Koynumda Ölen Akrep - Münferit Fikir Platformu

SON

19 Nisan 2019 Cuma

Koynumda Ölen Akrep


-->

Dorothy Martin isimli bir ev kadınının önderi olduğu Seekers tarikatı müritleri, 21 Aralık 1954 günü şafak vakti meydana gelecek ve dünyayı yok edecek olan bir tufana ve bir gün önce gelip kendilerini uzaya götürecek bir UFO sayesinde de bu tufandan kurtulacaklarına inanıyorlardı. Günler öncesinden gazetelere, radyolara ilanlar verip insanları uyarmaya çalıştılar, tarikata içten bağlı olanlar bunun için işlerini bıraktı, bütün varlıklarını elden çıkarttı, kendileri gibi inançlı olmayan ailelerini terk etti.

Tufanın yaşanacağı gün Dorothy'nin Chicago'nun kenar mahallesindeki evinde toplandılar. Tam bir inanmışlıkla dualar ederek liderlerinin kehanetinin gerçekleşeceği şafağı beklediler.

Şafak söktüğünde ne tufan koptu ne de bir uzaylı geldi. Beklenen kehanet boşa çıkmıştı. Müritler arasında homurdanmalar başlarken Dorothy Martin mutfağa gitti. Az sonra geri döndüğünde yüzünde bir gülümseme vardı. “Clarionlularla yeniden konuştum” dedi memnuniyetsiz gruba, “Dünyaya ve bize bir şans daha verdiler, şimdi çıkıp daha çok çalışmalı, daha çok insanı yok oluşun kaçınılmazlığına ikna edip kurtuluşa erdirmeli, kendi saflarımıza çekmeliyiz.” Bu açıklama salonda bekleyenleri rahatlattı, artık inanacak yeni bir şeyleri vardı. Fakat Dorothy Martin ve taraftarlarının bilmediği, o gece aralarına sızmış birkaç tane doktora öğrencisinin varlığıydı.

İlk bakışta müritlerin boşa çıkan bu kehanetler yüzünden tarikattan soğuyacaklarını ve ayrılmak isteyeceklerini düşünebilirsiniz. Ancak yürütülen araştırmanın sonucunda fedakarlıkta bulunmuş müritlerin birkaçı dışında, müritler artan bir bağlılıkla tarikat için çalışmaya devam ettiler.

Bilmem size tanıdık geldi mi? 2014 yılı Gülen için çok önemli bir yıldı. 17/25 sonrası seçimlerin de olacağı 2014’ün cemaat için tam bir yükseliş yılı olması bekleniyordu ama tam tersi oldu ve dershane hamlesi geldi.

Bu kez yeni bir hedef ve cemaatin kan kaybetmesini engelleyecek motivasyon hazırdı, ebced hesapları yapıldı, rüyalardaki goriller vs herkese anlatıldı, eldeki güç tartıldı, 2016 zafer yılı olacaktı. 2016 görülmemiş bir hüsran getirdi ve Gülen liderliğindeki cemaatin aldığı en büyük yara 15 Temmuz gerçekleşti.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra Gülen bu kez objektif karşısına geçerek arkasındaki ekrandan baharın yakın olduğu müjdesini verdi. Hapishanelerin Kasım ayında boşalacağı cemaat içinde dilden dile yayılıyordu. Hatta içerde yatanlar birbiriyle takım elbisesine iddiaya giriyor, Kasım ayında kazandığı takım elbiseyi giyip cezaevinden öyle çıkacağını anlatıyordu. Örnekleri daha da çoğaltabilirim.

Ve son zamanlarda siyasi gündemle birlikte artan bahar gelecek vaadi, döngüsel zaman-olay düzenine atıfta bulunarak her mecrada dillendiriliyor. Her devran gibi bu devran da dönecek, dünyanın düzeni böyledir. Bugün dışarıda buna sebep olanlar yarın parmaklıkların ardına, bizler de eski günlere döneceğiz diye. Burada her devran dönüyor mu aslında onu da sorgulamak lazım, bu söylentiler ilk kez yüksek sesle dillendirildiğinde benim aklıma hilafet kaldırıldığında kulislerde karşı çıkan, ayaklanma çıkaran, Atatürk’e suikaste kadar varan olayları organize edebilecek ve halkta da karşılığı olan bir grup gelmişti. Eminim onlarda benzer söylemlerle yakında halifeliğin tüm azametiyle geri döneceğini, bunu yapanların acıklı sonlarını görmeyi beklediklerini anlatıp durmuşlardır. Fakat onların torunlarının torunları şu an devranın ne olduğunu bile unutmuş durumda ve o hilafet gibi güçlü bir devran, devrini tamamlayıp kapandı. Gülen cemaatine bir de bu gözle bakmak, fikir çeşitliliği açısından önemli.

İki örnek: Seekers tarikatı ve Gülen cemaatine mensup insanlar birbirinden çok farklı hayat tarzı ve kültürlerden ve başta ayrı dinlerden olmalarına rağmen, inancın bu seviyesinde ortak tepkiler veriyorlar. Seekers tarikatını örneğin 2012 yılında okumuş olsaydım muhtemelen onların aklıyla dalga geçer, ayaklarına kadar gelen apaçık bir fırsatı değerlendirmediklerini düşünürdüm. Belki de “Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir.” deyip geçerdim.

Fakat şimdi cemaate masumane inanmış insanların hala canla başla destek verdiklerini, Twitter’da muhalif yazıların altına ibadet neşvesiyle koştuklarını görünce bunları diyemiyorum. Çünkü onların duygu ve düşünce dünyalarını çok iyi biliyorum. Bir önceki yazımda aynı semtin çocuklarıyız minvalinde bir şeyler karalamıştım. Bazen şöyle de düşünüyorum. Biz Platon’un alegorisinde bahsettiği mağaranın çocuklarıyız (Burada uzun uzun Platon’un alegorisini yazıp uzatmak istemiyorum, bu kısmın anlaşılması için okumayanlardan okumalarını rica ederim). Aynı zincirlere bağlıydık ve her gün o zincirleri minnetle beraber öpüyorduk. Mağaradan çıkan birinin, daha sonra tekrar mağaraya gelip dışarıyı anlattığında maruz kaldığı hakaretler ve yalancı yaftası bugün cemaat özelinde aynen yaşanıyor.

İnsan doğası gereği inanmak ve kendini güvende hissetmek istiyor. Bu göz ardı edilemez bir gerçek. Ancak Gülen ve cemaatin üst kısmının, alt kısmına Allah rızasını hedef gösterip, kendi gizli ajandalarındaki yol haritası sonucu kervanı ulaştırdıkları yer bambaşka. Tüm inançlı, gayretli ve iyi insanların gözünü açmasını istiyorum. Sizin göremediğiniz bir açıdan sizi izliyorum ve boynunuzda akrep var diyorum. Bir zamanlar sizinle aynı konumdaydım ve aynı sizin gibi boynunda akrep var diyenlere bazen gülüyor bazen de hararetle karşılık veriyordum. Bana hiçbiriniz kızamazsınız, dediğim gibi bazılarınızın abisi bazılarınızın da kardeşi sayılırım. Bu ikazımdan değil darılmak, memnun olmanız iktiza eder. Ey iyilik ve fedakarlıkta bu dünyaya fazla gelecek seviyedeki insanlar, şu boynunuzdaki akrebi atın, çünkü bir kısım üzerinde gezdiklerini soktu ve sıradaki de sizler olacaksınız, çünkü bir hikayede anlatıldığı gibi akrebin tabiatı budur…

-O ER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder