Header Ads Widget

test banner

Bir Ahlaksızlık Nişanesi Olarak At İzini İt İzine Karıştırma Ameliyesi! (3)

23 Temmuz 2016 Cumartesi saat 11:30 gibi İstanbul Tuzla’daki okuluma geldim. Hafta sonu olmasına rağmen okulda ciddi bir hareketlilik vardı. Zira ben dahil dokuz öğretmen arkadaş açığa alınmıştık. Tebliğ tebellüğ belgesini imzaladıktan sonra okuldan ayrıldım. Üzgündüm. On beş yıla yakın öğretmenlik yapıp mesleğime doyamadan açığa alınmıştım (mesleğimin kıymetini bilememişim. Şimdi daha iyi anlıyorum.) Fakat o gün içimde daha büyük bir sıkıntı vardı. Hala da dinmeyen ve ölene kadar da dinmeyecek olan bu sıkıntıyı ben biliyordum sadece. Ne eşim ne annem babam ne de kardeşlerim hiç birisi bu sıkıntımı bilmiyorlardı. Bilemezlerdi ki; nereden bilsinler benim nerelerde ne haltlar karıştırdığımı ,neler bildiğimi ve nelere şahit olduğumu… Ve neler yaşacağımı… Bilemiyorum belki de ileriki günlerin sıkıntısıydı içimdeki. Ama hala dinmedi ve dinmeyecek de.

Okuldan ayrılır ayrılmaz yakınlardaki bir kafeye oturdum. İletişim için kullandığım ve içerisinde bir takım “kriptografik iletişim programları” yüklü olan tabletimi ücretsiz wi-fi ye bağladım. Birkaç şifre bariyerini aşarak iletişim için kullandığımız programdan başımızdaki “müdür” abiye müsaitse görüşmek istediğimi Tuzla’da olduğumu yazdım. Kendisi bana kısa süre içinde döndü. Kartal köprüsünde saat 15:00 da buluşmak üzere anlaştık. E.D. ile belirlenen yerde buluştuk. Kendisi çalıştığı kurumun kendisine tahsis ettiği gri renkli Peugeot marka aracıyla gelmişti. Selam kelam faslından sonra kendisine neler olduğunu, bu işlerin bizimle bir alakası olup olmadığını, arkadaşların aranacak olmalarının bu işlerle bir alakası olup olmadığını, 15 temmuz gecesi bana yazdığı “….Ya tamamen yok olacağız ya da…” diye yazdığı mesajla ne anlatmak istediğini…onlarca soru sordum kendisine. Memlekete gidiş tarihimi 15 Temmuz sonrasına neden ertelediğini v.s… Arabada bir müddet konuştuk. E.D. den sorduğum soruların hiç birisine net bir cevap alamadım.

Benim pozisyonumda Anadolu yakasında ikamet eden diğer bir arkadaşın da görüşmek istediğini, kendisiyle haberleştiğimi ve oturup acilen konuşmamız gerektiğini kendisine açıkça söyledim. Beni Göztepe köprüsüne bıraktı. Yaklaşık 3 gün sonra Pendik’te diğer arkadaşın evinde üç kişi buluştuk. Ben görüşmeyi yapacağımız eve biraz erken gelmiştim. Ev sahibi diğer arkadaşla E.D. gelene kadar konuştuk. Kendisi çok tepkiliydi, yaşananlara anlam veremiyordu. Bir müddet sonra E.D. geldi. Kendisiyle yaklaşık üç dört saat konuştuk. Sorularımızın hiç birine net cevaplar veremiyordu. Üzgündü. Tedirgindi. Biz kendisinden “…hocam yaşanan olaylarla bizim bir alakamız yok, tamamen bunlar iftira, hizmet çok büyük bir oyuna geldi...” türünden bir açıklama bekliyorduk. Ancak bize net bir şekilde böyle bir açıklama yapamıyordu. O bu şekilde konuşunca biz biraz gerildik. Diğer arkadaş ve ben tepkiliydik. Kendisine net bir şekilde “…abi biz bu yaşananları kesinlikle tasvip etmiyoruz, 250 kişi öldü, insanlar bizi bilseler linç ederler, neler oluyor? Bu aşamadan sonra biz artık kesinlikle bu işleri bırakıyoruz…”diyerek tepkimizi ifade ettik. Temsilci abi olan N.K. ile acil bir şekilde görüşmek istediğimizi ve bu konularla ilgili net bir açıklama yapılması gerektiğini ifade ettik. Kendisi bize “…tamam hocam N.K. ye durumu ileteceğim ve görüşme talebinizi konuşacağım…”dedi.

