Aslında Ne Oldu? - Münferit Fikir Platformu

SON

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Aslında Ne Oldu?

Dinbaz müslümanların iktidarını görene kadar bizim için en büyük vesayet askeri vesayet idi. The Cemaat ile AKP arasında yapılan zımni anlaşmanın bir amacı da birlikte bu askeri vesayeti tasfiye etme idi. Fakat taraflar bir yandan askeri vesayeti bitirmek için çalışırken, bir yandan da bu tasfiyenin tamamlanması sonrası karşı tarafı tasfiye etmek için çalıştılar. 17/25 tarihi iki tarafın işte bu gizli ajandasının tamamen ortaya çıktığı tarih oldu. Fakat The Cemaat’in stratejik aklı, ta çekirdekten bütün siyasi rakiplerini elimine ederek bugünlere gelmiş Reis karşısında tam anlamıyla iflas etti. 15 Temmuz operasyonu (evet bana göre 15 Temmuz tek adam rejimini kurmak için Reis, MIT ve Akar ekibi tarafından kotarılmış bir operasyondur. Adil Öksüz gibi satılmışlar üzerinden de The Cemaat bağlantısı tamamlanmıştır) ile de Reis, The Cemaat’e öyle bir şah-mat yapmıştır ki; The Cemaat Reis’in kapasitesini ancak bu korkunç olaydan sonra tam anlamıyla anlayabilmiştir!

Başta FG olmak üzere The Cemaat üst yönetiminin Anadolu insanını tanımadaki yanlış referansları, siyasi partilerin halkın içine girerek kurmuş oldukları organik bağ yerine hizmet evlerindeki yüzeysel ve tek taraflı ilişkiler üzerinden halkı yanlış okuması FG’nin ve The Cemaat’in bu meydan savaşına girmesine neden oldu.  Mart 2014 yılındaki beş altı kişilik bir sohbet toplantısında sohbeti yapan abimiz, çok iyi hatırlıyorum, hafta sonu İç Anadolu’da bulunduğunu, halkın nabzına göre AKP’nin yerel seçimlerde en fazla %24 oy alabileceğini söylemişti! Menfaati söz konusu olduğunda dinini bile masaya koyacağını düşündüğüm necip Anadolu insanımız (!) muhtemelen bu abimize ayıp olmasın diye gerçek fikrini beyan etmemişti. Zaten gelen sonuçlar da The Cemaatin nasıl bir fanus içinde yaşadığının ispatı olacak seçim yenilgilerinin ilki olmuştu. The Cemaat bundan sonraki bilmem kaç seçimden de halktan beklediği desteği görememiş, en sonunda halkta sorun olduğu kanaatine vararak The Cemaati TR’den biraz zorla biraz da mecburiyetten çıkarmıştır.

Evet geçmişe baktığımda, FG’nin 28 Şubat zamanında The Cemaat’in tüm kurumlarını askerlere teklif ederken, 17/25 Aralık sürecinde benzer bir teklifi Reis’e yapmamasının nedeni ne olabilirdi ki? Bu arada Reis ifadesini tasvip ettiğim için kullanmıyorum, şu an TR’deki de facto durumu en güzel bu sıfat ifade ediyor. Evet neden FG aynı ya da benzer teklifi Reis’e de yapmadı?

Yapmadı, çünkü yukarıda da ifade ettiğim gibi AKP ile yapılan zımni anlaşma gereği iki taraf da arka planda kendi ajandasını uygulamanın, devlete kendi kadrolarını hakim kılmanın, bu arada hem karşı tarafın hem de olası diğer rakiplerin zayıf noktalarını bulmanın alt yapısını hazırlıyorlardı. İki taraf da birbirinin bu gizli ajandalarından haberdardılar ama kamuoyu önünde sorulan sorulara verdikleri cevaplarla bu tür çabaların bir fitne çıkarma girişimi olduğunu ilan ediyorlardı. Bir taraf diğerinin yolsuzluk dosyalarını biriktirirken diğer taraf ise hasmının insan kaynağının temeli olan dershaneler üzerinden onu vurmanın hesabını yapıyordu. Nihayet 2013 sonbaharında artık bu zımni anlaşmanın daha fazla uzatılamayacağı anlaşılınca Reis dershanelerin kapatılması kararı ile hamlesini yaptı.

Bu noktada FG dershanelerin kapatılması kararına bu kadar sert tepki vermeyerek hem kendi takipçilerinin selametini sağlamış hem de halkı kendi tarafına çekmiş olabilirdi. Ama dediğim gibi yıllarca devlette kadrolaşmış olma, özellikle hakim-savcılar üzerinden devşirdiği güç, rakibinin yolsuzluklarına dair biriktirmiş olduğu kabarık dosyalar FG’nin kendine olan güvenini artırmıştı ve o artık 28 Şubattaki gibi alttan alacak aciz birinden ziyade artık devlete kafa tutabilecek güçte kudretli biri idi!

O nedenle geri adım atmadı ve Reis’in hazırladığı tuzağa düştü. 17 Aralık sonrası yapılan mülaane/beddua FG’nin Reis’in blöfünü gördüğü ve meydan savaşına hazır olduğunun ilanı idi. Bu arada yeri gelmişken bu beddua meselesi ile ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. FG beddua ederken, o operasyonları gerçekleştiren polislerden bir tekini bile tanımadığını söylemişti. Ama polislerin bağlı olabileceği imamlarla ilgili en ufak bir cümle kurmadı. Bu açıdan bakıldığında beddua şeklen doğru görünüyordu. Ama o polisleri değil de onların bağlı olduğu imam ya da imamları tanıyorduysa ve bu imam ya da imamlar üzerinden operasyon ile ilgili malumatı vardıysa, bu durumda bu yapılan laf cambazlığı olmaz mıydı? Hadi diyelim insanları kandırdın, Allah kalbinde olanları bilmiyor muydu? FG’nin en son Adil Öksüz ile ilgili açıklamasından sonra muhtemelen yukarıdaki gibi bir laf cambazlığı ile bizleri kandırdığını düşünüyorum. Bence hiçbir zaman sadece o polisleri değil onların bağlı olduğu polis imam ya da imamlarını da tanımadığına dair o şekilde bir bedduayı yineleyemez.

İlan edilen savaşta, halkın bu kadar yolsuzluk, hırsızlığa karşı The Cemaat’in yanında konumlanacağını sandılar. Ne de olsa necip anadolu halkı idi bu, yüzyıllarca İslam’ın halaskarlığını yapmış aziz millet... Hakikisinin kanında zulmetmek damarının olmayacağına inanılan/inandırılan Türk Milleti.. Ama karşıda da zamanın en büyük siyasi/şeytani dehası vardı. Ve ne yaptı ne etti, elinde Kuranı salladı, davudi sesiyle Allah dedi, peygamber dedi, halkı kendi yanına çekmeyi başardı. The Cemaat altta kalır mı, ne idüğü belirsiz fuatavni, başçalan türü hesaplarla devletin yatak odasının kayıtlarını sosyal medyadan servis etmeye başladı. Büyüklerimiz her doğru her yerde söylenmez demişler, sen içeriği doğru bile olsa bu tür devletin mahrem kayıtlarını bu şekilde servis edersen, içerikten önce niyet öne çıkar; hırsızlık, yolsuzluktan önce senin nasıl bir gizli, karanlık örgüt olduğun sorgulanmaya başlanır.

Evet, 17/25 Aralık kesinlikle büyük bir yolsuzluk, hırsızlık davası idi. Ama bu olayın The Cemaat eliyle, organize bir şekilde yapılması da kesinlikle bir siyasi operasyon idi. Dünyanın hiçbir ciddi ülkesinde bu tür bir olayın salt bir tarafına odaklanılıp, diğer tarafı görmemezlikten gelinmez. Eğer 17/25 Aralık sürecinde The Cemaat hükümeti düşürseydi, bugün TR’yi artık The Cemaat yönetiyor olacaktı! Düşünsenize, Allah rızası için yola çıkan bir dini cemaat gün geliyor hükümet düşürüyor ve hala Allah yolunda hizmet ettiğini iddia ediyor olacaktı.

Her ne kadar 17/25 Aralık ile başlayan ve 15 Temmuz kurgusu ile nirvanaya ulaşan bu sürecin KHK ile ihraç edilmiş bir mağduru olsam da Allah’ın The Cemaati  tasfiye etmesinden memnunum. Allah’ın hikmetinden sual olunmaz, kader planında belki tabanın bu kadar mağdur olmayacağı başka bir tasfiye senaryosu da olabilirdi ama, illaki bu şekilde olmasının bir hikmeti vardır. Bunca hataya, yanlışa rağmen The Cemaat ve FG’ye toz kondurmayan bir kısım cemaat tabanına, daha soft bir geçişte tabandan belki de daha çok insan dahil olacaktı. Bilmiyorum, böyle bir hikmeti de olabilir.

Evet dediğim gibi The Cemaat başarılı olsa idi o artık hükümet indiren, hükümet getiren bir dini cemaat olacaktı! Reis gibi güçlü bir siyasiyi alaşağı eden bir cemaat, diğer siyasi parti ve liderlere ne yapmazdı? Reis burada da siyasi dehasını konuşturdu ve kendisine çekilen bu operasyon üzerinden, devleti oluşturan tüm unsurları, The Cemaat’i bitirme konusunda kendi yanında yer almaya ikna etti. Evet, bugün bu yaşanılanlar bana göre sadece AKP ya da derin devletin bir kararı değildir. The Cemaat’in bu meydan savaşında topyekün tüm unsurları ile sahaya çıkması aslında onun devletin ne kadar derinlerine sızmış olduğunu da deşifre etti ve sonuçta MHPsinden CHPsine kadar AKP ve derin devlet dışında kalan unsurların da Reis’in yanında yer alıp zımni bir anlaşma yapmasına neden oldu. Fakat tabi Reis’e elini veren kolunu kaptırdı, The Cemaat’in tasfiyesi için verilen onay geldiği nokta itibariyle biat etmeyen tüm kesimlerin tasfiyesine vardı.

The Cemaatin imamları aracılığıyla devletin kritik kurumlarında yürüttüğü bu gizli örgütsel faaliyetler; hem kendi başını yedi, hem yukarılarda dönen bu pis ve kirli işlerden haberi olmayan yüzbinlerce masumu mağdur etti hem de Reis’in eline Fetö ismiyle öyle kullanışlı bir araç verdi ki, geldiğimiz nokta itibariyle ülkede rejim değişti, faşizm yerleşti, bilgi ve iletişim çağında ülkenin yönü tekrar Ortadoğu bataklığına döndürüldü. Geriye bakıp düşündüğümde sormadan edemiyorum, acaba bu Fetö olmasaydı bugün yaşanılanların ne kadarı yaşanılabilirdi? Elinize sağlık FG ve The Cemaat’in stratejik aklı..

Ne derece doğrudur bilemiyorum ama, derler ki Allah bazen zalimi başka bir zalim eliyle tasfiye eder, cezasını verir. Nacizane FG ve Reis olayına bu perspektiften bakıyorum; ortada iki zalim var, Allah önce Reis eliyle FG’yi tasfiye etti, sonra bizzat kendisi Reis’i tasfiye edecek. Ha bana göre bugün TR’nin geldiği noktada sacayağının üçüncü bileşeni de Devlet Bahçeli’dir. Her ne kadar diğer ikisi kadar rolü yoksa da tarih önünde o da hak ettiği değeri eninde sonunda bulacaktır.

Saygılarımla,

-KHKlı

1 yorum:

  1. Cemaatin kurumlarinda çalışan insanlar önceden mudurune vs hemen itaat eder verilen iși en güzel sekilde yapmaya calisirdi ama șu süreçte gordukki bir ulkenin genel muduru ogretmenleri topluyor hicbir problem yok burada oluruz yine de donmeyiz sonuna kadar buradayiz deyip gaz veriyor bu arada kendi ailesine abd vizesi alip sessizce kaçıp gidiyor ve telefonla ulke yonetmeye devam ediyor ve bu adama kimse birsey yapmiyor. Buna șahit olan artik kimi dinler kime itaat eder hem turkiyedeki sistemi elestir hem de aynisini yap.

    YanıtlaSil