Header Ads Widget

test banner

‘Twitleri Katlayın’: İnsan Hakları Mücadelesi Nasıl Karartılır?

 
Yeni yıla ülkemizin yeni alışkanlıklarıyla girdik. Uzun yıllar içinde kadın cinayetlerini/erkek terörünü, intiharları normalleştirmiştik. Yeni normallerimiz çıplak aramalar, yeni doğum yapmış kadınların doğumhanede tutuklanması. Acıyı, zulmü, ızdırabı ekmeğimize katık yaptık artık. Çıkış yolunu bulamıyoruz, karşılıklı oturup o yol nerdedir diye konuşamıyoruz.

Ben çıkış yolunu sivil harekette görüyorum. Sivil alanda sadece konuşma değil, harekete de geçmemiz gerekir. Her ikisinin de önceliği sivil alanın oluşması ve korunması. Dolayısıyla, bana göre bu sivil alanın karartılması, mücadelenin sivil alandan karanlık alana taşınması hak mücadelesinin en büyük engellerinden. Bu engelleri çıkaranların kendi politikalarına alet etmek üzere insanlar hak mücadelesini kullanmalarını bir insanlık suçu olarak görüyorum. Bu yazımda ülke tarihimizin en büyük hak ihlallerinden birini yaşadığı son 5 yılında, bu insan hakları mücadelesinin sivil zemine kaymasının büyük engellerinden biri olarak gördüğüm bir yapıdan bahsetmeye çalışacağım.

Paylaşacağım analizler konunun takipçileri tarafından oldukça iyi biliniyor. Aslına bakılırsa, çalışma prensibi ve stratejisi olarak artık neredeyse bütün Türkiye’nin aşina olduğu bir yapıdan bahsediyorum. Bu durumda yapmaya çalıştığım, herkesin bildiğini herkese tekrar anlatmak değil. Hak mücadelesinin sivil zemine kaymasını engelleyenlerin üzerine ışık tutarak referans olacak bir zemin oluşturmak istiyorum.

The Cemaat ve Algı Yönetimi

Algı yönetimi the cemaatin en başarılı olduğu alanlardan biri. Onlarca yıllık gazete, dergi ve televizyon tecrübeleriyle uzun yıllara varan medyadaki tecrübelerini Kaynak Yayın, Samanyolu televizyonlar grubu gibi holdinglerle imparatorluğa dönüştürmüşlerdi. AK Parti’yle açıktan iktidar savaşına girdiklerinde bu imparatorluktan da fazlasını ellerinde ellerinde bulacaklardı: Sosyal medya. Sosyal medya sayesinde cemaat mensuplarını dinamik ve ‘to the point’ kullanabileceklerdi. Aşağıda da açıklamaya çalışacağım üzere yıllar içinde sosyal medyada uzmanlaştıkça kendilerine hiç sempati beslememiş veya beslemeyecek insanları da kendi ‘dava’larını destekler noktaya getirebileceklerdi.

Herkesin malumu, cemaatin sosyal medyayı (aslında o günler için sadece Twitter ve ilginç bir şekilde hala yoğunlukla Twitter) organize bir şekilde kullanmaya başlaması dershanelerin kapanma sürecinde #dershanemedokunma gibi etiketlerle başladı. Bu organize hareket cemaat mensuplarından birinin rüyasında Hz. Muhammed (sav)in ‘twitleri katlayın’ dediğini FG’ne aktarması ve FG’nin de bunu desteklemesi üzerine başka bir safhaya geçti ve Twitter ‘cenk’ine isteksiz cemaat mensuplarını da bu ‘savaş’a dahil etmeyi başardı.

O günlerde cemaatin etiket savaşlarını, bugün de olduğu gibi, yöneten hesaplar vardı. Hangi gün hangi saatte hangi etiketin paylaşılacağı ilan ediliyor, cemaat mensupları da ellerine telefonlarını kuşanmış bir şekilde ‘cenk’i bekliyorlardı. FG’nin kaldığı kamptan, ‘işleri güçleri dua ibadet olan o münzevi insanların yaşadığı kutlu mekan’dan ellerinde telefolarıyla twit atan ‘retweet mücahid’lerinin resimleri insanları motive ediyordu. O ‘mücahid’lerin her biri o günden bugüne kaç telefon değiştirdi, kaç yeni hesap açtı kim bilir?

Bir akıllı telefon mucizesi olan bu sosyal medya cenginde cemaat en seksi hamlesini şüphesiz Fuat Avni’yle yaptı. Erdoğan’ın hemen yakınından attığını ima ve ifade ettiği twitleriyle herkesi o günlerde şok etmişti (Bu yaşananlar sanki yüz yıl önceymiş gibi gelmiyor mu size de?). Fuat Avni hesabın ringe sürdüğü Rocky değildi sadece! Fuat Avni aynı zamanda rakibini içten içe çökerteceğine inandığı bir virüstü. İktidarın iç yüzünü ortaya çıkaracak ve iktidar destekçilerinin de başta Erdoğan olmak üzere iktidara yönelik desteğini bitirecekti.




Fuat Avni ilk twitini 18 Şubat 2014’de (yukarıda solda), son twitini de 20 Temmuz 2016’da (yukarıda sağda) darbeden bir kaç gün sonra attı. Fuat Avni hesabının susması ve bu hesapla ilgili öğrenilenler cemaatin sosyal medyada nasıl organize olduğunu gözler önüne serdi. Ne yazık ki bu neredeyse her zaman ihmal edilen bir bilgi oldu ve cemaat o günden bugüne algıyı istediği gibi yönetti. Aşağıda cemaatin organize sosyal medya algı yönetimi mekanizmasının ancak çok küçük bir parçasını paylaşabileceğim. Hem yer sınırlı, hem de bu yapıyı tamamen bilmemiz imkansız. Ama nasıl çalıştığına dair kollektif bir farkındalık geliştirebilirsek cemaatin insanların mağduriyetlerinden artık daha fazla nemalanmasına müsaade etmeyebiliriz. Kim bilir, sonra belki Şirinler’i bile görebiliriz :)

Bir Takım İnce Hesaplar

Algı yönetimi ciddi iştir ve insanların keyiflerine, motivasyonlarına bırakılamaz. Cemaatin sosyal medyada algı yönetimi operasyonel ekip işi olarak görünmektedir ve organize hareket ettikleri açıktır. Nasıl çalıştıkları sır değil, yöntemlerine de hiç kimse yabancı değil: Olmadıkları gibi görünüp, oluşturmak istedikleri algıya yönelik başka kimliklerle hesap açıp yalanlarla öncelikle aranıza karışmaya çalışmaya; kendini sizden biri olduğuna ya da sizin onaylamayacağınız biri olmadığına ikna edecek şekilde başlıyorlar. Bu içeri sızma sosyal medyayla ilginç bir aşamaya taşındı. Önceden solcuların, sanatçıların, liberallerin, sekülerlerin arasına sızmaya çalışırken artık kendi cemaatlerinin arasına da sızmaya çalışıyorlar. Hesabın büyümesi şüphesiz bu süreçte alacakları etkileşimlerle olacak. Bu süreçte sıklıkla karşımıza çıkan cemaatin ‘temiz’, ‘aydın’ yüzlerinden alınan ‘retweet’lerle bu hesapların cemaate sunulması, meşrulaştırılması. Böylelikle i̇nsanlar sorgulamadan bu hesapları ve paylaşımlarını takibe almasını sağlıyorlar.

Tabi bu aslında bir hesabı büyütmenin uzun ve meşakkatli yolu. Organize ve operasyonel olmadan kendi başına bir kişinin bunu başarması oldukça zor. Halbuki Emre Uslu gibi bot hesaplarla takipçi sayılarını yüzbinlere taşıyıp öne çıkan bir hesap olmak da mümkün. Ne var ki bu ilk zamanlarda denenen bu yöntem zaman içinde Twitter algoritmalarının etkileşimi öne çıkarması ve böyle hesapların politik araç olarak kullanılmasından tercih edilmiyor gibi görünüyor. Zira Twitter yaptığı hükümet politikalarına destek gerekçesiyle yaptığı son operasyonda eski cemaat hesaplarını da görmek mümkündü. (Örneğin, 174710 takipçili Luxembourg merkezli Odak Noktası hesabı. Kapatılan 7340 hesabın bilgilerine buradaki veri setini indirerek ulaşabilirsiniz.)




