Header Ads Widget

test banner

Fıtrat ve İnsanlık Bekçileri Nerede? (2)

Sabahattin Ali “Kürk Mantolu Madonna” kitabının başında şöyle bir ifade kullanır. “Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.”

Yazı dizisinin ilkinde 15 temmuza bulaşmış, bulaştırılmış ve hala yargılanan asker ve sivil kişilerle alakalı bir sınıflama yapmış ve kişileri üç ana gruba ayırmıştım.

Bu yazımızda bu gruplardan birincisi yani bu işe bilerek (aklını ve ruhunu belirli bir temrinat sürecinden geçirerek) iradi olarak bulaşanlardan bahsedeceğim. Mahkemelerde şu an yargılanan, çoğunlukla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve örgüt üyeliği veya örgüt yöneticiliğinden yargılanan bu güruhun en belirgin özelliği savunmalarında her şeyi reddetmeleri. Gerek polise verdikleri ifadelerde gerek sulh ceza hakimliklerinde ve gerekse ağır ceza mahkemelerinde yaptıkları savunmalarda her şeyi red ediyorlar ve suçsuz olduklarını ifade ediyorlar. Bilmeyenler için mahkeme sürecini biraz açalım. Mahkeme başladığında ilk celsede mahkeme başkanı genelde çok uzun olan iddianamelerin kısa bir özetini okuyor. Zaten aylar öncesinden iddianame mahkeme tarafından kabul edilip ilgili sanık ve tanıkların müvekkil ve kendilerine ulaştırılıyor. Daha sonra mahkeme başkanı sırayla sanıkların savunmalarını alıyor. Sanık savunmaları avukatlarının da hazır bulunduğu anda alınıp tamamlandıktan sonra mahkeme ilgili tanıkları dinliyor. Tanıklar çok önemli. O gece neler yaşandığını tam anlayabilmek için mutlaka tanıkların şahitliğine başvurmak gerekiyor. Sadece iddia makamı ve sanık savunmaları ile yetinildiğinde mahkemede belirli bir kanaat oluşması zorlaşıyor. Maddi deliller ve tanıkların ifadeleri birleştirildiğinde resim biraz daha netleşiyor. Bir sanık için bazen ondan fazla tanık dinlenebiliyor. Bu arada sanıklar ve avukatları tanık beyanlarına itiraz edebiliyor. Sıcağı sıcağına tanığa gerek mahkeme başkanı gerek sanıklar ve gerekse avukatlar soru sorabiliyorlar. Tanıklar dinlenirken bazı sanıklar gerçekten zor anlar yaşıyorlar. İzah edilemeyen veya izah edilmeyen ayrıntılar gün yüzüne çıkınca eğer mahkeme başkanı da biraz dikkatli birisiyse mevzu sanık aleyhine veya lehine vuzuha kavuşuyor. Mahkeme heyetleri dinlenilen tanıkların ifadelerine çok ehemmiyet veriyorlar. Tanık beyanlarıyla ve maddi deliller yönüyle olay sanık lehine bir seyir izliyorsa heyet çekinmeden sanıkların tutuksuz yargılanmasına ve tahliye edilmesine hükmedebiliyor. Celselerin son gününde mahkeme heyeti sanıkların ve avukatların taleplerini alıyor ve gün sonunda celse ile alakalı kararını açıklayıp bir sonraki celse tarihini belirliyor. Bunları bu şekilde anlatmamın en önemli sebeplerinden birisi birilerinin mahkeme heyetlerinin taraflı olduğu, talimatla iş yaptıkları v.b. gibi söylemlerle yargılamalar etrafında kara propaganda yapmalarıdır.

Evet bu açıklamalardan sonra sadede gelelim. Asıl konumuz olan birinci grup sanıklara. Bu adanmış! arkadaşlar o gece öncesi ve sonrasındaki eylemleri (tanık beyanları ve kamera kayıtlarıyla sabit olanlar da dahil) kesinlikle reddediyorlar. “Ben aslında Abdurrahman Çelebi’yi tanımam,” “Bu zatın avlusunun nerede olduğunu bile bilmiyorum,” “O da kimmiş?,” “Tanık beni başkasına benzetmiş,” “Tanık iftira atıyor, o gördüğü kişi ben değilim” türünden ifadelerle mahkeme heyetini ikna etmeye çalışıyorlar. Yıllarca hapis yatacağını bile bile, tek bir merkezden yönlendirildikleri alenen ortada olan bu şahıslar kafasını kuma gömüp avcının hedefinden kurtulduğunu zanneden ahmak deve kuşu görüntüsündeler maalesef.

İçerde 15 ay kalıp tutuksuz yargılanan bir askerle konuştuğumda içerde yani cezaevinde inanılmaz bir dayanışma olduğunu, sürekli birbirlerine rüyalar anlattıklarını ve sürecin yakın zamanda bitip herkesin dışarı çıkacağını müjdelediklerinden bahsetti. Evet hele bir de itirafçı filansanız ve buda biliniyorsa vay halinize! Zaten direkt dışlanıyorsunuz. Küçük ölçme ve tartmalardan sonra yanaşılıp bu gafletten! uyanmanız için ikna seansları düzenleniyor. Emniyet ve sulh ceza sürecinde gaflete düşüp! birşeyler anlatmışsanız, aklınıza ve vicdanınıza izah edemediğiniz olaylardan bahsedip gelinen netice itibariyle sonucu hiçbir zaman kabullenemeyeceğiniz bir filmin figüranı olmayı kendinize yedirememişseniz tecrit başlıyor.

Hıristiyanların peygamberleri Hz. İsa (a.s.) ile kurmayı başaramadıkları yatay ilişki yani insan-insan formu daha başından itibaren dikey bir ilişki formuna dönüşünce “makul” olan herşey “mahsus” a dönüşmesi gibi bizlerde hoca, imam, abi, hocaefendi, şeyh, üstat v.b. varlıkları kendi ellerimizle aşkın bir varlığa dönüştürdük. Bu çarpık aşkın bakış açısı “abilerin bir bildiği vardır,” “itaat et kurtul şakirt” türünden hiç de makul olmayan bir sapkınlığa bizi sürükledi. Akıllı bir duruş sergileyemedik. Hissi bir duruştu bizimkisi. Akla değil efsaneye teslim olmuştuk. Anlamaya değil hayran olmaya ayarlamıştık zihnimizi ve bu durum bizi kolayca anlaşılabilecek şeyleri bile esrarlı bir hale sokarak “sırrına müttali olamayacağımız işleri!” yaptırttı. Kendi kendimizi kriminalize edip “kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin” gibi anlamanın temel kurallarını oluşturan soruları lügatimizden çıkardık. İnsan tasavvuru alabora olan bu akıl Kur’an’ın ifadesiyle “kendi kendine zulmeden bir akıl” oluverdi. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek binlerce kahraman! bulmayı başka nasıl izah edebiliriz ki?

Bu ultra şakirt! arkadaşlara söyleyecek çok fazla bir şey yok. “Kendi düşen ağlamaz” derler Anadolu’da. Kendileri cezaevinde kurdukları hayal dünyasında her bir araya geldiklerinde birbirlerine rüyalar anlatırlarken yakınlarının her günü kabus gibi geçmekte. Bir gardiyan arkadaşın ifadesiyle “Hocam hapiste cezayı içerdekiler değil, dışardaki yakınları çeker!”

Vahdettin Polat
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar