Öncelikle söylemeliyim ki uzun süredir düşüncelerimi yazmaya kendimi ikna etmek kolay olmadı. Çünkü yıllardır belli bir kabuğun içinde yaşamış ve istişaresiz iş yapmamaya alışkın biri olarak, sanki yanlış bir şey yapıyormuşsunuz hissi sizi hiç bırakmıyor. Yine de ben, hakperestçe yazmaya ve benim gibi düşünen ama yazamayan, söyleyemeyen kardeşlerimizin duygularını dile getirmeye gayret edeceğim inşallah…

Hizmeti yaklaşık 10 yıldır tanıyorum ve fiilen içindeydim. Dershaneler, üniversitede evler vs. derken silsilenin tam olarak içinden, bölgeden bir bayan kardeşiniz olarak yazıyorum. 

Hizmet benim zaten mevcutta olan fıtri arayışımın karşılığı gibiydi. Tüm entelektüelliğiyle, zarafetiyle, herkese sinesini açmasıyla din hizmeti adına aradığımı bulmuştum adeta… Ve bu günlere kadar da kısmen öyle idi. Üniversite hayatım boyunca birçok aktif görev aldım. Bunlar sırası ile ev ablalığı silsilesi ile başlayan işlerdi. 

Bölgede kaldıkça vazifeler büyüdü tabi... Girilen istişarelerin ortamları değişti. Görev yaptığım süre boyunca eleştirilerim hep oluyordu bu yüzden genelde muhalif bilinirdim. Ve insanlara baskı yapmaktan yana olmadığım için fazla demokrat olmamdan rahatsızdı ablalarım. Ablalık büyüdükçe ben daha insanların imanı adına çok daha dertli bir ortam, daha mahviyet içinde daha maneviyatlı bir ortam hayal ederken umduğumu bulamamıştım… İnsanların gıybetinin daha kolay yapıldığı, raiyetimizin namazlarına dikkat etmenin evin eşyalarını yenilemek kadar gündem olmadığı, biraz sekülerleşmiş ortamlardı bunlar... Bunlar benim gözümde şahısların hatalarıydı çok önemseyip üzerinde durmadım açıkçası. Daha çok yapmam gerekenlere odaklanıyordum… 

Derken evlilik durumum söz konusu oldu. Aslında benim hayatımın, o her şeyin en iyisini bileceğini düşündüğüm ablalar ve abiler için o kadar da önemli olmadığını gördüm... Bazı yalanlar söylenmiş elde tutma çabaları adına farklı girişimlerde bulunulmuştu... O dönem çok üzülmüştüm. Şahsımın düşünülmesinden çok, dişlinin çarklarından birini kaybetme içgüdüsüyle hareket eden ablalar, her yolu mubah görüyordu. “Yalnızca bizden olsa yeter” durumu hakimdi hizmette... Bu durum öneri ve ikaz anlamında bir yere kadar anlaşılabilir ancak insanın kendi hayatı hakkında başkalarının seçimlerini yaşamaya mecbur bırakılması onur kırıcı oluyordu… Hizmet içindeki insani ilişkilerin, çok yüzeysel ve sistematik bazlı olduğunu görmüştüm... Bu pragmatist ve mekanik yaklaşımlarla çok adam harcandı maalesef... Dışarıya gösterilen müsamahanın onda biri hizmetteki kardeşlerimize gösterilmedi... Küskünler kırgınlar çoğaldı hep, bizim hatalarımız yüzünden... 

Sonra başka illerde görev yaptım… Bu süre zarfında çok şeye şahit oldum… Derecelere de özellere de “dine hizmet için başını açan” birebir tanıdığım insanlara da… Üniversiteden tanıdığım bir arkadaş bana, ALES hazırlık evlerine gidince hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını aslında çok farklı şeyler döndüğünü ve artık hizmetin içinde duramayacağını söylediğinde onu anlayamamıştım... Bu tarz (başını açmak) gibi hadiselere kendim yapmıyorsam da yorumsuz kalmayı tercih ediyordum… Hizmet bu tavizleri hep şahsi kemalatını başkalarına tercih etmek olarak baktı... Fakat bu öylesine sakat öylesine İslam ruhuna aykırı bir düşünceymiş ki… Görüyorum ki bizleri bunlara ses çıkarmayışımız, hatta normalleştirmiş oluşumuz hizmeti içten içe çürütmüş… 

Darbe gecesi herkesin yaşadığı gelgitleri ben de yaşadım… Bir yandan inşallah bizimkiler yapmamıştır diyordum ama bir yandan da günlerdir çok sıkıntı olduğu söyleniyor dua dağıtılıyordu... 

Sonrası herkesin yaşadıkları zaten... Darbeden 1 yıl sonra gözaltına alındım…2 aylık bir bebeğim vardı. Zaten hamilelik sürecim çok kaygılı geçmişti… İşsizdik… Şehir değiştirmiş ailemizin yanına gelmiştik... Bir de tutuklanma kaygısıyla kâbus gibi günlerdi... 

Bir akşam üstü evimize gelen 10 kişilik bir ekip baskın yaptı, aramalar vs. derken... 2 gün bulunduğum ilde 1 gece de soruşturma geçirdiğim ilde olmak üzere 3 gece gözaltında kaldım... ailem dışarda ben içerde perişandım... Şükür ki minik tesellim yanımdaydı... Ve uzun sorgu süreçleri geçirdim... 1 yıl boyunca hep kafamda kurmuştum şunu şuradan bunu buradan tanıyorum diye açıklarım vs. diye… 

Gittiğimde polis zaten beni vazifemi söyleyerek karşılamıştı... Zaten benden önceki neredeyse her şeyi gayet iyi biliyorlardı. Ben sürekli ağlıyordum. Eşim ve babamla görüştük... Zaten her şeyi biliyorlardı... Hatta benim bilmediklerimi, tam hatırlayamadıklarımı bile... O döneme kadar hep polislerin hâkim savcıların ne kadar gaddar ve insafsız olduğunu okuyordum hizmet medyalarından hep… Ama karsımdaki polis samimiydi... “Kardeşim bak yardımcı olmaya çalışıyorum” diyordu... Haklıydı da ...Verdiğim ifade sonrası haftada 2 gün imzayla serbest bırakıldım... Gece 2’de minicik bebeğimle mahkeme koridorlarında hüngür hüngür ağlayışımızı... babamın günlerdir kendini kasmaktan ve güçlü görünmekten en son geçirdiği krizi unutamıyorum… 

Sonra eşimi de gözaltına aldılar ve şükür onu da bıraktılar... Ardından 1 yıl sonra yine mahkemem olacağını öğrendim... HGB ile yeniden serbest kaldım... Ama şunu söyleyebilirim, biz gibi insanları bu ülkenin insaflı polisi hakimi ve savcısı kurtarıyor... Onların insaflı çabalarıyla kurtulan bir sürü insan tanıyorum… O zamanlar bile hala hizmetin masumiyetine inanmak istiyordum ama bir yandan darbe gecesi hizmet insanlarının yaptığı (yapamadığı) açıklamaları zihnimden atamıyordum. 

Öyle bir şey ki hayatınızın manevi dinamiklerini üzerine kurduğunuz temeller bir anda yıkılıyor… İnsan kalakalıyor öylece. Yıllardır içindeyim, bu dairenin içinde kapanan namaza başlayan yüzlerce genç kız tanıyorum. Bu kadar güzellikler olmuşken, yurtlardaki evlerdeki pırıl pırıl gençleri düşündükçe burnumun direği sızlıyordu... Darbeden sonra belki 1,5 yıl boyunca sürekli 

Türkçe Olimpiyatlarındaki o 

“Hazan olmuş bütün bağlar bozulmuş 

Sararmış yapraklar çiçekler solmuş” 

şarkısını dinler dinler ağlardım... Bu böyle bitmemeliydi... Çok güzel işlerdi... Çok güzel insanlardı oysa ki… Bunu kabul etmek kolay olmuyor ama mutlaka bir muradı ilahi de vardır... İşin hikmet boyutu… O gerçeği de yalnızca ahirette öğreneceğiz sanırım… 

Geçenlerde, darbeden 2 yıl sonraya kadar gaybubet yapmış, daha sonra yakalanmış ve serbest kalmış gencecik bir eski öğrencim geldi yanıma… Neler yaşadıklarını dinledim. 23-24 yaşında bekar bir genç kızcağızın omuzuna tüm ilin hizmet sorumluluklarını yükleyip gitmişti büyük ablaları... 

Çünkü ablalar için ortam tehlikeliydi… Ve geriye bir kurban bırakıp ortadan kaybolmuşlardı. Hatta kimi arkadaşlarım ablalarla şehir dışına görüşmeye giderken otobüslerde yakalanmış ve tutuklanmıştı. Hastalanınca hastaneye gidemeyen kaçak göçek yaşamaya mecbur edilen... 2 yıl boyunca herkese yalan söylemek zorunda kalan, hayattan bıkmış bir öğrencim vardı karsımda... 

Mütevelli mütevelli gezip çocuklarına bir şey olmayacağı vaadiyle yeni evler kurmalar, yeni yapılanma peşine düşmeler vs... Ne gerek vardı tüm bunlara? Darbe sonrası bile insanları yeniden toplamanın lüzumu neydi? Herkes elinden geldiği kadar evinden dua etseydi bu kadar büyür müydü? 

Ne mi olmuş şimdi… O öğrencilerin birçoğu içeri girip çıktı. Bir kısmı hala içeride. Öğrencim diyor ki “abla ne söylediysek ve bize ne söylendiyse tersi çıktı. Bylock delil olmaz dediler oluyor. İnkâr edin kesinlikle yazışmalar gelmez dediler dosya dosya yazışmalar önümüze kondu. Bir şey olmayacak dediler herkes içerde, bizi bırakıp gittiler” diyor... Onlar kaçabilmiş ama zavallı bu çocuklar yem edilmiş... O da anlamıştı artık şah ve vezirin kavgasında öne itilen bir piyon kadar değeri olduğunu… 

Ben bunları açıklamak üzere tepelerde neler oluyor vs. girmeyeceğim. Benim ulaşabileceğim bilgiler de değil bunlar… Sıkıntı yukardan gelen akışın problemli oluşunda... Sıkıntı üstlerin altı zerre kadar düşünmemesinde… Demem o ki bizim o yukardan beklediğimiz ve her şeyi bildiğini düşündüğümüz karar mekanizması var ya, problem orda işte. Sanki ardında düşünemeyen bir sürü var ve neye istersek inandırabiliriz muamelesi… 

İlk bunu dershaneler kapatılacağı zaman yaşamıştım... Hepimizi yurdun bir salonuna topladılar ve şimdiye kadar tüm bildiklerinizi unutun aslında AKP bizim düşmanımız nev’inden bir seminer… Cemaat haklı görünüyordu bir kıyıma niyetlenmişlerdi... kendini savunmalıydı. Sonra 17 25 Aralık oldu. Bu abiler bizden değil bu önceden de plânlanan bir durumdu tarzı seminerler… 

Sonra hep kendi kendini çürüttü hizmet. Bizden değil dedikleri polisleri de sahiplendi, onlara cevşen okundu, dua edildi. Tutarsızlık tutarsızlık üzerine... Sabahlara kadar ibadet edalı tweet atmalar vs. Hep karşı taraf üzerinden hamasetle beslendi maalesef sonrasında... Oysa sussaydık bu kadar dikleşmeseydik bu trol üslubunu bıraksaydık belki böylesine körüklenmeyecekti kavga. Gerçi körükleyenlerin hepsi yurt dışında malum. 

Savcı ifademi alırken bana demişti ki “üst düzeydeki adamlar konuşuyor ama biz hacı amcaları konuşturamıyoruz”. Konuşmaz çünkü o sadece burs görmüş kurban görmüş… İllegal ne var bilmiyor hacı amca. Görevli adam niye konuşuyor? Neler olduğunu az çok biliyor çünkü ne tavizler verildiğini biliyor. Bunu yapan bunu da yapmış olabilir diyor... Bu düşünceni zihnimde sınırını çizemiyorum şu an... 

Hizmetin ısrarla ve inatla savunduğu ne varsa altından bir şey çıkıyordu ve genelde yanlıştı sonuç. Bir yanlış tüm doğruları sorgulatıyormuş ya insana. Mesela bir dönem Erdoğan’ın hasta olduğu söyleniyordu. Hatta öleceği… 

Mesela bizim polis abilerimiz görevdeyken ülkenin her yerinde bombalar patlıyordu bizimkilerin olmaması durumunda iç savaş çıkacağı söyleniyordu. Bu düşünce öyle bir şey ki çorap söküğü gibi... Kesin bunu yapmazlar denen bir şey söyleyemiyorum zihnimde. Hayrettin Karaman’a kızanlar bilsin ki hizmetin fetvalarının da altta kalır yanı yok bence. 

Sonra Ege’de Meriç’te boğulanlardan da bahsetti kızcağız... Özellikle birimci abilere hicret emri gidiyormuş. Hala talimatla iş yapanlar… Neden hicret ettiriliyorlar? Çünkü bu adamlar yakalanır ve söylerlerse kendi kirleri ortaya saçılacak. 

Dışarıdan fedakârlık türküleri çağırmak kolay. Oysa ki benim buradaki gariban kardeşim hala dava diye bazı şeylerin peşini bırakmıyor… Oysa ki herkes bildiğini anlatsa ve sistem çözülse bu kadar acı çekmeyecek kimse... Ama malum istişare ekibi ne diyor “ayağı kayanlardan olmayın! kaybedenlerden olmayın!” Ne malum bunu diyenlerin kaybetmediği? 

Acıların sorumlusu Erdoğan kadar HE dahil ya da değil bilemiyorum en az bu ekip de. Canavara saldırıp kaçtılar ve masumları canavarın önüne attılar… Hala bu insanları nasıl kurtarırız değil kendimizi nasıl kurtarırız derdindeler. Hani fedakârlık? Abilerin ablaların en önde hapse girmesi gerekmiyor muydu? 

Giden kimseyle sorunum yok... Gidebilen kurtulmuş ne mutlu. Ama sen mesela bir il ED’si olarak yıllardır kendini gizleyen biriyle evlisin ve nasıl gaybubet yapılır kitabını yazmışsın. Ama zavallı bekar öğrenci kızlar yem... Anında yakalandılar… Kimde şimdi bu vebal? 

Söylenecek o kadar çok şey var ki… Yani yukardakiler ne yapıp ne ediyor bilmiyoruz, o yüzden üstten gelen bir emre kimsenin ihtiyacı yok artık. İnsanlara acı çektirmeyi bırakın. Herkes anlatsın ne biliyorsa 2-3 ay yatsın çıksın gerekirse... Hayatlarına baksın. Neymiş Efendimiz zalime teslim olmamışmış... Evet olmadı ama zalimin önüne de kimseyi atmadı. Her zaman en önde kendisi vardı... 

Kandırılmışlık hissi geçmiyor... Birkaç aydır sakinleşip bazı şeyleri yeniden sorgulama kararı aldım… Herkesteki bu reaksiyon ve öfke hali bende de vardı tabi. 

Bu enkazı kaldırmak ve kendini onarmak kolay olmuyor. Çünkü sahabe ruhunu taşıdığına inandığım kutsi bir dava vardı ortada... Arkadaşlarımın öfkelerini çok iyi anlıyorum. İnsanın aklıyla kalbi arasına sıkıştığı 2 yıl yaşadığına eminim herkesin… Onca zulme uğrayıp hezimetin ceremesini çeken yüz binleri umursamadıkları için yıllar geçti aklıselim bir açıklama bile yok abilerden... 

Uluslararası heyeti filan geçtim sen kendi safındaki adamlara açıklama yapmak zorundasın! 

Bu insanlar neden bunları yaşadıklarını bilmek zorunda. Hala çocuk kandırır gibi geçiştirmeler… Üzülüyorum çok üzülüyorum… ve çok öfkeleniyorum. İçi boş çürümüş insanlara, çürümüş yapıya… Masum insanların bu adamlar yüzünden mağduriyet yaşamasına... 

Umarım herkes en kısa zamanda bazı şeylerle yüzleşir. Belki biz bakış açımızı değiştirmeden bitmeyecektir bu zulüm. Kim bilir... 

Hazan 
Not:
 Yazıda bahsedilen her detay savcılık ifadesine girmiş, gerekli birimlerce paylaşılmıştır.