Cemaatten olmayan ama cemaatten başka da gündemi olmayan Emre Uslu. Twitter’ın bu hesapları tespit için kullandığı yöntemle analiz etmiştim Emre Uslu’nun takipçilerini. Analiz ettiğim dönemde 600 binin üzerinde takipçisi vardı.


Bu operasyonel ekibin kendisinin çok büyük olmadığını tahmin etmek zor değil. Tahmini daha da kolay olan Fuat Avni hesabını yöneten ekibin bu operasyonel ekibin merkezinde olduğu. Zaman içinde Twitter'a daha da adapte oldukça benim iddiama göre dünya üzerinde en etkili algı yönetimi ekipleri arasındalar. Hiç şüphesiz iktidarın paralı ekiplerinden çok daha iyiler.

Bu hesapların ortak özelliği hemen hepsinin (muhtemelen hepsinin) ‘karşı mahalle’den olması. İyi üniversiteler bitirmişler, yurt dışında okumuşlar, liberaller, gezi direnişine destek verdiler veya (bir çoğu için tabi ki) Atatürkçüler. Kimilerinin milliyetçiliğe, kimilerinin dine alerjisi var. Cemaatin içine ‘sızacak’larsa bu hesaplar cemaati seviyor ama cemaatten olmuyor. Muhtemelen hiç birine bu hesapların cemaatle ilişkili olduğu hatta takip etmeleri tavsiye edilmediği halde, cemaat mensupları bu hesapların sorgusuz sualsiz takip ediyor; gündemlerine, algı oyunlarına destek oluyor.

Bu hesapların sayısını bilmemiz mümkün değil. Bilinenlerin hepsini burda listelemek dahi oldukça fazla yer kaplar, ama bazı örnekler açıklayıcı olacaktır. Bence bu incelemeyi yaparken birinci sıraya kendini karşı mahalleden ve gerçek kişi gibi gösteren hesaplardan başlamak gerekir.

Bu hesapların sanırım en ünlülerinden biri Simge Ekici (capulcukız). Takipçi sayısı muhtemelen sonrasında deşifre olduğu için istediği gibi artmadı ama arkasından gelenlere bir ‘vizyon’ bıraktı ve onlar çok başarılı oldular. Önceleri başka insanların resimlerini kendilerine ait olarak gösterip hesap açma stratejisi (nedense çoğunlukla kadın), yerini zaman içinde stock resimleri kullanmaya bıraktı.

Suna Varol, Cansu Demir bunların bilinenleri ama çok daha fazlasını bu hesapları açtığınızda Twitter size öneriyor zaten. (Lütfen bu hesapların içinde yaygın isim kullananların hesap isimlerini nasıl oluşturduklarına dikkat edin. İlginç bir benzerlik göreceksiniz.)

Gerçek kişi olduğuna inanarak daha fazla kredi verdiğini verdiğiniz bir hesabın sizin algınızla oynamak ve sizi kendi politikasına alet etmek olduğunu nasıl düşünebilirsiniz ki o kadar işinizin arasında?










Bu hesapların kendilerini başka kimliklere ait gösterme yöntemleri o kadar başarılı ki i̇nsanlar sadece onları gerçek biri gibi algılamıyor, başkalarıyla da karıştırıyor. Ve ne kadar anlatılırsa anlatılsın, i̇nsanlar bu hesapların dediklerine itibar etmekten vazgeçmiyor. Aşağıda bu durumun mağduru Tuğçe Varol’un bütün uyarılarına rağmem ısrarla kendini Suna Varol sanmalarına yönelik serzenişini görüyoruz. Bir sonraki paylaşıma ise pandemi döneminde bir hastanede yaşandığını iddia ettiği olayları kullanarak kara propaganda yapmaya çalışan Gülce hesabını (Twitter daha sonra bu hesabı kapattı) o hastanede çalışan bir doktor yalanlıyor.





Burada Reşid Gülerdem, Ali Efendi, Kral Hektor gibi zor durumdaki insanlara bugüne kadar yalancı baharlar satan; rüyalarla acılarını, mağduriyetlerini suistimal edenleri anmak istemem. Artık eskiden gazete mi yönetmişlerdir, bir yerlerde mahrem imamlık mı yapmışlardır da artık doyum sağlamak için Twitter'ı seçmişlerdir bilemem. İlgilenmiyorum.

Bu arada bir çok kişi cemaatin gazetecileri neredeyse beş yıldır neden sadece kendi kendilerine yayın yapıyor, neden yabancı medyaya insanların yaşadıkları haksızlıkları anlatmıyorlar diye sorgularken ilginç bir olay yaşandı. Son dönemin en azından ilgililerine ünlü troll hesabı Süleyman Ayanoğlu birden kapandı. Elvan Aktaş bu kişiyle özel mesajlaşmalarını yayınladı (belli ki o da insanların mağduriyetlerinin suistimal edilmesinden rahatsız). O yazışmalarda Ayanoğlu kendisine referans olarak gazeteci Adem Yavuz Arslan’ı gösteriyordu.


Amatör bir çıkışla Adem Yavuz Arslan bunları yalanladı. Daha doğrusu, özelden biraz yazıştıklarını ama o kişiyi herkes kadar sadece paylaşımlarından tanıdığını ifade etti. Ben de bu ifadeye itibar ediyor gazetecinin bu hesabı değil tanımak, ortak hareket ettiğini dahi ifade etmiyorum. Dolayısıyla bu hesapların (bazılarının) kendi cümleleriyle yazdıklarında kullandıkları dilin, cümle yapılarının birbiriyle nasıl örtüştüğünün analizini size bırakıyorum.

Sosyal medyada operasyonel tecrübesi artık iyi olgunlaştı cemaatin. Eğer gerekseydi içerik analizi de yapılabilirdi kimlerin hangi hesapları kullandığını tespit etmek için. Kolaylıkla ulaşılabilir kodlarla, mesela Adem Yavuz Arslan’ın, Ekrem Dumanlı’nın ya da Mahmut Akpınar’ın Tr724 deki yazılarını referans olarak kullanıp, öne çıkan troll hesapların içerikleriyle otomatik karşılaştırarak analizler yapılabilirdi. Şimdilik bu yazıda paylaştığım basit analizle yetinelim.

Girişte de ifade ettiğim gibi, bu yazı konunun takipçilerine yeni bilgi vermeyecek. Referans olması ve zaman içinde büyütülebileceği için zaman ayırdım bu yazıyi yazmak için. Bu operasyonel hesapların gündemlerinin sosyal medyada ciddi bir katkısı olduğunu görmedim. Aksine, iyileşmeye dair önemli bir konu gündeme geldiğinde hemen devreye girerek mağdurların durumunu daha da kötüleştirecek çıkışlar yaptığını sıklıkla gözlemledim. Dolayısıyla, böyle hesapların görecekleri tepkiyle sessizleşmesini hatta yok olmasını umuyorum. Böylelikle hak mücadelesinin daha şeffaf ve gercek anlamda sivil zemine kayacağına inanıyorum. Daha şeffaf ve sivil zeminde hareket eden Ömer Faruk Gergerlioğlu arkasına aldığı sivil destekle, ki o da sadece sosyal medyada ve yine sadece Twitter da, önemli kazanımlar elde ediyor. Artık bu ‘karanlık’ hesapların aydınlığa çıkması ve sivil mücadelenin önünden çekilmesi gerekiyor.

@SelimIzler

author

"Sorumluluk Reddi" Konusunda Önemli Bilgilendirme:

Münferit Fikir Platformunda yazılan tüm yazılar, aksi MFP YYK tarafından belirtilmedikçe yazarların kendi görüşleridir. MFP’nin ve platformdaki diğer yazarların görüşlerini yansıtmaz veya ifade etmez.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar