının cenazesine gidememek, ailesinden çocuklarından ayrı kalmak, kendi yaşıtlarından 5 sene geri kalmak, hayattan kopmak, çıkınca iş bulamamak koymuyorsa içerde de psikolojisi bozulmayacaksa Allah'a isyan etmeyecekse, çıktığında asıl suçlu olanların en iyi yerlere geldiğini görmek koymayacaksa, Gülen'in ölümü sonrası godamanların da cemaatin malını yiyip içtiğini görüp onlarında en iyi yerlere geldiğini görmek koymayacaksa olmasın itirafçı. Ne kazanır? Hiç bir şey, kimse de kahraman demeyecek, ahiret inancını kaybetmezse eğer günahlarının bağışlandığını düşünebilir.

      Sil