Uzunca bir süredir bu platformda yazılan yazıları, cemaat mensubu olan ya da olmayan Twitter hesaplarından atılan tweetleri, taraflı tarafsız medyada çıkan haberleri herkes gibi ben de takip etmekteyim. 

Takdir edersiniz ki, gelecekle alakalı tahminler ya da çıkarımlar yapmak için elimizdeki en önemli verilerden biri geçmiş tecrübeler ve hali hazırda içinde bulunduğumuz durumlardır. 

Ben okumayı özellikle farklı farklı düşüncelerden çıkan yazıları, kitapları vb. yayınları okumayı çok seven biriyimdir. İşim gereği de yüzlerce farklı karakterde insanlarla temasta bulunmaktayım. Bunları göz önünde bulundurduğumda, bir nevi dışarıdan bir göz olarak Cemaat’in Geleceği ile alakalı naçizane birkaç bir şey söylemek istedim. 

Öncelikle şunu söylemek isterim; bu yazımda ümitvari şeyler, her şey düzelecek sabredin vb. tarzı ifadeleri göremeyeceksiniz. Bu tarz ifadeler görüp kendine ümit aşılamak isteyen arkadaşlarımı, kardeşlerimi ve abi-ablalarımı yazımı okumaya devam etmemeleri hususunda uyarmak isterim. Uyarımızı yaptıktan sonra meselemize geçebiliriz. 

Cemaat’e adımını atan kişilere, çoluk çocuk genç yaşlı fark etmeksizin izletilen bir video vardır. Bu videoda, “Güneş’in doğup battığı her yere Allah’ın ismi gidecektir.“ konusu işlenir ve bu görevin Hizmet Hareketi’nde olduğu söylenir. Video bittikten sonra da izleten kişi gerekli şeyleri söyler ve hizmetle ilk tanışma gerçekleşmiş olur. Dışarıdan bakıldığında yapılan işler gerçekten İslam için, Allah için yapılmaktadır. Yurtdışı okulları, Türkçe olimpiyatları, güneydoğudaki okuma evleri, üniversiteliler için KYK yurtlarından binlerce kat daha iyi durumda olan öğrenci yurtları vb. Bunları gören kişi de “adamlar harbiden Allah için çalışıyor“ deyip hizmete tam anlamıyla giriş yaparlar. Kimileri malıyla, kimileri zekasıyla kısaca herkes kendinde olan elinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye çalışır. 

Öğrenciler abilik ablalık yapıp vatana millet hayırlı dinini namazını bilen talebeler yetiştirir. Ders çalışma vardır, beraber namaz kılma ve kuran öğrenme vardır, beraber sosyal aktiviteler yapmak vardır. Esnaf kanadı da bu saydığım aktivitelerin maddi kaynağıdır. Bakıldığında win-win denen kazan-kazan olarak niteleyebileceğimiz bir yapı mevcuttur. 

Bu uzunca bir süre bu şekilde devam etmiştir. Fakat dünya tarihinde oldukça çok örneğini gördüğümüz üzere, bir hareket bir oluşum bir yapı ne derseniz deyin, büyümeye başladığında özellikle kontrolsüz olarak büyümeye başladığında sorunlar ortaya çıkar. Hele ki yapılan işler sonucunda ortaya çıkan durumlar size ilk baştaki amacınız olan “Allah rızası için, vatan millet için“ düşüncelerini de unutturduysa o zaman o oluşumun çökmesi kaçınılmazdır. 

Olanlar oldu, neler olduğunu tekrar tekrar anlatmanın bir manası yok ve sonuç olarak Hizmet Hareketi, gönüllüler hareketi diye tanımlanan cemaat, an itibariyle bir terör örgütü olarak kabul görmektedir. Yalnız şunu şiddetle belirtmek gerekir ki, terör örgütü olarak kabul edilmediği güçlü ve sağlam zamanlarında bile, hiç de azımsanmayacak bir topluluk tarafından ısrarla iyi niyetli olmadıkları söylenmiştir. O zamanlar terör örgütü demiyorlardı fakat PKK’dan nefret edercesine nefret ediyorlardı. Bunların da kimler olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. 

15 Temmuz 2016 tarihinden sonra tavan taban fark etmeksizin ufacık bir bağlantı emaresi bulunan herkesi almaya başladılar ve bunların tespitinde kullanılan materyalleri hepimiz çok iyi biliyoruz. Başta ByLock olmak üzere, Bankasya, sendikalar, gazete-dergi aboneliği, devre mülk tatil yerleri rezervasyonu, digiturk iptali gibi sebeplerle insanları “silahlı terör örgütüne üye olmak“ suçundan gözaltına aldılar. Bazıları tutuklandı, bazıları hapis cezası aldı, bazıları tahliye edildi, bazılarının yıllardır davaları sonuçlanmadı. Tahliye olanları bile adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Yurtdışı yasakları devam etti, pasaportlarına el konuldu. Çalışanlarla alakalı işten çıkarımlarda sigortaya bildirilen işten çıkarılma nedeni yüzünden hiçbir yerde iş bulamamaya başladılar. Evli olanlardan boşananlar oldu, nişanlı olanlardan nişanı atılanlar oldu, ailesi ve özellikle öz annesi babası tarafından “terörist“ denilerek reddedilenler oldu. Bir şekilde yasa dışı yollarla ülkeden kaçmak isterken nehirde boğulanlar oldu, kaçarken yakalananlar oldu. Hapisteki eşini babasını ziyarete gidip, dönüşte trafik kazasında yok olan aileler oldu. Hapisteyken psikolojisi düzelmeyecek şekilde bozulanlar, delirenler ve daha kötüsü akıbeti belli olmayan insanlar oldu. Bu liste uzayıp gider. 

Şunu söylemek istiyorum ki, cemaatle uzak yakın fark etmez, bir şekilde alakası olanlar dışında yukarıdaki gerçekleşenlerin hiçbiri kimsenin umurunda olmadı ve olmayacak. 

Ergenekon ve balyoz davaları, şike davaları, 17/25 Aralık operasyonları gibi cemaatin üzerinde etiket olan durumlar yüzünden halkın %99’u cemaatten acayip şekilde nefret ediyor. Hapisteki bebekler, Meriç’teki boğulanlar ve en son çıkan Ankara’daki işkence raporuyla alakalı söyledikleri tek bir şey var; “Fetöcülerse beter olsunlar“. Özellikle medyanın gücü sayesinde cemaat o kadar yerin dibine sokulup, o kadar terörize gösterildi ki, bu durumun düzelmesinin imkânı yoktur. Başta belirttiğim, terör örgütü kabul edilmeden önce bile nefret edenler şu an kıllarını kıpırdatmıyorlar, siz bize yaptınız şimdi sıra siz de deyip tabir-i caizse soykırıma göz yumuyorlar. 

Bu kesim okumuş görmüş diye tabir edebileceğimiz bir kesimdi. Bir de Anadolu’daki halk var. Vaktinin çoğunu kıraathanelerde geçiren halkın büyük bir çoğunluğu da medya gücüyle cemaatten inanılmaz derecede nefret ettirildi. Hatta şu kadar söyleyeyim, bu kulaklar “PKK’yı Fetö’ye tercih ederim” diyen insan duydu. 

Medyayı çok iyi yöneterek, bakın çok trajikomik bir şey söyleyeceğim cemaat mensuplarını bile cemaatin terör örgütü olduğuna inandırdılar. Çok basit bir örnek vereyim, şu ByLock hususunda savunulan şey genel olarak ByLock indirmenin suç olmadığıdır. Zaten hali hazırda ByLock indirmek suçtur diye bir konu yok, ByLock indirmek silahlı terör örgütü üyesi olmanın en güçlü delili olarak kabul edilmektedir. Yani cemaatin terör örgütü olduğu çoktan kabul edilmiş-ettirilmiştir. Bu sadece ByLock konusunda değil diğer bütün delillerde de böyledir. Kısacası buradan çıkarılacak ana fikir şudur; cemaat terör örgütü olarak kabul edilmekten vazgeçilmediği sürece, ByLock bankasya sendika vb. hepsi için bu gözaltılar devam edecektir. 

Tabi bu olaylar başladığında herkes şunu düşünmüştü; “ByLock, bankasya, sendika vb. olmasa adamlar kimseyi tespit edemeyeceklerdi.“ Kimseyi tespit edemeyeceklerdi yanlış bir düşünce, elbette tespit edeceklerdi fakat 17/25ten sonra cemaatin attığı her adım sanki adamların talebiyle yapıldı. İsteseler bu kadar işe yarayacak şeyler yaptıramazlardı. Bunu da artık cemaatin basiretsizliği mi olarak mı nitelendirirsiniz yoksa başka bir şey mi ararsınız altında orası size kalmış. 

Gelelim Cemaat’in Geleceği ile ilgili olan kısma. Ben artık cemaatin Türkiye’de sonsuza kadar silindiğini düşünüyorum. Hiçbir şekilde ve yöntemde cemaatin tekrardan eski günlerine ve sürekli vaat edilen o günlere geleceğini düşünmüyorum. Artık bazı konularda realist bakmanın zamanı geldiğini ve önümüze bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu düşüncelerimin nedenlerini de şu şekilde sıralayabilirim. 

- Cemaatle alakası olmuş herkesin listesi adamların elinde mevcut. Sadece ama sadece sıra var. Bu zamana kadar size dokunmamış olması dokunmayacağı anlamına gelmez. Sadece sıra bekliyorsunuz ve sıranız geldiğinde, sabaha karşı eviniz basılıp gözaltına alınacaksınız. 

- Cemaat belki yaptığı her şeyi belirli bir mantık çerçevesi içerisinde açıklayabilir fakat hususi hizmet denilen olguyu mantık çerçevesinde açıklaması mümkün değildir ve şu an başına ne geldiyse bundan dolayı gelmektedir. 

- Sürekli pozitif olup, bunlar da geçecek, biraz sabır, gayretullaha dokunacak az kaldı vb. düşüncelerle ve sözlerle kendinizi kandırmayı bırakmanız gerekiyor. İşlerin daha kötüye gittiğini görmek için kör olmanız lazım. Biraz haber sitelerini aktif haber dışındaki siteleri takip edersiniz ne durumda olunduğunu anlamış olursunuz. 

- Cemaatin kendi yetiştirdiği savcı ve hakimlerden görevde olanlarının çoğunluğu bu davalarda hiç dinlemeden tutuklama veriyor. Hala buna tedbir vs. diyenler için yapılabilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. 

- Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri sağ-sol ideolojinin hiç tartışmadan üzerinde uzlaşıp nefret ettiği tek olgu Hizmet Hareketi’dir. Halkın gerçek anlamda %99’u cemaatten nefret etmektedir ve bu durumun bu şartlarda ya da şartlar ne olursa olsun değişmesi imkansızdır. 

- Akrabasını, komşusunu ve yakın arkadaşını ihbar edenlerin oldukça fazla olduğu bilinen bir gerçektir. Cemaat mensubu olan biri bu şartlarda kimseye güvenmemelidir. Bu da hayatı zindana çevirecek başka bir durumdur. 

Gelecekle alakalı bir diğer mesele de ceza alanların cezalarını çektikten sonra yaşayacakları hayatları nasıl olacak? sorusudur. Bir kere şunu belirtmek lazım ki, KHK ile atıldıysa ve hapis yattıysa çıktıktan sonra açık cezaevi gibi bir hayat yaşayacaktır. 

Şu ısrarla belirtmek isterim ki, adam öldürüp hapse girip çıkmak, Fetö üyeliğinden hapse girip çıkmaktan 1000 kat daha iyidir. Kimse size iş vermez, kimse evlenmek istemez, evliyken girdiyseniz ve eşiniz de bir şekilde sabrettiyse bu sefer de ileride çocuğunuz sizin çektiklerini çekebilir. Hiçbir arkadaşınız sizinle görüşmek istemez, aileniz bile reddedebilir sizi. Ülkeden gitmek istersiniz, bu sefer de pasaport alamazsınız yani devlet tarafından açıkça “yavaş şekilde idama” mahkûm edilirsiniz. 

Tabii ki herkes suçlu değil, tabii ki ahirette bu yaşananların bir karşılığı olacak fakat sizlerden ricam bu dünyada mutlu olmayı artık kafanızda bitirmeniz. Bu saatten sonra cemaatle ilgisi olan bir kişinin bu dünyada tam anlamıyla mutlu olması özellikle Türkiye’de mümkün değildir. 

Bir diğer önemli mesele de bu adamlar gidince her şey düzelir ya da biraz daha iyi olur düşüncesidir. Bütün o listeler, davalar vb. her şey kayıt altında tutulmaktadır. Halk ve diğer yönetimde söz sahibi olan kişiler ve kurumların nazarında cemaat bir terör örgütüdür ve bu adamlar gitse de gitmese de bu durumlar aynı bu şekilde devam edecektir. 

Yurtdışına gitmeyi başaranlar da nispeten kurtulmuş sayılabilirler fakat emin olun vatan hasreti ve geride bırakılanlar, her ne kadar sinirli ve öfkeli olsanız bile insanın hep bir tarafını eksik bırakacaktır. 

Biraz uzunca ve tamamen pesimist bir yazı oldu farkındayım fakat gerçekleri söylemek artık kaçınılmazdır.

Beyoğlu