Aradan üç veya dört gün geçmişti. Yine aynı arkadaşın evinde bu sefer dört kişi ben, ev sahibi arkadaş, E.D. ve N.K buluştuk. N.K. çok eski tanıdığım bir kişiydi. Yıllarca birlikte çalışmıştık. O gün bizi dinledi, sıkıntılıydı. “…hocam bekleyelim görelim, neler olacak, acele etmeyelim, arkadaşlarla kesinlikle irtibat kurmayın, gerekirse evini başka bir yere taşı…” gibi cevaplar verdi. Ben kendisini o odada en iyi tanıyan kişiydim. “…bakın abi sizi iyi tanırım, siz de beni tanırsınız, bu yaşananlar neyin nesi? neler oluyor? Herkes bizi suçluyor yaşananlarla ilgili, insanlar öldü, arkadaşlardan haber alamıyoruz, bu çocuklar arandı mı?Arandılarsa kim aradı? Öldüler mi? Yaşıyorlar mı? Haberimiz yok…” diye sorular sordum. Kendisi bize tıpkı E.D. gibi net cevaplar vermiyordu. Ben “…abi ben artık bu işleri bırakıyorum, benim için herşey bitti…” dedim. Diğer ev sahibi arkadaşta buna benzer şeyler söyledi. İkimiz de tepkimizi ortaya koyduk. Bir ara yerinden kalktı yanıma geldi, elini dizime vurup “…hocam sen neler neler yaşadın, bunların da üstesinden gelirsin…v.s.” diyerek beni teselli etmeye çalıştı. Biz gerçekten şunu bekliyorduk kendisinden “…hocam kesinlikle yaşananların bizimle bir alakası yok. Tamamen iftira. Böyle bir şey olur mu hiç? Nasıl böyle düşünürsünüz?...” türünden bir açıklama. Ama maalesef böyle bir açıklama yapılmadığı gibi kendisi bize Efendimizin(s.a.v.) Uhud Savaşı’nda yaşadıklarından, neyin hayırlı neyin şerli olduğunu bizim bilemeyeceğimizden filan bahisler açarak saçma sapan açıklamalar yaptı. Üstüne üstlük açığa alınmamızdan dolayı geçim darlığına düşeceğimiz endişesi duymamamız gerektiğini, gerektiğinde maddi destek verileceğini “…bu hizmet kimseye borçlu kalmaz, kalmamıştır…”diyerek ifade etti. Sanki bizim derdimiz paraymış gibi.

Kafamızdaki soru işaretleri giderilmediği gibi yapılan bu açıklamalar bende ve diğer arkadaşta ciddi bir yıkım oluşturdu. Evi bana çok yakın olan F.K. ile buluştuk. Kendisi bizim ATM (Arama Tarama Mesulu)mizdi. Kendisiyle bir müddet sohbet ettik. Konuşmamızda bana “…Ş.Z.Y.’nı Kanada’ya ailesiyle birlikte havaalanından uğurladığını, gitmeden önce Ankara’ya uğradığını söylediğini, morali bozulup dağılan arkadaşları toparlayıp konuştuğunu söylediğini, görev dağılımı yapıp milleti toparladığını söylediğini…”söyledi. Molla bir abinin! bu şekilde ailesiyle birlikte ülkeden ayrılması ilginç gelmişti bana.

Ağustos aynı ilk haftası ailemi getirmek için eşimin memleketine gittim. Dönüşte kendi anne ve babamı ziyaret ettim. Açığa alındığımı aileme söyleyemedim. Babam kalp hastası olduğu için üzülmesini istemedim. Birkaç gün kaldıktan sonra İstanbul’a geldik. Evde bulunan kitap, dergi, dijital materyaller ne var ne yoksa daha önceden hepsini yok etmiştim zaten. Ev temizdi! Olası bir polis araması filan durumunda her türlü önlemimi almıştım! Ailem memleketteyken ben de boş durmuyor evi baştan sona elden geçiriyor, her yeri kontrol ediyordum gözümden bir şey kaçmasın diye!

Bu arada ara ara dışarı çıkıp, bir kafeye oturup ücretsiz wi-fi den tablet vasıtasıyla mesajları kontrol ediyordum. N.K. dan, E.D.’den ara mesajlar geliyordu. En dikkat çeken mesajlardan birisi “temsilci” den gelen şu mesajdı: “…aman dikkat edin!Polise paçayı kaptırmayın! Çok işkence ediyorlar!...”

Vahdettin Polat 
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar