Header Ads Widget

test banner

Nurculuk Hareketi ve Tefrika

Habbeyi kubbe yapmak, Said Nursi vefat ettiğinden bu yana Nurculuk hareketinin maalesef temel zaafı olmuştur. Evvela Risale-i Nuru ve Said Nursi'yi olağanüstüleştirerek abartmışlardır. Risale-i Nur ve Said Nursi yabana atılamayabilir lakin nihayetinde Said Nursi de bir fikir öncüsü ve Risale-i Nur yine onun tarafından telif edilmiş bir külliyattır. Ancak nurcular, Said Nursi'nin kulağına bu felaket ve helaket asrında Risale-i Nur'un gaybdan birileri tarafından üflendiğini vurguladılar. İnsanları okumaya ve yazmaya teşvik etmek için muvakkaten motivasyon yollarına başvurulması olarak te'vil edilebilirdi lakin bu giderek hakikate hamledildi. Hatta Ömer Nasuhi Bilmen'e nispet edilerek "Said Nursi'nin kulağına gaybdan manalar üfleniyor onun için eserleri rağbet görüyor" dediği rivayet ettirilerek her nurcuda Risale-i Nur ile ilgili olağanüstü bir kanaat oluşturuldu.

Tabii eser ve müellif üzerinden yapılan bu abartma psikolojisi özellikle kendisi vefat ettikten sonra bir fitne unsuru olarak devam etti. Öyle ki hayatı boyunca ümmetin vahdeti ve müslümanların kardeşliği için çalışan Said Nursi'nin bugün, eserlerini okuyan ve kendisini nurcu olarak tanımlayan irili ufaklı 40 farklı cemaat gurubundan bahsedebilmek mümkündür. Tabii bu ayrılıklar ve ihtilaf bir realitedir denemeyecek kadar derin olduğunu da bilmek lazım.

Zübeyr Gündüzalp ile Hüsrev Altınbaşak arasında 1960'lı yıllardaki ayrılığın ismine, ihtilaf değil tefrika diyebileceğimiz keyfiyettedir. Düşünün ki daha düne kadar tüm eziyetlere ve zorluklara rağmen Risale-i Nur yazanlar ve okuyanlar, bu konuda her türlü eziyete ve işkenceye maruz kalanlar birbirlerini "hain" ilan ederek yüzlerce defa okudukları Uhuvvet Risalesine adeta ihanet ederek, Said Nursi'nin kemiklerini yattığı o meçhul kabirde sızlatıyorlardı.

Said Nursi'nin talebelerinden Hüsrev Altınbaşak ile Zübeyr Gündüzalp arasındaki tefrika öyle basit bir fikir ayrılığı değil, husumeti bugünlere kadar uzanan derin bir fitnedir. Hüsrev Altınbaşak, Risale-i Nur'un matbaada Latin harfleriyle neşredilmesine şiddetle karşı çıkan ve bu görüşü destekleyen Zübeyr Gündüzalp'i hain olmakla itham ederek yollarını ayırmış ve "Hayrat Vakfı"nı kurmuştu. Dolayısıyla Yazıcılar ile Okuyucular arasındaki tefrika o dönemlerde başlamıştı. Bunlar herhangi bir Nurcu değil üstadın bizzat talebeleriydi.

Oysa Said Nursi değil miydi Osmanlı döneminde kimsenin "meşrutiyetin" dahi adını anamadığı bir dönemde meşrutiyeti ve kimsenin Cumhuriyetin adını dahi telafuz edemediği dönemlerde Cumhuriyeti şiddetle savunarak çağının klasik ulemasından çok yukarılarda bir ufka ve bakış açısına sahip olan? Şimdi onun dizinin dibindeki talebeleri Risale-i Nur Osmanlıca mı Latince mi basılsın gibi bir mevzudan dolayı birbirlerine düşmüşlerdi.

Öyle anlaşılıyor ki Said Nursi vefat ettikten sonra onun misyonuda bitmişti. Zira o yenilikçi ve çağın en az bir asır önünde düşünen lakin talebeleri onu sadece taklid eden ve yenilenmeye açık olmayan kimselerdi. Bir mücevher ne kadar değerli olursa olsun onun taklidi asla onun gibi değerli olamazdı.

Sorun sadece Hüsrev Altınbaşak'ta değildi. Mesele 1970'li yıllarda sadeleştirme mevzusuna gelince o meseleyede bu sefer, Okuyucu olarak bilinen Nurcular karşı çıkmışlardı. Oysa ki Osmanlıca harflerle değil Latin harfleriyle külliyatın neşredilmesindeki gaye onun anlaşılması ve okunabilmesiydi. O halde niçin sadeleştirilmesine karşı çıkıyordu? Belli ki Risale-i Nur'un herkes tarafından ele alınıp okunması ve abilik hiyerarşinin kırılması istenmiyordu. Zira Nurculuk hareketi gittikçe Katoliklik hiyerarşine dönüşüyordu (itikadi değil hiyerarşik.)

Tabii ki bu hiyerarşik benzeme beraberinde uygulama benzerliğini getiriyordu. Katoliklerin diğer Hristiyanları tarihte afaroz ettiği gibi Nurcular da birbirlerini afaroz etmeye başlayacaklardı.

Hüsrev Altınbaşakla başlayan Okuyucular arasındaki tefrika Zübeyr Gündüzalp'ten sonrada devam edecektir. Önceleri beraber hareket eden Mehmet Fırıncı, Mehmet Birinci ve Mehmet Kutlular daha sonra yollarını ayıracak ve Mehmet Kutlular daha önce Nurcular tarafından kurulan İhlas, Zülfikar ve Uhuvvet gazetelerinin devamı olan Yeni Asya gazetesini kuracaktı. Lakin Demirel'e yakınlıkları ve siyasi duruşlarından dolayı Mehmet Kutlular diğer Nurcular tarafından adeta aforoz edilecekti. Yeni Asya gurubu Demirel'e haddinden fazla paye verecek ve Said Nursi'nin kendisine işaret ettiğine cemaatini inandıracaktı. Yeni Asya camiasının gözünde Demirel beklenen ve Said Nursi'nin risalelerinde işaret ettiği kişiydi.

Said Nursi'nin talebelerinden biri önceleri beraber olduğu Mehmet Kutlular'dan o kadar uzaklaşmış olacak ki benim de bulunduğum bir toplulukta 1995 yıllarında Kutlular'ın kızı o malum nedenden dolayı vefat ettiğinde evinizi medreseye çevirmezseniz olacağı bu demişlerdi. Bir zamanlar beraber yürüyen insanların birbirine bu kadar uzaklaşması ve adeta nurculuklarını sorgulaması çok manidardır.

Sıddık Dursun liderliğindeki grup ise Risale-i Nur'un tahrif edildiğine ve bazı kısımlarının çıkarıldığını iddia eden bir grup. Dolayısıyla Yeni Asya grubuna ve Okuyuculara özellikle Kürtlükle ilgili kısımların ve yine başka bölümlerin çıkarıldığını ifade ettiği için önceden beri ayrı devam eden bir cemaati var. Sıddık Dursun'un vakfı'nın adı Med Zehra vakfı olup diğer Nurcular tarafından kürtçü bir damarı temsil ettiğine inanıldığı için çok yakın durulmayan bir Nur camiası. Yine İzzeddin Yıldırım tarafından kurulan Zehra Vakfı daha ayrı bir telden çalan Nur Camiasıdır. Bu ikisi biribirinden farklıdır. Bunun dışında Urfa merkezli Abdülkadir Badıllı grubuna ait bir Nur hareketi de mevcuttur, lakin burada grupların daha fazla detaylarına girmeyeceğim.

80 ihtilalinde Kenan Evren'i desteklediği için birçok Nurcu'nun sert eleştirilerine muhatap olan bir başka Nurcu lider ise Mehmet Kırkıncı'dır. Dün ihtilal sonrasında mahkemelerde yargılanan Said Nursi'nin şimdi talebeleri ihtilal sonrasında aynı konseyde olabiliyorlardı. Hem de Kenan Evren gibi bir zatla.

Fethullah Gülen ise klasik Nurcularca kendilerinden kabul edilmeyen bir zattır. Yani Gülen hareketini asla beğenmemişler ve kendilerinden kabul etmemişlerdir. Gülen hareketini Yazıcılar daha sert bir üslupla eleştirirken Okuyucu gruptan Mehmet Fırıncı, Abdullah Yeğin gibi kişiler kendilerine daha yakın bulurlar. Zira onlarla bir dönem beraber olmuş ve hatta derslerden sonra kendisine tılaveti güzel olduğu için Kur'an okuturlarmış. Daha sonra vaazlarıyla etrafında insanlar çoğalmaya başlayınca o da bir şekilde Nurcular tarafından pasifize edilmeye çalışılır. Lakin o bağımsız bir hareket olarak devam etmeye başlar. Lakin başta Yazıcılar ve Yeni Asya grubu tarafından asla bir Nur hareketi olarak kabul edilmemişlerdir.

17 Aralık sürecinden evvel Okuyucular; risalelere sempatisi olan Fethullah "kardeşimizin (!)" hareketi nazarıyla bakmışlardır. Fethullah Gülen hareketinin ise diğer İslami yapılarla yıldızı asla barışmamıştır. Hatta o barışık olmama durumu o hareketin güçlenmesinde ve büyümesinde rol oynamıştır. Bununla beraber Fethullah Gülen sadece bir Nur talebesi değil o aynı zamanda Kufreviye tarikatından da Alvarlı Efe döneminden ruhsatlı halifedir. Dolayısıyla Gülen, aynı zamanda ehl-i tariktir. O harekete mensup kimselerin çoğu bunu bilmese de haddizatında diğer Nur hareketlerinden daha farklı bir hiyerarşik yapının ve etkinin olması biraz bu nedenledir. Her ne kadar Muhammed Kufrevi Bitlis'teyken Said Nursi'yi himaye etmiş olsa da Nursi, o tarikatın halifeliğini almamıştır. Nur hareketlerinin abi tasavvurlarıyla Gülen hareketindeki Hocaefendi yaklaşımı arasındaki farkın kökleri biraz da buralarda aranmalı diye düşünüyorum.

Velhasıl kelam birbirine bu kadar acımasız ve haşin olan ve en basit gerekçelerle Nurculuklarını sorgulayan ve afaroz eden bu Nurcu grupların bugünlerde Kur'ana hizmetiyle yüzbinlerin sempatisini almış müslüman aydınlarla ilgili karalama kampanyaları ve tahkirleri Nurculuk tarihinde görülmemiş bir durum değildir. Uhuvvet risalesini yüzlerce defa okumak ve hatta ezberlemek dışında başka bir yolu olmalı uhuvveti teessüs etmenin. O ise vahiyle inşa olmaktır.

-Bilgin Erdoğan
author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

8 Yorumlar

  1. iĞRENÇ, ADİ, AHMAKÇA, İHANET NİTELİĞİNDE BİR YAZI.

    YanıtlayınSil
  2. Bilgin Erdoğan önemli bir meseleye parmak basmış. Said Nursi, İhlas ve Uhuvvet risalelerini yazmış ama peşinden gidenler sadece papağan gibi bunları tekrarlamış. Bir de buna Nurcuların arkasındaki istihbarat örgütlerini katarsanız (Artıhaber dergisi 'Nurcuların kaderi devletin elinde' diye bu hususta ciddi bir çalışma yapmıştı) işin içinden çıkmak adeta imkansızlaşır.
    Nurcular maalesef Risale-i Nur'u Kur'an'ın yerine ikame etmiştir. Hatta bazıları daha da ileri giderek namazın birinci rekatında 1. söz, 2. rekatında 2. sözü okuma ahmaklığını savunmuştur. (Fethiye grubu)
    Hülasa Nurculuk Said nursinin yolundan epeyi uzaklaşmış, kişiler etrafında kümelenen menfaat grupları haline gelmiştir. Bunu 15 yıl önce "Said nursi ve rant Ekolu" ismiyle yazıp yayınlamıştım.

    YanıtlayınSil
  3. SAİD NURSİ’NİN RANT EKOLÜ
    Selim Çoraklı / 2007
    Kendi ifadesi ile 20. asrın minaresinin başında bulunan Said Nursi bulunduğu asrı her yönden etkilemiş bir isim. Bugün Türkiye’de ve birçok halkı Müslüman ülkede ki İslami hareketleri direk veya endirekt etkileyen Said Nursi, ortaya koyduğu Peygamberi hizmet metoduyla da, 20. asırdaki mü’minlere mühim bir yol gösterici oldu.
    Âlimlerin peygamberlerin varisleri olduğunu bizzat Peygamber Efendimiz(sav) bildirmiş ve âlim olmanın kolay bir şey olmadığını, mucizevî ifadelerle beyan etmiştir.
    Âlimler Peygamberlerin varisleri olduklarına göre, iman ve Kur’an hakikatlerinin anlatılması ve yayılmasında aynen Peygamberlerin takip ettikleri yolu izlemeleri kaçınılmaz bir vazifedir. Âlimlik vasfını kazananlar bu vazifenin kolay olmadığını, her mirasçının Peygamberlerin çektiği çilelere, işkencelere, baskı ve zulümlere maruz kalabileceğinin şuurunda olmak zorundadır.
    Dost ve düşmanların ittifakıyla 20. asrın başında cihad meydanına atılan Said Nursi bir peygamber varisi olduğunu bütün icraatlarıyla göstermiştir. Bütün ömrü boyunca Peygamber izinde yürüyen ve bu konuda karşısına çıkan bütün engelleri aşmasını bilen Said Nursi, arkasından nurdan bir iz bırakmıştır.
    Said Nursi, Peygamber izinde yürürken önüne çıkan hapishanelerden, tehditlerden asla çekinmemiş, hapishaneler onun için birer Yusuf medresesi olmuş, en zor zamanlarda bir Müslüman tavrının nasıl olması gerektiğini hayatındaki müşahhas örneklerle vermiştir.
    Said Nursi, vefatından sonra da üzerinde çok konuşulan insanlardan biri olmuştur. Ancak ne kadar hazindir ki, Said Nursi’nin yolunda gidenler, onun takip ettiği Peygamberi metodu takip etmek yerine zaman ve zemine göre eğip büktükleri yeni hizmet metotları meydana getirmiş ve haliyle ondan uzaklaşmışlardır. Yeni hizmet metodu ortaya koyanlar Said Nursi’nin Peygamber mirası olan “İstiğna mesleği”ni adeta bir “rant mesleği” haline getirmiş ve buradan kazandıkları ile lüks hayat yaşamayı ilke edinmişlerdir.
    Said Nursi, herkesin adeta uğrunda esir olduğu maaş, rütbe, servet ve daha nice maddî menfaatlerle asla alâkası olmamıştır. Hayatı boyunca takip ettiği istiğna mesleği gereği, kimseden bir şey talep etmemiş, hediye almamaya çalışmış, kıramayıp aldığı hediyelerin karşılığını da muhakkak vermiştir. Bu sayede başı hep dik durmuş, iman ve Kur’an hakikatlerini eğip bükmeden, herhangi bir gerekçenin arkasına saklamadan, hiçbir güçten korkmadan beyan etmiştir.
    devam edecek

    YanıtlayınSil
  4. SAİD NURSİ’NİN RANT EKOLÜ
    Selim Çoraklı
    2
    Said Nursi, “İstiğna mesleği”nin niçin önemli olduğunu Mektubat isimli eserinde iki madde olarak şu şekilde ifade etmiştir:
    "Birincisi: Dalalette olanlar ve bazı ilim ehli görünenler, gerçek ilim ehli olan âlimleri, ilimlerini vasıta-i cer yapmakla, yani, ‘Biz bunları yapıyoruz, siz de geçimimizi temin edin’ dediklerini iddia ediyorlar. İlmi ve dini kendilerine geçim vasıtası yapıyorlar” deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunun için böyle iddiada bulunanları fiili olarak yalanlamak gerekir.
    İkincisi: Hakkın yayılması ve ilan edilmesi için, Peygamberlere bağlanmakla vazifeliyiz. Kur'an-ı Hakîmde hakkı yayanlar için Allah(cc), "Benim mükâfatımı vermek ancak Allah'a aittir." (Hûd, 29) diyerek, insanlardan hiçbir şey talep etmemişlerdir.”
    Said Nursi’nin ister hayatta iken, isterse de vefatından sonra binlerce kişi tarafından takip edilmesinin altında da bu peygamber mesleğinden gelen ihlâs ve samimiyetin yattığı bir gerçektir.
    Ancak yukarıda bir nebze bahsettiğimiz gibi, Said Nursi’nin peşinden gidenler (istisnalar hariç) bu mesleği terk etmiş, geliştirdikleri metotlarla insanlardan alabildikleri kadar maddi imkânlar toplama yoluna gitmişlerdir. Yine ne kadar hazindir ki, fitre, zekât, sadaka, infak, himmet veya başka isimler altında toplanan bu maddi imkânlar, ehilsiz ve ihlâssız ellerde lüks ve israfa, çoğu kez de İslam’ın tasvip etmediği faaliyetlerde kullanılmış ve hâlâ da kullanılmaktadır. Hâlbuki Said Nursi, “bu ahir zamanda” ilim tahsil edenlerin alması meşru olan zekâtın kendisi ve talebeleri tarafından alınmasına dahi razı olmuyordu. Çünkü yapılan hizmetlere karşı alınmış olma ihtimali, iman ve Kur’an hakikatlerinin neşrini sırf Allah(cc) rızası için yapmak olan “ihlâs sırrının” zedelenmesini netice verebilirdi. Zira Zekât’ın tam bir teslimiyetle yalnız Allah’tan(cc) bilerek ve O’nun adına alınıp verildiği ihlâslı günler gerilerde kalmıştı.
    Said Nursi’nin vefatından sonra değişik talebelerinin etrafında oluşan sosyal grupların önde gelenleri (yine istisnalar hariç) bu maddi imkânlarla kendilerine lüks birer hayat kurmuş, yazları yaz evlerinde, kışları villalarında geçirmeye başlamış, altlarına en lüks otomobiller almış, çocuklarını ve ailelerini de bu lüks içerisinde yaşatmaya başlamışlardır. Hatta bazı gruplar daha da ileri giderek İslam adına toplanan maddi imkânları, ataistlerin, ateistlerin, kapitalistlerin, Marksistlerin, Liberalistlerin, artistlerin hizmetine(!) sunmaktan geri durmamıştır.
    Oluşturulan bu lüks ortamda, kaloriferli salonlarda cihad nutukları atanlar, cihadı bile nefislerinin isteklerine göre eğip bükülmüş, Hak ve batıl mücadelesi arasındaki kuvvet kullanımları görmezden gelinmiş, hak yolunda canları ve malları ile cihad edenler “Terörist” olarak yaftalanmıştır.
    devam edecek

    YanıtlayınSil
  5. SAİD NURSİ’NİN RANT EKOLÜ
    Selim Çoraklı
    3
    Bütün bu sosyal gruplara baktığımızda (her ne kadar kendileri Said Nursi’nin yolunda olduklarını iddia etseler de) Said Nursi’nin “İstiğna mesleği”nden fersah fersah uzak olduklarını görüyoruz. Said Nursi’nin peşinden gittiğini iddia edenler, onun hiç kimseden bir şey istememe prensibini adeta ters çevrilerek, her gelenden maddi destek talep eder duruma gelmişlerdir. Hatta daha da ileri gidilerek parası olanlara daha çok kıymet verilmeye başlanmış, maddi durumu yerinde olmayanlar ise hep görmezlikten gelinmiştir. bu çerçevede Abese suresinde Allah’ın(cc) Peygamberimize yaptığı ikaz görmezlikten gelinmiş, işin güç ve iktidar yönü ağır bastığı için hep maddi gücü ve makamı yerinde olanlarla ilgilenilmeye başlanmıştı.
    Said Nursi, tevazuu ve mahviyetkârlığı ön plana çıkarıp, kendini hiçbir zaman nazara vermezken, onun peşinde gittiğini iddia edenler hep kendilerini ön planda göstermenin gayreti içinde olmuş, bu hususta kendi reklâmlarını yapmak için gerektiğinde milyonlarca dolar harcamaktan da asla geri durmamışlardır. Zaten özellikle sosyal grupların başında olanların bu tavrı sebebiyle Said Nursi’nin ardından onun yolundan gittiğini iddia edenler en az yirmi parçaya ayrılmıştır. Hâlbuki Said Nursi İhlâs ve Uhuvvet(kardeşlik) isimli eserler kaleme alarak birlik ve beraberliğin İslam dininde esas olduğunu vurgulamış, ayrılığın getireceği tehlikelere işaret etmiştir.
    Said Nursi’nin peşinden gittiğini iddia edenlerin oluşturdukları sosyal gruplar, kendi çevrelerinde kurdukları “Kültürel koloni”lerle diğer Said Nursi’nin peşinde gittiğini iddia eden grupları dışlamış, bu dışlama daha da genişleyerek diğer İslami grupları da içine almıştır. Bu çerçevede oluşturulan kültürel koloniler, kendi kolonilerinde ürettikleri kitaplarla adeta Said Nursi’nin eserlerini de okunmaz duruma getirmişlerdir.
    Said Nursi eserlerini kaleme alırken tek maksadı iman ve Kur’an hakikatlerinin insanlara ulaştırmak iken, Nursi’nin peşinden gittiğini iddia edenler eserlerin maksadını değil, kendisini kutsallaştırarak dokunulmaz kılmış, nesiller ile arasına dil problemini çıkarmış ve esas maksattan uzaklaştırılmak istenmiştir. Said Nursi’nin eserlerini kutsallaştıranlar onu dokunulmaz kılarak sadeleştirilmesinin ve gençliğe ulaştırılmasının önün set olmuş, böylelikle âlemşümul hakikatler olan iman ve Kur’an esaslarını kendi kültürel kolonileri içerisinde boğmaya çalışmışlardır. Hâlbuki özellikle sosyal grupların ileri gelenleri sohbetlerde Said Nursi’nin eserlerini sadeleştirerek sohbete katılanlara anlatmış; ancak bu iş yazıya dökülmeye başlayınca karşı çıkılmıştır. Bunun altında belki de kendilerinden başka Said Nursi’nin eserlerini anlayanların çoğalması ihtimali vardı. Bu elde edilen makam, mevki, maddi ve manevi yardımların paylaşılması anlamına geliyordu ki, kimse elindeki bu “rant ekolü”nü kaçırmak istemezdi.
    devam edecek

    YanıtlayınSil
  6. SAİD NURSİ’NİN RANT EKOLÜ
    Selim Çoraklı
    4
    Yine Said Nursi özellikle politikayı şeytan ile özdeşleştirerek, “Şeytanın ve politikanın şerrinden Allah’a sığınırım” derken onun peşinden gittiğini iddia edenler, yıllarca mason olduğu açık olan liderlerin peşinden gitmiş, arkalarına takılanları politik arenalarda kalp paralar gibi ucuzca harcamışlardır. Kimi gruplar da Said Nursi’nin “İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden kâinata meydan okur” ilkesinde ifade ettiği Allah’tan(cc) başka güç tanımama ilkesini görmezden gelerek ABD gibi kâfir ve zalim ülkelere güç isnadında bulunmuş, ABD’nin emri ve izni olmadan hiçbir hareketin yapılamayacağı safsatasını ileri sürerek büyük hamakat göstermişlerdir.
    Netice olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Said Nursi, tam bir Peygamber varisi olarak yaşamış, hayatında istiğnayı, tevazuu, mahviyetkarlığı, ihlâs ve sadakati ilke edinerek ardında nurdan bir iz bırakarak gerçek âleme göçmüştür. Ancak ne kadar hazindir ki, peşinden gittiğini iddia ederek kurulan sosyal gruplar, Said Nursi’nin bu mesleğinin tam tersini yaparak yerine her şeyin maddi ve dünyevi güce dönüştürüldüğü bir “Rant ekolü” oluşturmuşlardır. Bunun için olsa gerek Said Nursi’nin tek başına oluşturduğu imani ve Kur’ani dalganın ve İslami hakikatlerin kalpler üzerinde bıraktığı tesirin yüzde birini, peşinden giden gruplar bütün şaşaalı, gösterişli hizmetlerine rağmen elde edememişlerdir. Bunun sırrının Said Nursi’nin son kaleme aldığı yazı olan “Konuşan yalnız hakikattir” isimli makalesinde geçen “Ben, maddî ve manevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sayede, iman hakikatleri her tarafa yayıldı. Bu sayede yüz binlerce belki de milyonlarca talebe yetişti. Artık bu yolda iman hizmetine onlar devam edeceklerdir. Onlar, benim, MADDÎ VE MANEVÎ HER ŞEYDEN FERAGAT MESLEĞİMDEN AYRILMAYACAK; YALNIZ VE YALNIZ ALLAH RIZASI İÇİN ÇALIŞACAKLARDIR” vasiyetinde gizli olduğuna inanıyorum.
    Ve Said Nursi’nin peşinden gittiğini iddia eden gruplara şöyle sesleniyorum:
    “Eğer gerçekten Peygamberin mirasını hakkıyla üstlenen bir alim olan Said Nursi’nin peşinden gittiğinizi iddia ediyorsanız, ya onun, “maddî ve manevî her şeyden feragat mesleğinden ayrılmayacak; insanlardan zekât, fitre, sadaka, himmet, burs, vs. vs. adı altında para toplayıp lüks otellerde harcamayacak, lüks hayat içerisinde yaşamayacak, yalnız ve yalnız Allah(cc) rızası için çalışacaksınız” ya da yolunuzun Said Nursi’nin Peygamber mesleği olan yolundan ayrı olduğunu beyan edeceksiniz. Yoksa sizin her yerde Said Nursi’nin yolunu bir “rant ekolü”ne çevirdiğinizi beyan etmekten geri durmayacağız.”
    son

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çoraklı Bey, yazdıklarınız, basit, adi, karalama amaçlı, sıradan ve bahsettiğiniz İstihbarat işlerine dayalı, kalitesiz yuvarlamalar, gelişigüzel saçmalama hakkını kullanma metinleridir.
      Genellemeleri neye göre yaptınız?
      Bugün, belli başlı 10'un üzerinde, ufaklı olarak ise, 40 civarında ayrı anlayışı paylaşan Nurcuların tamamını bir torbaya koyup, tekmelemeye çalışmak; hangi amaçladır, hangi sonuçları almak üzere yapılmıştır/yapılmaktadır?
      Fethullah Hoca hareketinde de görüldüğü üzere, işin içine değişik versiyon ve kaynakları ile, yüzlerce, binlerce iyi saatte olsunlar karışmıştır.
      200 MGK Kararları önce Nurcuları hedef almış, adım adım, bugün bütün Tarikat ve cemaatlerin çamurlanması safhasına gelinmiş ve sonuçlar ortadadır.
      Ülkemize, milletimize, devletimize, bu derece zarar vermeyelim.
      Samimi isek, dürüst olalım, düşünerek, etraf-ı erbaası ile konuları değerlendirelim.

      Sil
    2. 45 yılını İslami meselelere ayırmış, bizzat içlerinde yaşamış, basit dünyevi meselelerden dolayı birbirini yiyen ve kendini üstadın talebesi olarak pazarlayan o kadar basit insan gördüm ki? Sen de tanımadan ahkam kesmişsin. O yazdıklarım yaşanarak tecrübe edilen hakikatlerdir.
      İstihbarat baştan beri nurcuların içinde, tepesinde, altında, üstünde ve hala devam ediyor. Senin tarikat ve cemaat dediğin oluşumların hangisi Kuranıi prensiplere uyuyor hiç aklını çalıştırıp inceledin mi?
      SAMİMİ İSEN TARİKAT V CEMAATLERİ KURAN IŞIĞINDA İNCELE. AMA AKLINI ÇALIŞTIRARAK VE HER TÜRLÜ PEŞİN YARGILARINDAN SIYIRARAK YAP BUNU.
      KURAN HAKEM OLSUN

      Sil